.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

KIYAMET - MEHDİ NİN ALAMETLERİ -1

Bu bölümde, son zamanlarda çok konuşulan Mehdi meselesini,  yorumsuz aktarıyoruz....

Pazar, 14 Mart 2010 21:36 tarihinde güncellendi

TASAVVUFUN DELİLLERİNDEN BİR HADİS - 3

İKİ İLİM


Ebu Hureyre r.a. rivayet etti: “İlim ikidir. Lisan üzere olan ilim ki bu, Allahu tealanın halkı üzerine huccetidir. Kalbte olan bir ilim ki bu, menfaatli olan ilimdir.”

(Tirmizi, Hakim, İbni Abdil Berr sahih isnadla Hasen’den Murseldir dedi. Hatıb, tarihinde Hasenin Cabir’den olan isnadıyla... İhya’nın Hadislerini Tahriç 1/136)



Başka bir rivayette: “İlim ikidir. Kalbte olan ilim. Bu ilim, menfaat vericidir. Lisan üzere olan ilim. Bu, Allahın ademoğulları üzerine huccetidir.” Şeklinde geldi.

Hakim, Hasen’den mürsel olduğunu söyledi. Hatıb, cabirden rivayet etti. Fethul Kebir 2/239)



Ayrıca İbni Bişran, Emali’de bunu tahriç etti. 1/248/22.cilt)



Menavi’nin Camius Sağir şerhinde: Kalbteki ilim, haşyet –Allah korkusu- iras eden ilimdir, bu sahibi için faidelidir, dedi. (Camius Sağir 2/305)



Feyzul Kadir de: Kalbte sabit olan ilim, haşyet iras eder (ortaya çıkartır), açıkca büyük günahtan uzak eder, der.



Bu manaya takviye olan diğer bir hadişi şerif:



Ebu Hureyre r.a. der: “Resulullah s.a.v den iki kab hıfzettim (doldurdum), birini size açıkladım. Diğerine gelince, şayet onu açıklarsam şu boğazımı kesersiniz.”

(Buhari) (Mişkatul Mesabih 1/812)



Bir hadisi şerifte “İnsanlarla, akılları takatınca konuşun” buyruldu. Buna göre her hakikatın açıklanması her zaman uygun olmamaktadır. O halde hakikatler asrı saadette mevcut olup vakti gelince ehline açıklanmaktadır, bunda da şeriata muhalif bir durum yoktur, zira şeriatın tüm hükümleri tamam olmuştu. Daha sonra zamanla elde edilen kemalatların, aslında Resulullah’ta s.a.v ve bazı ashabında meknun olduğu ve ehline işaretle ilhamla akıtıldığı ehli sünnetin artak kabul ettiği değerlerdendir. Bu yüzden keramet, huccet olmadığı halde inkar da edilemez.



BU İLİM HANGİSİDİR?

İbni Abbas’tan r.anhuma rivayet edilen şey bunu biraz açıklar  “Kişi bildiği ile amel ederse, Allahu teala bilmediğini ona öğretir.”  Yani, ledünni ilim. Veya Allahu tealayı bilmedeki ziyade marifet, nefsin ve şeytanın hilesi, dünyanın aldatması, ilmin afetleri gibi hususları bilmesi murad edilir. (Menavi’nin Camius Sağir şerhi 2/303)



“İnsana bilmediğini öğretti.”  (Alak: 5)

İlmi ledünniye işarettir.   Umdetul Kari, Buhari şerhi 1/158)



“Muhakkak ona, tarafımızdan ilim vermiştik.” (Kehf: 65)

Bütün ilimler Allahın katından olmasıyla birlikte böyle buyurdu, zira bazı ilimler halkın talimi vasıtasıyla olur. Buna ledunni ilim denmez.  Bilakis ilmi ledunni, hariçten telif edilmeyen ve sebeb olmaksızın hasıl olan alemin sırrının açıldığı ilimdir. (Feyzul Kadir 2/11)



Aynı eserin 4/510 da: “Kim öğrendiği ile amel ederse, Allahu teala ona bilmediğini öğretir”  İlmi ledunnidir ki, Allahu teala tarafından hibe edilmiştir. Kul bununla nefsin hazlarını ve garazlarını idrak eder. Hak ve hukuktan olan farzları anlar. Nefsin hazlarını terk eder, hak ve hukukları eda için kaim olur. Bazılarının, -Bundan murad ilhamdır- sözünün manası da budur.

“Allahu teala bilmediğini ona öğretir.”  Allahu tealayı bilmedeki ziyade marifet, nefsin ve şeytanın hilesi, dünyanın aldatması, ameldeki afetler gibi hususları bilmesi murad edilir. Riya ucub (amelini beğenme hali) ve kibir hali, nefsin riyazatları onu arındırmak, kazanın acılığına sabra tahammul, nimetlere şükür, vaad edilene güven, Allaha tevekkül, halkın eziyetlerine tahammul gibileri. Muhakkak sabittirki, sofiyyenin ilimlerinin inceliklerinden biri de ilahi hibeler ve hususi ikramlardır. Bunlar sırf taleble elde edilmez, bunların elde edilmesi vechine riayet lazımdır.  Birincisi takatınca amel etmeli.  İkincisi himmeti miktarınca Allaha sığınmalı. Üçüncüsü ehli sünnete rucu ettiğinde, anlayış hasıl olması ve hatadan korunması için, manalara bakışı mutlak (yorumsuz-tevilsiz) bırakmalı.

Cüneydi Bağdadi bu hususta şöyle dedi: tasavvufu, kîl u kâl den, gösteriş ve cidalden almadık; bilakis açlık hali, seherlere kadar uykusuzluk ve amel işlemekten aldık.



Mişkatul Mesabih 2/90 dan:

İlim mü’minin kalbinde bir nurdur, Nübüvvet kandilinden iktibas edilmiştir. Muhammedin kavlinden, Ahmedi fiillerden, Mahmudi hallerden elde edilmiş olup onunla Allaha, sıfatlarına, fillerine ve ahkamına vasıl olunur.  Şayet ilim beşer vasıtasıyla olursa buna kesbi ilim denir.  Böyle değilse ledunni ilimdir. Bu da vahiy, ilham ve firaset kısımlarına ayrılır.



Vahiy, ilahi kelamdır ki onu peygamberinin kalbine indirir.



İlham, lügatte bildirmektir. Hak ilimdir, Allahu teala bunu gaybtan kullarının kalbine atar.  “Deki Rabbim, hakkı atar…” (Ğafir: 15)

İbni Kesir r.a bunun açıklamasında şöyle der:

Allahu teala, yer ehlinden olan kullarından dilediğine meleği gönderir. O, bütün gaybları bilir. Göklerde ve yerde hiçbir şey ona gizli kalmaz.

Beyzavi şöyle dedi: Kullarından seçtiğinin üzerine onu atar ve indirir.

Fahrur Razi: Kalblere atar. Dilediğine dilediği şeyi verir.



Firaset ilmi: “Mü’minin firasetinden sakının, zira o, Allahın nuruyla bakar.” Hadisi şerifinin ifade ettiğidir. İlhamda gaybi şeylerin keşfi vasıtasız olur. Firasette ise bazı eserleri teferrus ile olur. İlham, vahye tabidir. Tersi olmaz.



Vahidinin Vecizi 1/667

“Ona, tarafımızdan ilim öğrettik.” ( Kehf: 66)  Gayb ilminden ona ilim verdik.

Bu kıssanın Musa a.s. ile Hızır a.s. arasında olduğunu inkar edenlere karşı ibni Mes’ud r.anhuma : Allahın düşmanı yalan söyledi…. Dedi.



İbni Kesir derki: Bu ayetin nüzül sebebi Musa a.s. ın, sözüdür. (En iyi bilen kimdir veya daha iyi bilen varmı?) Allahu teala vahyetti: 

Allahın kullarından biri var, iki denizin bitiştiği yerde bulunuyor. Onun yanında Musa’nın bilmediği ilimler var. Musa onun yanına gitmeyi sevdi….(5/173)



Bu Hızır a.s  dır, sahih hadisler buna delalet eder. (İbni Kesir 5/175)



Hazin Tefsiri: 4/223



“Ona, tarafımızdan ilim öğrettik.” İlham olarak batın ilmi… Hızır a.s. ekseri alimlere göre nebi değildi.



Bu manayı kuvvetlendiren başka bir rivayet

Nebi s.a.v buyurdu: “Allahu teala göğsüme/kalbime, hangi şeyi dökmüşse, muhakkak onu Ebu Bekrin r.a kalbine döktüm.” (Razi Tefsiri: 1/1673)

Aynı rivayet Nisaburi Tefsiri 4/149 da,  Ruhul Beyan 3/397 de,  Garaibul Kur’an 3/471 de,  Muğni, anil Huffaz  vel Kitab 1/36 da, zikredilmiştir.



Hafız Iraki’nin tahriçli Ihya-ı ulumuddin 1/183 te bununla alakalı şöyle der: “Allah, elbette Muhsinlerle birliktedir.”   Bu (mana) son derece kıymetli bir cevherdir ki, sıdıklar ve mukarreblerin imanının gayesidir. Bu sırra “Ebu Bekrin kalbine akıtılan” şeyle işaret edildi. Zira bununla hakla üstün oldu,  şu sırlar ona açıldı, bilakis şu sırlar onun için, mücahedesi miktarınca derecelerdir. Batının dereceleri, Allah’tan gayrı şeylerin temizlenmesi ve arındırılmasındadır. 

İbni Cevzi, Mevzuatında 1/319

Musannif (Cevzi) derki; Ebu Bekrin r.a. fazileti hakkında rivayet edilen pek çok hadisi şerifi zikretmedim, bunlardan bir çoğu mana itibarıyla sahihtir, fakat menkul olarak (şu ibare ile) sabit değillerdir. Avamın işitmekte daim olduğu şey de bundandır: Şöyle derler: Nebi s.a.v buyurdu: “Allahu teala göğsüme/kalbime, hangi şeyi dökmüşse, muhakkak onu Ebu Bekrin r.a kalbine döktüm.”

Cevzi birkaç rivayet daha zikrettikten sonra şöyle der: Eserde sahih olduklarını veya mevzu olduklarını görmedik. Bu gibi şeylerde sözü uzatmanın faidesi yok.


Diğer bazı tahriç eshabı bu rivayete mevzu demiştir. Ancak saydığımız makbul eserler mana cihetine baktıklarından rivayeti kitablarına almışlardır.


Netice olarak deriz ki yukardaki rivayetlerle ledunni ilmin olduğu, bu ilmin şeriat ilminden başka olduğu, bir takım özel kimselere bu ilmin akıtıldığı anlaşılmış oldu.

Biz de zaten bunu iddia ediyoruz. Manevi ilimler, tasavvufi incelikler, ehlinin kalbine akıtılır, nesil nesil kıyamete kadar devam eder. Bunu inkar etmek, güneşi inkardan beterdir. Lafızların yanıltması, sapıkların kötü halleri hak yol üzere daim olanlara zarar vermez, zira hak sahibi olan, hakikat üzere olan, başkalarının yanlışından gocunmaz. Onların yanlışlarını bize isnad edemezler. Bizim bulunduğumuz yol, asla bid’atı kabul etmez. Ehli sünnete muhalefeti red eder.

Dikkat ederseniz zikrettiğimiz delillerin açıklamalarının nerdeyse tamamını, tasavvuf kitablarından getirmedik ki, belki kabulünüze daha yakın olur, yoksa zaten bizim için bu kardar uğraşmaya gerek yok, tasavvuf kitablarımız bunları uzun uzun anlatır ve gönül verenleri mutmeinne eder.

Zemahşeri (Mutezilenin ileri gelenlerinden) bir beldeye gelecekmiş. Bütün halk meşhur müfessir geliyor diye telaşlanmış. İhtiyar bir nine: Ne oluyor? Demiş. Büyük bir alim geliyor, Allahın varlığına yüzlerce delil getiriyor, demişler. Nine, ne olmuş yani, Allahın varlığında benim delile ihtiyacım yok ki….  Diğer delillere devam edeceğiz….

Pazar, 11 Nisan 2010 16:53 tarihinde güncellendi

H. OBAMA ASLINA DÖNDÜ....

obama.jpg

 

 

Obama'dan Osmanlı'ya hakaret
Çarşamba, 10 Mart 2010 10:27


ABD Başkanı Barack Obama, Yunanistan Bağımsızlık Günü dolaysıyla Beyaz Saray'da özel bir resepsiyon verdi.

ABD Başkanı Barack Obama, Yunanistan Bağımsızlık Günü dolaysıyla Beyaz Saray'da özel bir resepsiyon verdi. Sözde Ermeni soykırımı oylaması sırasında takındığı tutum nedeniyle Türkiye'nin tepkisini çeken Obama, Osmanlı'dan bağımsızlığı getiren kanlı Yunan isyanını 'demokrasinin beşiğinde demokrasiyi yeniden temin etmek için verilen mücadele' olarak tanımladı.

Resepsiyonda konuşan Yunan Ortodoks Kilisesi'nin Amerika Başpiskoposu Demetrios da, Osmanlı ordusunu acımasız olarak niteledi.

Perşembe, 15 Nisan 2010 23:18 tarihinde güncellendi

TASAVVUF EHLİNİN DELİLLERİ. REHBANİYYET AYETİ- 4

cami10.gifTASAVVUF EHLİNİN DELİLLERİ.  REHBANİYYET AYETİ- 4

Tasavvuf ehli, Hadid 27 ayetini, bir çok eserlerinde zikrederler ve bununla övülen bir fiilin bu ümmete zikredilmesini, aynı şartlara riayetle kabul görmesi olarak delil görürler. Yoksa rehbaniyyeti asla kasdetmezler. Bu farkı anlamayan bazı zahir erbabı, sanki tasavvuf ehlinin de ruhbanlar gibi, bir takım helalleri haram ederek Allaha şirk koştuğunu zırvalarlar. Halbuki daha evvelki delillerimizde de söylediğimiz gibi hak üzere olan tasavvuf ehli, asla sünneti seniyyeye muhalif olamaz. Şimdi ayeti kerimenin manasını ve makbul tefsirlerden açıklamalarını ve alakalı bir çok hadisi şerifi zikredelim.

“Ona uyanların kalplerine şefkat ve merhamet vermiştik. İcat ettikleri ruhbanlığa gelince, onu biz yazmadık. Fakat kendileri Allah rızasını kazanmak için yaptılar. Ama buna da gereği gibi uymadılar. Biz de onlardan iman edenlere, mükâfatlarını verdik. İçlerinden çoğu da yoldan çıkmışlardır.” (Hadid: 27)

 

Beyzavi Tefsiri:1/304

(Rehbaniyyeti icat ettiler. Bu ibadette riyazatlarda ve insanlardan kesilmede mübalağadır. Rehban’a mensub demektir. Bu, korkuda ileri derecede olandır. Bu kelimenin çoğulu rahib gelir.) (Bunu onların üzerine yazmamıştık, ) (lakin onlar bunu kendi taraflarından icat ettiler)  (sahihi imanı olanlara ecrini verdik, bunlar Muhammed s.a.v e iman edenlerdir. Haklarını muhafaza edenlerdir.)

 

Tefsiri Teysir:  2/129

“Bunu onlar üzerine yazmamıştık” Bununla onlara, kulluk vazifesi yüklememiştik.

 

İbni Kesir Tefsiri: 8/31 

Enes ibni Malik’ten r.a rivayetle Nebi s.a.v buyurdu: “Her nebi için rehbaniyyet vardır. Bu ümmetin rehbaniyyeti, Allah azze ve Celle yolunda cihattır” 

 

Celaleyn Tefsiri 1/723

(Ona hakkıyla riayet etmediler.) Zira ekserisi onu terk etti ve İsa a.s ın dinine küfretti. Sultanlarının dinlerine girdiler. Bir çoğu da, İsa’nın a.s. dini üzere kaldılar. Sonra Nebimiz s.a.v e iman ettiler.

 

Taberi Tefsiri: 23/202 

Onlar üzerine şu rehbaniyyet farz adilmemişti.  Lakin onlar, Allahın rızasını elde etmek için bunu ihdas ettiler.

Rehbaniyyete hakkıyla riayet etmeyenler hakkında müfessirler ihtilaf etti. Bazıları derki: O yolu ihdas edip onun üzerine kaim olmayanlardır. Lakin onlar yolu değiştirdiler, İsa’nın a.s. gönderildiği hak dine muhalefet ettiler; Nasrani ve Yahudi oldular.

Diğer bazıları da der: Daha sonra gelen bir topluluktur, evvelkilerin yaptığı gibi yapacağız dediler… Fakat Allahu teala onların yolu değiştirdiğini beyan etti.

 

Fahrur Razi Tefsiri: 1/ 561

İşte bu sebeble Efendimiz s.a.v buyurdu: “Ümmetimin rehbaniyyeti, mescitlerde oturmalarıdır.” (İbadet için..)

Fahrur Razi derki: Hadisi şerifte “İslamda Rehbaniyyet yoktur” buyrulmakla birlikte, Allahu teala onları niçin medh etti? Denirse; deriz ki: Bu medih, Yahudilerin kasavet ve aşırı küfürleri karşılığında Hıristiyanların bir takımlarını medih kabilinden oldu. Bundan dolayı, mutlak olarak Hıristiyanların mehdi lazım gelmez, zira onların da nice sözleri var ki, Yahudilerden daha beterdir.  (A.g.e 1/1697)

Fahrur Razi 1/4419 da şöyle der:

Bunlar hakkında bir takım sözler var: evveli: Rehbaniyyeti icat edenler ona hakkıyla riayet etmediler, teslis ve ittihadı kattılar. Onlardan bir kısmı ise, İsa’nın a.s. dini üzere yaşayıp Nebimiz s.a.v e iman etti.

İkinci söz: Rehbaniyyet onlara farz edilmemişti, kendileri Allahın rızasına tevessül için bunu ihdas ettiler. Sonra o filleri işlediler ama, Allah rızası için değil. Yani dünyalık talebi, riyaset  ve gösteriş için.

Üçüncü söz: Üzerlerine kendileri lazım getirince zemmedildiler, zira kendileri kendi üzerlerine bunu vacib etmişlerdi, vacibin terki zemmi gerektirdi.  

Dördüncü söz: Hakkıyla yola riayet etmeyenler, Muhammedi s.a.v idrak edip, ona tabi olmayanlardır. Hadisi şerif “Bana iman edip tasdik edenler, bana tabi olanlar, ona (rehbaniyyete) hakkıyla riayet edenlerdir. Bana iman etmeyenler de, işte helak olanları onlardır.”  İki gurubu açıklar.

Beşinci söz: İsa’nın a.s. kavminden olan Salihler, rehbaniyyeti icat ettiler ve onun üzerine yaşayıp tükendiler. Sonra peşlerinden gelen bir topluluk sadece lisan da onlara tabi oldu, amelde onlara tabi olmadılar. İşte hakkına riayet etmeyenler onlardır.

Ata’ r.a. derki: Havarilerin riayet ettiği gibi o yola raiyet etmediler.

“Onlardan ekserisi fasıklardır” ayetinin bu kısmı,  bazısının rehbaniyyete sadık kaldığını, ekserisinin fasık olup şu yolu (tefsirin tabiri şöyle: Şu tarikatı) zahiren ve batınen terk ettiğini beyan eder.  (a.g.e Cüz 29 sahif: 477)

 

Kurtubi Tefsiri: 17/263

Kurtubi r.a. kelimenin irabını ve nereye atfedildiğini inceledikten sonra şöyle der:

Bu izahlara göre Mana: Allahu teala onlara bu yolu (rehbaniyyeti) verdi, onlar yolu değiştirdiler ve içine bid’atleri soktular. 

264. sayfada şöyle der:  Her ihdasın bid’at olduğuna ayeti kerime delalet eder. Hayrı icat eden için, onun üzerine devam etmek lazımdır. Onun zıttına dönmemeli, aksi halde ayetin içine dahil olur.

Ebi Umame el Bahili’den şöyle rivayet edildi: Ramazan gecelerini (teravihle) kaim olmayı ihdas ettiniz, size farz edilmemişti. Ancak size oruç farz edildi. O halde geceyi kıyama devam edin. O halde bunu yapın ve terk etmeyin, zira Beni israilden bir topluluk, Allahın kendilerine yazmadığı bir bid’ati ihdas etmişlerdi, Allahın rızasını taleb etmek için ihdas etmişlerdi, fakat hakkına riayet etmediler. Bu terkleri yüzünden Allahu teala onları ayıpladı….

Devamla: Ayette, insanlardan uzlet edip evlere ibadet hanelere çekilmeye delalet vardır. Bu durum, zamanın fesadında, dostlar ve kardeşlerin değiştiği zamanda (hele bu zamanda) mendubtur. Bu hususta Ahmed’in Müsnedinde Umame el Bahili r.a. nin rivayet ettiği hadisi şerif zikredilmiştir. (evvelinde geçti)

Âdâbuş Şeria- İbni Muflih (veya Mufellih): 2/35

İbni Cevzi derki: İslamda belli bir yere seyahat yoktur. Bu hususta hadisi şerif vardır. İmamı Ahmed r.a derki: Seyahat islamda (makbul) bir şey değildir. Nebilerin ve Salihlerin fiili değildir. Ayrıca sefer kalbi dağınık yapar, müridin sefere çıkması doğru değildir, ancak ilim talebi için veya kendisine tabi olunan bir şeyhi müşahede (buluşmak) için olur.

 

Terğib ve Terhib: 3/341

Ebu Said’ten r.a rivayetle adamın biri gelip Resulullaha s.a.v dedi: Ya Resulellah! Bana vasıyet (tavsiye) et.

Buyurdu: “Allahtan sakın, zira takva, bütün hayırları cem eder. Allah yolunda cihada sarıl, zira o, müslümanın rehbaniyyetidir. Allahın zikrine sarıl, Kur’an okumaya sarıl, zira bu senin için yeryüzünde nurdur, senin çin gökte zikirdir. Lisanini hayırdan başka şeylerden koru. Zira bununla şeytana galib olursun.” (Taberani Ebu Şeyh merfu olarak)

 

Durrul Mensur: 5/429

Resulullah s.a.v buyurdu: “Ya Osman! Rehbaniyyet bize yazılmadı (farz edilmedi), benim örnek olmam sana yetmezmi? Allaha yemin olsun ki, içinizde Allahtan en çok korkanınız benim, onun hadlerini en iyi şekilde koruyanınız benim.”

Resulullah s.a.v buyurdu: “Muhakkak ben, kolay hanif dini üzere gönderildim. Ben, bid’at olan rehbaniyyet üzere günderilmedim. Dikkat edin! Bir takım kimseler rehbaniyyeti icat ettiler, üzerlerine farz edilmemişti, fakat hakkına tam olarak riayet etmediler. Dikkat edin! Et yeyin, hanımlarınıza varın, oruç tutun, iftar edin, namaz kılın, uyuyun, zira ben bunlarla emredildim.”

 

Netice: Şu ayetin, kimler hakkında olduğunu, hangi fiillerinin medhe layık, hangisinin zemmedildiği gördükten sonra, hadisi şerifler ve alimlerin açıklamalarıyla hayırlı bir işin farz olmadığı halde yapılarak adet edilmesi ve ona devam edilmesinin makbul olduğunu da bildikten sonra; itikad ve amel cihetinden islama sünnete muhalif olmayan işlerin reddedilemeyeceği aşikar olmuştur.

O halde Müslümanların kıldığı gibi kılan, kıblesine yönelen, kestiklerini yiyen kişinin Allah ve resulünün zimmetinde olduğunu da bildiğimize göre, Müslümanların asırlarca güzel gördüğü bir yolu kim inkar edebilir ve islamda yeri yoktur diyebilir.

Terikat/tasavvuf erbabı; itikadı ehli sünnettir. Namazı cemaatle kılar. Nafilelere düşkündür. Çok zikreder. Sadaka verir. Güzel söz söyler. Akraba ve komşu hakkını gözetir. Sevdiğini Allah için sever. Geceleri teheccüd kılar, gündüzleri oruç tutar, evlenir hayırlı evlat yetiştirir, İslami hizmetlere katılarak mal ve canla cihad eder, nefsini tezkiye için bir Allah dostuna bende olur.

Bid’atlere dalmış olan tarikatleri red ederiz. Raks ve deveran eden, tasavvuf musikisi deyip ney kaval def çalan, zikirde sallanıp hareket eden, babadan oğula post devreden, yani temeli ehli sünnete dayanmayan yolları biz de kabul etmiyoruz….

Aradaki farkı anlamak için Nakşibend, k.s. İmamı Rabbani k.s. Halidi Bağdadi k.s. gibi önemli şahsiyetlerin itikad ve amelini açıklayan eserlere bakmanız yeterlidir, her ne kadar tasavvufi ve manevi konuları anlamasanız da, inkar etmenize de sebeb yok, zira kişi anlamadığı şeyi ekserde inkar eder….   Selamlar… devam edecek….

 

Perşembe, 11 Mart 2010 07:16 tarihinde güncellendi

Sayfa 99 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.