.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

Ali Kara hocamız...

Değerli kardeşlerimiz,

Ali Kara hocamız bir gurup ile beraber 20 günlüğüne Umre yolculuğuna çıktılar. Bir çok Müslümanın isteyipte çeşitli nedenler ile gidemediği bu kutsal yolculuğu Rabbimiz Teala hocamız ve diğer tüm Müminler hakkında hayırlı eylesin. Gidemeyip te gönlü o mübarek yerlerin hasreti ile yanan kardeşlerimize de tekrar, tekrar gitmeyi nasib etsin.

Hocamızın ve beraberindeki tüm kardeşlerimizin sizlere selamı var. Sizlere dua ediyorlar, sizden de dua bekliyorlar. Allah'a c.c. emanet olunuz...

Cuma, 30 Nisan 2010 18:24 tarihinde güncellendi

Kadınlarda İddet...

 

İddet, kadına lazım gelen beklemektir. Boşamakta, nikâhın her hangi bir şekilde fesh edilmesinde kadının iddeti üç hayızdır. Aynı şekilde şüpheyle veya fasit nikâhla cima edilse ve araları ayrılsa veya kocası ölse (üç hayız iddet bekler.).

Kadının kendisinde boşandığı hayız, iddetten hesap edilmez. Yaşlı olduğu için veya küçük olduğu için veya yaşı ile buluğa erdiği için hayız görmeyen kadın ise, bunların iddeti üç aydır.

Sahih nikâhta, kocanın ölümünde hür kadının iddeti dört ay on gündür.

Hamile kadının iddeti, kocası ölse de mutlak olarak çocuğunu doğurmasıdır.

Ölüm hastalığında ric’i talakla (Geri alması mümkün olan boşamakla) boşanan kadın, nikâhında mevcut hanımı gibidir (vefat iddeti bekler. Boşanma iddeti değil). Eğer bâyin talakla (Kesin ayrılık ifade eden boşamakla) boşanırsa, müddetlerden en uzunuyla iddet bekler. (vefat iddeti bittiği halde boşama iddeti henüz bitmedi ise o zaman tamamlanmamış olan diğer iddetinde bitmesini bekler. Bunun tersi de olabilir.)

Hayızdan kesilen kadın, aylar ile iddet beklese sonra evvelki adeti üzere tekrar hayız olmaya başlasa, ay hesabı ile beklediği iddet batıl olur, hayız ile yeni baştan iddet bekler, sahih olan budur.

Aynı şekilde küçük kız, aylar ile iddet bekleme anında hayızlansa yeni baştan iddet bekler. İddetinin bir kısmını hayızla bekleyen kadından sonra hayız kesilse, aylar ile iddet bekler.

İddet bekleyen kadına şüpheyle cima edilse (yani, kadını boşayan kocası hala kendi hanımı olduğunu, cima etmesinin yasak olmadığını zannederek beraber olsa), ikinci bir iddet daha beklemesi kadın üzerine vacibtir. Bu iki iddet, iç içe girer. Beklediği müddet, iki iddetten hesab edilir. İkincisi bitmeden evvel birincisi tamam olmuşsa ikinciyi tamamlar.

Talakta ve ölümde iddetin başlangıcı, kadın bilmese de bunların hemen peşindendir. Fasit (bazı şartları yerine getirilmeyen nikâhta iddetin başlangıcı, hâkimin ayırmasından sonra veya kocanın, cimayı terk etmek üzere kast etmesinden sonradır.

Hangi kadın ki, ‘İddetim hayızlar ile bitti’ dese, eğer üzerinden altmış gün geçmişse, yeminiyle beraber sözü kabul edilir.

Eğer koca, bayin talaktan dolayı iddet bekleyen hanımını nikâhlasa, sonra onu cimadan evvel boşasa, kocanın üzerine tam bir mehir vermesi gerekli olur. Ve yeni baştan kadının iddet beklemesi gerekir.

Bain talak ile boşanmış veya ölüm iddeti bekleyen kadın, eğer Müslüman ve baliğ ise ziynetlerini/süslenmeyi terk etmekle, gösterişli, süslü elbiseleri giymeyi terk etmekle, kokulanmayı, (güzel görünmek için zeytinyağı vs ile) yağlanmayı, sürme çekmeyi, kına yakmayı terk etmekle yas tutar; ancak özürden dolayı (bunları yapması) müstesnadır.

Fasit nikâhtan dolayı ayrılıp iddet bekleyen kadın yas tutmaz. İddet bekleyen kadına nişan için talip olunmaz. Tariz [1] ile söz söylemekte bir beis yoktur.

Talaktan sonra iddet bekleyen kadın asla evinden dışarı çıkmaz. Ölüm iddeti bekleyen kadın, gündüzün (tamamı) ve gecenin bazısında dışarı çıkabilir, (fakat) evinden başka yerde gecelemez. İddet bekleyen kadın ayrılık anında veya kocasının ölümünde kendisine nispet edilen evde iddet bekler. Ancak oradan zorla çıkartılması veya malının zarar görmesinden korkması veya evin yıkılmasından korkması veya kirayı vermeye kadir olamaması durumları müstesnadır.

Verilen talak bayin olsa bile, eğer aralarında onları birbirinden ayıran bir engel var ise karı kocanın bir evde bulunmalarında bir beis yoktur. Eğer koca fasık ise veya ev dar ise, kadın başka yere çıkar; en uygun olan erkeğin çıkmasıdır. Eğer aralarına engel olmaya güç getiren bir kadın tayin ederlerse (ikisinden birisinin anneleri gibi) bu güzeldir.

Şayet koca, hanımını seferde iken boşasa veya koca ölse ve kadın ile şehir arasında sefer müddetinden az bir mesafe var ise kadın şehre döner; eğer her taraftan sefer mesafesi varsa ve kendisiyle beraber veli olsun veya olmasın kadın muhayyerdir. Şehre dönmesi daha faziletlidir.

Şayet bu durumlar şehirde olsa, iddet beklemedikçe oradan ayrılmaz. Sonra eğer mahremi varsa şehirden ayrılır. İmameyn derler ki; eğer yanında mahremi varsa iddet beklemeden evvel şehirden çıkması caizdir.

 



[1] Tariz: işittirmek, niyetini ona çaktırmak. Güzelsin, yemeğin yenir, gibi sözler.

 

Salı, 27 Nisan 2010 11:09 tarihinde güncellendi

Az amelle cennet... -1

Ensar’dan Abdullah’ın babası Cabir ibni Abdullah radıyellahü anhümadan rivayet edildi. <Şüphesiz bir adam Rasülüllah (Sallallahü aleyhi ve Sellem) den sordu dedi ki, Bana haber ver, beş vakit farz namazı kıldığım ve ramazanı tuttuğum, helâlı helal ve haramı da haram kabul ettiğim zaman ve bunun üzerine de hiçbir şey ziyade etmesem cennete girer miyim? (Rasülüllah) Buyurdular ki, ‘evet.’ Bunu, Müslim rivayet etti.>

Haramı haram kabul etmenin manası ondan kaçındığım zaman demektir. Helâlı helal kabul etmenin manası da helalliğine itikat ettiğim halde ve onu yaptığım zaman.

HADİSİ ŞERİFİN İZAHI

(Ebu Abdullah Cabir ibni Abdullah El Ensari Radıyellahü anhümadan) Ebu Abdürrahman veya Ebu Muhammed denilmiştir. Sahabenin büyüklerinden idiler, bu Abdullah Uhud muharebesinde şehit düştü. Peygamberimiz (Sallallahü aleyhi ve Sellem) oğlu Cabir’e buyurdu ki ((Ey oğulcağız! seni müjdeleyeyim mi, şüphesiz aziz ve celil olan Allah babanı diriltti ve buyurdu “dile” dedi ki, ‘yarabbi ruhumu iade et ve beni dünyaya çevir hatta bir daha (Allah yolunda) öldürüleyim.’ Buyurdu ki, şüphesiz ben hükmettim; onlar oraya bir daha döndürülmeyeceklerdir.))[1]

Üzerinde borç vardı, geriye bostan bıraktı, Cabir borçlularına bütün meyvelerini dağıttı. Onu kabul etmediler, mühlet vermeğe de razı olmadılar. Meyvesinde borçlarına yetecek kadar yoktu. Bunu Rasülüllah’a anlattı meyveleri toplamasını emretti. Her sınıfı ayrı, ayrı koydu. Rasülüllah (sallallahu aleyhi ve sellem) onların etrafını döndü ve onlardan bir tanesini ölçmesini emretti. Sadece bunlar borçlara yetti ondan sonra da birçok ölçekler dolusu fazla geri arttı.

Başka bir rivayette ise her sene kestiklerinin bir misli fazla oluyordu. Diğer rivayette verdiklerinin misli ziyade oluyordu, alacaklılar Yahudi idiler bundan çok taaccüp ettiler. Peygamber, (sallallahu aleyhi ve sellem) Cabir Radıyellahü anh için bir gecede babasının borcunu ödemesi hakkında yirmi yedi kere istiğfar etti. Buyurdu ki ((Ey Cabir babanın borcunu ödedin, Allah seni mağfiret etsin))[2] Cabir ömrünün sonunda âmâ oldu. Medine-i Münevvere’de hicri 73 veya 78 yılında, 94 yaşında vefat etti. Namazını Eban ibni Osman ibni Affan kıldırdı. (Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem) den çok hadis rivayet eden hafızlardandır. 1540 (bin beş yüz kırk) hadisi şerif rivayet etmiştir. İşte onlardan biri de şu hadis-i şeriftir:

<<Şüphesiz bir adam>> ismi, Numan ibni Gavgal’dır. Sahabidir, Bedir muharebesine katılmıştır. Uhud muharebesinde şehit düşmüştür. Allah’u teala kendisinden razı olsun.

Bir savaşta şu sözü söyleyen odur, ‘Rabb-ül izzet! Sana yemin ediyorum güneş batmadan bu topal ayağımı cennetin yeşilliklerine bastıracağım.’ Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki ((Şüphesiz Numan Allah azze ve celleye zannetti ve zannı yanında da buldu, onu gördüm ki cennetin yeşilliklerine basıyordu ve onda topallık yoktu.))[3]

< ‘evet’ >>

Zekâtı ve haccı zikretmedi. ya o zaman her ikisi de henüz farz olmamıştı veya nisabı ve güç yetiştirmeyi kaybetme sebebiyle onlarla muhatap olmadığı için ve yahut ta bu ikisi, haramları haram olarak kabul ettiğim zaman, sözünün altına girdikleri içindir. Çünkü farzları terk etmek haramlar cümlesindendir. Bu görüşe göre şöyle denilebilir, her ne kadar hac ve zekât gibileri de terki haramlar cümlesine girse de bu ikisine ehemmiyet vermek için ancak namaz ve oruç zikredildi. Yani gelecekte ki izahattan anlaşıldığı gibi, ‘azapsız cennete girersin’. Çünkü cennete mutlak girmek imana bağlıdır. Kim ki imanlı olarak öldürülürse cennete girmesi kesinleşir. Sonra masiyetten kurtulmuş ise çocuk ve delilik gibi ki deliliği bulüğa ulaşıyor ve tevbe-i nasuh ile tevbe eden ve ebedi masıyet işlememeğe muvaffak olanlar gibi bunlar asla cehenneme girmezler. Lakin cehennemin üstünden kurulan sırattan geçerler.

Eğer büyük günah işlemişse ve tevbesiz de ölmüşse bu Allah’u teala’nın dilemesi altındadır. İsterse af eder evvelki gibi asla cehenneme sokmaz, isterse cehennem de azap eder oradan çıkarır cennete sokar. Bütün masiyetleri işlemiş olsa bile mümin olarak ölen hiçbir kimse ebedi olarak cehennemde kalmaz. Kâfir olarak ölen hiçbir kimsenin cennete giremeyeceği gibi, bilakis kâfir cehenneme girer ve orada ebedi kalır, yapabilecek iyilik amellerini yapsa bile. Bu, hak ehlinin (Yani ehlisünnetin)görüşüdür.

Sahih hadislerde sabit olana gelince ki şüphesiz bazı büyük günahlar cennete girmeyi engeller, sılayı rahimi/akrabalık bağlarını kesmek ve kibir gibi bunların manası evvel girenlerle beraber girmemesidir ve yahut ta (büyük günahları) helal görmek üzere yorumlanır.

Eğer denilirse ki bu hadis-i şerifin ifadesi şüphesiz ameli salih cennete girmeye sebep olur. Şu (gelecek) hadis, Resülullah’tan sabit olmakla beraber; zira Resulullah şöyle buyurdular:

(Hiç birinizi, ameli cennete sokamaz.)) dediler ki, senide mi ya Resülullah? Buyurdular ki (( Beni de sokamaz, ancak Allah’u teala beni fazlı ve rahmetiyle kuşatmıştır.)[4] Cevap verilir ki şüphesiz cennete girmeğe sebep olacak amel ancak makbul olandır, başkası değildir. Şüphe yok ki kabul Allah’u teala’nın rahmetindendir. İş yine şuna döner; şüphesiz cennete girmek ancak Allah’u Teala’nın rahmetiyle meydana gelir.



[1] Ahmet -3/361 Humeydi-1265

[2]Buhari-3580

[3] Elisabe-3/564

[4] Buhari-11/293 Müslim-2816

 

Pazar, 25 Nisan 2010 20:06 tarihinde güncellendi

SEVGİNİN ÇEŞİTLERİ

 

Siz, En Çok Neyi Seviyorsunuz?

İnsanlığın iyilik ve güzellik örneği Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) bir gün arkadaşları ve aile fertleriyle sohbet ederken şöyle buyurur:

“Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi.

1- Kadın

2- Güzel koku

3-Namaz gözümün aydınlığı kılındı”. (nesai)

Not: Burada peygamberimizin” kadın sevdirildi” buyurmasının manası: Kadının, insandan bile sayılmayıp, alınıp satılan mal gibi görüldüğü bir toplumda, kadına verdiği değeri anlatmak içindir. Yoksa, bazı kötü niyetli kimselerin dediği gibi cinsellik manasında değildir.

O anda orada bulunan Hz. Ebu Bekir (ra) dedi ki,

“Doğru söylediniz Ya Rasulüllah! Bana da bu dünyadan üç şey sevdirildi.

1- Rasulullah’ın yüzüne bakmak.

2- Onun yolunda malımı infak etmek.

3- Kızımın Rasulullah’ın eşi olması “ buyurdu.

Orada bulunan Hz. Ömer (ra) de,

“ Doğru söyledin ey Ebu Bekir bana da dünyadan üç şey sevdirildi.

1- İyilikleri emretmek.

2- Kötülüklerden sakındırmak

3- Eski (mütevazı) elbise giymek” buyurdu.

Ve Hz. Osman (ra) da söze girer:

“Doğru söyledin ey Ömer. Bana da bu dünyadan üç şey sevdirildi,

1- Açları doyurmak.

2- Çıplakları giydirmek

3- Kur’an okumak”. Buyurdu. (Çok sevdiği Kur’anı okurken şehit edilmiştir)

Ve Hz. Ali (kv), katılır bu hoş sohbete:

“Doğru dedin ya Osman! Bana da dünyadan üç şey sevdirildi

1- Misafire hizmet etmek

2- Yaz mevsimine oruç tutmak

3- Düşmanla Cihad etmek” buyurdu.

Ailenin delikanlısı Hz. Hasan (r.a): söz alır:

“ Bende üç şeyi çok severim

1-geceleri namaz kılmak

2- Daima sözün doğrusunu söylemek

3- hastaları ziyaret etmek”.

Ailenin en sevimli genci Hz. Hüseyin (ra) de söz alır bu sevgi denizi sohbette ve “bana da üç şey sevdirildi” buyurur

1-    Allah’a Muhabbet (onu daima sevmek)

2-    Allah için fakirlere şefkatli davranmak

3-    Allah yolunda şahadet”. (Yaşadığı gibi ölmüş ve ümmetin yüreğinde dinmez bir acı bırakarak şehit edilmiştir)

Ve Söz annelerindir. Hz. Aişe (ra):

“Bana da üç şey çok sevimlidir buyurur”

1-Ana babaya ikram(iyilik etmek)

2- Helal kazanç

3- Haramlardan sakınmak

Annelerin sultanı ve cennet hanımlarının hanımefendisi Hz. Fatıma (ra):

“Bana da üç şey sevdirildi bu dünyadan,

1-    Yetimlere şefkat,

2-     Komşuya ihsan (iyilikte bulunmak),

3-     Fakir ve zayıflara merhamet” buyurur.

Böyle güzel sohbet olur da arada melekler olmaz mı?. Vahiy meleği Cebrail (as) gelerek sohbete selam ile dâhil olur.

“Allah (cc) sizin konuşmalarınızı duydu ve beni size gönderdi. Ve benim de dünya ehlinden olsaydım neleri sevdiğimi size söylememi emretti”. Buyurdu.

Bunu üzerine Rasulüllah (sav):

“Peki sen de dünya ehlinden olsaydın neleri severdin” buyurdu.

Cebrail (as):

“Ben de dünyalılardan olsaydım üç şeyi yapardım.

1- Dalalette (sapıklık içinde) olanları doğru yola irşat etmeyi.

2- Gariplerle dost olmayı

3- Dar geçimli fakir ailelere yardım etmeyi” buyurdu.

Sonra Cebrail (as) şöyle devam etti:

“Allah (cc) de kulunun şu üç özelliğini sever”

1- Var kuvveti ile kulun ibadet etmesini

2- Pişmanlık (tevbe) anında ağlamasını

3- Fakirlik halinde sabretmesini” buyurdu.

(40 Hadiste İslam Ahlakı / Halil Atalay Sayfa 235)

Birkaç soru:

Bu sorular önce kendi nefsime sonra siz okuyucularıma.

1-    Siz de evlerinizde sevgi üzerine sohbet yapıyor musunuz?

2-    Eşinizin ve çocuklarınızın en çok neleri sevdiğini biliyor musunuz?

3-    Sizin sevdiklerinizle yukarıdaki örnek sevgiler örtüşüyor mu?

 

 

Pazar, 23 Mayıs 2010 13:28 tarihinde güncellendi

Sayfa 93 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.