.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

Çıplaklara lüks otel

DHA'NIN HABERİ

Muğla'nın Datça İlçesi'ne 15 kilometre uzaklıkta bulunan Adaburnu Gölmar Otel, Türkiye'nin ilk çıplaklar oteli oldu.

 

NOT:

Haberle alakalı teferruatı yazmadık, ancak bu işe vesile olanları açıkça tel'in ettiğimizi de bildiririz..... Başımıza taş yağmasını mı bekleyeceğiz.....

Pazar, 25 Nisan 2010 20:07 tarihinde güncellendi

PAPAZ BASKISI - HANİ DİYALOG ???

Mısır'da İslam'ı seçen gence kilise baskısı!

Cumartesi, 24 Nisan 2010 11:59

Mısır'ın Beni Suveyf bölgesinden bir genç Müslüman olunca Kıpti halk Papa Şenude'nin yaktığı yeşil ışıkla gencin saklandığı iddia edilen karakola saldırdı. Gencin, Müslüman komşusunun baskısıyla Müslüman olduğunu iddia eden öfkeli kalabalık taşlarla saldırıda bulundu. Olayda bazı emniyet yetkilileri yaralandı. Ülkedeki psikoposlar Ezher şeyhlerinden Ahmet El-Tayyib'i telefonla arayarak gencin geri verilmesi için müdahale etmesini talep etti.

Mısırlı gazetelerde yayımlanan haberler, Kilisenin İslam'a girişi, Kahire'nin güneyindeki Beni Suveyf bölgesindeki Kıptiler arasında büyük bir öfkeye yol açan çiftçi genci geri almaya çalıştığını ortaya koydu. Kilise, kanuni olarak reşitlik yaşına henüz ulaşmadığını iddia ettiği genci bu şekilde baskı yaparak İslam'dan döndürmeye çalışıyor. Kilisenin bu girişimi, yıllar önce kilisedeki kahinin eşinin İslam'a girmesi sonrası yaptığı inanılmaz baskıları hatırlatıyor.

El-Mısri El-Yewm gazetesi geçtiğimiz Çarşamba günü St. Stephanos, Beba, El-Feşn ve Samsata piskoposları Ezher Şeyhi Ahmet El-Tayyib'i telefonla arayarak kendisinden emniyet birimi ile görüşmesini ve Hıristiyan gencin iade edilmesini talep etmesini istedi. Gencin ortadan kaybolması sonucu Samsata Karakolu önünde yaklaşık bin Kıpti toplandı ve karakol yetkililerine taş fırlattı. Olay sonucu 6 asker ve subay yaralandı.

Gazete bilgili kaynaklardan aktardığı haberinde Stephanos'un El-Tayyib'e reşit olmayan bir kimsenin İslam'a girmesi hususundaki görüşünü sordu. El-Tayyib ise kendisine Ezher'in bu olayla bir ilgisi olmadığı yanıtını verdi.

Güvenlik kaynaklarının verdiği habere göre Kahire'deki Devlet Güvenlik Birimi, 17 yaşındaki Sami Aziz'i (adını Sami Mesud Sami olarak değiştirdi) dinlemek için korumaya aldı. Aynı şekilde dinlemek üzere gencin ailesini de çağırttı.

El-Mısriyyun gazetesinin haberine göre Kilise, emniyetin genci koruma altına aldığı iddialarının ardından yüzlerce Hıristiyan'ın toplanıp Beni Suveyf'deki Samsata polis merkezinin taşlanmasını sağladı.

Yine gazetenin ifadesine göre polis, Aziz'in ailesinden kendisini incitmemeleri için söz almaya çalışıyor. Kilise ise gencin İslam'a girmek için gerekli kanuni yaştan daha küçük olduğunu iddia ederek rüşt yaşına henüz ulaşmadığını ispatlamaya çalışıyor. Kilise aynı zamanda yaş meselesini gence İslam'dan dönmesi için bir baskı yöntemi olarak kullanıyor.

Dört yüzün üzerinde Hıristiyan vatandaş geçtiğimiz Pazar akşamı, İslam'a giren gencin korunma maksadıyla karakola sığındığı söylentilerinin yayılmasının ardından Beni Suveyf Bölgesi'ndeki Samsata köyü karakol merkezi önünde toplandı. Kalabalık grubun karakol binasına taş fırlatması sonucu güvenlik görevlerinden bazıları yaralandı.

Basın kaynaklarından edinilen bilgilere göre Aziz Stephanos, gencin zorla da olsa döndürülmesi için hareket emri veren Papa Şenude'nin yaktığı yeşil ışıkla Kıptileri topladı. Papa Şenude şu ifadeleri kullandı : "Biraz geçiyor bakıyorsunuz biri İslam'a giriyor, geriye bir şey kalmıyor....Bu söz fayda vermez." Bunun ardından piskopos Kıptilere şöyle dedi : "Kımıldayın, gencin Müslüman komşusu İyad Şaban tarafından zorla, para karşılığında İslam'a girdirilmesi iddiaları karşısında hakkınızı savunun."

Diğer yandan Ezher Üniversitesi Şeyhliği'nden bir yetkili 17 yaşındaki gencin kendi iradesi ile İslam'a girmek için geldiğini, onu kimsenin buna zorlamadığını ve Kilise'nin iddia ettiği gibi İslam'a girmek için 18 yaş şartı gibi bir şart aranmadığını, İslam'da esasın buluğ çağına ermiş olmak olduğunu belirtti.

GEÇMİŞTEKİ OLAYLAR

Bilindiği gibi bu tür olaylar Mısır'da daha önce de yaşanmıştı. Bunlardan en meşhuru da 2004 yılı sonlarında Kahin Ebu El-Metamir'in eşi Vefa Konstantin'in İslam'a girmesidir. Vefa Konstantin'in Müslüman olması Hıristiyanlar arasında büyük protestolara sebep olmuştu. Papa Şenude de Vefa'nın Kilise'ye teslim edilmesi için devlete baskı yapmıştı. O gün bugündür Kilise Vefa Konstantin'i bilinmeyen bir mekanda saklamaktadır.

Geçtiğimiz Mart ayında Melvi Piskoposu Aziz Dimitrios, içişleri bakanlığından İslam'a girdiğini ilan eden Nimet Adil Aziz isimli genç kızın manastırlardan birine bırakılmak üzere Kilise'ye teslim edilmesini talep etti. Aynı şekilde geçen yıl Emniyet Birimi Kahire'nin Ayn Şems Mahallesi'nde İslam'a girdiğini ilan eden bir kızı ele geçirerek Kilise'ye teslim etti. Kilise de ailesinin gazabından korkup Müslüman bir arkadaşının evinde oturmaya başlamış bu genç kızı bir manastıra kapattı.



Pazar, 25 Nisan 2010 20:05 tarihinde güncellendi

Sultan'ın Kendi Kaleminden...

 

Sultan Abdülhamid'in tarihî mektubu, Esad'ın himayesine sunuldu.


Tarihte 31 Vakası olarak bilinen ayaklanmayla İttihatçılar tarafından tahttan indirilip Selanik'e gönderilen Sultan II. Abdülhamid'in, bu dönemde Suriye'deki şeyhi Mahmut Ebu Şamat'a yazdığı mektup tarihe ışık tutuyor. Yaklaşık 100 yıl boyunca şeyhin ailesi tarafından himaye edilen mektup, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad'ın himayesine sunuldu. Cihan'a konuşan şeyhin torunu Ammar Ebu Şamat, yüklü para tekliflerine rağmen mektubu satmadıklarını anlattı. Ebu Şamat, Esad'a teslim ettikleri orijinal mektubun bir kopyasını da ilk kez Cihan haber ajansıyla paylaştı.

Mektupta Sultan II. Abdülhamid, İttihatçıların ve Yahudilerin tüm ısrarlarına ve 150 milyon altın tekliflerine rağmen Kudüs'ü nasıl satmadığını kendi ağzıyla anlatıyor. Abdülhamid Han, mektubunda özellikle Filistin'de Yahudilere toprak vermediği için tahttan indirildiğini dile getiriyor.

Sultan Abdülhamid'e bir cevap mektubu yazan Mahmut Ebu Şamat da halifeye hitaben "Sen Müslüman ve hilafet üzerindeki emanete riayet ettin. Bu davranışın sebebiyle Allah senden ebeden razı olsun." diyerek kendisini teselli ediyor. Şeyh Mahmut Abuşamat'ın yakınları tarafından günümüze kadar kutsal bir emanet gibi korunan iki mektup da güvence altına alınmak üzere Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad'a sunuldu.

31 Mart Vakası'nın ardından tahttan indirilen Sultan Abdülhamid, sürgün kaldığı Selanik'teki Alatini Köşkü'nde belki de hayatının en zor günlerini yaşadı. II. Abdülhamid, bu dönemde yaşadıkları sıkıntıları Şam'da bulunan ve mensubu olduğu Şazeli Şeyhi Mahmut Ebu Şamat ile yazdığı bir mektupla paylaştı. Tahttan indirilişi, olayların arka planı, sebepleri ve o şartları anlatan bir mektup yazan Sultan Abdülhamid, mektubu gizlice köşkün muhafızı ile Şam'da bulunan şeyhi Mahmut Ebu Şamat'a gönderdi.

ŞEYHİN ABDÜLHAMİD'E CEVABI...

Mahmut Ebu Şamat, gelen mektubu büyük inkisarla okuduktan sonra cevaben bir mektup ele aldı. Şeyh Ebu Şamat'ın 2. kuşak torunu olan Ammar Ebu Şamat dedesinin ele aldığı mektupta, şu ifadeleri yazdığını naklediyor: "Müslümanların Halifesi; Sen Müslüman ve hilafet üzerindeki emanete riayet ettin. Allah sana sabredenlerin ecrini versin. Bu davranışın sebebiyle Allah senden ebeden razı olsun? Ey mülkün sahibi ve mâliki olan Allah'ım! Sen mülkü istediğine verirsin, mülkü istediğinden çeker alırsın. İstediğini aziz kılarsın, istediğini zelil kılarsın. Hayır senin elindedir. Muhakkak sen her şeye Kâdir'sin."

Yaklaşık 100 yıllık tarihi mektup Mahmut Ebu Şamat'ın yakınları tarafından büyük özenle saklanmış. Kutsal bir emanet gibi korunan ve geleceğe adeta ışık tutan Sultan Abdülhamid'in bizzat kendi eliyle yazdığı mektup Suriye'de büyük özveri ile korunuyor. Sultan Abdülhamid'in mensubu olduğu Şazeli Şeyhi Mahmut Ebu Şamat'ın 2. kuşak torunu olan Ammar Ebu Şamat, büyük bir özveri ile korudukları mektup için ayrı bir ihtimam gösterdiklerini anlatıyor. Çıktığı hutbelerde Sultan Abdülhamid'in ne kadar büyük bir Sultan olduğunu anlatmak amacıyla birçok kez bu mektubu okuduğunu anlatan torun Ebu Şamat, "Sultan Abdülhamid, Yahudiler tarafından 150 milyon İngiliz altını teklif edilmesine rağmen 'dünya dolusu altın verseniz bu teklifinizi kabul etmem' diyerek huzurundan kovuyor. Gün geçtikte bu yüce insanın önemini anlıyoruz." diyerek büyük sultana sevgisini anlatıyor.

MEKTUBU SATIN ALMAK İÇİN YÜKLÜ PARA TEKLİFİ YAPILDI; AMA AİLE MECLİSİ ESAD'DA KARAR KILDI

Mektubun tarihi ve manevi bir boyutunun olduğunu kaydeden torun Ammar Ebu Şamat, "Mektuplar yıllarca büyük bir özveri ile saklandı. Büyük dedem Ebu Şamat, İttihatçılar döneminde de mektubu korudu. Şam'ın Fransız işgalinde de bu emanet korundu. Şimdi torunları olarak bu güne kadar muhafaza ettik. Ancak aile fertlerine büyük para teklifleri gelmeye başladı. Bu teklifler üzerine aile fertleri bir araya gelerek alınacak kararı tartıştık." şeklinde konuşuyor.

Ammar Ebu Şamat, büyük dedesine gönderilen mektubun önemli ve tarihî bir bölge olduğu için güvenilir bir mekanda muhafaza edilmesine karar verdiklerini söyledi. Ebu Şamat, "Aile fertlerine büyük paralar teklif edildi. Önemli ve tarihi bir belge olduğu için aile meclisi bunu reddetti. Ardından bu emanet mektubu emin ve güvenilir bir yere vermeye karar verdik. Aile fertlerinden Dr. Faruk Ebu Şamat bu mektubu Devlet Başkanı Beşşar Esad'a gönderdi. Kendisi korusun diye." diyerek mektubu güvence altına aldıklarını söyledi.

Sultan Abdülhamid'in, şeyhi ve mürşidi Ebu Şamat'a gönderdiği mektup aynen şöyle:

"Yâ Hû?

Bismillahirrahmanirrahim vebihi nestain

Elhamdülillahi rabbil-alemin ve efdalü salati ve ettemmü teslim ala Seyyidina Muhammedin resulü rabbul-alemin ve ala alihi ve sahbihi ecmain vettabiine ila yevmiddin.

İşbu arîzamı tarikat-i Şazeli Şeyhi vücutlara ruh ve hayat veren ve cümlenin efendisi bulunan Eşşeyh Mahmud Ebüşşamât Hazretlerine ref ediyorum:

Mübarek ellerini öperek ve duâlarını rica ederek selâm ve hürmetlerimi takdimden sonra arz ederim ki, sene-i haliye şehr-i mayısın 2. günü tarihli mektubunuz vasıl oldu. Sıhhat ve selâmette daim olduğunuzdan dolayı Allah'a hamd ve şükürler ettim? Efendim, evrâd-ı Şazeli kıraatine ve vazife-i Şazeliyyeye, Allah'ın tevfikiyle gece ve gündüz devam ediyorum. Ve bu vazifeleri edâya muvaffak olduğumdan dolayı Allah Teâlâ Hazretlerine hamd ederim ve dâvet-i kalbiyenize daima muhtaç olduğumu arz ederim.

Bu mukaddimeden sonra, şu mühim meseleyi zat-ı reşadetpenahilerine ve zat-ı semahatpenahilerin emsali ukulü selim sahiplerine tarihî bir emanet olarak arz ederim ki, ben Hilâfet-i İslâmiyeyi hiçbir sebeple terk etmedim.

Ancak ve ancak 'Jön Türk' ismiyle maruf ve meşhur olan İttihat Cemiyeti'nin rüesasının tazyik ve tehdidiyle Hilâfet-i İslâmiyeyi terke mecbur edildim. Bu ittihatçılar, Arazi-i Mukaddese ve Filistin'de Yahudiler için bir vatan-ı kavmî kabul ve tasdik etmediğim için ısrarlarında devam ettiler.

Bu ısrarlarına ve tehditlerine rağmen ben de katiyen bu teklifi kabul etmedim. Bilâhare yüz elli milyon altun İngiliz lirası vereceklerini vaat ettiler. Bu teklifi dahi katiyen reddettim ve kendilerine şu sözle mukabelede bulundum: 'Değil yüz elli milyon İngiliz lirası, dünya dolusu altın verseniz bu tekliflerinizi katiyen kabul etmem! Ben otuz seneden fazla bir müddetle Millet-i İslâmiye'ye ve Ümmet-i Muhammediye'ye hizmet ettim. Bütün Müslümanların ve salatin ve Hulefa-i İslâmiyeden aba ve ecdadımın sahifelerini karartmam ve binaenaleyh bu tekliflerinizi mutlaka kabul etmem' diye kat''î cevap verdikten sonra hal'imde ittifak ettiler.

Ve beni Selanik'e göndereceklerini bildirdiler. Bu son tekliflerini kabul ettim ve Allah Teâla'ya hamd ettim ki ve ederim ki; Devlet-i Osmaniyye ve Alem-i İslâm'a ebedî bir leke olacak olan tekliflerini, yani Arazi-i Mukaddese ve Filistin'de Yahudi devleti kurulmasını kabul etmedim. İşte bundan sonra olan oldu. Ve bundan dolayı da Mevlâ-yı Müteal Hazretlerine hamd ederim.

Bu mühim meselede şu maruzatım kâfidir.

Ve şu sözlerimle mektubuma hitam veriyorum. Mübarek ellerinizden öperek hürmetlerimi kabul buyurmanızı sizden rica ve istirham ederim. İhvan ve asdıkamın cümlesine selâmlar ederim.

Ey benim muazzam üstadım! Bu bâbda sözümü uzattım. Muhat-ı ilmi semahatpenahileri ve bütün cemaatinizin mâlûmu olmak için uzatmaya mecbur oldum.

Veselâmualeyküm ve rahmetullahi ve berakatühü.

Hadim-i el-Müslimin

Abdülhamid"


CİHAN

Mahmud Efendi Hazretleri

Mahmud Efendi Hazretleri Antalya'da...

Mahmud Efendi Hazretleri, sevenleriyle Antalya'nın Kepez ilçesindeki Hacı Ali Uyaroğlu Camii'nde buluştu.

İki gündür Antalya'da bir işadamına ait evde konuk olan Mahmud Efendi Hazretlerini görebilmek için cemaat mensupları Hacı Ali Uyaroğlu Camii'ni sabahın erken saatlerinden itibaren doldurmaya başladı.

Efendi Hazretleri'nin gelişinden önce cami temizlenirken, Burdur, Afyon, Isparta, Ankara, İstanbul, Konya ve pek çok kentten gelen cemaat mensuplarına izdiham yaşanmaması için sık sık anons yapıldı.

Mahmud Efendi Hazretleri'nıin camiye girişi sırasında onlarca cemaat mensubu tarafından giriş kapısının iki yanında adeta etten duvar örüldü. Siyah bir araçla cami avlusuna giren Efendi Hazretleri, daha sonra tekerlekli sandalye ile yardımcıları tarafından caminin içine götürüldü.

Mahmud Efendi Hazretleri'nin cami kapısı önünde göründüğünde, cemaat mensupları sessizlik içinde yüzünü görebilmek için uğraştı.

Kendisini bekleyen kalabalığa, selam veren Efendi Hazretleri, "Hoşgeldiniz. Zahmet çektiniz. Bol bol mükafatını görün inşallah" dedikten sonra caminin içinden aracına binmek üzere ayrıldı. Yardımcıları tarafından aracına getirilen Efendi Hazretleri, burada cemaat mensuplarının sessiz sevgi gösterileri ile karşılaştı.

Sayfa 94 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.