.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

Bakara Suresi: 17-18

Normal 0 21 false false false MicrosoftInternetExplorer4 /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Normal Tablo"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin:0cm; mso-para-margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:10.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-ansi-language:#0400; mso-fareast-language:#0400; mso-bidi-language:#0400;}

مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ الَّذِي اسْتَوْقَدَ نَاراً فَلَمَّا أَضَاءتْ مَا حَوْلَهُ ذَهَبَ اللهُ بِنُورِهِمْ وَتَرَكَهُمْ فِي ظُلُمَاتٍ لاَ يُبْصِرُونَ 17 صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لاَ يَرْجِعُونَ 18

17- Onların durumu karanlıkta ateş yakan kimse gibidir. Ateş etrafı aydınlattığı zaman, Allah onların ışığını giderir ve onları karanlıkta bir şey görmez halde bırakır.

18- Onlar sağır, kör ve dilsizdirler. Artık dönmezler.

 

 

Bakara Suresi 17- 18. Ayetlerin Tefsiri:

مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ الَّذِي اسْتَوْقَدَ نَاراً (Onların misali ateş tutuşturanın misali gibidir.) Münafıkların hallerinin hakikatini vasfettikten sonra şimdi de onlar hakkında bir misal getirerek ziyadesiyle izah getirildi. Zira bu misal kalplerde daha tesirli ve hasımları daha fazlasıyla susturur. Çünkü misal getirmek, manaları açıklamakta, hakikatlerin üzerindeki perdeleri kaldırmakta o derece tesirli olur ki, nerdeyse hayal olan şeyler gerçek gibi, vehmedilen şeyler hakikat gibi oluşur. Akılla tasavvur edilen şeyler, hissedilen gibi olur.

Allahü Tealâ kitaplarında pek çok misaller getirmiş, Peygamberlerin ve âlimlerin sözlerinde de misal getirmek yaygın olmuştur. Allahü Tealâ 'Şu misalleri insanlar için getiririz, bunları ancak bilenler düşünür.' buyurmuştur.

İncil de 'Misal' diye isimlendirilen bir sure vardır.

Misaller sözlerin kandilleridir, onlarla yolcular yollarını bulurlar. Mesel, Arapların kelamında misil manasındadır. Bu, benzer getirmektir. Mesel, misal; benzer ve nazir getirmektir denilir. Misal şeklinde yapılan teşbihler çok yaygın olunca, artık darb-ı mesel ismini alır. Bu yüzden benzetme şeklinde yapılan darb-ı meseller o manayı ifade etmesi için değişiklikten korunmuştur.

Mesel kelimesi bazen acayip hal manasında, bazen sıfat manasında kullanılmıştır. 'En yüce misaller Onun içindir' (Acayip sıfatlar Allah içindir.) 'Onların Tevrat ve İncil de misalleri' (Acayip sıfat ve şanları) 'Takva sahiplerine vaad olunan cennetin misali' (Size haber verdiğimiz şeyler, cennetin acayip kıssalarındandır.)

Meselde gariplik manası bulunduğundan dolayı misal getiren ler bu lafızları hayırda ve şerde kullandılar.

Nâr: Latif bir cevher olup aydınlatıcı hararetli ve yakıcıdır; Güneş gibi kendiliğinden aydınlatır. Ay ve yıldızların aydınlığı kendilerinden olmayıp güneşten gelir. Bu yüzden onların ışığına nur denmiştir. Şu ayeti kerimede buna işaret vardır. "O Allah ki güneşi aydınlatıcı, ayı nur verici yaptı." Işık ve nur isimlerde bulunan arazlardır.

İmamı Gazali Hazretleri der ki: "Nur, kendisiyle gören ve gayrısı görülen şeydir" güneş, ay, kandil, yıldızlar gibi. Sonra bu cisimlerden gelen şeye nur dendi. "yeryüzü güneşten nurlandı, kandilin ışığı duvarı aydınlattı" şeklinde söylendi. Bazıları nurun cisim olup nur veren şeyin hareketiyle hareketlendiğini söylediler; Güneş ve aynadaki nur gibi. Bu görüş makbul değildir. Zira nur cisim olsa kendi başına hareket edebilmesi ve yer işgal etmesi gerekir. Ayrıca, açılan ışığın her tarafa yayılması nurun kendi başına hareket edemediğini gösterir.

فَلَمَّا أَضَاءَتْ مَا حَوْلَهُ (Etrafındaki şeyleri aydınlatınca) Ateş etrafındaki mekanları aydınlatınca. Ateşin ışığı etrafındaki şeyleri aydınlattı. Ateş yanması sebebiyle aydınlık olunca, ateş aydınlattı buyurdu.

ذَهَبَ اللهُ بِنُورِهِمْ (Allah onların nurunu giderdi) Burası mana itibariyle evvelin cevabı, lafız itibariyle söz başıdır. Zira zamirler arasında ihtilaf vardır. Münafıkların hali ateş yakan adamın haline benzer. Ateşleri sönünce durumları ne olur? Oldukları halde kalırlar, karanlıkla içinde hayrette ve hasrette korku içinde terk edilirler. Bu durum vasıfla anlatılmaz.

Münafıkların ateş yakan kişiye benzetilmesinin şekli, onlardan talep edilen şeyin hâsıl olması arzusunun kalkmasıdır. Allah onların nurlarını giderip onları karanlıklarda bırakmıştır.

'Allah onların nurunu giderdi, onları terk etti' Cümlesinin manası onların nuru vardı o gitti ve hayrette ve korku içinde kaldılar. Allah'a nuru giderme işinin isnadı hakikat manasındadır. Zira hakikaten fiillerin tamamı Allah'ın yaratması ve fiili iledir. Veya işi sebebine dayandırmaktır. Zira ateşin bilinmeyen bir sebeple sönmesi veya semavi bir sebep olan rüzgâr veya yağmurla sönmesi yine Allah'ın söndürmesi iledir. Tutuşan ateşin nurunu gidermesinde sebep yağmur veya rüzgârdır.

Yemen kurrası اَذْهَبَ اللهُ نُورَهُمْ şeklinde okudu. Manası onu giderdi, izale etti, onu gidici yaptı demektir. Evvelki kıraate göre mana daha evlâdır, zira o daha mübalağalıdır. 'Sultan malını götürdü' malını aldı manasındadır. Ayetin manası: Allah nurlarını aldı, onu tuttu. Allahın tuttuğunu kimse salıveremez. Bu mana diğer 'izale etti' manasından daha mübalağalı olmaktadır.

'Onların nurunu' buyurdu da 'ışığını' buyurmadı, hâlbuki lafız bunu gerektirmektedir; zira nurun zikri daha mübalağalıdır. Nur lafzı kâmil nuru da ifade eder, aksi olan ışık bunu ifade etmez. 'Allah onların ışığını giderdi' dense bu ifade, fazla olan ışığın gidip bir miktarının kalmasına ihtimali vardır, hâlbuki maksat bu mana değildir. Ancak maksat, onlardan nurun tamamen giderilmesi ve aslından sönmesidir. Bu durumu ayetin ilerisinde nasıl açıkladığına ve beyan edildiğine bakmaz mısın? 'Onları karanlıklarda bıraktı, (artık) görmezler'

'Ateş aydınlatınca' kavlinde, ateşin kuvvetli zahir olması vardır, zira aydınlatma (tabiri) son derece gösterici manasındadır. 'Allah onların nurunu giderdi, onları karanlıklarda bıraktı' kavli, ateşin süratle sönmesi ve yok olmasına delalet eder. Sa- man alevi de böyledir, çünkü süratle yanar ve parlar. Sonra süratle söner. 'Allah, bir işe hükmedince ancak ona 'ol' der, o da oluverir.' Beklemeden hemen oluverir.

وَتَرَكَهُمْ فِي ظُلُمَاتٍ لاَ يُبْصِرُونَ (Onları karanlıklar içinde bıraktı. Görmezler.) ‘Tereke’ kelimesi attı ve boş bıraktı manalarına gelir. 'Karanlıklarda, Görmezler' lafızları eş anlamlı olan veya bir birine dâhil olan hal'dirler.

'Karanlıklar' hakkında varlığı veya yokluğunda ihtilaf edilmiştir. Muhakkık âlimler ademe (yokluğa ait) bir iş olduğu görüşü üzeredirler. Daha sonra şu âlimler ihtilaf edip bazısı 'aydınlatmak durumu olan ışığın bulunmamasıdır' demiştir. Denildi ki 'Nurun bulunmamasıdır.'

ظُلُمَاتٌ kelimesinin belirsiz olması, korkutmak ve çokluğuna şehadet etmesi içindir. Yemen kurrası ظُلْمَةٌ şeklinde okumuştur. Karanlıklar yani bazısı, bazısı üzerinde olan karanlıklardır. Bu onların şehvet karanlığıdır. Zira nefsin hevasından daha şiddetli karanlık yoktur. Bu sebeple Allahü Tealâ şöyle buyurdu: "Hevâsına tabi olandan daha sapık kim olabilir" Peygamber (Sallallahü aleyhi ve Sellem) Efendimiz şöyle buyurdu: "yeryüzünde en çok buğz edilen ilah, kulun kendisi, kötü itikatların, yalancı zanların, fasit olan karanlık hayalleridir. Bunlar önünde ve arkasında bulunup iman ile küfür arasında set olurlar, hakkı bilmekten mani olurlar. Kuran’ın nuru ile aydınlanmasına iman ve akla mani olurlar.”

Zulmetin özelliği gözü perdelemesi, nurun parlaklığını engellemesidir. Şu sayılanlar yakında bulunan eşyanın bilinmesine engel olunca, uzaktakileri bilmek nerde kalsın. Bu sebeple kalpleri nefislerinin yapmış olduğu gizli işleri bilmekten perdelenmiştir. Allahın kendilerine yaptığı ve Resülüllah (Sallallahü aleyhi ve Sellem)in acayip hallerini bilmekten engellendiler. Hâlbuki bunların elde edilmesi çok yakın olup azıcık bir düşünmek ilerde zahir olurlar.

Bu sayılanların tamamı zulmetler olunca, bu münafıklar bazısı, bazısı üzerinde olan zulmetlerde kaldılar. Bu sebepten dolayı nefisleriyle meşgul olup hayvanlar gibi yaşadılar. Halis karanlıklar ile Allahtan perdelenmiş oldular.

Muhakkak bu açıklamalardan bildin ki saadetlerin en büyüğü eşyayı olduğu hal üzere idrak etmektir. Belki ilim ve marifet olmadan saadet yoktur, şekavet ve mahrumiyette ancak cahiliyettedir.

Bu izahattan sonra dalalet ve cehalet olan her bir şey sahibini karanlıklara düşen kaybolan hükmünde yapınca hak yola hidayet bulamaz ve afetten afete yürümekten kurtulamaz, helak yerlerine yuvarlanmak durumundan çıkamaz. İşte bu durum karanlığa benzetildi. Hidayet ve ilim olan her şey sahibini güneş ışığında yürüyen gibi yapıp kulluk yoluna hidayet edince bu durum nura benzetildi. Her nerede iman nuru parlarsa ona hidayet dendi.

İlahları hevası olan, ma’budları dünyası olan kişilerin kalplerine bunların sevgisi içirildi ve sapıttılar.

Bil ki ayeti kerime bir takım teşbihlere şamildir. Zira ayeti kerimede bir hal diğer bir hale benzetildi. Bunlar ol kimselerdir ki etrafını aydınlatan tutuşturulmuş ateşe karşılık dalaleti sattılar ve bu sebeple kalpleri üzerine mühür basıldı ve nurları Allah tarafından giderildi ve onlar karanlıklarda bırakıldı.

Veya münafık ateşi tutuşturan adama benzetilip imanı açıklaması ateşin aydınlatmasına benzetildi veya dilinde söylediği kelime-i tevhit sayesinde dünyadan menfaatlenmesi aydınlatmaya, menfaatinin kesilmesi ışığın sönmesine benzetildi. Muhakkık âlimlerin en sahih görüşü burada oluşturulan misalin, oluşturulan misallere benzetilmesidir, tek, tek ferdlerin benzetilmesi değildir. İleride gelecek olan temsilde de durum aynıdır.

Müşebbeh ve müşebbehün bih’in ortaklığında kastedilen münafığın hali ve ateşi yakanın halinde hangi manadır, denilirse şu cevabı veririz: buradaki teşbih yönü onlar aydınlığı yakalamışken aniden karanlıkta kaldılar, zarar ve hayrette oldular. Ateşi yakan kişi ve münafıklar talep ettikleri şeyin sebeplerini elde ettik ten sonra ve düşündükleri şeyin hasıl olmasından sonra zararda, hayrette, hasrette ve mahrumiyette kaldılar.

Münafıkların hali ateş tutuşturan kişinin haline şu hususta benzetilmesi caizdir. Onlar aydınlığa benzetilen menfaatlenmekte iken kendilerini gazaba ve ebedi cezaya atan nifak karanlığına düştüler veya Müslümanlar arasında onların sırlarını kâfirlere açıklamak sebebiyle feca'at karanlığına veya pis ellerinin kazandığı ve biriken günahlarının neticesi olan kalplerinin mühürlenmesine uğradılar. Zira kalpleri ters dönmüş, akılları donmuştur. Ve diğer hisleri de aynı şekildedir. İşte bu sebeple ayeti Kerimede Cenabı Hak şöyle buyurdu: "Onlar sağır, dilsiz, kördürler, akl etmezler"

صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لاَ يَرْجِعُونَ (Sağır, dilsiz, kördürler. Onlar geri dönemezler) Meymune İbni Mehran der ki: "kul günah işleyince kalbine siyah bir leke konur. Eğer tevbe istiğfar ederse o leke silinir. Eğer tekrar günah işlerse siyahlık kalpte artar, ta ki kalbini örter. Bu, kalbi kaplar."

Hâsılı kelam bütün günahlar kalpleri karartır. Sürekli olarak birikmekte devam eder. O kadar ki kalbi tamamen kaplar ve kalbi üzerine o anda mühür basılır. Kalp artık hakkı idrak etmekten körleşir, hisleri fesada uğrar. Diğer azalar kalbe tabi olarak bozulur öyle ki bu kişi hayvan gibi olur. Mevla Tealâ şöyle buyurdu: "Ancak akıl sahipleri tefekkür eder" Muhakkak kâfirler aşırı cehaletleri ve fikirlerinin sürekli bozukluluğu sebebiyle hayvanlar gibidirler. Onlardan tefekkürün beklenmesi hayvanlardan beklenmesi gibidir. Bu sebeple Allahü Tealâ onları bazı kere hayvanlara benzetti, bazı kere sağır, dilsiz ve körlere benzetti. İki gurup hakkında şöyle misal getirdi. "iki fırkanın misali kör ve sağır gibi olan, görüp işiten gibi olan" (bunlar bir değildir)

Bu münafıkların hisleri sağlam olduğu halde bunlar için sağır, dilsiz, kör buyruldu. Zira bunlar hakkı dinlemeye kulaklarını kapatınca, lisanları ile hakkı söylemeyi terk edince, gözleriyle ayetlere bakmayınca sanki bunlar şuurları yok olmuş, kuvvetleri kaybolmuş gibi yapıldılar.

Samem: Aslında salabet sertlik manasındadır.

Bükmün: Dilsizlik demektir.

Umyün: Görmezlik halidir. Bazı kere basireti olmayana da söylenir. "geri dönemezler" Kavli Şerifi hidayetten saptıktan sonra, onu yitirdikten sonra bir daha ona dönemezler demektir. Veya satın aldıktan sonra sapıklıktan vazgeçemezler. Çünkü onların üzerine mühür basılarak tescil edilmiştir. Veya münafıklar çamura düşmüş eşek gibi geldikleri yere dönmeye imkân bulamayan hayret içinde bulundukları yerde çakılıp kalan kişilerdir. Bu cümlenin evvelinde bulunan "fa" harfi, bu münafıkların anlatılan sıfatlar ile vasıflanması ve hayrette kalıp geri dönemedikleri sebebiyle olduğunu bildirir.

Salı, 13 Nisan 2010 13:16 tarihinde güncellendi

Her Derde Devâ

Derde Deva ÇÖREK OTU

(Hadislerde övülmüş Bitki) (nigella Sativa)

Tarihi Olarak

Çörek Otu asırlar boyunca, bitkisi ve yağı ile birlikte, Afrika’da, Asya’da ve Ortadoğu’da, günümüzde ise Amerika ve Avrupa’da milyonlarca insan tarafından “sağlıklarını desteklemek için” kullanılmaktadır. Aromatik bir baharat türü ve siyah rengi hariç susam tohumuna benzer olan çörekotu, geleneksel olarak çeşitli durumlar ve tedaviler için mükemmel bir ilaç olarak da kullanılmıştır.

İslam âlimleri de peygamberlerinin övmüş olduğu bu bitkiye bigane kalamamış ve hakkında bolca eser yayınlamışlardır. El-biruni ve ibn-i Sina bunlardan bazılarıdır.

Günümüzde ise özellikle Amerika ve Avrupa’nın elit bilim merkezlerinde çörek otu hakkında araştırmalar yapılmakta ve her geçen gün yıldızı parlayan bu şifalı bitki hakkında kesin kanıtlar elde edilmektedir.

Çörek Otunun Etken Maddeleri çörek otu yağı soğuk veya sıcak baskı ile elde edilir.

Takriben %21 protein, %38 karbonhidratlar ve %35 bitkisel yağlardan oluşmaktadır. İçeriğindeki aktif maddeler, nigellon, thymoquinon ve uçmayan yağlardır. Diğer maddeler ise, linoelik asit(Omega-6, Omega-3), oleic asit, palmitik asit, kalsiyum, sodium, potasyum, demir, çinko, bakır, magnezyum, selenium, fosfor, vitamin A, vitamin B, vitamin B2, niasin ve vitamin C dir.

Yukarıdaki maddelerden özellikle nigellon ve thymoquinon etken maddeleri çörek otunun destekleyici özelliğiyle doğrudan alakalıdır.

Hangi Hastalıklarda Kullanılır?

1- İlk olarak çörek otu bir hastalık durumunda kullanılabileceği gibi günlük veya gün aşırı olarak öylesine de tüketilebilir. Aşırı alınmadığı taktirde herhangi bir yan etkisi ve zararı bildirilmemiştir.(not: Alerjinizin olmadığını var sayıyoruz.)

2- Çörek otu Bağışıklık sistemini güçlendirir.

3- Vücudu tahrip eden mikroplara karşı vücut direncini artırır.

4- Kanserden AİDS e kadar bir çok hastalıkta kullanılabilir.

5- İltihaplı vakalarda iltihap engelleyici olarak kullanılabilir.

6- Nefes darlığı ve solunum yolları hastalıklarında iyi bir yardımcı etken olduğunu defalarca kanıtlamıştır.

7- Çörek Otu özünün(yağından bahsediliyor) meme, prostat, cilt kanseri gibi bazı kanser türlerinde kanser hücrelerinin gelişmesini yavaşlattığı görülmüştür

8- Bayanlarda sıkça görülen rahim ve vajinal iltihaplara iyi geldiği bilinmektedir. (Bunu, iltihabı ve akıntıyı meydana getiren mantar hücrelerini yutan vücut savunma hücrelerini destekleyerek başarmaktadır.)

9- Çörek Otu Karaciğeri Tahripten Korur şifalı bitkiler

10- Ayrıca bu mucizevi bitki canlılarda biriken zararlı toksik zehirleri de baskılar ve onların vücuttaki zararlı etkilerini en aza indirir. Özellikle hava kirliliği yaşanan illerimizde ki insanlarımızın bu mucizevi bitkiden her gün almaları gerçekten faydalarınadır.

11- Kolon kanserini engeller.

12- Şeker hastalığına Karşı sonderece fatdalıdır.

13- Yüzyılımızın hastalıklarından birisi de alerjidir. Özellikle gelişmiş ülkelerin insanları “nedeni anlaşılamayan bir şekilde” hemen hemen her maddeye karşı alerji geliştirebilmektedir. Çörek otunun alerjik reaksiyonlarda vücudu baskılayıcı rol oynadığı Berlin Charite Ünv. Tarfından kanıtlanmıştır.

14- Egzama gibi rahatsızlıklarda çörek otu iyi bir iyileştiricidir.

15- Romatizmal hastalıklar.

16- Mide rahatsızlıkları ve reflü.

17- Böbrek hastalıkları.

18- Alkolün zararlı etkilerinin en aza indirilmesi.

19- Kalp damar hastalıkları.

20- Anti oksidan oluşu.

21- Kolesterolün düşürülmesi.

22- Hiper Tansiyon(yüksek tansiyon) vakalarında.

23- Uyarıcı etkilerinden dolayı; hemoroit, hepatit, nezle, ishal, öksürük ve tenya gibi etkiler.

En genel Olarak Çörek Otunun Faydaları Şu Şekilde Sıralanabilir;

• Mikrop, virüs ve mantarlara karşı öldürücü tesire sahiptir.

• İfraz boşaltıcı ve solunum borusunu genişleticidir.

• Kansere karşı koruyucu etkisi vardır.

• Kan şekerini düzenler.

• Yorgunluk halini giderip zindelik verir.

• Damar hastalıklarını önler.

• Cinsel gücü arttırır.

• Hazmı kolaylaştırır.

• Vücuttaki toksinleri süzerek atar.

• İdrar söktürücü özelliği ile safraya iyi gelir.

• Yaraların çabuk iyileşmesini ve hücrelerin yenilenmesini hızlandırır.

• Alerjileri önler. Çörekotu

• Savunma sistemini dengeler.

• Hormon sistemini ve ruh hâlini sağlamlaştırır.


Hastalıklara Göre Çörek otunun Kullanım Şekilleri;

Astım ve Bronşiyal Problemler (Uzak Doğu, Orta Doğu ve Malezya)

Kahve içerisine bir çay kaşığı Çörek otu yağı karıştırılır. Günde iki defa alıır. Aynı zamanda, her gece Çörek otu yağı ile göğüs ovulur ve kaynar su içindeki Çörek otu yağının buharı nefesle içeri çekilir.

Sırt ağrısı ve diğer Romatizma çeşitleri (Orta Doğu ve Malezya)

Az bir miktar Çörek otu yağı hafifçe ısıtılır ve daha sonra romatizmalı alan yoğun bir şekilde sıvazlanır. Günde üç defa da yağdan bir çay kaşığı içilir.

Şeker Hastalığı (Hindistan)

Bir fincan bütün Çörek otu, bir fincan su teresi veya hardal tohumu, yarım fincan nar kabuğu ve yarım fincan şahtere otu karıştırılır. Toz haline getirmek için mikserden geçirilir. Bir ay boyunca, Hergün kahvaltıdan önce bir çay kaşığı Çörek otu yağı ile birlikte bir çay kaşığı karışım alınır.

İshal (Hindistan ve Orta Doğu)

Bir fincan yoğurt ile bir çay kaşığı Çörek otu yağı karıştırılır. Belirtiler kayboluncaya kadar karışımdan günde iki defa içilir.

Kuru Öksürük (Orta Doğu ve Kuzey Afrika)

Kahve içerisine bir çay kaşığı Çörek otu yağı karıştırılır ve günde iki defa alınır. Göğüs ve sırt Çörek otu yağı ile ovulur.

Grip ve Burun Tıkanıklığı (Genel)

Herbir burun deliğine 3-4 damla Çörek otu yağı akıtma, burun tıkanıklığını ve kafanın soğuk algınlığı ızdırabını giderebilir.

Saçın Kırlaşması(Genel)

Çörek otu yağı ile düzenli bir şekilde saçlara masaj yapılması, saçların erken kırlaşmasını önleyebilir.

Saç Dökülmesi(Hindistan ve Orta Doğu)

Kafa derisinin tamamına limonu darbeli bir şekilde sürün ve takriben 15 dakika böylece hareket edin. Sabunlayın. Durulayın ve saçların tamamını kurulayın. Daha sonra Çörek otu ile kafa derisinin içine masaj yapın. Kahve veya çaya bir çay kaşığı Çörek otu yağı karıştırarak için.

Saman Nezlesi (Orta Doğu)

Bir yemek kaşığı Çörek otunu bir bardak limon suyuna karıştırın. Belirtiler giderilinceye kadar, günde iki kez alın.

Baş ağrısı (Genel)

Alın ve kulaklara yakın yüz kısımları Çörek otu yağı ile ovulur ve kafa bandajlanır. Aynı zamanda bir çay kaşığı Çörek otu kahvaltıdan önce alınır.

Sağlıklı Cilt (Hindistan)

Bir çorba kaşığı Çörek otu yağı ile bir çorba kaşığı zeytin yağı karıştırılır. Bu karışım ile yüz ovulur ve en az bir saat böyle devam edilir. Sabunla yıkanır ve durulanır.

Yüksek Tansiyon (Hindistan)

Kahvaltıdan önce her sabah iki diş sarmısakla birlikte herhangi bir içeceğe bir çay kaşığı Çörek otu yağı karıştırarak alın. Çörek otu yağı ile bütün vücudunuzu ovun ve üç günde bir kez 1.5 saat güneş ışınlarına maruz bırakın. Bu işlemlere bir ay devam edin.

Uyuşukluk ve Yorgunluk (Türkiye)

Bir bardak saf ve taze portakal suyu ile bir çorba kaşığı Çörek otuna her sabah 10 gün boyunca devam edilir.

Hafıza Düzeltme (Orta Doğu)

100 mg kaynatılmış nane içerisine bir çay kaşığı Çörek otu yağı karıştırılır ve 15 gün içmeye devam edilir.

Kas Ağrıları (Genel)

Ağrıyan yerler Çörek otu yağı ile ovulur.

Sinirsel Tansiyon Stresi (Hindistan)

Bir fincan çay veya kahve ile bir çay kaşığı Çörek otu günde 3 kez alınmaya devam edilir.

İktidarsızlık (Genel)

200 g zeytin yağlı öğütülmüş Çörek otu tohumu, 100 g günlük, 50 g Çörek otu yağı, 50 g zeytin yağı, 200 g saf bal güzelce karıştırılır. Her öğünden sonra bir çorba kaşığı alınır.

Uyku Bozukluğu (Genel)

Balla karıştırılmış herhangi bir sıcak içeceğe bir çay kaşığı Çörek otu yağı ilave edilip akşamları içmeye devam edilir.

Diş ağrısı ve Diş eti iltihabı (Genel)

Önce sirke ile birlikte Çörek otu tohumları pişirilir. Çörek otu yağı ilave edilir. Diş ağrısı ve diş eti iltihabını gidermek için bu karışımla ağızda gargara yapılır.

Ülserler(Yaralar) (Endonezya ve Hindistan)

Ateş üzerinde Çörek otu tohumları kavrulur. Süsen kökü yağı ile veya kına bitkisi yağı ile karıştırılır ve merhem haline getirilir. Daha sonra cerahatli yaralar üzerine yayılır. Sonra sirke ile muamele edilerek yıkanır.

10 Emir!

 

Cabir ibni Abdullah (r.a)’dan rivayet edilen hadisi şerifte  Efendimiz s.a.v. şöyle buyurdu :

“Allahu teala’nın Musa as’a verdiği levhalarda on anabaşlık vardı ;
1-      İlk levhada yazılan şu idi “Ey Musa bana kesinlikle hiçbir şeyi şirk koşma muhakkak ki ben bana şirk koşanların yüzlerini cehennem ateşiyle kavuşturacağıma dair kesin hüküm verdim.

2-      Benim nimetlerime şükret ana-baba hakkına riayet et. Onlara teşekkür et ki  seni tehlikelerden , felaketlerden koruyayım. Sana güzel bir hayat bahşedeyim, hayatını mutlu kılayım.ölümünden sonra da seni bu hayatından daha hayırlı bir hayata geçireyim.

3-      Haksız yere kimsenin canına kıyma. Aksi halde yeryüzünün bütün genişliğine, gökyüzünün olanca katmanına rağmen kaçacak yer bulamazsın ve cehennemde benim öfkemle yüzyüze kalırsın.

4-      Yalan yere ve günah işlemek kastiyle benim adıma yemin etme. Zira benim ismimi yüceltmeyenleri ve beni noksan sıfatlardan tenzih etmeyeni temize çıkarmam.

5-      Kimilerine fazlımdan ihsan ettiğim nimetlerden ötürü onlara hased etme. Çünkü hasedçi benim nimetlerimin düşmanıdır. O benim kaza ve kaderime karşı gelmektedir. Benim, kullarım arasında yaptığım taksimata rıza göstermemektedir. Böyle biriyle ne işim ne de onun benimle işi olur.

6-      Bizzat duymadığın ve kalbinin kabul etmediği şeyler hakkında şahitlik yapma. Çünkü ben kıyamet günü bütün şahitlik yapanların gerçek yüzlerini ortaya sereceğim. Onlara pek ağır sorular soracağım.

7-      Hırsızlık yapma! Komşunun hanımıyla zina işleme! Aksi takdirde senden yüz çevirir ve gökyüzünün kapılarını yüzüne kapatırım.

8-      Kendin için sevdiğin, istediğin bir şeyi insanlar içinde iste.

9-      Benden başkası adına kurban kesme. Çünkü ben, sadece benim adım anılarak ve sadece benim rızam için kesilen kurbanları kabul ederim.

10-    Cumartesi gününü bana ayır. Ailenin de bunu yapmasını sağla.

Resulullah sav efendimiz buyuruyor “ Allah c.c. cumartesi gününü Musa a.s için bayram yaptı bizim içinde Cuma gününü seçti ve bayram yaptı.”

Şimdi bu hadisi şerifi gören, duyan bizler; ne kadar büyük sermayeye sahip olduğumuzun farkına varmalıyız. Dini mubini İslam gibi sermayesi olan Müslümanların, evrensel hukuk ve kurallarda hakikaten de hiçbir düşünce ve ideolojinin desteğine ihtiyacı olmadığı muhakkaktır. Bu hakikati insanlara anlatacak ve yaşatacak olan ulema kesimine ne kadar çok ihtiyaç olduğunu bugün daha iyi görüyor ve daha net bir şekilde anlıyoruz.

“Eşrat-ı kıyamette kalmaya ilim gide hem ola cehlu şerr-u şurur.”

Manası : kıyametin alametlerindendir ilim gidip cahillik yerleşir hem her yeri fısku fucur şerr-u şurur kaplar.        Şuurlu bir müslümanın elini derhal vicdanına koyarak şu bozulmaya ve yıkılmaya çalışılan İslam ve iman kalesini ayağa dikecek ulema kesiminin ortaya çıkması uğrunda serle gerdan uzatması lazımdır. Bizim işimiz ancak bir güzel nasihattir. İmam-ı rabbani’nin r.a buyurduğu gibi “Ya bu sözlerden bıkkınlık duyarsınız ya da hoş bir vaaz alır gereğini yaparsınız.” Vesselam vel’ikram…

KIYAMET - MEHDİ NİN ALAMETLERİ -2

MEKKE’DE İNSANLARIN TOPLANMASI VE MEHDİYE BİAT ETMELERİ

986- Amr ibni Şuayb, babasından, o da dedesinden rivayetle nebi s.a.v şöyle buyurdu:

“Zilka’de ayında kabileler savaşır, o sene hacılar yağmalanır. Mina’da kargaşalık olur. Çok fazla ölüm olur. Kanlar akar, hatta büyük şeytana kadar kanlar akar. Sahibleri/emirleri kaçar, rükün ile makam arasına gelir. Kendisi istemediği halde ona bey’at ederler. Şöyle derler –şayet istemezsen, boynunun  vururuz.- Bedir ehli sayısın-ca kişi ona bey’at eder. Yer ve gök sakinleri ondan razı olur.” 

987- Abdullah ibni Amr r.anhuma’dan, şöyle dedi:

“İnsanlar, imamları olmadığı halde  birlikte hac yaparlar, birlikte Arafata çıkarlar. Mina’ya indiklerinde, köpekler gibi dalaşırlar ve kabileler birbiriyle savaşır, hatta büyük şeytana kadar kan akar. En hayırlılarına sığınırlar, ona gelirler. O, yüzü Kabe’ye yapışık halde ağlıyordur. Sanki ona ve kanına bakıyorum. Gel sana bey’at edelim derler.

O da: Vay size, nice  ahitler bozdunuz, nice kanlar döktünüz. İstemediği halde onunla bey’at ederler. Şayet ona kavuşursanız, onunla bey’at edin, zira o, yerde Mehdidir, semada mehdidir.”

989- Şehr ibni Huşeb r.a. şöyle demiştir: Resulullah s.a.v buyurdu:

“Zil-ka’de de kabileler savaşır, Zil-hicce de hacılar yağmalanır, Muharrem de semadan bir münadi çağırır.”

990- İbni Ebi Muayt, ibni Abbas’tan r.anhuma şöyle dediğini işitti:

“İnsanlar ümit kestikten sonra Allahu teala Mehdi’yi gönderir. Hatta şöyle derler –Mehdi yok. Onun yardımcıları, Şam ehlinden bir takım insanlardır. Sayıları 315 kişidir, Bedir ashabı kadar. Şam’dan ona gelirler, taki onu Mekke batnından (merkezinden) Safa yakınında olan evinden çıkartırlar ve istemediği halde ona bey’at ederler. Onlara makamın yanında, iki rekat misafir namazı kıldırır, sonra minbere çıkar.”

991- Ebu Hureyre’den r.a.;  şöyle demiştir:

“Mehdi’ye rükün ve makam arasında bey’at edilir. Uyuyanı uyandırmaz, kan dökmez.”

994- Ma’mer, Katade’den r.a, Resulullahın s.a.v şöyle dediğini rivayet etti:

“Medine’den Mekke’ye çıkar, insanlar aralarından onu çıkartırlar ve istemediği halde rükün ve makam arasında ona bey’at ederler.”

996- Ali’den r.a; şöyle demiştir:

“Şuayb bin Salih’in olduğu bayraklı ordu, Süfyaninin atlılarını hezimete uğratınca, insanlar Mehdi’yi temenni /bulmak istediler. Onu araştırdılar. Mekke’den çıktı, yanında Nebi s.a.v in sancağı vardı. İnsanlar çıkışından ümit kestikten sonra onlara iki rekat namaz kıldırdı. Zira belaların vakti uzamıştı. Namazını bitirince, insanlara döndü: Ümmeti Muhammed’in, özellikle ehli beytinin üzerine belalar geldi. Bizi kahrettiler ve üzerimize azdılar. Dedi.” 

998- Zühri’den şöyle dediği rivayet edildi:

“Yakında Mehdi, istemediği halde Mekke’den çıkartılacak. Fatıma’nın evlatların-dandır, ona bey’at ederler.”

999- Ebu Cafer’den; şöyle demiştir:

“Sonra Mehdi, yatsı vaktinde Mekke’de zuhur eder. Yanında Resulullahın s.a.v sancağı, gömleği, kılıcı, alamatleri, nur ve beyan vardır. Yatsıyı kılınca yüksek sesiyle nida eder: Ey insanlar, size Allahı hatırlatırım. Rabbinizin huzurundaki makamınızı hatırlatırım. Muhakkak huccet aldı, nebileri gönderdi. Kitabı indirdi. Ona hiçbir şeyi şirk koşmamanızla, ona ve resulüne taatle size ikram etti…

Allahu teala Hicaz arazisini Mehdi için feth eder. Beni Haşim’den hapiste olanları çıkartır. Siyah sancaklar Kufe’ye iner. Mehdi’ye bey’at için elçi göndedirler. Mehdi ordularını âfaklara gönderir. Zulum ve ehlini yok eder, beldeler onun için müstekim/tam teslim olur. Allahu teala onun elleriyle Kostantınıyye’yi fetheder.”



1000- Abdullah ibni Mes’ud dan r.anhuma, şöyle dediği rivayet edildi:

“Ticaret ve yollar kesilince, fitneler çoğalınca, değişik memleketlerden yedi alim, aralarında sözleşme olmaksızın çıkarlar. Her birine üçyüzon dan fazla kişi bey’at eder. Taki Mekke’de toplaşırlar. Yedi alim karşılaşırlar. Şöyle derler – sizi buraya ne şey getirdi?-

Elinde şu fitnelerin son bulacağı, kendisi için Kostantınıyyenin fetholunacağı, kişi ile bey’at etmek için geldik, derler.  İsmi ile, babasının ve annesinin ismi ile, hılyesi/şemali ile onu tanıdık. Yedi alim bunun üzerine ittifak eder. Onu araştırırlar ve Mekke’de ona kavuşurlar. Ona derler: Sen falanoğlu falansın!

-Hayır, ben ensardan biriyim, der. Onlardan kaçar. Onu ilim ve marifet ehline vasfederler. Onlar da, aradığınız o kişiydi derler. Medine’ye kaçmıştır. Onu Medine’de aralar. Onları geride bırakıp Mekke’ye gider. Onlar da onu mekke’de aralar ve bulurlar.

-Sen filanoğlu filancısın, annen filan kızı filancıdır. Sende şöyle şöyle alametler var. Bizden bir keresinde kaçtın. Elini uzat sana bey’at edelim, derler.

-Ben sizin aradığınız adamınız değilim, ben ensardan filanoğlu filanım, der. Bize gelin size arkadaşınızı göstereyim, der ve onlardan kaçar. Onu Medine’de aralar. Tekrar Mekke’ye gelir, onu Ruknu yemani yakınında bulurlar.

-Şayet elini bey’at için uzatmazsan günahımız boynunadır, kanımız ensendedir, elini uzat sana bey’at edelim, derler…

Makam ile Rukun arasında oturur, elini uzatır, onlarla bey’at eder. ALlahu teala sevgisini insanların kalbine atar.”



MEHDİ’NİN MEKKE’DEN ÇIKIŞI, BEYTİ MAKDİSE VE ŞAMA GELİŞİ

1002- Said ibni Esved’den, şöyle dedi:

“Yola çıkar, taki Eyliya/Kudus’e iner. Diğer bazı kişiler ona bey’at eder. Sonra pişman olur. Ondan bey’atını bozmasını ister, o da bey’atını bozar ve bu ahdi bozmasını emredeni ve onu öldürür.”

1005- Ali’nin r.a şöyle dediği işitildi:

“Karşılaştıkları düşmanları, Allahın izniyle hezimete uğratırlar. Allah yolunda levmedenin levmine aldırmazlar. Şamdan onlara karşı yedi sancak çıkar, onları da hezimete uğratırlar. Oraya malik olur. İnsanların mahabbeti ona döner. Onlardan sonra artık Deccal çıkar.”

1008- Velid ibni Müslim’den…

“Mehdi, Süfyani ve Kelb kabilesi, bey’atı bozduklarında Beyti Makdis’te sava-şırlar.  Süfyani esir olarak getirilir ve Racceh kapısında kafası kesilir. Sonra kadınları ve ganimetleri satılır.”

1009- Ali r.a. şöyle demiştir:

“Süfyani, Mehdi’ye karşı ordu gönderir, Beyda mevkisinde yere batırılırlar. Bu haber şam ehline ulaşınca, halifelerine şöyle derler: Mehdi zuhur etti, onunla bey’at et ve taati altına gir. Değilse seni öldürürüz. Mehdi’ye bey’at ettiğini bildirir.

Mehdi Beyti Makdis’e iner, hazineler ona intikal eder. Arab, acem, darul harb ve rum ahalisi ve diğerleri savaşmaksızın taati altına girer. Hatta Kostantınıyye/İstanbulda ve başka yerlerde mescidler bina eder.

Ondan evvel ehli beyt’ten bir kişi doğu tarafında çıkar, boynunda sekiz ay kılıç taşır (savaşır), Beyti Makdis’e ulaşamadan öldürülür.”


1021- Hakem bin Nafi’ den:

“Onunla bey’at eder, üç sene sonra Mehdi Mekke’ye döner. Sonra Kelb kabilesinden bir adam çıkar, İrem arazisindekiler de istemedikleri halde onunla çıkar, Mehdi’ye karşı Beyti Makdis’e yürürler. On ikibin kişidirler. Mehdi, Süfyani’yi yakalar ve Cirun kapısında öldürür.”


MEHDİ ZAMANINDA BOLLUK

1022- Ka’b tan:

Mehdi, Rumlarla savaşmaya asker gönderir. Antakya’da bir mağaradan sekinet olan tabutu çıkartır. Onda, Allahu tealanın Musa a.s a indirdiği Tevrat vardır. İsa a.s, Allahu teala tarafından indirilen İncili de bulur. Onlar arasında hüküm verir.”



1023- Ka’b tan, şöyle rivayet edildi:

“Mehdi’ye böyle isim verilmesi, işi düzelttiği içindir. Antakya arazisinden Tevrat ve İncili çıkartır.”

1024- Cafer ibni Yesarı Şami’den, şöyle rivayet edildi:

“Mehdi’nin zumlu reddi (hak sahibine hakkını vermesi), o dereceye ulaşır ki, şayet birinin dişi altında bir hak saklı olsa, onu çıkartıp sahibine verir.”

Pazar, 14 Mart 2010 21:29 tarihinde güncellendi

Sayfa 98 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.