Ahmet Çağlayan, Kayıhan Yayınları’ndan çıkan “Asrı Saadetten Günümüze
Ezan” adlı çalışmasında, ezanın İslam’ın önemli sembollerinden biri
olduğunu hatırlatıyor. Kitapta ezansız namazların hüznünü yaşayan
alimlerimizin hatıraları da yer alıyor.
İşgal
güçleri tarafından uzun süreli ‘esaret’ yaşamayan Türkiye için geçmişin
acı dolu savaş günleri sona ermiş, yeni bir devlet kurulmuştu. Bilal-i
Habeşi’den bu yana dünyanın her bir yanında hiç susmadan Allah’ın
büyüklüğünü gönüllere ulaştıran ezanlar ‘yeni bir yöntem’ arayan genç
Cumhuriyetin şaşırtan uygulamaları arasında diline müdahale ediliyor,
paranteze alınıyordu. Din üzerindeki baskılar artırılırken ezan zulmün
pratiğe dökülmesi için araç olarak kullanılmıştı. O dönemlerde neler
olmuştu? Aslından uzak “Allahu Ekber” yerine “Tanrı Uludur” nidalarının
yükseldiği minareler bu acıyı daha fazla taşıyamamıştı. Ezan aslına
döndürülürken ülke sonu gelmez tartışmaların da içine çekilecekti.
Ahmet
Çağlayan hafızamızın zayıflamasının karşısına önemli bir çalışmayla
çıkıyor. Ezan’ın, Asr-ı Saadetten bugüne kadar tarihi seyrini ele
alıyor. Dört bölüm ve 288 sayfadan oluşan kitapta, ezandaki evrensel
mesajın tarifi ile birlikte ayet ve hadisler ışığında bilgiler
sunuluyor. Pek çok alimin ezan ile ilgili anılarına, anlatımlarına yer
veren ve uzun yılların emeğiyle hazırlanmış eserde yazar Ezan’ın
Türkçeleştirilmesiyle ilgili yaşanan günleri belgeleriyle gün yüzüne
seriyor. 1932’den bu yana her Ramazan özellikle yoğunluğu artırılan
dindarları rahatsız etme tavrı medyanın başı çektiği ‘otorite’
tarafından devam ettiriliyor. İşgal güçleri tarafından uzun süre
‘esaret’ altında yaşatılmayan ülkenin aydınları adeta sömürgesizliğin
acısını çıkartırcasına, dine ve dindarlara baskılarını artırarak
sürdürüyor. Ramazan’ın manevi iklimine kurulan suikastler bir bir boşa
çıkıyor, zira ‘Allah nurunu tamamlayacaktır”
Türkçe ibadet
düşüncesinin ilk olarak Ali Suavi adındaki çılgın tarafından ortaya
atıldığını, daha sonra bu batıl davaya Ziya Gökalp’in sahip çıktığı
belirten Ahmet Çağlayan, Ezanın Türkçeleştirilmesinin Kronolojisini de
okura sunuyor. 1931 yılının Aralık ayında, Mustafa Kemal’in emriyle
dokuz hafız, Dolmabahçe Sarayı’nda ezanın ve hutbenin
Türkçeleştirilmesi çalışmalarına başladı. 23 Haziran 1950- Diyanet
İşleri Başkanı Ahmet Hamdi Akseki imzası ile Türkiye’nin bütün il ve
ilçe müftülüklerine ezanın aslına uygun okunacağı tamimi gönderildi.
Mehmet
Emin Saraç, Halil Günenç, Mehmet Şirin Doğan, Sadrettin Öztoprak, Enver
Baytan, Hilmi Şimşek, Mehmet Güler, Müştak Aydın ve Emrullah
Hatiboğlu’nun, onsekiz yıl Türkçe okunan ezanla ilgili hatıraları
kitapta okura sunuluyor. Çağlayan ayrıca Mehmet Akif Ersoy, Mehmet
Çağlayan, Yaşar Tunagür, Ali Ulvi Kurucu, Yusuf Özcan, Sadık Çakırtepe,
Hacı Muhittin Ertuğrul, Mehmet Şevket Eygi, Prof. Dr. Hayrettin
Karaman, Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma, Ertuğrul Düzdağ ve Muzaffer
Deligöz’ün dönemle ilgili hatıralara yer veren yazı ve mesajlarını da
okura iletmeyi ihmal etmemiş.
Ezan diriliştir, özgürlüktür, yücelmeye çağrıdır
“Ezan;
Kişiye, aileye, topluma, ümmete, insanlığa, huzur, barış ve mutluluk
getiren ilahi muradı hatırlatan davettir. Ezan; Dünyanın dört bir
yanında Allah’ın birliğini ve büyüklüğünü anbean yaşatan en güzel
çağrıdır. Efendimizin (s.a.v.) Risaletini haykıran bu kutlu çağrı tüm
coğrafyalarda bir rahmet sığınağı gibidir. Bu nedenle: Ezan Duadır,
Fazilettir, İbadettir, Ezan Zikirdir, Nurdur, Namazdır, Ezan
Diriliştir, Direniştir, Fetihtir, Ezan Güvendir, Huzurdur, Özgürlüktür,
Ezan Ümittir, Heyecandır, Cesarettir,Ezan Düşüncedir, Uyanıştır,
Kurtuluştur, Ezan Haberdir, Vakittir, Müjdedir, Ezan Vahdettir,
Tevhiddir, Tekbirdir, Ezan Yükselişe, Yücelmeye Yapılan Çağrıdır, Günde
beş vakit semaları inleten ezan; İslam’ın sembol sözlerinden biridir.
Kelime-i Tevhid, Keli me-i Şehadet nasıl ki İslam’a girişin belirtisi
ise, ezan
da bireyin, ailenin, ülkenin, ümmetin İslam ile olan
bağını haykıran kutlu nidadır. İslam inancı ve uygulamalarının
bütününü, az söz ile özetleyen ifadelerdir.
Ezan, asırlardır
gönüllerimize konuşan sihirli bir beyan olmuştur. Bizler bu seslerin
birer çağlayan olarak üzerimize dökülen bir dünyada yaşadık. Ezan hep
aynı ses ve güzellikle söylense de, sadece bir duyuru olmamakla
beraber, değişik kesimlerce çok farklı bir şekilde algılanır. Çocuklar
için ninni, hastalar için şifa, yaşlılar için bir tenbih, gençler için
iradelerini hatırlatma, insanlık için kurtuluş, gaflet halinde olanlar
için hatırlatıcı, uyarıcı ve kulluk bilincini arz eder. Kim olduğumuzu
ve nasıl bir konumda bulunduğumuzu hatırlatıp, derli toplu bir şekilde
yeni ufuklara yönelten bu kutlu ifadenin çağrıştırdığı mesajlar oldukça
fazladır.”
Yakın tarihi iyi bilmek lazım ki hangi düzende yaşadığımızı iyi anlayalım. İşlerine gelmeyince ezanı da, namazı da, Kur'anı da engellemeye, kafalarına göre değiştirmeye çalışırlar, zalimlerin azgınlığı bitmez.