.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

Boşandığı eşiyle evlenen amcasının oğlunu...

tabanc.jpgBoşandığı eşiyle evlenen amcasının oğlunu durakta minibüs beklerken kurşun yağdırdı.

Balıkesir'in Burhaniye İlçesi'nde, 44 yaşındaki Abdülrezzak Yıldız, boşandığı eşiyle evlenen amcasının oğlu 41 yaşındaki İsmail Yıldız'a durakta minibüs beklerken kurşun yağdırdı. Vücuduna 5 kurşun isabet eden İsmali Yıldız, hayatını kaybetti.

Olay, saat 07.30 sıralarında Öğretmenler Mahallesi'ndeki minibüs durağında meydana geldi. Durakta minibüs bekleyen inşaat ustası İsmail Yıldız, 10 KE 417 plakalı motosikletle yanına yaklaşan bir kişi tarafından kurşun yağmuruna tutuldu. Saldırganın tabancasından çıkan 7 mermiden 5'inin vücudunun çeşitli yerlerine isabet ettiği İsmail Yıldız, olay yerinde hayatını kaybetti. İsmail Yıldız'ın cesedi, Burhaniye Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı.

Motosikleti olay yerinde bırakıp kaçan saldırganın ise İsmail Yıldız'ın amcasının oğlu Abdülrezzak Yıldız olduğu tespit edildi, yakalanması için çalışma başlatıldı. İsmail Yıldız'ın, Abdülrezzak Yıldız'ın 8 yıl önce boşandığı eşi ile evlendiği, olayın da bu yüzden meydana geldiği iddia edildi. Soruşturmanın çok yönlü sürdürüldüğü belirtildi.
 
YORUM:
 
Amcaoğlunun,boşadığı hanımını başkasının alması veya amcaoğlunun, dayı oğlunun, teyze oğlunun alması veya kendi kardeşinin alması da caizdir, ama namus meselesinde kıskançlık ve düşmanlık daha fazla olacağından bu gibi işlerden sakınmak akıl kârıdır. Ya peki evli kadının kayınbiraderle birlikte bir evde bir odada bukunması neticesinde ne olur? Hadisi şerife göre 'Kandır'  
Pazartesi, 08 Eylül 2008 12:24 tarihinde güncellendi

Hacı Bektaş Veli !

 sark.jpgHacı Bektaş Veli: Namaz kılmayanın dini yoktur.
Hacı Bektaş Veli'nin "Fatiha tefsiri" okuyucularla buluştu. Yrd. Doç Dr. Hüseyin Özcan tarafından hazırlanan kitap, Aleviliği İslam dışı göstermeye çalışanlara karşı anlamlı bir cevap niteliğinde;
"Ayrıca şöyle bil ki, her kim namazı kılmasa dini yoktur. Kendisine tesbih edilen Yüce Allah, Musa Peygambere (a.s.) münacatı Tur dağında verdi. İbrahim Peygambere (a.s.) mescitler ve ateş içinde verdi. Yunus Peygambere (as) münacatı balık karnında verdi. Yusuf Peygamber'e (a.s.) münacatı kuyu içinde verdi. Ve iki cihanın övüncü Muhammed Mustafa'ya (sas) münacatı namaz, mescitler içinde verdi. Her kim namaz kılsa, Yüce Allah ile konuşmuş gibidir, kendisinden Tanrı'ya övgüler sunar." (...)

"Hak Taala altı nesneyi dost tuttu. Önce, el yıkamayı (abdest almayı), (kim) böyle yaparsa, elini neye sürse, bereketlenir. İkinci, sabır kılmayı dost tuttu (...) Üçüncüsü, sünnet ve farzı işlemeyi dost edindi. Cenneti onlara bağışladı, onları cennete atıverdi. Dördüncü, tevekkül etmeyi dost edindi. Cümle işi bitirmek için, bu, yol oldu. (...) Beşinci, şükür kılanı dost edindi. Nimet artığını ona verdi." (...)

"Bütün kitapların esası Kur'an'dır Kur'an'ın esası Fatiha'dır. Hz. Resulullah (sas) buyurdu: 'Hak Taala Tevrat, İncil ve Zebur'da her ne anlattıysa tamamı Kur'an'dadır. Kim Fatiha'yı doğru samimiyetle okursa İncil'i, Zebur'u, Tevrat'ı ve Kur'an'ı okumuş gibi sevap bulur."

Hacı Bektaş ile ilgili sözleri yine Hüseyin Özcan Bey'in değerlendirmeleriyle bitirelim:

"Gözden kaçırılmaması gereken en önemli temel unsur Hacı Bektaş-ı Veli'nin Müslüman kimliğidir. Her mutasavvıf gibi onun da asıl referans kaynakları Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerdir. Bu durumu Makalat ve benzeri eserlerinde açıkça görmekteyiz. Hacı Bektaş-ı Veli eserlerinde konuları işlerken ilgili ayet ve hadislere sıkça yer vermiş, bu temel kaynakları kullanmıştır. Hakkında yazılan velayetnameler incelendiğinde de onun aşk ve cezbe sahibi bir şahsiyet olduğu, Kur'an ve sünnet'e uygun bir hayat yaşadığı, bu kaynaklardaki hükümler ışığında tebliğ ve irşad faaliyetlerinde bulunduğu açıkça görülür."
 
YORUM:
Alevilerin ve şianın diğer önem verdiği hususların da hakikatının gün yüzüne çıkartılmasını umarız, belki insaflıları döner de ahıretlerini kurtarırlar.
Pazartesi, 08 Eylül 2008 11:37 tarihinde güncellendi

Osmanlı Padişahları Neden Hacca Gitmedi?

tavafumre.gifOsmanlı Tarihi, her safhasında yüzlerce şehir efsanesi üretilen, suçlama ve iftiralara maruz kalan, milyonlarca arşiv belgelerinden sınırlı sayıda tasnif edilebilen ve hala anlayamadığımız bizim tarihimizdir. Osmanlı İmparatorluğu ve Osmanlı padişahları hakkında bugüne kadar süregelen en önemli tartışmalardan bir tanesi de Osmanlı padişahlarının “Hacc” ibadetini yapmamış olmaları meselesidir. Peki Osmanlı padişahları neden hacca gitmemişti?

Osmanlı imparatorluğu dünya tarihinin gördüğü en büyük imparatorluklardan birisidir. Kanuni Sultan Süleyman döneminde doğal sınırlarına ulaşan imparatorluk olabildiğince büyümüştü. Öyle ki batılılar Osmanlı padişahı Sultan Süleyman’a “Le Manifiiue” yani “Muhteşem” lakabını vermişlerdi. Sultan Süleyman döneminde Osmanlı toprakları 15 milyon metre kareye ulaşmıştı. Bu gelişmeler devletin selametini kuvvetlendiriyorsa da bazı olumsuz taraflarda gözden kaçmamalıdır. Her geçen gün büyüyen imparatorluk için büyümek bir nevi dezavantajdı. Yani “Büyük başın derdi, büyük olur” kaidesince Osmanlı İmparatorluğu büyüdükçe merkezi yönetim güçleşmekteydi. Zira padişah sefere çıktığı zaman devletin merkezi konumundaki Dersaadet (İstanbul) boş kalmakta, padişahın atadığı kubbe vezirlerinden ya da Sadrazamlardan bir tanesi “Sadaret Kaimekamı” olarak padişah dönene kadar devleti temsil etmekteydi. Ancak şu nokta unutulmamalıdır ki Padişah otoritesinin yerini diğer otoriteler ne kadar temsil edebilirdi? Hac meselesinde bu etkenin önemli rolü vardır. Bilindiği üzere İslam’ın hac vazifesi hakkındaki şartları: Müslüman olmak, akıllı olmak, ergen olmak, hac masraflarını karşılayacak kadar zengin olmak, haccın farz olduğunu bilmek ve gideceği yerin emniyetli olmasıdır. İslam hukukunda Cihat vazifesi farz-ı kifayedir. Ancak diğer fertlerin hac vazifelerini yerine getirmesine ortam sağlamak Ulu’l Emir için farz-ı ayn’dır. Yani Osmanlı sultanları Müslüman tebaalarının hac emniyetini sağlamak zorundadır. Bazen kamu haklarından bir mesele (Hukukullah) şahsi farzlardan daha çok önem arz etmektedir. 3. Selim’e kadar gelen Osmanlı padişahlarının ömürlerinin yarısı cihatla geçmiştir. Mesela Amasya’da vali iken ikinci Bayezıd hacca gitmeye niyet etmiş ancak sadrazam ve şeyhülislamın çağrılarını ve  tahta oturması ikazlarını dinlemek zorunda kalmıştır. Zira boş kalan tahtı gören düşman cesaretlenecek alemi islamın selametine zarar vermeye teşebbüs edecektir. Aynı şekilde ısrarla hacca gitmeyi isteyen ve bu uğurda canından olan 2. Osman’ın (Genç) kayınpederi olan şeyhülislam Esad Efendi Osman’ın hac isteği üzerine şu fetvayı vermiştir: “Padişahlara hac lazım değildir; oturup adl eylemek evladır. Caiz ki, bir fitne zuhur eyleye.” Verilen bu fetvayı asrın alimi Üsküdarlı Aziz Mahmud Hüdai’de desteklemiştir.              

Ayrıca Prof. Dr. Ahmet Akgündüz “ Bilinmeyen Osmanlı” adlı eserinde konuyla ilgili başka bir noktaya vurgu yaparak; bazı İslam hukukçularının hac vazifesi için bedeni sıhhatli olma şartını açarak, kendisini hacdan alıkoyacak sebepler bulunursa haccın eda edilemeyeceğini Osmanlı sultanlarının bir nevi mahbus gibi kabul edilebileceğini bu yüzden hacca gidemeyebileceklerini söyler. Hac mevsiminin üç ay sürdüğü bir asırda Osmanlı padişahlarının hacca gitmeleri gerektiğini düşünmek İslam hukukunu bilmemek olur. Özetle Osmanlı padişahlarına hac dinen farz olmamıştır. Ancak kendi yerlerine mutlaka adam göndermişlerdir. Ayrıca sultan Abdülaziz’in kıyafet değiştirerek hacca gittiği söylenmektedir. Ancak konuyla ilgili elimizde vesika bulunmamaktadır. (Prof. Dr.Ahmet Akgündüz, Bilinmeyen Osmanlı.) yukarda beyan ettiğimiz hususlar üzere Osmanlı padişahlarının şahsi ibadetleri için Dersaadeti 3 ay boş bırakmaları küffarı cesaretlendirecek ve Devlet-i Ali zor durumda bırakabilecekti. Bu sebepten ilmiye sınıfının da tasdiki ile Osmanlı sultanları hacca gitmemiş, gidememişlerdir. Ancak saraya bağlı sürre alayları padişahın ve halkın hediyelerini Mekke ve Medine’ye ulaştırırdı. İlk sürre alayını gönderen sultan Çelebi Mehmet’tir. Osmanlı hacıları kafile halinde yola çıkarlardı. Padişahın bir görevi de Halife-i Ruy-i Zemin olarak emniyetli bir hac yolculuğunu sağlamaktı. Bunun için fermanlar göndermiş kaleler yaptırılmıştır. ( Bkz. BOA, 7 Numaralı Mühime Defteri Hüküm: 372,786)   

Osmanlı padişahlarının hacca gitmemesi hadisesi bundan ibaret olup Fatih Sultan Mehmet Han’ın oğlu şehzade Cem memluklulara sığındığında hac vazifesini yerine getirmiş, son Osmanlı padişahı cennet mekan Sultan Vahdettin padişahlığından sonra hacca gitmiş ancak bazı söylentilere göre eşkıya yüzünden haccı yarım kalmıştır. Burada unutulmaması gereken tarihin zamanın şartlarına göre incelenmesidir. Tarihten anlayan herkes bu ayrımı görebilir. Günümüzde devlet ricalinin hacca gitmesi ile Osmanlı sultanlarının gitmesi çok farklı konulardır.

YORUM:

Osmanlı padişahlarının çilesi ve mücadelesi olmasaydı şimdi bizler ne olurduk, endülüs gibi yok olup ispanyol çingenesimi yoksa romanya veya balkan ülkelerinden biri gibi yozlaşmış kimliksiz şahsiyetsiz bir millet mi olurduk, Allah bilir.  Ehli sünnet itikadımız ve ameli salihimiz hep ecdadımızın bize bıraktığı en büyük bir mirastır, hatalarını Allahu teala affeder, bizler onları hayır dualarla yad ederiz. 

Pazartesi, 08 Eylül 2008 11:21 tarihinde güncellendi

Kur'an'da tahrifat mı?

kuranik.jpgHabervaktim'e konuya ilişkin bir değerlendirmede bulunan Türkiye İmam Hatipliler Vakfı (TİMAV) Onursal Başkanı M. Emin Parlaktürk, Anadolu Üniversitesi Acık Öğretim Fakültesi'nde okutulan Siyaset Bilimi ders kitabının 11.ünitesinin 214.sayfasının 3.paragrafında yer alan “Üstelik Hz. Peygamber zamanında bile Kur'an'daki hükümlerin aynen uygulanmadığı oluyordu. Örneğin, Peygamberin kendisi, bir borcu öderken üstüne faiz anlamına gelebilecek bir ek yapmıştı” şeklindeki ifadelerin bir bilim yuvasında öğretiliyor olmasının herkesi üzdüğünü belirterek, “Skandal niteliğindeki bu ifadeler aynı zamanda dehşete düşürmüştür. Bu affedilemez hata, tamamen İslam'a aykırı ve Kur`anı tahrife yönelik bir saptırmadır” dedi. 
 
Parlaktürk, ifadelerin altında yatan gayeyi şu şekilde özetledi: “Bu ifadelerle muhtemelen iki şey amaçlanıyor olabilir: Birincisi; İslami hükümlerin tamamının uygulanabilir olmadığını zihinlere yerleştirmek, ikincisi de; haram kılınan faizi meşrulaştırıp uygulanabilir olduğunu göstermektir.”
 
“Oysa İslam bir bütündür ve Hz. Peygamber Efendimiz, yasayan bir Kur'an olarak İslam'ın bütün hükümlerini önce kendi uygulamış, sonra da ümmetine uygulatmıştır” diyen Parlaktürk, sözlerini şöyle sürdürdü: “O, Kur'an ifadesiyle “usveyi hasene“ yani en güzel örnektir. Veda Hutbesi'nde faizin her çeşidinin yasaklandığını net ifadelerle ilan etmiştir. 

İslam'ı ve Kur'an'ı tahrif etmeye ve zihinleri bulandırmaya yönelik bu ifadelerin, adi gecen kitaptan derhal kaldırılmasını ve kitabi yazanlar hakkında gerekli işlemin yapılmasını bekliyoruz.
Pazartesi, 08 Eylül 2008 11:08 tarihinde güncellendi

Sayfa 339 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.