Osmanlı
Tarihi, her safhasında yüzlerce şehir efsanesi üretilen, suçlama ve
iftiralara maruz kalan, milyonlarca arşiv belgelerinden sınırlı sayıda
tasnif edilebilen ve hala anlayamadığımız bizim tarihimizdir. Osmanlı
İmparatorluğu ve Osmanlı padişahları hakkında bugüne kadar süregelen en
önemli tartışmalardan bir tanesi de Osmanlı padişahlarının “Hacc”
ibadetini yapmamış olmaları meselesidir. Peki Osmanlı padişahları neden
hacca gitmemişti?
Osmanlı
imparatorluğu dünya tarihinin gördüğü en büyük imparatorluklardan
birisidir. Kanuni Sultan Süleyman döneminde doğal sınırlarına ulaşan
imparatorluk olabildiğince büyümüştü. Öyle ki batılılar Osmanlı
padişahı Sultan Süleyman’a “Le Manifiiue” yani “Muhteşem”
lakabını vermişlerdi. Sultan Süleyman döneminde Osmanlı toprakları 15
milyon metre kareye ulaşmıştı. Bu gelişmeler devletin selametini
kuvvetlendiriyorsa da bazı olumsuz taraflarda gözden kaçmamalıdır. Her
geçen gün büyüyen imparatorluk için büyümek bir nevi dezavantajdı. Yani
“Büyük başın derdi, büyük olur” kaidesince Osmanlı İmparatorluğu
büyüdükçe merkezi yönetim güçleşmekteydi. Zira padişah sefere çıktığı
zaman devletin merkezi konumundaki Dersaadet (İstanbul) boş kalmakta,
padişahın atadığı kubbe vezirlerinden ya da Sadrazamlardan bir tanesi
“Sadaret Kaimekamı” olarak padişah dönene kadar devleti temsil
etmekteydi. Ancak şu nokta unutulmamalıdır ki Padişah otoritesinin
yerini diğer otoriteler ne kadar temsil edebilirdi? Hac meselesinde bu
etkenin önemli rolü vardır. Bilindiği üzere İslam’ın hac vazifesi
hakkındaki şartları: Müslüman olmak, akıllı olmak, ergen olmak, hac
masraflarını karşılayacak kadar zengin olmak, haccın farz olduğunu
bilmek ve gideceği yerin emniyetli olmasıdır. İslam hukukunda Cihat
vazifesi farz-ı kifayedir. Ancak diğer fertlerin hac vazifelerini
yerine getirmesine ortam sağlamak Ulu’l Emir için farz-ı ayn’dır. Yani
Osmanlı sultanları Müslüman tebaalarının hac emniyetini sağlamak
zorundadır. Bazen kamu haklarından bir mesele (Hukukullah) şahsi
farzlardan daha çok önem arz etmektedir. 3. Selim’e kadar gelen Osmanlı
padişahlarının ömürlerinin yarısı cihatla geçmiştir. Mesela Amasya’da
vali iken ikinci Bayezıd hacca gitmeye niyet etmiş ancak sadrazam ve
şeyhülislamın çağrılarını ve tahta oturması
ikazlarını dinlemek zorunda kalmıştır. Zira boş kalan tahtı gören
düşman cesaretlenecek alemi islamın selametine zarar vermeye teşebbüs
edecektir. Aynı şekilde ısrarla hacca gitmeyi isteyen ve bu uğurda
canından olan 2. Osman’ın (Genç) kayınpederi olan şeyhülislam Esad
Efendi Osman’ın hac isteği üzerine şu fetvayı vermiştir: “Padişahlara hac lazım değildir; oturup adl eylemek evladır. Caiz ki, bir fitne zuhur eyleye.” Verilen bu fetvayı asrın alimi Üsküdarlı Aziz Mahmud Hüdai’de desteklemiştir.
Ayrıca
Prof. Dr. Ahmet Akgündüz “ Bilinmeyen Osmanlı” adlı eserinde konuyla
ilgili başka bir noktaya vurgu yaparak; bazı İslam hukukçularının hac
vazifesi için bedeni sıhhatli olma şartını açarak, kendisini hacdan
alıkoyacak sebepler bulunursa haccın eda edilemeyeceğini Osmanlı
sultanlarının bir nevi mahbus gibi kabul edilebileceğini bu yüzden
hacca gidemeyebileceklerini söyler. Hac mevsiminin üç ay sürdüğü bir
asırda Osmanlı padişahlarının hacca gitmeleri gerektiğini düşünmek
İslam hukukunu bilmemek olur. Özetle Osmanlı padişahlarına hac dinen
farz olmamıştır. Ancak kendi yerlerine mutlaka adam göndermişlerdir.
Ayrıca sultan Abdülaziz’in kıyafet değiştirerek hacca gittiği
söylenmektedir. Ancak konuyla ilgili elimizde vesika bulunmamaktadır.
(Prof. Dr.Ahmet Akgündüz, Bilinmeyen Osmanlı.) yukarda beyan ettiğimiz
hususlar üzere Osmanlı padişahlarının şahsi ibadetleri için Dersaadeti
3 ay boş bırakmaları küffarı cesaretlendirecek ve Devlet-i Ali zor
durumda bırakabilecekti. Bu sebepten ilmiye sınıfının da tasdiki ile
Osmanlı sultanları hacca gitmemiş, gidememişlerdir. Ancak saraya bağlı
sürre alayları padişahın ve halkın hediyelerini Mekke ve Medine’ye
ulaştırırdı. İlk sürre alayını gönderen sultan Çelebi Mehmet’tir.
Osmanlı hacıları kafile halinde yola çıkarlardı. Padişahın bir görevi
de Halife-i Ruy-i Zemin olarak emniyetli bir hac yolculuğunu
sağlamaktı. Bunun için fermanlar göndermiş kaleler yaptırılmıştır. (
Bkz. BOA, 7 Numaralı Mühime Defteri Hüküm: 372,786)
Osmanlı
padişahlarının hacca gitmemesi hadisesi bundan ibaret olup Fatih Sultan
Mehmet Han’ın oğlu şehzade Cem memluklulara sığındığında hac vazifesini
yerine getirmiş, son Osmanlı padişahı cennet mekan Sultan Vahdettin
padişahlığından sonra hacca gitmiş ancak bazı söylentilere göre eşkıya
yüzünden haccı yarım kalmıştır. Burada unutulmaması gereken tarihin
zamanın şartlarına göre incelenmesidir. Tarihten anlayan herkes bu
ayrımı görebilir. Günümüzde devlet ricalinin hacca gitmesi ile Osmanlı
sultanlarının gitmesi çok farklı konulardır.
YORUM:
Osmanlı padişahlarının çilesi ve mücadelesi olmasaydı şimdi bizler ne olurduk, endülüs gibi yok olup ispanyol çingenesimi yoksa romanya veya balkan ülkelerinden biri gibi yozlaşmış kimliksiz şahsiyetsiz bir millet mi olurduk, Allah bilir. Ehli sünnet itikadımız ve ameli salihimiz hep ecdadımızın bize bıraktığı en büyük bir mirastır, hatalarını Allahu teala affeder, bizler onları hayır dualarla yad ederiz.