.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

Cemaleddin Efgani

   afgani.jpgCemaleddin Efgani          


1838 senesinde Ese-dâbad’da doğup, 1897 de İstanbul’da vefat etti. Din bilgisi azdı. Bir aralık Ruslar tarafından satın alınarak, ana vatanı olan Afganistan’a karşı casusluk yapmıştır!.

Bir kere Afgan değildir, İran'ın Ese-dâbad şehrine mensuptur. Bu zat Sünnî de değildir, Şiî’dir. İki konuda, Takiyye yaparak Müslümanları aldatmıştır.

1- İranlı olduğu halde kendisini Afganlı göstermiş,

2- Şiî olduğu halde Sünnî postuna bürünmüştür.

Resûlullah efendimiz (Sav) "Bizi aldatan bizden değildir" buyuruyor.

Bu zatın bir başka özelliği de, Farmason oluşudur. İstanbul'da yayınlanan "Mimar Sinan" adlı Mason dergisinde Afgani hakkında uzun bir övgü makalesi yayınlanmış bulunuyor. (1)

Afgani bir din âlimi, bir rehber, bir mürşid değil aktivist bir İslamcıdır. Yalancı, karışık, bulaşık bir kişidir. Bir ara, Blunt adlı bir İngiliz ajanı ile birlikte Halife Sultan Abdülhamid'i tahtından indirmeye teşebbüs etmiştir.

Bugün İslam âleminde görülen, Kitabullah'ın ve Resûl Sünnetinin ruhuna muhalif nice olumsuz iş ve davranışta Afganî'nin tuzu biberi vardır.

Bin dört yüz yıl boyunca İslam dünyasından nice Ehl-i Sünnet müctehidleri, büyük fakihler, veliler, kâmil mürşitler, amil ve Râsih âlimler, imamlar, rehberler çıkmıştır. Müslümanların bu nurlu kafileyi bırakıp da Afgani ve tilmizleri gibi birkaç masonun peşine düşmesini isteyenlerde akıl mı yoktur, yoksa hüsnüniyet mi?" (2) 

II. Sultan Abdulhamid: Afgani İngiliz maskarasıdır!

II.Abdulhamid Han’ın, Efgani’yle ilgili söylediği şu sözlere bakarsak Efgani’nin nasıl birisi olduğu daha iyi anlaşılacaktır:

 “...Hilafet’in elimde olması sürekli olarak İngilizleri tedirgin etti. Blund adlı bir İngilizle Cemaleddin Efgani adlı bir maskaranın elbirliği ederek İngiliz hariciyesinde hazırladıkları bir plân elime geçti... Cemaleddin–i Efgani’yi yakından tanırdım. Mısır’da bulunuyordu. Tehlikeli bir adamdı. Bana bir ara Mehdilik iddiasıyla bütün Orta Asya Müslümanlarını ayaklandırmayı teklif etmişti; buna muktedir olamadığını biliyordum. Ayrıca İngilizler’in adamı ve çok muhtemel olarak İngilizler beni sınamak için bu adamı hazırlamışlar idi. Derhal reddettim. Bu sefer Blund’la işbirliği yaptı...”  (3)

Cemaleddin Efganî, İngiliz belgelerine göre “tanrıya inanma” şartı koşan İskoç Mason Locası’na üye iken, buradan “tanrısızlık” ithamıyla kovulmuş, o da “tanrı tanımazlık”ın makbul sayıldığı Fransız Grand Orient Locası’na reis olmuştur. (4)

Cemil Meriç Afgani hakkında şöyle der;

“Bizim "Büyük İslâm Birliği”nin kurucusu olarak selâmladığımız Efgani'nin Fransa'daki dostu Hıristiyan Halil Ganem'dir. Sultan Abdülhamid han’ın hasm-ı biamânı Ganem.

Renan, Efgani'yi bir masal kahramanı olarak değil, gerçek kişiliği ile yani dinsiz, bir "libre penseur" olarak tanımaktadır. Zavallı Türk intelijansiyası! Kimlerin peşinden gitmemiş. Düşmanları dost, dostları düşman olarak tanımış. Peygamber'in adını anmağa cesaret edemeyen bir Efgani'yi Peygamber kadar saygıya layık görmüş.”

Dinine ve vatanına hıyanet etmekten çekinmedi. İngiliz masonları ile de işbirliği yaparak zengin oldu ise de, Osmanlı Şeyh-ül-İslamı Hasan Fehmi efendi, onun cahilliğini ve zındıklığını ortaya koymuştur.

1944 de, kemikleri, İstanbul’dan, Kabil’e nakil edildi. Mısırlı Edib İshak, Ed-dürer kitabında, bunun Kahire mason locası reisi olduğunu yazmaktadır.

Bütün masonlar gibi, çeşitli kılıklara girerek, İslamiyet’i içerden yıkmaya çalışmıştır.

Dr. Muhammed Reşad, dört yüzün üstünde önemli kaynaktan hazırladığı Efgani Etrafında Makaleler isimli kitabında özetle diyor ki:

“Çok önemli bir kaynak olan Sicilli Osmanide Efgani’nin İranlı bir Şii olduğu belirtilmektedir. Manastırlı Naibi efendi ve o devrin Şeyh-ül-İslamı, büyük âlim Hasan Fehmi efendi tarafından kâfir olduğuna fetva verildi”.

Afganistan hakkında Ruslara casusluk da yapan, dinine ve vatanına hıyanet etmekten çekinmeyen Efgani, mason olmadan önce de, hiç bir zaman masonluğu kötülememiştir. Hatta dehrilere [dinsizlere] yazdığı reddiyede masonluktan hiç bahsetmemesi manidârdır.

Gittiği her yerde, sicilli masonlar tarafından himaye görmüş, İngiliz masonları ile de işbirliği yapmıştır. Birden fazla mason locasına kayıtlı olan Efgani, Mısır’daki İskoç locasından kovulmuşsa da, kendisi bizzat mason locası kurmuş, çömezleri bu locaya girmiştir. Edward Brown, Efgani’nin özel mason eldiveni ile bir resmini neşretmiştir”.

Efgani, hem Türkçü, hem İslamcı görünmeyi başarmıştır. Mehmet Emin Yurdakul, Ziya Gökalp, A. Agayef hep Efgani’den destek görmüştür. Mesela M. Emin Yurdakul’un, “Ben bir Türküm, dinim cinsim uludur” şiirini Efgani çok beğenmişti.

O zamanki İslamcı Sebilürreşad dergisi, ırkçılığı tenkit eden makaleler neşrederken, ırkçılar da, Efgani’nin ırkçılığı öven makalesini tercüme edip yayınlayınca İslamcıların sesleri, solukları kesilmişti. Efgani, makalesinde diyordu ki: Irkçılık dışında saadet yoktur. İnsanları birbirine bağlıyan iki bağ vardır: Biri dil, biri de din birliğidir. Dil birliği, ırk ve milliyet birliği demektir. şüphesiz, bu birliğin dünyadaki beka ve sebatı dinden daha devamlıdır.?

Efgani, Mısırda da Arap ırkçısıdır. (Arap ırkının sınırını belirleyecek ölçü din ve mezhep değil, Araplık ölçüsüdür) demiştir. II. Abdülhamid Han, hatıratında diyor ki:

(Hilafetin elimde olması İngilizleri hep tedirgin etti. Blund adlı bir İngiliz ile Efgani adlı bir maskaranın el birliği ile İngiliz hariciyesinde hazırladıkları bir plan elime geçti. Efgani’yi yakından tanırdım. Tehlikeli bir adamdı. Bana bir ara Mehdilik iddiasıyla bütün Orta Asya müslümanlarını ayaklandırmayı teklif etmişti. Derhal reddettim. Bu sefer Blund ile işbirliği yaptı. Kendisini İstanbul’a çağırttım. Bir daha İstanbul’dan çıkmasına izin vermedim.)

İstanbul yüksek İslam enstitüsü eski başkanı ve öğretim üyesi Ahmet Davudoğlu hoca da diyor ki:

1355 numara ile Şarkın Yıldızı Locasına kayıtlı bir mason olan, İslam’a duyduğu güvensizliği açığa vurmaktan çekinmeyen ve Peygamberlik sanatlardan bir sanattır diyen Efgani, bir ilim adamı değil, siyasetle uğraşan bir nankördür. Fesatçılığı sezilince ulema tarafından İstanbul’dan kovulmuş, Mısır’a kaçmıştır.

Prof. M. Kaya Bilgegil, Ziya Paşa isimli kitabında, (Efgani, her mason gibi İslamiyet’i içerden yıkmaya çalışmıştır) diyor. Mısır’da kurulan mason localarının başına gelen C. Efgani ve M. Abduh, müslümanlar arasında masonluğun yayılmasına çok yardım ettiler. (Les franco-maçons s.127)

İngiliz belgelerine göre bir ilaha inanmayı şart koşan İskoç Mason Locası’na üye iken, buradan ateistlik ithamıyla kovulmuş, o da ateistliğin makbul sayıldığı Fransız Grand Orient Locası’na reis olmuştur. (Dr. M. Reşad, Efgani Etrafında Makaleler)

İlim Yayma Cemiyetinde Efgani Efsanesi üzerine bir konferans verildi. Konuşmacı, Dr. M. Reşad, medya önüne çıkmayı sevmeyen, mütevazı genç bir araştırmacıdır. Efgani Etrafında Makaleler adıyla bir kitap da neşretmişti.

Konferansı da bu kitabının açıklaması mahiyetinde idi. Bu kitap, 400′ün üzerinde kaynak taranarak hazırlanmış, ciddi bir eserdir. Aşağıdaki konuşmaların kaynağı için kitaba bakılabilir. Dr. Muhammed Reşad özetle dedi ki:

Abduh, Efgani’ye diyor ki:

“Azametli mevlâm, siz nefsimizde olanların cümlesini bilirsiniz. Bizi en güzel bir şekilde yarattın ve resminiz ki yeri, kıble-i salâtımızdır.”

Reşid Rıza da Efgani’yi övmekte, Abduh’tan aşağı kalmaz:

“İrfan ağacı, iyilikler ve lütuf Cennetinin efendisi, her alınan nefeste ecri bulunan büyük İmam, Kendisinde en mükemmel bir biçimde güzellik sırrı tecelli eden..” diyor.

Renan; (İslamiyet ilme ve felsefeye daima eza etmiş ve nihayet onları boğmuştur. İnsan zekası için İslamiyet çok zararlı olmuştur) diyor. Efgani, bunca hezeyan karşısında bir misli hezeyan da kendi ilave edip şunları yazdı:

“İlmin tekamülünde İslam’ın bir mani teşkil ettiği doğru ise de, bu maninin bir gün ortadan kalkmayacağını söylemek mümkün müdür? Ben Renana karşı Müslümanlığı değil, cehalette yaşamaya mecbur kalacak yüz milyonlarca insanı savunuyorum. Müslümanlığın, ilmi ve ilmi tekamülü yok etmek istediği bir gerçektir.”

1- (Mimar Sinan dergisi, sayı: 127, Mart 2003)

2- (İnkişaf Dergisi, No: 2)

3- (Bkz. Abdulhamid Han, Sultan Abdulhamidin Hatıra Defteri (Haz. İsmet Bozdağ), İstanbul 1986 (8. Baskı), Pınar Yay. S. 73)

4- (Bkz. Alaaddin Yalçınkaya, Cemaleddin Efgani, İstanbul 1991, Osmanlı Yayınları, s. 131–132; Muhammed Reşad, Cemaleddin Efgani Hakkında Makaleler, İstanbul 1416/1996, s. 21, dipnot: 36).

Perşembe, 18 Eylül 2008 13:55 tarihinde güncellendi

Selef-i sâlihînden ayrıldığı meseleler !

yolayrm.jpgbni Teymiyye’nin Selef-i sâlihînden ayrıldığını gösteren meseleleri, Tâcüddîn-üs-Sübkî şöyle bildirmektedir:

1- Talakta Yemin kefareti vermek lâzımdır diyor. Kendisinden evvel gelen İslâm âlimlerinden hiçbiri kefaret verileceğini bildirmedi.

2- Hâiz kadına verilen talâk vaki olmaz diyor.

3- Amden, kasden terk edilen namazı kaza etmek lâzım değildir diyor.

4- Hâiz kadının Kâbeyi tavaf etmesi mubahtır. Kefaret vermez diyor.

5- Üç olarak verilen talâk, bir talâk olur diyor. Hâlbuki bunu bildirmeden önce, icmâul-müslimînin böyle olmadığını kendisi senelerce söylemiştir.

6- İslâmiyet’e uygun olmayan vergiler, bunu isteyene helâldir diyor.

7- Bunlar tüccardan alınınca, niyet edilmese bile, zekât yerine geçer diyor.

8- Suda fare gibi hayvan ölünce necis olmaz diyor.

9-  Cünüp olanın, gece gusül etmeden nafile namaz kılması caizdir diyor.

10- Vâkıfın yaptığı şarta itibar olunmaz, diyor.

11-İcmâ-ı ümmete uymayan kimse, kâfir olmaz ve fâsık olmaz diyor.

12- Allah-u Tealâ mahall-i havâdisdir ve zerrelerden yapılmıştır diyor!

13- Kurân-ı kerîm, Allah-u teâlânın zâtında yaratılmıştır diyor.

14- Âlem, yani her mahlûk, nevi ile kadimdir diyor.

15- Allah (Azze ve Celle), iyi şeyleri yaratmağa mecburdur diyor.

16- Allah-u Tealânın cismi ve ciheti vardır ve yer değiştirir diyor.

17- Peygamberlerin masum olduklarını inkâr ediyor.

18- Resûlullahın sallallah-u tealâ aleyhi ve sellem diğer insanlardan farkı yoktur. Onu vasıta kılarak dua etmek caiz olmaz diyor.

19- Resûlullahı sallallah-u tealâaleyhi ve sellem ziyaret etmeğe niyet ederek Medîne şehrine gitmek günahtır diyor.

20- Şefaat istemek için gitmek de haramdır diyor.

21- Tevrat ve İncilin kelimeleri değil, manaları değişmiştir diyor.

Bu ve benzeri pek çok şeyi ilave ederek yeni bir yol ortaya çıkarttılar. Kimisi şia ile birleştirerek başka bir yol icad etmeye çalışıyor. Biz bunların yanlış görüşlerini açıklamakla yetiniyoruz, işin doğrusu ehli sünnet alimlerimizin beyan ettiğidir. İtikadı muhafaza etmek kolay değil. 

Yukarki 21 mesele, avam müslümanların dahi kulaktan duymakla elde ettiği bilgilere göre yanlışlığı anlaşılır. Zira mahalle mescidine giden bir çocuk evela amentüyü öğrenir, şehadet kelimesi, subhaneke ve diğer dualar ve sureler ile ilmini artırır. Abdest temizlik meseleleri Kur'ana abdestsiz dokunulmayacağı, kabeyi tavafın abdestli olacağı gibi belli meseleler hemen çocuklara öğretilir. Şefaat ya Resulellah! diye, Peygamberimize s.a.v. hasret ifadesi ve ziyaret aşkından bahsedilir.

Peki, ciddi manada ilim sahibi olan İbni Teymieey'nin şu yukarki hususlara saplanması nasıl olur? derseniz ,iki ihtimal vardır. Birincisi bunlar ona ait değildir de peşinden gelenlerin ona yakıştırmasıdır. ikincisi, bunların ekserisi ona ait görüşlerdir ve aklına ve zahiri tevillere giderek bu yanlışlara düşmüş ve peşinden gelenlerin değişik yorumlarıyla iş sapmaya ve saptırmaya dönmüştür.

Bu gibi görüşleri tercüme edip bastırarak neşredenler, müslümanların hidayetini değil sapıtma sını istediklerinden meseleler çözümsüzlük içinde boğulmaktadır.  Şu bahsedilen meseleler avamın hakkında tartışacağı işler değildir, alimlerin kararlaştırdığı hususlar olup avamın da alimlere tabi olup itikad ve amelini düzeltmesi gerekli hususlardır. işte alim denenlerin art niyetiyle iş mezheb çatışmasına dönüşmüş ve vehhabi denen bir güruh, osmanlının müşrik olduğunu ileri sürerek isyan etmişler, ingilizin desteğiyle 100 binden fazla islam askerini şehit edip hılafeti arkadan vurmuşlardır. Şimdi işlerine gelmeyen yerde ibni Teymiyye yi bile sollamışlar, artık hangi mezhebi tatbik ettikleri bilnmez bir hale gelmişlerdir. 

O yüzden -Sevadı a'zam- dan ayrılmamak gerekir. YAni ehli sünnet topluluğundan ayrılmadan, ihtilaflı konuları alimlere havale edip safi kalb ile bütün müslümanlara hayır dua ile dini yaşamalı, ümmetin mutlaka asıl temellerde birleşmesine yardımcı olmalıyız. Bu tefrika sadece ehli küfrün işine yarar.  

 

Perşembe, 18 Eylül 2008 13:52 tarihinde güncellendi

Akıl, Müstakil Delil Olurmu?

akil.jpg

Dinimizde delil dört tanedir -edille-i erbaa-. Bunlar Kitab -Kur'anı kerim-, sünnet, icma ve kıyastır. Bu dört delille islami hükümler sabit olur. Bunların dışında ilme sebeb olan bazı şeylerin varlığı, -mesela akıl, vehim, hisler gibi-delil olarak yeterli değildir, yani şu dört şeyih haricindekilerle hüküm isbat edilemez, kati ilim tahakkuk etmez.

Bu aslı bildikten sonra; bazı bid'at ve sapık mezheblerde, felsefecilerde akıl delil kabul kabul edilir ve hidayet edici olarak akla güvenirler dayanırlar. Ehli sünnet bunlara gerekli cevabı ilmi kelam bahsinde vermiştir. Biz mektubatı Rabbaniden bir bölümü aktarmakla meseleyi değişik bir yönden huzurunuza getiriyoruz. 1. cilt, 266. mektubtan...

<<Peygamberler (üzerlerine salat ve selam olsun)in gönderilmesi alem-ere rahmettir. Bu büyüklerin aracılığı olmasaydı bizi vacibul vucud olan Allah'ın zatına ve sıfatlarına kim ulaştırırdı, bizim için Hakkın rızasını, razı olmadıklarından kim ayırırdı. Zira bizim nakıs aklımız Peygamberlerin davet nuru olmadan bu manayı anlamaktan çok uzaktır. Kusurlu anlayışımız, şu büyükleri taklid etmeden bu muameleyi anlamaktan cimridir (anlayamaz.)

Evet, akıl her ne kadar delil ise de fakat hüccet olmakta tam değildir, tam delil olmaya ulaşmamıştır. Hücceti baliğa (tam delil) ancak Peygamberlerin gönderilmesiyle tamam oldu. Ahiretteki sevap ve azab buna (tam delilin gelmesine) bağlanmıştır.

Nefsin temizlenip safî yapılması sahih amellerin yapılmasına bağlıdır. Bunlar Allah'ın razı olduğu amellerdir. Bunları bilmek Peygamberlerin gönderilmesine bağlıdır.

Kalbi boşaltıp nefsi temizlemek, peygamberlerin gönderilmesi ol­masaydı hakikatten hasıl olmazdı. Kafir ve fasıklarda meydana gelen (şeyler) nefsin safîleşmesidir, kalbin safî olması değildir. Sırf nefsin safı olması sapıklıktan başka bir şey artırmaz, hüsrandan başka bir şey meydana getirmez. (Kalbin temizlenmesi gerekir. Bu da zikir sayesinde ancak mümkündür.)

Bazı gaybî şeyleri kafir ve fasıkların bilmesi nefsin safîleşmesi vaktinde istidraçtır, onların hakkında helak ve hüsrandır, (onları azar azar helake çekmektir.)

Seyyidil Murselîn hürmetine Allah'tan bizi böyle şeylerden kurtarmasını dileriz. (Amin)

Anlaşıldı ki Paygamberlerin gönderilmesi vasıtasıyla şeriatın hükümleri sabit olmuştur, onlar rahmettir, inkarcıların, mülhidlerin (dinden çıkmışlar), zındık (sapık) ların anladığı gibi değil. Bunlar şerî hükümleri rahmet saymazlar ve kullara böyle zahmetli işlerin yüklenmesi akla uygun değil, şefkat değildir, derler.

Bunlara şöyle denir; kim bu hükümlerle amel ederse cennete girer, kim hilafını işlerse cehenneme girer, nasıl bu hükümlerle teklif olunmasınlar; kendi başlarına bırakılsınlar, yeyip içip uyusunlar, kafalarına göre dolaşsınlar (öyle mi?) Bu çirkin herifler bilmezler mi ki? ihsan edene şükretmek gerekir, işte bu şerî hükümler nasıl şükrün yapılacağının beyanıdır. Aklen bu hükümleri yapmak vacip olur (yani akıl şükretmek gerektiğini bilir ama nasıl ş,kredeceğini bilemez. Şükretmenin yolu peygamberin beyan ettiği kulluk vazifeleridir.) Şu alemin nizamı bu hükümlere bağlıdır. Eğer insanlar kendi başına bırakılsa şerden başka birşey ortaya çıkmaz, herkes başkasının malı ve canına taarruz eder. Şerî yasaklar konmazsa nefisler zayi olur. Mallar helak olur.

"Sizin için kısasta hayat vardır, ey akıl sahipleri.">>

 

Demekki insanoğlu hakkında emir ve yasakların konması, yine insanlığın saadeti içindir. Aksi takdirde dünya kagaşalık içinde bocalar, yaratılış gayesi tahakkuk etmezdi, zira Allahu teala bizleri,  kendisini bilmek ve kulluk etmek için yaratmıştır. Onun iradesine boyun eğip razı olduğu şekilde yaşamak için aklı selim üzere dini emirleri tatbik etmek gerekir.

"Eğer şükrederseniz artırırım."

 

Perşembe, 18 Eylül 2008 12:55 tarihinde güncellendi

İseviliğin Amentüsü - Küfür Maddeleri !

kufurde_israr.jpgDiyalogçulara göre İslam ve Hıristiyanlık arasındaki farklarda teferruattır! Bunlara göre İslam Amentüsü ile İseviliğin Amentüsü aynıdır!

İşte o İğrenç Amentü!

1 — “Ben, yeri ve göğü yaratan her şeye kadir, baba Tanrıya inanırım. “

2 —” Ve efendimiz olan, onun biricik oğlu İsa’ya inanırım.”

3 —” Ve efendimiz olan, onun biricik oğlu İsa’nın ilahlığına inanırım.”

4 — Ve bakire Meryem’den doğana inanırım.

5–6 — “Onun Pontus Pilatus’tan zulüm gördüğüne inanırım.“

7 — Cehennemlere indiğine inanırım.

8 —” Üçüncü gün tekrar canlandığına inanırım“

9 —” Göklere çıkıp, kadir olan baba Tanrı’nın sağına oturduğuna inanırım“.

10 —” Oradan gelip ölüleri ve dirileri hesaba çekeceğine inanırım.”

11 — Ruhu-l Kudüs’e inanırım.

12 —” Mukaddes Katolik kilisesine inanırım. “

13 —” Azizlerin cemaatine inanırım “

14 —” Günahların affedileceğine inanırım. “

Bu amentünün İslam ile ne alakası olabilir? Bu olsa olsa İslam’ı “Tahrif” etmektir!

AÇIKLAMA:

Bu işin nereye varacağını kestirmek imkansız. Ali haydar Efendi baba k.s. osmanlının son şeyhul islamıdır, buyurmuş ki "Hıristiyanlar istanbulu alamayacaklar ama, İstanbul halkı hıristiyanlaşacak." Durum oraya dayandı, Allahu teala bizleri ahır zaman fitnesinden muhafaza etsin. Adamalrın işi gücü bitmiş te dünya kafirleri sömürücü zalimleri ile diyalog için can atıyorlar.  Sen mazlum dinkardeşine birbak, esarette evi barkı yok olmuş aile fertleri dağılmış vatanı işgal edilmiş, kolu bacağı kopmuş, onun için bir şeymıyorsun da kalkmış vatikan papazıyla tokalaşıpresim çektiriyorsun elini öpüyorsun ab ye girmek için yırtınıyorsun.

Papazlara iftar yemeği vermekle de oruca ve iftara ihanet etmek, dinini ayak altına almaktır. papazın Kur'anda tarifi en iftiracıve insanların malarını haksız yere yiyen Allah ve Resulünün düşmanları neces -pislik- kimselerdir. Bunlar ile aynı sofrada yemek yemek için mide lazım, pislik bulaşmadan onlarla nasıl tokalaşırlar???

Şu yukarki maddelerin hepsi küfür ve zındıklıktır. İslam itikadıyla asla alakası yoktur. Bir müslümanın bunlarla ortak olacak bir yanı da yoktur. Bizim dinimizi ve itikadımızı şehadet kelimesi ve ihlas suresi kısa ve net olarak ifade eder. 

Bu hıristiyan iftiracılara göre peygamber yoktur, papazları tanrı ile görüşür, İsa ilahtır derler.  Bunların dinle imanla ne alakası var, bunların neyi ile diyalog olacak, vah zavallı ahmaklar vahh!!!

Çarşamba, 17 Eylül 2008 18:35 tarihinde güncellendi

Sayfa 324 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.