.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

Cemevi Nerden Çıktı? Dırar Mescidimi ne?

mesc_drar.jpgCemevi ibadethane kabul edildi


Tunceli Belediye Meclisi, cemevini ibadethane olarak tanıdı. Belediye Meclisi'nin oturumunda, teklif DTP, EMEP, CHP, SHP ve AKP'li üyelerin oybirliğiyle karara bağlandı.

 

Salı, 14 Ekim 2008 10:30 tarihinde güncellendi

MİLLİ GAZETE NEREYE...???


afgani.jpgTercihimiz, Efganî’nin inkılâbçılığına karşı Abduh’un eğitim yöntemidir…
  Fahri Güven
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
İslâm âlemindeki uyanış tarihini bilenler, Şeyh Cemaleddin-i Efganî ve Şeyh Muhammed Abduh gibi İslâm mütefekkirlerini tanıyıp şu hususlara da aşinadırlar:

“On sekizinci asırda başlayarak on dokuzuncu asırda bütün bütün şiddet kesbeden İslâm âleminin velveleli sükûtu bu âlemde düşünmek ve muhakeme eylemek kabiliyetini haiz olanları bu hâdisenin sebeplerini araştırmaya ve ona karşı çareler düşünmeye sevk etti.   

Şeyh Cemaleddin ve Şeyh Abduh’lar, hâdisenin sebebini İslâmiyet’in yanlış anlaşıldığında ve bu dini halka öğretmek vazifesi ile mükellef olanların cehalet ve taassuplarında buldular ve binâenaleyh çareyi de İslâmiyet’i bu gibilerden kurtarıp daha bilgili, taassuptan uzak âlimler ellerine teslim etmekte ve bu sâyede medeniyetle İslâmiyet arasında bir anlaşma bulmakta gördüler!”

Şarkın yetiştirdiği fıtratların en yükseklerinden biri olduğu şüphe götürmeyen merhûm Cemaleddin-i Efganî’nin basılmış veya basılmamış birçok eserleri, makaleleri, hutbeleri varsa da en büyük, en mümtaz eseri merhûm Şeyh Muhammed Abduh’dur” derler. Bu yerinde bir tespittir. Nitekim Üstad Mehmed Âkif, Müslüman gençliği sembolize ettiği “Âsım” adlı altıncı şiir kitabında Cemaleddi-i Efganî ve Muhammed Abduh’u şöyle konu edinir:

-“Şimdi Âsım, edebiyatı bırak, bir tarafa;

Daha ciddî işimiz var, geçelim başka lâfa.

Gâlibâ söylediğim yoktu? Evet, hiç yoktu:

Mısır’ın en muhteşem üstâdı Muhammed Abduh,

Konuşurken neye dairse Cemâleddin’le;

Derki tilmizine Afganlı:

“Muhammed, dinle!

İnkılâb istiyorum, başka değil, hem çabucak,

Öne bizler düşüp İslâm’ı da kaldırmazsak,

Nazariyyât ile bir şeyler olur zannetme…”


Şeklinde süren şiirin devamının açılımı şöyledir:

“Muhammed beni iyi dinle! İnkılâb yapılması lâzım, hem de en kısa zamanda… İslâm ülkelerini başka türlü kalkındırmak mümkün değil… Öne biz düşeceğiz. Bilesinki teorilerle uğraşmak bizi bir yere götürmez!... Ancak teorik görüşleri tekrarlayıp durmaktan vazgeç! Sende büyük bir yetenek olduğu inkâr edilmez…”

Muhammed Abduh, Üstad’ı Cemaleddin’in bu talebine şöyle karşılık verir:

“- Evet, şüphesiz ki İslâm âleminde kalkınma ve yenilikler isteyen sayın üstad haklıdırlar… Ancak, ben derim ki; bunu yapmanın yolu eğitimden geçer. Buyurun çekilelim ülkelerden birine, hatta şu bizim Sûdan’a; kuralım bir medrese, başlayalım halkı eğitmeye… Tabii birkaç yetenekli ilim erbabı daha bulacağız ve öncelikle gençleri yetiştirmeye çalışacağız. Böylece yetenekli bilginler yetiştirip İslâm ülkelerine yollarız. Bir müddet sonra, İslâm dünyasının muhtelif yerlerinde, birçok Cemaleddin Afganî’ler görmek mümkün olur.”

“- İyi ama, bunu yapmak en az yirmi sene ister ki ben kolay görmüyorum… Sen yirmi günde başarılacak işe bak!”

“- O zaman beni mazur görün efendim. Ben o işte yokum.”

Bu mısraları aktarıp Efganî’nin ve Abduh’un görüşlerini dile getiren Üstad Âkif, tercihini Abduh’dan yana koyar. Nitekim Âkif, başmuharrir olarak görev yaptığı Sırat-ı Müstakim- Sebilürreşad mecmualarında pek çok tercüme yapar. Bu tercümelerden çoğu Muhammed Abduh’dandır. Cemaleddin-i Efganî’den ise neredeyse hiç tercüme yapmaması manidardır. Dolayıyla tercihini Abduh’dan yana koyan Âkif, Müslüman gençliği sembolize ettiği “Âsım” profilinde de yine tercihi Abduh’dan yanadır. Şöyle ki:

“Ne dersin Âsım, bu kıssadan kendimize bir hisse çıkarsak mı? Ne demek istendiğini anlıyorsun, ama daha açık, daha net olarak anlaşalım seninle: Evet, ben de inkılâb istiyorum, istiyorum, ama Muhammed Abduh’un önerdiği şekilde… Yoksa başka ellerde kör alet olup ortaya dökülen efeler gibi; Bâbıâlî’leri basmak, insanları asmakla değil… Âsım, evlâdım, artık bu işten bütün arkadaşlarını da çek, kendin de çekil…”

Cemaleddin-i Efganî’ye gelince, biyografisini incelediğimizde, onun çok ilginç ve bilge bir kişilik olduğunu görürüz. “Seyyid” olması bir ayrıcalıktır. Modernist fikirlerinin yanı sıra selefi bağlamda son derece tutarlı fikirleri vardır. Yaşadığı dönemde Hindistan, İran, Mısır, Sudan, Afganistan ve Türkiye gibi pek çok İslâm ülkesinin yanı sıra İngiltere gibi batılı ülkelerde de maruf olan yetkin bir kişiliğe ve bilgeliğe sahiptir. Son olarak Osmanlı payitahtı olan İstanbul’a Sultan Abdülhamid tarafından davet edilmiş ve bu davete uyarak İstanbul’a gelen Efganî, dört sene İstanbul’da yaşamış ve bu şehirde vefat etmiştir.

Onun İstanbul’a geliş hikâyesinde kayda değer olan şu ilginç hadiseyi aktarmakta yarar var:

“Sultan Abdülhamid’in daveti üzerine Afganî ikamet ettiği şehir olan Londra’dan ayrılarak 1892 yılının sonlarında İstanbul’a gelir. İstanbul’a ulaştığında Saray tarafından kendisini karşılamak üzere gönderilen saltanat yaveri onu beklemektedir. Yaver “Seyyid hazretleri, bagajlarınız nerede?” diye sorar. O da yanımda elbise ve kitap sandıklarından başka bagajım yoktur” diye cevap verir. Yaver “Güzel, öyleyse yerlerini gösteriniz” deyince, Afganî, eliyle göğsünü işaret ederek, kitap sandıkları burada,  cüppesini işaret ederek, elbise sandıkları da budur” diye karşılık verir.”

Efganî’nin konuyla ilgili olarak şu ifadeleri de ilginç ve düşündürücüdür: “İlk kez sürgün edildiğimde yanımda ikinci bir cüppe ve pantolon taşırdım. Fakat sürgünler birbirini takip etmeye başlayınca, ikinci cüppeyi yük olarak görmeye başladım. Artık üzerimdekini, eskiyinceye kadar giyiyor, sonra bir başkasıyla değiştiriyordum…”
Efganî ilginç bir kişilik, aynı zaman da çok tartışmalı fikirleri olan bir şahsiyet. Önümüzdeki günlerde Rabbimiz izin verirse onun biyografisinden ve fikirlerinden bazı kesitler sunmaya çalışacağım…
Salı, 14 Ekim 2008 19:03 tarihinde güncellendi

KAPİTALİZM - FAİZ DÜZENLERİ ÇÖKTÜ

paralr.jpgBu da Berlusconi'nin dünya çözümü
   İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi'nin krize karşı çok "üretken" bir önerisi var. Bakın o öneri ne?

İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, dünya liderlerinin, finansal kriz nedeniyle borsalarda işlemleri geçici olarak durdurmayı düşünebileceğini söyledi.

Berlusconi, Napoli'de düzenlediği basın toplantısında, AB liderlerinin krizle ilgili olarak pazar günü Paris'te bir zirve düzenleyebileceğini de belirtti.

BORSALAR GEÇİCİ OLARAK DURDURULSUN

   G-8 liderlerinin de gelecek günlerde bir zirve yapmayı planladığını ifade eden Berlusconi, krizle ilgili çözümlerin ''küresel ve yaratıcı'' olması gerektiğini kaydetti.

Uluslararası mali kurallar ''yeniden yazılırken'', ''borsalarda işlemlerin geçici süreyle durdurulmasının konuşulduğunu'' söyleyen Berlusconi, bunun bir ''varsayım'' olduğunu ve bu konuda henüz karar verilmediğini bildirdi.
Pazartesi, 13 Ekim 2008 08:51 tarihinde güncellendi

TERÖRÜN ÇARESİ...

kardeslik.jpg''ÇÖZÜM İSLAM KARDEŞLİĞİNDE"

Teröre karşı çözümün etnik ayrışmayı körüklemek değil İslam kardeşliğini pekiştirmekten geçtiğini söyleyen Kutan buna ülkeden bir örnek verdi: ''Önemli bir hatıramla bu bölüme son noktayı koymak istiyorum. Genç bir mühendis olarak tam 9 yıl boyunca Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da görev yaptım. Bir gün İstanbul'dan yeni atanmış genç bir mühendis arkadaşla içme suyu projeleriyle ilgili olarak Mardin köylerini dolaşırken, yolumuz bir köye düştü. Yöresel kıyafet giymiş genç bir köylüye rast geldik. Gezi sırasında, Türkçe, Kürtçe, Arapça konuşulduğunu gören bu genç arkadaş, merakla şöyle bir soru sordu: "Hemşerim!" dedi, "Sen hangi millettensin?" Bu genç köylü vatandaşımız soruyu çok anlamsız ve tuhaf buldu. Ve bunu bakışlarıyla belli ettikten sonra şu müthiş cevabı verdi: "Hemşerim" dedi, "Ben Millet-i İbrahim'' İşte çözüm buradadır aziz kardeşlerim. Çözüm bu cevapta saklıdır. Çünkü Kürdüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, bu topraklar bir mozaikse, o mozaiği bir arada tutan çimento İslam kardeşliğidir.''

"DIŞ GÜÇLER TERÖRÜ KULLANIYOR"

Konuşmasında terör olaylarına dikkat çeken Kutan, ''Teröre verdiğimiz şehitler yüreğimizi dağlamaya devam ediyor. Son olarak Şemdinli'de verdiğimiz şehitler bir kez daha bayramlarımıza gölge, sevinçlerimize hüzün düşürdü. Ardından Diyarbakır'ımızda yüreğimizi dağlayan bir olay daha meydana geldi.'' diyerek teröre evlatlarını kurban veren ailelere başsağlığı dileğinde bulundu. PKK terörünün dış güçler tarafından yönlendirildiğine vurgu yapan Kutan, ''Dış güçler, ülkemiz üzerindeki karanlık emellerini gerçekleştirmek için her türlü alçaklığa başvurmaktadır. Bunların başında da terör belası gelmektedir. Bazı karanlık mihraklar taşeron PKK terör örgütü eliyle ülkemizi bölüp parçalamaya, milletimiz arasında düşmanlık tohumları ekmeye çalışmaktadır.'' dedi. 

Son günlerde bunun iyice su yüzüne çıktığını söyleyen SP lideri Kutan, ''Nitekim son günlerde bazı bölgelerde Türk-Kürt kardeşliğini bozmaya, milletimiz arasında etnik çatışma ortamı oluşturmaya yönelik girişimler dikkat çekmektedir. Önce Sakarya'da, ardından geçtiğimiz hafta Balıkesir ve Adana'da yaşanan olaylar bu alçak planın göstergesidir. 17 Askerimizin şahadetinin Balıkesir Altınova'da meydana gelen olayın hemen akabinde yaşanması dikkat çekicidir.'' diye konuştu. 

"TARİHİ İYİ OKUMALI"

Ülkenin geçmişte sağladığı birlik ve beraberliğinin ne gibi olumlu sonuçlar verdiğini hatırlatan Kutan, ''Biz aynı şerefli milletin çocuklarıyız. Bu topraklar üzerinde yaşayan herkes kardeştir. Malazgirt'te beraber at koşturduk. Anadolu'ya birlikte taşıdık İslam'ın kurtuluş muştularını. Beraberce yürüdük Bizans'ın üzerine. Çağ açıp çağ kapayan kutlu orduda omuz omuza savaştı atalarımız. Çanakkale'yi geçilmez yaptık, canımızı vererek, kanımızı dökerek bu mübarek topraklarda.'' diye tarihten örnekler verdi. Ülke insanına Kutan konuşmasında şu çağrıyı yaptı: ''Bütün Türk ve Kürt kardeşlerimize bir kez daha çağrıda bulunuyorum; gün her zamankinden fazla birlik olma günüdür. El ele, omuz omuza verme günüdür.''

''MÜTTEFİK GÖRÜNENLER ASIL DÜŞMAN"

Türkiye'nin dostu, müttefiki gibi görünenlerin PKK terörüne arka çıktığını söyleyen Kutan, bunların teröristlere her türlü silah ve mühimmatı sağlayan devletler olduğunu ifade etti. PKK'yı besleyip, büyüten yabancı istihbarat örgütleri olduğuna vurgu yapan Kutan, "Yüzümüze gülüp arkamızdan hançerleyenler vardır. Yakalanan PKK'lıların üzerinden Amerikan ve Avrupa menşeli silahlar çıkmadı mı!'' diye sordu. Kutan son olarak 17 askerimizi şehit verdiğimiz Aktütün karakolu saldırısında teröristlerin kullandığı uçak savar dahil en son ve en modern silahların kaynağına dikkat çekti ve bölgede Türkiye'nin karşısında PKK dışında bir güç ülduğunun bilinmesini istedi.
 
Bu topraklar üzerinde yaşayan herkes kardeştir
Bu konuda anlamlı bir konuşma yapan Kutan, şöyle konuştu: “Biz aynı şerefli milletin çocuklarıyız. Bu topraklar üzerinde yaşayan herkes kardeştir. Malazgirt’te beraber at koşturduk. Anadolu’ya birlikte taşıdık İslam’ın kurtuluş muştularını. Beraberce yürüdük Bizans’ın üzerine. Çağ açıp çağ kapayan kutlu orduda omuz omuza savaştı atalarımız. Çanakkale’yi geçilmez yaptık, canımızı vererek, kanımızı dökerek bu mübarek topraklarda.
Aziziye tabyalarında Moskof’a dar ettik dünyayı. Şanlıurfa’da, Gaziantep’te Kahramanmaraş’ta bir tek yumruk olup indik müstevi orduların tepesine. İzmir’de hep beraber döktük Yunan Palikaryasını denize. Daha dün aştık el ele Beşparmak dağlarını. Emperyalistler ülkemizi işgal ederken sormadılar ırkımızı. Etnik kökenimize bakmadan hunharca katlettiler bu ülkenin çilekeş insanlarını. Çünkü onlar biliyorlardı ki biz bir tek milletiz. Çünkü onlar biliyorlardı ki biz kardeşiz.” 

Pazar, 12 Ekim 2008 13:33 tarihinde güncellendi

Sayfa 308 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.