.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

Teberrük ve Tevessül-2

kopru.jpgEfendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’ in vefatından sonra mübarek tüyleri ile teberrük:
Osman ibni Abdilleh ibni Mevheb (radıyellahu anhu) şöyle anlatıyor: Ehlim (yani Talha ailesi veya hanımım) beni Rasülullah sallallahu aleyhi ve sellem ‘in ailesi Ümmü Seleme radıyellahu anha’ya bir gümüş bardak içindeki su sebebiyle yolladı, o bardak içinde Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’ in saçları vardı. İnsanlardan birine nazar veya herhangi bir şey (hastalık) isabet ettiği zaman Ümmü Seleme radıyellahu anha kabını gönderirdi.
  

Salı, 11 Kasım 2008 16:20 tarihinde güncellendi

Modernist entellerin öncüleri... Afgani mi?

afgani.jpg AFGANİYİ İYİ TANIYALIM...
 
"Şurası aşikâr: Bu din (İslamiyet) nerede yerleşmişse ilmi boğmuştur. Bu uğurda istibdatla el ele vermekte tereddüt etmemiştir."   Cemalettin Efgani...

     İslam Modernisti olarak adlandırılan Cemalettin Efgani, tarihsel şahsiyetler arasında belki de ismi üzerinde en çok spekülasyon yapılan kişilerden birisidir. “Şeyh Afgani” olarak da adlandırılan Cemalettin Efgani, doğumundan ölümüne kadar daima şaibelerin içinde yaşamıştır. Hayatı ile ilgili birçok nokta, onunla ilgilenen araştırmacılar tarafından da tam olarak aydınlatılamamış ve “Şeyhin” hayatı, hep bir sır perdesini üzerinde barındırmıştır. Yaşadığı zaman dilimi içerisinde birçok seyahatler gerçekleştiren Efgani, etki/tesir alanı oldukça geniş olan bir şahsiyetti. Fakat bu kadar etkili/tesirli olan bir insanın yaşamıyla alakalı bilinmeyen yönleri, onun hakkında bazı şaibelerin doğmasına da neden olmuştu. Fikirleri her zaman tartışma konusu olan “Şeyh Efgani” genel olarak davet üzerine birçok ülkeye ziyaretlerde bulunmuştur. Fakat daha sonra kişisel fikirlerini açıklamaya başladığı anda davet edildiği birçok ülkenin yöneticisiyle ters düşmüş ve ülkeden çıkarılmıştır. Peki, onu bu kadar tartışmalı kılan şey neydi? Ya da neden Efgani bir âlim olarak çağırıldığı coğrafyalardan bir mürtet veya zındık olarak kovuluyordu? Hakkında ortaya atılan iddialar nelerdi? Doğruluk payı var mıydı? Kısacası kimdi bu adam? Nereden gelmişti? Ne yapmak istiyordu?
     Cemalettin Efgani 1839 yılının Kasım ayında dünyaya gelmiştir. Afgani’nin doğum yeri birçok kaynakta farklı yerler olarak gösterilmektedir. Ancak bunların hangisinin doğru olduğu tam olarak belli değildir. Efgani’nin İran’a verdiği öneme bakarak ve yılmaz takipçisi Muhammet Abduh’a dayanarak ona İranlı diyenler olduğu gibi (H. Karaman, 1994) onu Afganlı olarak gösterenlerde mevcuttur (M. Türköne, 1994). Bunların dışında Efgani için Hintli, Pakistanlı ve Türk diyenler de olmuştur. Yani Şeyhin yaşamı daha doğumu ve milliyeti ile tartışma konusu olmuştur. Şii olduğu iddiaları da onun İranlı olarak gösterilmesinden kaynaklanıyor olsa gerek. Bildiğimiz kadarıyla Efgani ilk eğitimi babasından alıyor ve daha sonra İran’a giderek orada zamanın ulemalarından dersler almaya devam ediyor. Tahminen 4 yıla yakın bir eğitimden geçen Efgani buradan Hindistan’a gider. Hint seyahatine başladığı zaman Efgani’nin reform fikirleri kafasında şekillenmeye başlamıştır. Zira Afgani artık Avrupa’nın bilim ve kültürü ile tanışma fırsatını yakalamıştı. 1857 yılında hac için çıktığı gezi vesilesiyle Afgani, Hicaz, Mısır, Yemen, Türkiye, İngiltere ve Fransa’ya gider. Yaklaşık bir yıllık bu seyahatlerinin ardından Afganistan’a geri dönen Efgani, bir iktidar değişikliği ile yeni iktidarın isteğiyle baş vezirlik koltuğuna oturur. Ancak bu çok da uzun süreli olmayacaktır. Zira İngilizler iktidarın değişmesi için bazı çalışmalar yapınca mevcut yönetim yıkılır ve bu gelişmeler üzerine Efgani’de Hindistan’a geçer. Şeyh Cemalettin Hindistan’da yaptığı faaliyetler yüzünden İngilizleri rahatsız etmiş sonuçta İngilizler onun ülkeyi terk etmesini istemişler ve aleyhte propaganda yapmasını da gerekçe olarak kullanmışlardır.
     1870 yılında kısa süreli bir Mısır seyahati yapan Efgani buran İstanbul’a hareket etmiş ve ilk İstanbul günleri böylece başlamıştır. Daha sonra tekrar Mısır, Hindistan, iki kez İran seyahati ve ardından İngiltere, Rusya ve Fransa seyahatleri gelir. Buralarda da kalıcı olamayan Efgani İstanbul’a ikinci kez gelir ve öldüğü tarih olan 9 Mart 1897 yılına kadar da İstanbul’da kalır. Devamlı mücadele ve seyahatlerle geçen bir ömür, İstanbul’da zamanın Padişahı Sultan II. Abdülhamit’in misafiri iken son bulur. Efgani’nin ölüm nedeni de hayatı gibi tartışmalı olmuştur. Ancak bilindiği kadarıyla “Şeyh Efendi” çene kanserinden hayatını kaybetmiştir.
     Aslında bu ikinci İstanbul seyahatinin Efgani için önemi büyüktür. Zira kendisini sultan çağırmıştır ve Efgani’den Sünni-Şii meselesi ile ilgili çalışmalarda bulunması istenmiştir. Sünni-Şii meselesinde yakınlaşma ve diyalog için çaba sarf eden Efgani İstanbullu günlerinin sonlarına doğru buradan, her ne kadar ayrılmak istese de, onu oraya çağıran Sultan tarafından bırakılmamıştır. Cemalettin Efgani Mısır’da Mısır Milliyetçisi, Türkiye’de ise bazı aydınlara Türk Milliyetçiliği aşılayan isimdir. Farklı yerlerde ve farklı fikirlerde karşımıza çıkan Efgani zaman-zaman muhataplarını şaşırtan fikirler beyan etmekte hiç sakınca görmemiştir. Ancak bu tartışmalı fikirlere makalemizin ikinci bölümünde değineceğimiz için şimdilik konuya girmiyoruz. Efgani hakkında belli bir fikre ulaşmak için, Efgani ile ilgili olarak Sultan II. Abdülhamit’in Hatıralarında ne söylediğine bakmakta fayda vardır:
      “Hilafetin elimde olması İngilizleri hep tedirgin etti. Blund adlı bir İngiliz ile Efgani adlı bir maskaranın el birliği ile İngiliz hariciyesinde hazırladıkları bir plan elime geçti. Efgani’yi yakından tanırdım. Tehlikeli bir adamdı. Bana bir ara Mehdilik iddiasıyla bütün Orta Asya Müslümanlarını ayaklandırmayı teklif etmişti. Derhal reddettim. Bu sefer Blund’la işbirliği yaptı. Kendisini İstanbul’a çağırttım. Bir daha İstanbul’dan çıkmasına izin vermedim”
     Bundan başka Ahmet DAVUDOĞLU “1355 numara ile Şarkın Yıldızı Locası’na kayıtlı bir mason olan, İslâm’a duyduğu güvensizliği açığa vurmaktan çekinmeyen ve Peygamberlik sanatlardan bir sanattır diyen Efgani, bir ilim adamı değil, siyasetle uğraşan bir nankördür. Fesatçılığı sezilince ulema tarafından İstanbul’dan kovulmuş, Mısır’a kaçmıştır” açıklamalarıyla önümüze bir başka Efgani örneği koyuyor. Aslında biz bu iddialara yabancı değiliz zira Efgani ve bir numaralı öğrencisi Muhammed Abduh hakkında daha öncede bu tarz iddialar ortaya atılmış ve bu iddiaların belgeleri de sunulmuştu.
     Prof. M. Kaya Bilgegil, “Ziya Paşa” isimli kitabında “Efgani, her mason gibi İslâmiyeti içerden yıkmaya çalışmıştır” diyor. Mısır’da kurulan mason localarının başına gelen Cemalettin Efgani ve Muhammet Abduh, Müslümanlar arasında masonluğun yayılmasına çok yardım ettiler. İngiliz Masonları tarafından himaye edildiği ve onlarla işbirliği içinde olduğu dile getirilen Efgani üye olduğu İsveç Mason Locasından da ilginç bir gerekçeyle atıldıktan sonra Fransız Mason Locasına reis olmuştur. Locadan atılma nedeni ise “Tanrıya” inanmama. Çünkü İsveç Mason Locasında üyelik için “Tanrıya” inanma şartı vardı ve Efgani, tanrısız olarak algılanmıştı. Türkiye’de Masonların çıkardığı bir dergi olan Mimar Sinan Dergisi de 2003 yılındaki Mart sayısında Efgani’ye hatırı sayılır bir sayfa sayısı ayırmış ve onu övgülerle anmıştır. İşte “sinek küçük ama mide bulandırıyor” sözünün hafızalarımıza üşüştüğü noktalardan birisi de burasıydı. İngiltere’nin Mısır sömürge valisi Lord Cromer “Kuşkusuz İslâmî reformist hareketin geleceği Şeyh Muhammed Abduh’un çizdiği yolda ümit vaat ediyor. Ve o yolun yolcuları Avrupa’nın her türlü yardım ve teşviklerine lâyıktırlar” sözü Efgani ve Abduh’un üzerindeki şaibeyi biraz daha artırıyordu. Son dönem Osmanlının ünlü şeyhülislamlarından, merhum Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi, Muhammet Abduh’la ilgili “Üstadı Efgani vasıtasıyla, masonluğu Ezher’e sokan odur” demiştir. Tüm bunların dışında Efgani’yi kurtarıcı olarak algılayan âlimlerimizin de varlığını burada hatırlatmakta fayda vardır. Mehmet Akif, Mehmet Emin Yurdakul, M. Şemsettin Günaltay gibi ünlü simaların isimlerini burada sayabiliriz. Said Nursi ise Risalelerinde Efgani’den bahsederek kendisinden çok şeyler öğrendiğini belirtmektedir.
     Tüm bunların dışında biz Cemalettin Efgani hakkında kısa bir değerlendirmede bulunarak, onu kendi kaleminden ve eserlerinden, daha doğrusu yazdıklarından tanımaya ve tanıtmaya çalışacağız.
     Devam edeceğiz efendim…

(Ahmet Yesevi Üniversitesi Türkoloji Bölümü)
Pazartesi, 20 Ekim 2008 10:54 tarihinde güncellendi

Tv işte bu...

televizyon_.jpgReyting uğruna REZİLLİK bin para



Ailelerin çoluk çocuk ekran başında olduğu saatlerde ekrana gelen bir dizide 'İt oğlu it', 'kıçına', 'ulan', 'manyak', 'hastir lan' kelimeleri havada uçuştu

Bilal Özcan'ın köşe yazısı

Böyle rezalet olmaz!

Aşk Yakar'a tam o sahneden yetiştim ve çok şaşırdım. Televizyonu açtım ki Özcan Deniz ekranda küfürler savuruyor. Mustafa'nın (Özcan Deniz) mahalle arkadaşları, İstaka ve Alpaçino ile tartıştığı sahneden bahsediyorum. 'İt oğlu it', 'kıçına', 'ulan', 'manyak', 'hastir lan' kelimeleri havada uçuştu. 2 dakika içinde 4 'manyak', 4 kez 'lan' saydım... Eksik saymış da olabilirim.

Böyle rezalet olmaz. Dizi, henüz çoluk çocuğun ekran başında olduğu bir vakit yayınlanıyor. Bu kadar çok küfrü ekrandan savurmaya ne gerek var. 'Kenar mahalle gençleri sokakta nasıl konuşursa, biz de onu çekelim' diye düşündükleri belli.

Sanki Hollywood'da Oscar'a aday film çekiyorlar da, her şey gerçek olsun, izleyiciye yaşandığı gibi geçsin istiyorlar. 'Mustafa'nın (Özcan Deniz) evlenmek istediğini söylediği sahnede, babasından aldığı yanıt neydi öyle? “... Ben kıçımı zor topluyorum oğlum...”

Şimdi soruyorum herkese, Yapımcılara, yönetmenlere, televizyonların genel müdürleri ve patronlarına: Bizler, Türk toplumu olarak buna mı layığız? Halkımız, küfürlü diyalogların bolca serpiştirildiği dizilerden mi hoşlanıyor? Türk insanı küfürle, argoyla mı beslenir ki en çok izlenen kanalın en iddialı dizisinin ilk bölümünde karşımıza, böyle kelimelerle dolu diyaloglar çıkıyor.

İlk bölüm nedir?.. Diziyle seyircinin ilk buluşma, tanışma seansı... Seyirci, diziyi gelecek haftalarda seyredip seyretmemeye ilk bölümü gördükten sonra karar verir. Yani, seyircinin ilk izlenimi herkes için çok önemlidir...

Yazıyı tamamlarken, reyting sonuçları geldi. Seyircinin 'Aşk Yakar'a verdiği karne notu iyi değil. Demek ki seyirci küfrü sevmemiş, Ve benim gibi düşünüp kanal değiştirmiş. Eğer yönetmen hatasından dönmezse, diziyi Meltem Cumbul bile kurtaramaz.

(Bugün)
Pazartesi, 20 Ekim 2008 07:13 tarihinde güncellendi

İmama ve Müftüye bak, hizaya gel...

cehennem.jpgİmamlar Masa Tenisi Maçında Kıyasıya Yarıştı Kars Müftülüğü'nün Camiler ve Din Görevlileri Haftası Münasebetiyle Düzenlediği Masa Tenis Maçında Karslı İmamlar Birinci Olabilmek İçin Kıyasıya Yarıştı. 

Kars Müftülüğü'nün Camiler ve Din Görevlileri Haftası münasebetiyle düzenlediği masa tenis maçında Karslı imamlar birinci olabilmek için kıyasıya yarıştı.

Kars Kapalı Spor Salonu'nda yapılan turnuvaya Kars'ta görev yapan 11 imamın katıldığını belirten İl Müftüsü İlyas Serenli, "Bu hafta Camiler ve Din Görevlileri Haftası olarak kutlanıyor. Biz de bu münasebetle bu sene masa tenisi yapmayı uygun gördük. Onun için merkezdeki görevli arkadaşlarımızla böyle bir organisazyon düzenledik." dedi.




Pazartesi, 20 Ekim 2008 10:52 tarihinde güncellendi

Sayfa 305 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.