.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

DOMUZLUĞUMU SAVUNUYORSUN....

Domuz etli pideciden şok savunma

Domuz etli pide sattığı belirlenen pideci, et aldığı kasabı suçladı.

Ürünlerinde domuz etine rastlandığı açıklanan İzmir'in Bornova ilçesindeki pideci, et aldığı kasabı suçladı.

Müşterilere domuz etli pide sattığı belirlenen pideci, topu kasaba attı. Pideci çok iyi tanımadığı bir kasaptan faturasız et aldığını itiraf etti.

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından ürünlerinde domuz etine rastlandığı açıklanan İzmir'in Bornova ilçesindeki bir pideci, et aldığı kasabı suçladı. Faturasız et aldığı kasabın kurbanı olduğunu söyleyen işletmeci, hukuki mücadele başlattığını ifade etti.

Bakanlık, taklit ve tağşiş yapıldığı kesinleşen firmalara ait bilgileri yayınladı. İzmir'de faaliyet gösteren Milenyum Pide Pizza Kebap Salonu'nun kıymalı ve kuşbaşılı pidelerinde domuz eti tespit edildi. Firma isimlerinin açıklanmasının ardından Bornova Belediye Zabıtası ekipleri, Doğanlar Mahallesi'ndeki söz konusu işyerine gidip evraklarını inceledi. Durum tespit tutanağı tutan ekipler, Tarım İl Müdürlüğü'nün işlemlerini tamamlamasının ardından ceza uygulanacağını bildirdi.

"KADER KURBANI OLDUK"

Eşiyle birlikte işyerini 10 yıldır işlettiğini belirten Ergül Görnük ise, "İzmir'in tüm yerlerinden bugüne kadar et aldık. En son Altındağ'da kasaplık yapan F.L. adlı kişiden faturasız et satın aldık. Fatura istedik, başkasına ait fatura getirdi. Bu kişi, 11 işyerine daha et satmış. Tarım İl Müdürlüğü'ne, onunla ilgili şikayet gitmiş. Et sattığı yerlerde nisan ayında yapılan inceleme sonucu, bizim ürünlerimizde domuz etine rastlanmış. Biz kasabın kurbanı olduk. Tüm evraklarımız tam, hijyenimiz mükemmel. Benim hatam yok. Ona güveniyorduk ancak kader kurbanı olduk. Kimseye bilerek domuz eti yedirmedik. Kendimiz, çoluk çocuğumuz da buradan yiyoruz. Bu şekilde karalanmak çok üzücü. Biz de kasapla ilgili hukuki mücadele başlatacağız." diye konuştu.

Olayın şaşkınlığını üzerinden atamayan Görnük, "Ben böyle bir şey yapmadım, asla da yapmam. Ben dindar bir insanım, mezhebim belli, inançlarım var. Haram olduğunu bildiğim bir şeyi kimseye yedirmem. Ben böyle bir şey yapmadım." dedi.

NOT: Ne kadar kolay suçu başkasının üzerine at.... Devlet yetkilileri de güya bunu tespit etmiş... Bu devede kulaktır, ya diğer büyük firmalar..... Hepsini açıklayın bakalım......

Milletin yediğinin yarısı belki de şüpheli ve haramdır, zira halkın namazsız ahlaksız haram-zade olması bunun en büyük alametidir......

 

YARIM AKILLILAR DA DİNLERİ BİRLEŞTİRECEK-DİYALOG MERAKLILARI

YARIM AKILLININ BİRİ BAKIN NELER YUMURTLAMIŞ.....

Ayasofya'nın ibadete açılması, tekrar cami sıfatının kazandırılması için çalışmalar var. Kime karşı olduğunu çözemedim ama ses tonu yüksek, hafif provakatif, hani neredeyse başkaldırı kıvamında söylem ve hareketler. İstanbul'un fethi kutlamaları ile gündeme geldi en son. (Şu fetih lafını da hiç sevememişimdir, hep kanlı bir işgal gelir gözümün önüne. Genellikle ‘insan' kimliğiyle baktığım için dünyaya, savaşla gelen ganimet kutlaması hoşuma gitmez. İnsansız bir coğrafyaya yerleşmek fetih olarak adlandırılmaz, hayat olan, insan olan yerleşim bölgesini ele geçirmek savaşarak olur, hep yıkım, kıyım, halaç edilmiş hayatlar, ölümler, sürgünler… Bu tip ‘edinmeler'in ‘bizim'e uzanması başkalarının canının yanmasıyla, ölümleriyle gerçekleşmişse neyi kutlarız anlamam.)

Yapımına 532'de başlanan ve 7 yılda bitirilen kilise Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'un fethi ile cami olarak kullanılmaya başlanmış, 1935'de müzeye çevrilmiş. Dünyanın en önemli anıtları arasında yer alan Ayasofya'nın yapılış amacındaki gibi yine ibadete açılması tabii ki çok güzel olur ama bu yapıyı dinler arası barış ve kardeşlik sembolü olarak ortak kullanıma açsak, müze bölümünü koruyarak her dinden vatandaşımızın ibadetine uygun parçalı bir hale getirsek çok anlamlı, Türkiye'ye çok yakışan bir girişimde bulunmuş oluruz. Bence tam yeri ve tam zamanı. Sadece Müslümanlar ve Hristiyanlar değil Yahudiler de bu mekanda ibadet edebilmeli. İbadet yerinde ulaştığınız, seslendiğiniz, dinlediğiniz aynı “Yaratan” olduktan sonra ve dinler barış, kardeşlik ve paylaşma esasına dayandığına göre böyle bir mekan, mezhep savaşları adına sürekli kan dökülen şu çağda güzel bir adım olur. Bu paylaşım ‘Kutsal Topraklar' için kan döken halklara da yeni bir ufuk açar.

Ucu bucağı belli hepi topu bir yuvarlak taş parçası dünyada, birlikte huzur içinde yaşamak için kimseyi itip kakmadan, savaşmadan, aynı kaldırımlarda yürüdüklerimizi, aynı toprakları paylaştıklarımızı, ayılıp bayılıp yanak yanağa sarılıp sarmalamasak da tevazuyla, nezaketle ve en önemlisi saygıyla selamlamayı, ortak değerlerde buluşmayı ve paylaşmayı öğrenmek zorundayız. Ayasofya'yı (gönül ister ki İstanbul'u) dinler kardeşliği merkezi yapalım, bu fırsatı değerlendirelim derim ben.”

NOT:

Ayasofya islamın malıdır, bu uğurda nice canlar verilmiştir, fetihle alınmış ve vakfedilmiştir. kan ile can ile alınan ancak aynı şeklide elden çıkar Allah muhafaza eylesin.... İslam ülkesi isek, müslüman halkımız burda yaşıyorsa o zaman tek bir alternatif var Ayasofya ve benzeri yerlerin derhal ezanla birlikte beş vakit namaz ibadetine dinimizin emrine açılması lazımdır. Başka bir dinin (dinsizliğin) orda icarsına asla müsaade olunamaz.....

 

ERMENİ FRANSIZ İTTİFAKI - TAŞ BELGE

“Bir ‘soykırım anıtı’ olduğunu sandığım için ilk tepkim başımı çevireyim ve yazılanları görmeyeyim oldu. Ermenilerin Fransa’nın pek çok şehrinde biz Türklerin Ermenileri öldürdüklerini iddia eden birçok soykırım anıtı vardı çünkü.”  diyor yazar. 

Meğerse Fransızlar Türkleri arkadan vuran Ermeniler için taş bile dikmişler ve yazarın gördüğü kitabe, taşa kazınan ihanetin belgesiymiş. Pére Laçaise mezarlığının girişine dikilmiş taşta bakın neler yazıyor: “Fransız Ordusunda 1914-1915/1939-1945 Fransa İçin Ölen Ermenilerin Hatırasına”.

Birinci Dünya Savaşı'nın baylangıç yılları olan 1914-1915’te bazı Ermeniler bakın hangi cephede Fransızlarla omuz omuzalar? Bu sorunun cevabı da  tayşın diğer yanında:  
“Suriye, Lübnan, Kilikya (Karaman ve İçel ile Konya’nın güney ve Antalya’nın doğusunu kaplayan bölge), Musa Dağı, Haçin (Saimbeyli), Adana, Ararat (Ağrı Dağı) Savaşı, Maraş, Ayıntab (Gaziantep), Kafkasya, Serdarabat, Selânik, Manastır, Çanakkale.”

 

NECİP FAZIL'IN DİLİNDEN -AYASOFYA FATİHİNİ BEKLİYOR...

Necip Fazıl'dan Erdoğan'a Mektup

Yeni Akit Ankara Temsilcisi Yener Dönmez, Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in Ayasofya ile ilgili görüşlerini köşesine taşıdı. Üstad, " Türkün bu vatanda kalıp kalmayacağından şüphesi olanlar, Ayasofya'nın da açılıp açılmayacağından şüphe edebilirler. Ancak Ayasofya bugün mü yarın mı bilemem, açılacak" diyor.

"Bana öyle geliyor ki, yalnız, manayı anlasak, yalnız onu yerine getirebilsek, Ayasofya'nın kapıları sabır taşı gibi çatlar, kendi kendisine açılır, isterse açılmasın; ondan sonra her şey, küçük bir tatbikat işinden ibaret kalır.

Ayasofya...

Bizi bu hale getiren annelerimizin cennet kokulu başörtüsünü sarhoş kusmuğuna bez diye kullanan, ahlakımızı, Paris'in dünya çapındaki Şabanek kerhanesinden daha aşağı düşüren, milli kültürümüzü çöplüğe ve milli iktisadımızı tımarhaneye çeviren, zekamızı maymunlaştıran ve kalbimizi kanserleştiren tarihi cereyanın kendi öz evimizde yüzümüze kapadığı oda, ruh ve mukaddesat otağımız...

Ayasofya budur...

126 yıl boyunca dışarıdan batı emperyalizmasının, içerden de onların sadık ajanları sıfatıyla kozmopolitlerin, Yahudilerin, dönmelerin, masonların ve nihayet hepsinin birden ana sermayesi ve gönüllü fedaisi halinde 'Adı Türk küfür tiptir' cümlelerinin idare ettiği bu cereyan Ayasofya'yı müzeye çevirmekle Türk'ün öz ruhunu müzeye kaldırmış olur.

Demek ki Ayasofya, ne taş, ne çizgi, ne renk, ne hacim, ne cisim ne de bütün bunların madde senfonisi; sadece mana, yalnız mana...

İstanbul'daki Süleymaniye, Edirne'deki Selimiye, bunlara karşılık da Roma'daki "Senpiyer" ve Paris'teki "Noturdam", bizde ve onlarda daha niceleri, madde ve hatta gayelerine bağlı mana kıymeti olarak, Ayasofya'nın eşik taşına bile denk olamaz. Zira bunlardan her biri kendi gayesinin tabiî şartları içinde, tek taraflı olarak yükseltilmiş eser...

Ayasofya ise bunların yanında bir kümes bile olsa, öyle bir nasibin sahibi ki, ne madde, ne de tek taraflı mana ölçüsü ile ona varmak kabil...

Ayasofya, bir mananın, zıt manaya taarruz ve onu zebun edişinin, bütün dünyada eşi olmayan abidesi...


Ayasofya, Türkün öz evi ve anayurdu içinde, güya Türklerin eliyle manasından koparılıyor, duvarlarından Allah ve Resulünün mukaddes isimleri indiriliyor, iç sıvaları kazılıp putlar meydana çıkarılıyor ve Hilalden ziyade Salib'in faziletlerini ilana memur bir müze, yani içinde İslamiyet'in gömülü olduğu bir lahit haline getiriliyor.

Artık o, basit bir taş yığınıdır, öyle bir taş yığını ki, sadece kendisinde kıyılan ulvî mananın katillerini ilan ve ihtarla kalmıyor; üstelik her an Salib'in ağzından salyasını akıtıcı bir iştah telkiniyle, Türk'ün ruhiyle beraber maddesini, maddesiyle beraber de ruhunu Hıristiyanlık alemine peşkeş çeken, 'Buyurun, ne duruyorsunuz; gelin ve bizi esir edin!' diyen bir hava yaşatıyor.

Ayasofya'nın Hilal hakimiyetinden uzaklaştırılmasiyle düşmana aşılanan gayret, bir ordunun harp planlarını satmaktan beter bir tehlike ve suç belirtir.

Eğer o kökünden tıraş edilse ve yıkılsa bir şey değil de, bu haliyle, bütün bir milleti ve tarihi her an öldürüp yine dirilten ve tekrar öldüren bir felaket...

Sebeb açık: Ayasofya'nın Kapılariyle beraber ruhumuzu kilitlediler. Onun için, her mana, her hikmet, her münasebet Ayasofya'ya bağlı...

Nasıl bütün yollar Roma'ya çıkarsa, Türk manevî kurtuluş davasının bütün meseleleri de Ayasofya'ya ve onu müzeleştiren ellere çıkar.

Ayasofya açılmalıdır!

Türk'ün kapanık bahtiyle beraber açılmalıdır.

Ayasofya'yı kapalı tutmak, manada bütün camileri ve cami mefhumunu kapalı tutmaktır.

Ayasofya'yı kapalı tutmak, Yunanlıya "ben yapamıyorum; sen gel de kendi hesabına aç!' demekten farksızdır...

Ayasofya'yı kapalı tutmak, bu toprağın üstündeki 70 milyon ve altındaki 30 milyar Türk'ün, semaları tutan lanetine hedef olmaktır.

Bu gün mü, yarın mı bilemem!

Fakat Ayasofya açılacak!

Türkün bu vatanda kalıp kalmayacağından şüphesi olanlar, Ayasofya'nın da açılıp açılmayacağından şüphe edebilirler.

Allah tarafından mühürlenmiş kalplerin kapısını mühürlediği Ayasofya, yine onların ayni şekilde mühürlemeğe yeltenip de hiç bir şey yapamadığı, günden güne kabaran akınını durduramadığı ve çığlaşacağı günü dehşetle beklediğim mukaddesatçı Türk Gençliği'nin kalbine eş açılacak..."


Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in Ayasofya Hitabesi'nden özetlediğim bu satırlar, günümüzde İslam Alemi'nin öne çıkan lideri Recep Tayyip Erdoğan'ın omuzlarındadır.

Fatih'in İstanbul'dan sökülen mührünü geri koymak ve İslam Alemi'ndeki liderliğini perçinlemek için Erdoğan bunu yapmalıdır.

AK Parti döneminde Akdamar dahil onlarca kilise restore edilmiştir ve kimse Erdoğan'a dini ayrımcılık suçu isnat edemez.

Müzeler de aynı biçimde trilyonlarca kaynakla mamur edildi.

Ayasofya'dan başka müzemiz çok.

Ama Ayasofya'nın temsil ettiği manaya ulaşmasını sağlayacak Erdoğan'dan başka liderimiz yok."

 

Not: Yıllar önce merhum Erbakan ve şu anki bir çok koltuk sahibi özellikle başbakanın katılımıyla yapılan -zincirler kırılacak, Ayasofya açılacak- mitingi gözümüzün önündedir. O gin ateşli konuşmalar ve şiirleriyle kükreyenler, bu gün iktidar sahibi olunca süt dökmüş kedi gibi olmuşlar..... Artık herkesin kimliğini ortaya koymesi zamanı gelmiş ve neredeyse geçmektedir, son pişmanlık fayda vermez derler... Saddam'ın idamından sonra ele geçirilen füzeler yine onları veren abd ve yandaşlarının eline geçti.... o silahlarla yahudi yerle bir edilebilirdi.... Ama niyet bozuk olunca hizmet olmaz... Şimdikiler de yetkin varken kullan, birgün gelecek kullanamayacaksın ve yetkin de kalmayacak.....

Sayfa 29 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.