"Ahhh, ben ne yaptım, ahhh, ben ne yaptım? Yaptığımın cezasını çekiyorum. Niye Osmanlı'ya ihanet ettik?" Bu pişmanlık sözleri Şerif Hüseyin’e ait…
Rauf Denktaş çocukluk yıllarında bu itiraflara şahit olur. Babası Raif beyle Şerif’i her ziyaretlerinde hep aynı sahneler yaşanırmış; sohbet esnasında bir taş plak çalmaya başlar, söz İstanbul’a gelince Şerif Hazretleri iç geçirir: “Ahhhİstanbul, payitaht” diyerek ağlamaya başlar; yaptığı ihanetin acısıyla sürekli aynı şeyleri tekrar eder dururmuş. 1924-1930 yılları arasında Kıbrıs’ta sürgünde bulunduğu sırada yaşanmış bunlar.
İngilizler kendisine büyük Arap krallığı ve Müslümanların halifesi olacağını vaat etmişlerdi. Şerif Hüseyin ve oğulları Osmanlının savaş yıllarında İngiliz casusu Lawrence'nin oyunlarıyla Osmanlı'ya karşı mücadeleyi örgütleyen, Osmanlı askeri trenlerine ve demiryollarına sabotaj düzenleyen çetelerin başına geçer. Krallık ve Halifelik vaadiyle ve aldıkları İngiliz sterlinleriyle harekete geçen Şerif Hüseyin, Osmanlı’ya karşı büyük bir mücadeleye girişir. Cemal Paşanın 1916 İlkbaharında Beyrut ve Şam’da devlete ihanetle suçladığı bazı Arap Milliyetçilerini astırması halkı galeyana getirmiş, Hicaz valisi Şerif Hüseyin ve oğulları için de tam bir fırsat ortamı oluşturmuştu. Bu olaylar üzerine şerif Krallığını ilan ederek Osmanlıya karşı ayaklanır. Topladığı askerlerle Hicaz demiryollarına saldırılar düzenler, Osmanlı birliklerine kayıplar verdirmeye başlarlar. Bir yandan İngilizlerle çarpışan Osmanlı ordusu, Hüseyin oğulları komutasındaki birliklere karşı da savaşmak zorunda kalır. Şerif Hüseyin giriştiği mücadelenin sonunda Osmanlı'nın Hicaz'daki egemenliğine son verir. Birinci dünya savaşının bitiminden sonra İngilizlerin Filistin’de İsrail devleti kurmaya çalışması Şerif Hüseyin’i kızdırır. İngilizler 1921’de Şerifin oğlu Faysal’ı Irak Kralı diğer oğlu Abdullah’ı da Ürdün Emiri yapması Şerif Hüseyin’in Arap dünyasındaki otoritesini iyice sarsar. Mart 1924’de Türkiye’de Halifeliğin kaldırılmasından sonra kendisini halife ilan ettiyse de Mekke’yi kuşatan Abdülaziz bin Suud tarafından Krallığına ve Halifelik iddialarına son verilir. Şerif Hüseyin 1930 yılına kadar Kıbrıs’ta sürgün hayatı yaşar. Bundan sonra Ürdün Emiri oğlu Abdullah’ın yanına gider. Aradan bir yıl geçer, 1931 yılında burada vefat eder. Filistin, Suriye ve Irak’ın da sınırları içinde bulunduğu Kos koca bir Krallık ve Halifelik vaadiyle ayaklanan Şerif Hüseyin hanedanının elinde bu gün sadece Ürdün toprakları bulunmaktadır.
Batılıların Ortadoğu diye adlandırdıkları coğrafyada yaşanan acılar, o tarihten beri dinmek bilmiyor. 400 yıl boyunca (1517-1916) İstanbul’dan yönetilen bölgeye, Osmanlı idaresinde tam bir huzur ve sükun hakimdi. Çünkü merkezde herkesin itaat etme mecburiyetinde olduğu bir otorite
Sultan Abdulhamid, Şerif Hüseyin'in İngiliz ajanları ile irtibat halinde olduğunu haber alır almaz onu ailesiyle birlikte 1891'de İstanbul'a davet eder ve 18 yıl boyunca bir daha bırakmaz. Abdulhamid Şerif Hüseyin’in karizmatik olmasının yanı sıra zeki ve dirayetli bir devlet adamı olmadığını fark eder. Ve bu yüzden kullanılmaya müsait olduğunu düşünür; bu nedenle onu bir daha gözünün önünden ayırmaz. Bu zorunlu ikametgah sayesinde Şerif Hüseyin'in Osmanlı aleyhine kullanılmasına set çekmiş olur. Sultan Abdulhamid'i tahttan indiren ittihatçılar, Şerif Hüseyin ve iki oğlunu serbest bırakmakla kalmazlar; bir de, yeni kurulan Osmanlı Meclisine mebus olarak alırlar.
İşte, İttihat ve Terakki yönetiminin Batı yanlısı teslimiyetçi politikalarıyla Kadim İngiliz siyaseti ve çıkarları birleşince bu hüzünlü manzaralar ortaya çıktı. Bilindiği gibi ittihatçılar 1908 yılında Selanik’ten hareket edip İstanbul’u kuşattılar; kısa zamanda yönetime hakim oldular. 1909 yılında Sultan Abdulhamid’i tahttan indirdiler. 1912 yılında Balkan siyaseti çöktü; Bulgarlar Çatalca’ya kadar ilerlediler. 1914 yılında da gereksiz yere devleti Almanların yanında 1. dünya savaşına soktular. Üst üste yenilgi alan İttihatçı komuta merkezi cephelerde büyük kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kaldı. Sonunda, süper güç Osmanlı dağıldı; Devleti dağıtan beyinsizler de yurt dışına kaçıp gittiler. Aradan 100 yıl geçti; şimdi, Emperyalistler gene devrede. Bölge bir nevi “yeni 100 yılın kontratını tazeleme” anlamına gelebilecek yeni sıkıntılara maruz kaldı. Neredeyse nefesler tutulmuş dünya, çıkacak kardeş kavgasına kilitlenmiş durumda. Silah tüccarları ellerini oğuşturup duruyorlar. İnsan sormadan edemiyor:
Ey Talat! Ey Enver! Ey Cemal! Şahsi ihtiraslarınız uğruna koca Cihan devletini batırdınız, bir nesli yok ettiniz; değdi mi? Yattığınız yerde rahat mısınız?
"Zaman en iyi müfessirdir" diye boşuna söylenmemiş...
Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı
VEHHABİNİN İTİRAFLARI
DİYALOĞUN MEYVELERİ-ASIL HEDEFLERİ
Haç - Yıldız- Hilal Sentezi ve Türkiye
09.07.2012 11:50:38 D.R. NURULLAH AYDIN
İkinci Dünya savaşı sonrası yeniden yapılandılar. Örtülü ve açık küresel dünya örgütleri kurdular.
İkinci Dünya savaşı sonrası yeniden yapılandılar. Örtülü ve açık küresel dünya örgütleri kurdular. İlluminati simgesi piramitli ve tek gözlü ABD doları, dünya para birimi olurken, NATO gamalı haçla sembolize edilir. BM, Dünya ticaret örgütü, İMF, Dünya Bankası gibi kuruluşlar yeni dünya devletinin kurumları olarak işlev kazanır.
Evanjelizm ile Hıristiyan- Musevi ayrımını ortadan kaldırdılar. Haç-yıldız-hilal sentezi için İslam ülkelerinde harekete geçtiler önce cemaat-tarikat sonra siyasi kişileri devşirdiler.
Dünya’yı tek merkezden yönetmek isteyen İlluminati öyle istiyordu.
Kudüste’ki Süleyman mabedi; her üç Ortadoğu din’i için kutsaldı.
Peygamber Süleyman odaklı masonlukta; üç din’in kutsal kitabı ritüellerde, eşitti. Çıraklık, kalfalık ve ustalıkta yemin; Süleyman mabedinde üç kitap üzerineydi.
Süleyman mühürü üç din mensuplarınca da kutsal kabul edilmiş, mabetlere yerleştirmişlerdi.
Masonluk; siyasetçi, gazeteci, bürokrat, akademisyen, iş adamı üyelerine rağmen Müslüman kitleye nüfuz edemiyorlardı.
Lions ve Rotaryen gibi yan örgütlerle her ülke, her bölge ve her semtte yapılanmışlardı.
Değişim ve dönüşüm stratejisi ile Perestroka ve Gladnost le Sovyetleri dağıtmıştı. Çin’de kapitalist sosyalist yapılanma oluşturulmuştu ama temel coğrafi alan İslam ülkeleriydi. Enerji kaynakları İslam ülkelerindeydi. Batı uygarlığı içinse enerji olmazsa olmaz gerçeklikti. Bu nedenle de Osmanlı imparatorluğunu dağıtmış ve Ortadoğu petrol bölgelerine el koymuşlardı.
Türkiye, onlar için bu nedenle kilit ülkeydi. Müslüman Türkler; yüzyıllar boyunca İslam toplumlarını, Selçuklu ve Osmanlı devleti ile yönetmişlerdi. Ancak; 100 yıllık batılılaşma serüveni ile Türkiye istedikleri duruma gelmişti
Türkiye halkı; çağdaşlığı batıcılığı taklit olarak gören, Jakoben cumhuriyetçiler eliyle kimliksiz kişiliksiz bırakılmıştı. Türk kültür ve medeniyetinin birikimlerini tarihini, bilim adamını sanatçıyı gözardı eden bu zihniyet; batı kültür ve değerlerinin sözcülüğünü yaparken, Müslüman kitle de; İslamiyet diye Arap kültür ve değerlerine yönelmişti. Cumhuriyeti kuran kadronun; Türkiye odaklı, Türk Milleti odaklı, Türk kültür tarih ve medeniyet odaklı algısı her iki kesimce de dışlanmıştı
Ilımlı sağ ve ılımlı sol ellerindeydi. Ama radikal İslami kitlelerinin de, inançlarını yaşam biçimlerini, yönetim anlamında denetimini ellerine almalıydılar.
Türkiye’de; İslami dernek, vakıf, cemaat ve tarikatlara yuvalanmış dönme Ermeni, Rum, Levantenler yanında ciddi anlamda evlilik dışı doğmuş kişiler, göçler yoluyla gelip yerleşen kimliğini bilmeyen kişiler, İslam kimliği altında varlıklarını sürdürüyorlardı.
İlluminati; Hıristiyan-Musevi-Müslüman yapılanması ile Türkiye halkını artık onu temsil edenlerle güdebilecekti. İlahi mesajdan uzaklaştırılmış hurafelerle dolu kılınan İslam’a saflıkla inanan kitleler, kendilerini temsil edecek olanlara inandırıldılar.
Bunun içinde, dernek ve vakıflarla, milli görüş siyasi kadrolarından, iktidar, güç zenginlik, şöhret isteyen hırslı tipleri ayırdılar, eğittiler, kadrolaştırdılar. Diğer merkez sağ ve sol elemanlarıyla birlikte güç haline getirdiler.
İki bin yıllık Hıristiyan-Musevi çatışmasını ortadan kaldıran Evanjelistler; Uzakdoğu Asya halklarına Hıristiyanlık-Musevilik telkini için MOON tarikat-cemaati-hizmet örgütünü kurdular. Şirketler kurdular, okullar açtılar. Okul ticaret siyaset-ticaret-eğitim sarmalını, istihbarat ağıyla ördüler. Eğitim yardım destek faaliyetlerini, elçilik, konsolosluk ateşeliklerde CIA-MOSSAD-M16 ağıyla oluşturdular.
Moon hizmet-cemaat-tarikat yapılanması, benzeri örgütlenme yapısında aynı yöntemle önce İslam ülkelerinden Türkiye’de oluşturuldu. Sistem aynı, yöntem aynı oldu.
Ortadoğu, Orta Asya, Balkanlar, Kafkasya, Afrika’da okullar yoluyla İslami hizmet-cemaat topluluğu faaliyet sürdürürken, siyasi kadrolara Türkiye’de üç din’in müşterek olduğu Antalya, Hatay ve Ankara’da dinler bahçesi adıyla ortak mabedler açtırdılar.
Sonra Müslüman olmanın temel şartı olan şehadetteki Muhammed kelimesini kaldırdılar.
Sonra Allah indinde tek din İslam’dır ayetini cami hutbelerinden kaldırdılar.
Türkiye İslami topluluğun dini ve siyasi kadroları, Mason mu oldular?
Yoksa her üç dinin ortak kabul ettiği Peygamber İbrahim mi yoksa yine her üç dince olağanüstü özellikli kabul edilen Peygamber Süleyman mı rehber görüldü?
Yoksa Tanrıyı kıyamete zorlamak için armageddon savaşı ile Peygamber İsa’nın gelişini hızlandıracak Mehdi beklentisine hazırlık mı yapıldı?
Armageddon; Suriye’de. Şam kilit kent. Hıristiyanları, Musevileri, Müslümanları temsil eden ABD, İsrail ve Türkiye, birleşik halde Suriye’ye kilitlenmiş durumda. Neden?
Bu işin koordinasyonu yürütenler; Türkiye’den dini temsilcilerle siyasetçilerle görüştüler, ödüller verdiler. Korudular kolladılar. Takdir ve taltifleriyle maddi açıdan destek oldular.
Halk; cesaret ödülünü, üstün hizmet ödülü alanları, misyoner gibi hareket edenleri Müslüman zannediyor. Süleyman ve İbrahim odaklı üç din mensuplarınca oluşturulan yakınlaşma; küresel dünya devleti oluşturma stratejisinin temel gerçeğidir.
Türkiye ve Ortadoğu gerçeği bu.
Peki Haç-Yıldız-Hilal üçgenini oluşturmak isteyenler başarıya ulaşacaklar mı, ulaştılar mı?
Günün Sözü: Gerçekleri görmek, kabul etmek ve doğru strateji ile hareket etmek gerekir.
İSTİĞASE-İMDAT-HİMMET İSTEMEK
İSTİĞASE-İMDAT İSTEMEK
Tevessül ve Ahkamı isimli eserin 57. sayfasında der ki:
Allah'tan başkasından yardım istemenin cevazını inkar edenlere şöyle cevap verilir:
Bu söz, Tabarani'nin Kebir'inde ricali sika (sağlam) olan isnadı ile Akabe bin Ğazevan radıyellahu anhu'nun Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'den naklettiği şu hadisi şerif ile ret olunmuştur.
Nebi sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: Sizden biri bir şey kaybederse, veya yardım isterse, halbuki kendisi kimse olmayan bir arazide bulunsa, şöyle desin:
"Ey Allah'ın kulları! Bana yardım edin!"
Zira Allahu tealanın, sizin görmediğiniz kulları vardır. (Mu'cemi Kerbir:17/117:290)
İbni Ebi Şeybe de Musannef'inde, İbni Abbas'tan (r.a.) şu rivayeti tahriç etmiştir:
"Sizden birinin hayvanı kaybolsa, -Allahın kulları! bana yardım edin, Allah size rahmet etsin- diye nida etsin." (Musannef: 6/92 hadis: 29712)
eserin 55. sayfasında:
İbni Süniyy'in Amel-il yevm vel-leyl isimli eserin "kişi ayağı burkulunca ne söyler" babında ebu Said el Hudri'den r.a. şöyle dediği rivayet edildi:
İbni Ömer ile birlikte yürüyorduk. Ayağı burkuldu. Oturdu. Adamın bir ona dediki: İnsanların sana en sevgili olanını zikret (ismini an). İbni Ömer dedi: "Ya Muhammed!" diye seslendi. kalktı ve yürüdü...
(İbni Süniy amelil yevm velleyl hadis: 167. Buhari Edebul müfred: Hadis: 993)
Aynı eserin 56. sayfasında Heysem bin Cahş tan rivayetle şöyle dedi: Bir gün Abdullah ibni Amr r.a. (Amr bin As r.a) ile birlikte idik, ayağı burkuldu. Adamın biri ona dedi ki: İnsanların sana en sevgili olanını zikret (ismini an). Dedi ki: Ya Muhammed! (sallallahu aleyhi ve sellem) Ravi derki : Sanki bağdan kurtulmuş gibi oldu. (Ayağı iyileşip yoluna devam etti)
Bu rivayetlerden anlaşılan, ölümünden sonra da vefat eden kişiye yakın olsun uzak olsun nida edilmesinin cevazıdır. Bunu teşehhütte okuduğumuz lafızlar da kuvvetlendirir:
"Allahın selamı üzerine olsun ey Nebi! rahmeti ve bereketleri de."
Burdan anlaşılan vefat edene yakın olması da şart değildir. Zira namaz kılan nerde olursa olsun bu lafızları okumakla emredilmiştir.
Daha bir çok malumat eserde zikredilmiştir O halde Nebi sallallahu aleyhi ve sellem veya bir Allah dostuna yapılan nida, ondan imdat iistemek şeriatta meşru' bir iş olup neticede Allahu tealanın izniyle dostlarını vesile etmek şefaatçi kılmaktır, itikadımıza uygun olarak ta yaratan ve tesir eden güç kuvvet sahibi sadece Allahu teala olduğuna göre, dostlarını ve diğer vesileleri araya koymak asla yasak olmamaktadır. meseleyi insafla düşünenler mutlaka hidayet bulurlar....
BERATIMIZ MÜBAREK OLSUN
Berat Geceniz Mübarek Olsun!
Berat Geceniz Mübarek Olsun!
Bu gece, Şaban ayının yarısna tesadüf eden 15. gece yani berat gecesidir. Bu gecenin fazileti ve önemi hakkında tefsirlerden aldığımız malumatı sizlere takdim ediyoruz:
Bu hususta alimlerin beyanettiğine göre Duhan suresinin 3. ve 4. ayetleri, Berat gecesi hakkındadır. Önce ayetlerin mealini ve sonra ilgili açıklamaları Kurtubi Tefsiri ve Tefsiri Kebirden nakledelim:
1. Ha, Mim.
2. Mubin kitaba yemin olsun ki;
3- Şüphesiz Biz onu mübarek bir gecede indirdik. Muhakkak Biz korkutup uyaranlarız.
"Mübarek gece" kadir gecesidir. Şabanın onbeşinci gecesi olduğu da söylenmiştir. Bunun dört adı vardır: Mübarek gece, beraat gecesi, sak gecesi ve kadir gecesi.
Yüce Allah'ın onu; "mübarek" olmakla nitelendirmesi bu gecede kullarının üzerine pekçok bereketler, hayırlar ve sevab indirmesinden dolayıdır.
Katade, Vasile'den o Peygamber (sav)'dan şöyle dediğini rivayet etmektedir: "İbrahim'in sahifeleri ramazanın ilk gecesi indirildi. Tevrat, ramazanın altıncı gecesi indirildi. Zebur, ramazanın onikinci gecesi indirildi. İncil, ramazanın onsekizinci gecesi indirildi. Kur'ân ise ramazanın yirmidördüncü gecesinden sonraki gece indirildi."
Diğer taraftan belirtildiğine göre Kur'ân-ı Kerim tümü ile bu gecede dünya semasına indirilmiştir. Daha sonra da uygun sebeplere göre diğer zamanlarda kısım kısım indirilmiştir.
Bir diğer görüşe göre senenin diğer bölümlerinde inecek olan buyruklar hep Kadir gecesinde inerdi. Yine Kur'ân'ın bu gecede inmeye başladığı da söylenmiştir.
İkrime dedi ki: Burada sözü edilen mübarek gece şabanın ortası gecesidir. Ancak birincisi yüce Allah'ın: "Doğrusu Biz onu Kadir gecesinde indirdik" (el-Kadr, 97/1) buyruğu dolayısı ile daha sahihtir.
Katade ve İbn Zeyd şöyle demişlerdir: Yüce Allah Kur'ân-ı Kerim'in tamamını Kadir gecesinde Ummu'l-Kitab'tan dünya semasındaki Beytu'l-İzze'ye indirmiştir. Daha sonra peygamberine çeşitli gün ve geceler boyunca yirmiüç yıllık bir zaman zarfında indirmiştir.
4. O gecede hikmetli herbir iş ayrılır.
el-Mehdevî dedi ki: Bu sözün anlamı şudur: Yüce Allah, bütün bu hususları ezelden beri bilmekle birlikte, o sene içinde olacak şeylere dair meleklere emir verir.
İkrime dedi ki: Burada sözü edilen gece şabanın ortası gecesidir. Orada bir senenin işleri hükme bağlanır. Hayatta kalacaklar, öleceklerden ayrı kaydedilir. Hacca gidecek olanlar yazılır ve kimse onlara ilave edilmez, kimse de onlardan eksiltilmez.
Osman b. el-Muğire de şöyle demektedir: Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: "Şabandan şabana kadar eceller kesinleştirilir. Öyle ki bir adam bir hanımı nikahlar, onun çocuğu olur, halbuki adı ölüler arasında kayıtlı bulunur."
Yine Peygamberden şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Şabanın orta gecesi oldu mu o geceyi namazla ihya ediniz, gündüzünü oruç tutunuz. Çünkü yüce Allah güneşin batışında dünya semasına iner ve: Yok mu mağfiret dileyen, ona mağfiret edeyim. Yok mu bir belaya maruz olan, ona afiyet vereyim. Yok mu rızık isteyen, ona rızık vereyim. Yok mu şöyle, yok mu böyle olan, diye tan yeri ağarıncaya kadar söyler." Bunu da es-Sa'lebi zikretmiştir.
Tirmizî bu anlamdaki bir rivayeti Aişe (r.anha)'dan kaydetmektedir. Buna göre Peygamber (sav) buyurdu ki: "Şüphesiz aziz ve celil olan Allah şaban ayının ortası gecesinde dünya semasına iner ve Kelboğulları koyunlarının tüyleri sayısından daha fazla kimseye mağfiret buyurur." (Tirmizî dedi ki): Bu hususta Ebu Bekir es-Sıddîk'tan da gelmiş bir rivayet vardır.
Derim ki: Aişe (r.anha)'nın rivayet ettiği hadisi Kitabu'l-Arus uzunca zikretmiş ve hikmetli herbir işin kendisinde ayrıldığı gecenin şabanın ortası gecesi olduğunu ve bu geceye beraet gecesi adı verildiğini tercih etmiştir.
ez-Zemahşerî dedi ki: Denildiğine göre bunların Levh-i Mahfuz'dan yazılmaya başlanması Beraet gecesindedir ve bu yazma işi Kadir gecesinde biter. Rızıklara dair bölüm Mikail'e, savaşlara dair bölüm Cebrail'e, aynı şekilde zelzeleler, yıldırımlar ve yerin dibine geçecek kara parçaları ile ilgili bilgiler de ona verilir. Amellere dair nüsha pek büyük bir melek olan dünya semasının sorumlusu İsmail'e verilir. Musibetlere dair nüsha da ölüm meleğine verilir.
Bazılarından nakledildiğine göre; amel (eden) herbir kişiye: amellerinin bereketleri verilir ve böylelikle insanlar tarafından ondan övgüyle sözedilmesi, kalblerine de onun saygısı yerleştirilir.
a) Bu gecede, "her hikmetli iş" ayrılır. Nitekim Cenâb-ı Hak, "Her hikmetli iş, katımızdan bir emir ile, o gece ayrılır" belirlenir, ortaya konur, takdir edilir.." buyurmuştur.
b) Bu gecede yapılan ibadetler, faziletlidir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s)
"Kim bu gecede yüz rekat namaz kılarsa, Allah o kimseye; otuzu cennetle müjdeleyen, otuzu cehennem azabına karşı garanti veren; otuzu ondan dünya âfetlerini uzaklaştıran; onu da şeytanın tuzaklarına karşı onu koruyan yüz melek gönderir' buyurmuştur.
c) Bu gecede, rahmet-i ilahiyye iner. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s) "Allah Teâîâ, bu gecede ümmetime, Kelboğullan kabilesinin koyunlarının kulan sayısınca rahmet eder" buyurmuştur.
d) Bu gecede, mağfiret gerçekleşir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur; “Allah Tealâ bu gecede, kâhin, düşmanlıkta ileri giden, alkolik olan, ana-babasına âsî olan ve zinada ısrarlı olanlar hâriç, (bütün müslü manları) affeder."
e) Allah Teâlâ bu gecede peygamberine, şefaat yetkisinin tamamını vermiştir. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.s), Şaban ayının onüçüncü gecesinde, ümmeti için şefaat yetkisi istedi ve kendisine, şefaatin üçte biri verildi. Ondördüncü gecesi, yine aynı istekte bulundu ve kendisine, şefaatin üçte ikisi verildi. Onbeşinci gecede de yine aynı istekte bulundu ve böylece, tıpkı ürkmüş develer gibi Allah'dan kaçanlar müstesna, bütün ümmete şefaat etme yetkisi verildi.
Bu gece kılınacak namaz hakkında şöyle denilmiştir: En azı iki rekat, ortası yüz rekat, fazlası bin rekattır. Her rekatta bir fatiha ve 10 ihlas suresi okunur. İki rekatta bir selam verilir.
Ayrıca yatsı namazını ve sabah namazını cemaatle kılmak gerekir. Kur’andan bir miktar okunur (Yasin suresi gibi), geçmişlerin ruhlarına hediye edilir, sadaka verilir, istiğfar ve dua ile geceyi ihya etmelidir. Sabahleyin oruçlu olmak ta sünnettir.
Burada dua için Mahmud Efendi Hazretlerinin k.s. duasından bir bölümü zikredelim:
Ya erhamerrahimin! iyi niyetle çalışanlara yardım eyle!
Okuyan talebeleri tez yetiştir, yardım eyle bize, tut elimizden, sen idare et bizi, Kalplerimizi sabit kıl, Bizi taatine çevir, -Gecenin ve gündüzün girdiği yere İSLAM girecek-
Bizi bu müjdeye nail eyle, Rızan üzere çalışmak, hizmet etmek bakımından gün be gün müzdat (ziyade) eyle! (AMİN)
Müslümanları Kur’an da cem eyl,e İslam memleketlerinde bulunan yabancı kuvvetleri ihrac eyle, İslamın ve Müslümanların yüzünü ak eyle, din-i mübin-i İslam’ı teyit eyle, talebelerimizi Müslüman cemaatimizi, bizi, evladı ahfadımızı (torunlarımızı) ilimde amelde ihlasta hevesli, rızan üzere çalışmak ta gün be gün müzdat eyle, karı koca arasındaki ihtilafları geçimsizlikleri, baba evlat arasındaki geçimsizlikleri kolaylığa tebdil eyle, kur’an-ı kerimin ahkamı ile hal eyle, kullarının kalplerini Kur’an-a çevir! AMİN
Yarabbi dualarımızı kabul eyle! Yarabbi bütün erkek ve kız talebelerimize, Müslüman cemaatimize ve avladı ahfadımıza bu yolda devam, sebat, istikamet, keskin zeka, ulumu nafi-a, ameli saliha, ihlasi kesir, hüsnü hatime nasip eyle! Afganistan mücahitlerine dini birlik beraberlik vererek düşmanlarına galip eyle! Türkiye!ye de İslamı tamamıyla nasip eyle, fakir kullarını hazine-i gaybından merzük eyle, hocalarımıza, ana ve babalarımıza rahmet eyle, ehli hukuku bizden razı eyle!
Ya Erhamerrahimin yardım eyle bize, tut elimizden, bizi bize bırakma, Ümmeti Muhammedi bütün dertlerden kurtar. Dünya ve ahirette her hayırlı muratlarını ihsan eyle. Talebelerimize ilimi nafialar nasip eyle. Rızan üzere çok işler görmek nasip eyle. Ya Rabbi! Cümlemizi evladı ahfadımızla Kur’ana, şeriatı garraya tarikatı aliyyeye hadim eyle. Ve bu hizmetimizi makbul ve rızana uygun eyle. Yarabbi! Türkiye’yi bize tekke, medrese, meclis eyle. Düşmanların ayağını değdirme Geçmişlerimize rahmet eyle. Onları tarafımızdan memnun eyle. Bizden evvel ölenlerin kabirlerini nur eyle. Hocalarımıza ve şeyhlerimize yüksek makamlar ihsan eyle. Ana babalarımızı af et. Bizden razı et.
Ya Erhamerrahimin! Af eyle bizi, mağfiret eyle bizi. Bizi kendi başımıza bırakma. Dualarını fazlınla kabul eyle. Hocalarımızı, talebelerimizi ve evladı ahfadımızı kıyametin sabahına kadar, Kur’ana, şeriata, tarikata, hakikate, marifete hizmetçi eyle. Efendimizin ümmetini Kur’anda cem eyle. Bütün dünyaya ışık tutmaya muvaffak eyle. Fakir kullarını hazine-i gaybından merzuk eyle. Bütün dünyaya Kur’anî bir düzen ihsan eyle. Ümmeti Muhammedin hasta kullarına şifa, dertli kullarına deva, borçlu kullarına edalar ihsan eyle.
Ya Erhamerrahimin (3 defa) Fazlı kereminle kabul eyle! Ya Rabbi razı olduğun şekilde taa... kıyametin sabahına kadar bizi ve evlatlarımızı Kur’ana, Şeri şerife hadim eyle. Okuyanlara mutlaka yardım eyle. Onları mutlaka muvaffak eyle. Kuvve-i maneviyelerini arttır. Kazandıkları ilimlerle ihlas üzere amel etsinler. Ana ve babalarımızı bizden razı eyle. Hocalarımıza ve şeyhlerimize yüksek makamlar ver, geçmişlerimize rahmet eyle. Sağ kalanlarımıza istikamet ver. Ve hepimize hüsnü hatimeler ver. Bosna Hersek, Filistin ve Cezayir’i kurtar. Bizden hayır dua isteyenlerin hayır muratlarını ihsan etle.
Ya Erhamerrahimin; Dünya’da böyle bizi cem ettiğin gibi ahirette de Resulullahın sancağı şerifi altında, Efendi Babamızla, bütün ihvanla cem eyle. Birde şu duaya devam edin “Yarabbi cümlemizi evladı ahfadımızla beraber kıyamet kopuncaya kadar Kur’anı Kerime, Şeriatı Garraya, Tarikatı Aliyyeye, Hakikati İlahiyyeye, Marifeti İlahiyyeye hizmetçi eyle. Bu hizmetimizi de meşru’, makbul ve merzi eyle.”
Daha Fazla İçerik...
Sayfa 26 - 414




