.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

Zaman'sız hılafet meselesi....

ferman_1.jpgZaman Gazetesi Yazarı Hüseyin Gülerce, Erdoğan'ın tepkisini takdir ederken halife olmasını bile isteyenlere bakın ne dedi...

HÜSEYİN GÜLERCE - ZAMAN
Davos'taki Erdoğan, Arap âleminin ve İslam dünyasının gönlünü fethetti. Türkiye'ye duyulan sempati zirvelere çıktı. Tabii haklı olarak bu coğrafyalarda beş asır yönetimde bulunmuş Osmanlı hatıra geldi. Onun, milletlerin şuuraltı müktesebatındaki müspet yeri bir daha canlandı. Osmanlı... Onu ne biz ne de dünya henüz doğru dürüst araştırmadı. Bir gün o da olacak.
Ancak, Sayın Erdoğan'a yönelik teveccühü abartanlar da var. Hatta birilerinin kulağına kar suyu kaçırtacak boyutlara taşıyanlar da var. Lübnan'da basılan ve Arap dünyasında büyük saygınlığı bulunan Dar El Hayat gazetesinde Cihad el Hazen şunları yazdı:

"Erdoğan bir Müslüman olarak bizi gururlandırdı. İsrail zulmüne sessiz kalan liderlerimiz yüzünden Arap olduğumuzdan utanıyoruz. Onurumuzu ve şerefimizi Erdoğan kurtardı. Osmanlı Devleti yeniden kurulmalı. Erdoğan, halife ve padişah ilan edilmeli. Müslüman dünyasının başına geçmeli."

Tabii bu satırları okuyan ve AK Parti seçim kazanınca, oy verenleri "göbeğini kaşıyan adam" olarak aşağılayan Hürriyet Gazetesi'nin yazarı durur mu? Dün, "Halife hazretleri hazır... Hemen bir deve bulmalı" diye yazıverdi.

Aslında konu çok ciddi. Türkiye'de makul büyük çoğunluğu, sırf dine olan bağlılıkları ve saygıları yüzünden potansiyel tehlike olarak gören bir zihniyet var. Özellikle Demokrat Parti'nin iktidar olduğu 1950'den beri bu büyük çoğunluk, "gerici", "yobaz" diye hakarete uğruyor. AK Parti'nin yüksek oy yüzdeleri ile üst üste iktidar olması, bu kesimi daha da öfkelendirdi. Mesela Davos'ta Sayın Başbakan'ın toplumun yüzde 80 desteğini alan duruşu, bunları adeta çileden çıkardı. Arap âlemindeki ve İslam coğrafyasındaki teveccühü de hazmedemiyorlar. "Araplaşma", "Ortadoğululaşma" etiketleri yapıştırıldı bile.

Bir Arap gazetesinde yukarıdaki satırlar da çıkınca "Ha.. biz dememiş miydik?" diye hemen devreye giriverdiler.

Onun için konuyu ciddiye alıp bu halifelik mevzuu üzerinde durmalıyız.

Öncelikle, günümüzün büyük kanaat önderlerinden Sayın Fethullah Gülen'in konuya yaklaşımını hatırlatmak istiyorum. Sayın Gülen'in değerlendirmesi şöyledir:

"Zannediyorum, bir kısım süper güçler hilafet meselesini çıkartarak, bir de onu vuruşma ve sürtüşme mevzuu yapmak istiyorlar. Mesela Türkiye, Pakistan, Endonezya ya da başka bir ülkede hilafet meselesi ortaya atılırsa, diğer ülkeler buna karşı çıkacaktır. Zira ulus devletler kurulmuştur. Herkes kendi bağımsızlığını elde etmiştir. Dolayısıyla bu konuya nasıl yaklaşacakları bellidir. Başkaları da bir kısım hesaplarla bunu yapmış olabilirler." (Mehmet Gündem, Fethullah Gülen'le 11 Gün, Alfa Yayınları, sayfa 165-169)

Müslüman ülke yöneticilerinin bugün en büyük yanlışı, dünyayı doğru okuyamamalarıdır. Kutuplaşmanın, küresel terörün en büyük tehdit olduğu dünyamızda hilafet meselesi en büyük kavga sebeplerinden biri olur. Demokrasinin, özgürlüklerin, insan haklarının, evrensel insanî değerlerin öne çıktığı bir dünyada, Müslümanların hedefi, küreselleşmenin nimetlerinden de istifade ederek gönüllere girmek olmalıdır. Bu da lafla değil, temsille olur.

Türkiye'nin devlet politikası ise bellidir: Kendi değerlerimiz üzerinde ayağa kalkarak Avrupa Birliği'nin tam üyesi olmak.

Bu hedef bizi Doğu'dan koparmaz. Türk dünyasından, Arap âleminden, İslam coğrafyasından uzaklaşmamız da gerekmiyor. Tam tersine onlara daha da yakın olmalıyız. Sağlam kültürel ve ekonomik ilişkiler kurmalıyız. Onlar nezdindeki itibarımız, kredimiz, bizi AB'nin daha saygın, daha güçlü, daha önemli -belki de en önemli- üyesi yapar. Böyle bir Türkiye'nin üye olduğu AB, dünya için de gerçek bir alternatif olur. Medeniyetler çatışması yerine medeniyetler ittifakı için de; Doğu'dan, Türk dünyasından, İslam âleminden güç alan bir Türkiye, çok şey ifade eder. Dünyanın; evrensel insanî değerlerde buluşarak, evrensel bir barış kurması da kanaatimizce, ancak bu yolla mümkün olabilir.

Onun için iyi niyetle bile olsa bu hilafet meselesi ortaya atılınca Davos'un meşhur sloganı ile "One minute... One minute..." demeliyiz...
 

Cuma, 06 Şubat 2009 13:40 tarihinde güncellendi

O hadis-i şerif mi?

gl_resul.jpgDiledim bed’ idem ta ide mensur….

Alemlerin rabbi olan Allahu tealaya nihayetsiz hamdden, Resulu zişanına ve onun al ve ashabına en mukemmel şekilde salat ve selam ettikten sonra;

   Öncelikle günümüzde müslümanın durumunu güncelleyecek olursak; ufacık bebeleri terörist ilan edip roketlerle kimyasal füzelerle vurmayı mu'tad gören; annesini anketle kesen, kardeşini deşen, manevi değerlerini yitirmiş maddeye bağlanmış, ermenisinden, rumundan özür dilemesi için ehli küfür tarafından yağlanmış, kirlenmiş paslanmış, kendine ait olmayan ne varsa kıymetlenmiş kendisi de dahil olmak üzere islama ait olan her şeyin hakarete uğramış olduğu şu dünyada bizi ak olan aydın olan münevver olan maneviyatçı olan ecdadının yolu üzere olan madde değil rabb bağımlısı olan kendi değeri başta olmak üzere islamın bütün izzet ve şerefini korumak için canla başla mucadele eden lafla diplomayla cahla rütbeyle değil hakikaten islamın nuruyla Resulullahın sünnetiyle Ehli sünnet vel cemaat akidesiyle Allah dostlarının irşadıyla aydınlanmış dostlarına dost ettiği için elhamdulillah demek herhalde boynumuzun borcudur. Ali haydar efendi (k.s.) buyurduğu gibi, “Ey  kerimu ey rahim ihsanı bol bizi dostla dostluğuna kıl kabul”…

   Eli kalem tutan herkesin bir köşeden bir takım mesajlar verdiği, kimi boş lakırdılarla diyalogtan safsatadan ehli imana yakışmayan sözlerden elmanın armutun faydasından güncel yorumlardan bahsettiği bu alemde elmayı armutu yaradandan sözün en doğrusunu söyleyenden ve şaka değil gerçek olandan, bizim ebedi hayatımıza muteallık olarak  bir ayeti kerimeden bir hadisi şeriften veya bir Allah dostunun sözünden bahsetmemiz bizim için en büyük saadettir. Böyle yazıları okumakta acaba kimin nasibidir. “Benden bir ayette olsa  ümmetime aktarın” hadisi şerifinin mucebince elimizden geldiği kadar dilimizin döndüğü kadar belki Allahu tealanın nasib ettiği kadar ulumu islamiyyeden siz degerli kardeşlerimizi istifade ettirmeğe çalışmak niyetiyle bu köşemizden bir şeyler yazmaya çalışacağız muvaffakiyet ancak Allahu tealadandır….

BİR HADİSİ ŞERİF MEALİ

  Enes (r.a)dan rivayet edildiğine göre Efendimiz (sallalahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Sizden biriniz (dünya veya ahret) hususunda kendisi için sevdiği (arzuladığı şeyi) mümin kardeşleri içinde sevip (arzulamazsa hakiki manada) iman etmiş olamaz.”

 Bu hadisi şerif çoğumuza tanıdık, kulaklarımızın aşina olduğu belki de okurken “hee o hadisi şerif mi?” Diye içinizden mırıldandığınız bir hadisi şeriftir. Fakat gelelim vicdan muhasebesine; peki bu nasihati ne kadar duyuyoruz Resulullah ( sallalahu aleyhi ve selem)’e ne kadar uyabiliyoruz. Evet bugün dünyanın her köşesinde KARDEŞİMİZ olan kimselere neyi murad ediyoruz kendimiz için hangi arzuların peşindeyiz. Buyurun hadisi şerif buyurun biz…..  Genelleyelim arkadaşlar yeryüzündeki bütün Müslümanlara ne istiyoruz kendimize  ne… Ancak böyle düşünmekle filistindeki afganistandaki çeçenistandaki bosnadaki kosovadaki ve bütün bilad-ı islamiyedeki kardeşlerimizle ittihadımız bir bütün olmamız söz konusudur. Kardeşimiz Haylazda olsa aksi de olsa huzursuzlukta çıkarsa ona atılan hiçbir tokada sessiz kalamayız ve kalmamalıyız. Gerçekten son olaylardan sonra Gazzeyi desteklemek arzusuyla elinden gelen her şeyi ortaya koyan Aziz Milletimizi can-ı gönülden tebrik ediyorum. Nasıl ki gazzedeki kardeşimize karşı savunmacı mudafaacı kıskanç davranma refleksini göstermişsek aynı mudafaayı Resul-i Ekrem (s.a.v.)in sünnetlerine karşı da ortaya koymak ümmetliğimizin borcudur diyorum.

                            

            Allahın dininin emrince kardeşler olmamız ümidiyle buyurun muhasebeye.

 
(Bir saat tefekkür bir sene ibadetten daha hayırlıdır.)


Tehlikeli incil!

hrst.jpgZira başta Vatikan olmak üzere Hıristiyan Alemi, kabul etmediği ve kendi saltanatları için çok tehlikeli buldukları bu İncil'i yok etmek veya ele geçirmek için her türlü girişimde bulunuyorlar. Üstelik bu kitapla bir şekilde teması olan bazı insanlar şüpheli şekilde ölüyorlar. Bazıları da tehdit altında yaşıyorlar.

BARNABA İNCİLİ GERÇEĞİ
Bu gün Hıristiyan dünyanın kutsal kitap olarak kabul ettiği İncil, 9 farklı yazar tarafından derlenmiş 27 kitaptan oluşur. Yani halk arasında 4 İncil diye bilinen kitap aslında, 27 farklı kitaptan oluşmuştur. Bu 27 kitap, yine yanlış bilinenin aksine M.S. 325 İznik Konsili'nde değil,

Hela adabı ne oldu???

  pisuarlr.jpg Ayakta ihtiyaç gidermeyin!
Balıkesir'de, bir caminin tuvaletinde pisuarların üzerine ayakta ihitiyaç gidermeyle ilgili yazılan yazılar tartışma konusu oldu.

İHA - Tartışmayla ilgili İl Müftüsü Necdet Çetin, İslam Dini'nde ayakta ihtiyaç gidermenin uygun bulunmadığını, bunun aynı zamanda sağlık açısından da zararlı olduğunun bilimsel olarak kanıtlandığını bildirdi.

Balıkesir'in Hacıilbey Mahallesi'ndeki, halk arasında, "Martlı Cami" olarak bilinen Hacı Ömer Camii'nin tuvaletinde bulunan pisuarlar, 1 yıl önce kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce kırıldı. İki tane olan pisuarların her birinin üzerine de, "Ayakta işemek harama yakın mekruhtur" ve "Ayakta işemek kabir azabına sebeptir" yazıları yazıldı.

 Bunu fark eden Hacıilbey Mahallesi Muhtarı Mustafa Deniz, doğru anlam taşısa dahi yapılanın hoş olmadığını, caminin kırılan pisuarlarını söküp yerine yenisini taktıklarını, yazıları da boya ile sildiklerini fakat kaybolmadığını anlattı. Tam bir yıl önce gerçekleşen olayın bugün birileri tarafından alınıp polemik haline getirilmesinin de yanlış olduğunu söyleyen muhtar Deniz, camiye güvenlik kamerası sistemi kuracaklarını söyledi.

  Konuyla ilgili görüşlerini açıklayan Balıkesir İl Müftüsü Necdet Çetin, İslam Dini'nde manevi temizlik kadar maddi temizliğin de büyük önem taşıdığını kaydetti. Tuvalet ihtiyaçlarının mutlaka oturarak giderilmesi gerektiğini vurgulayan İl Müftüsü Çetin, İslam Dini alimlerince konunun böyle öngörüldüğünü belirtti. Necdet Çetin, camilerdeki tuvaletlerde pisuar bulunmasına da karşı olmadığını ancak bunların yıkıp, kırıp, zarar vererek bu şekilde dikte etmek isteyenlerin İslamiyet'i iyi bilmediğini gösterdiğini ifade etti. Çetin, müftü olarak kendisinin de hiç kimseye ayakta ihtiyaç gidermeyi tavsiye etmediğini söyledi, ayakta ihtiyaç giderilmesinin sağlık açısından da zararlı olduğunun bilimsel olarak kanıtlandığını kaydetti.

Kaynak:Marmara Haber
Salı, 03 Şubat 2009 16:09 tarihinde güncellendi

Sayfa 266 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.