.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

İmam-ı Rabbani k.s'dan Fetret Devri

kainat.jpg1. Cilt., 259. mektubtan.

Eğer dersen, dağ başlarında yaşayan, puta tapınan kimseler ebedi olarak cehennemde kalmazlarsa, zaruretle cennette olmaları gerekir ki bu da caiz değildir. Zira müşriklerin cennete girmeleri haramdır. "Onların varacağı yer ateşdir."

Allahu teala İsa Aleyhisselam'dan (Peygamberimiz ve o'nun üzerine salat-selam olsun) rivayetle buyurdu, "Kim Allah'a şirk koşarsa, muhakkak Allah ona cenneti haram kılmıştır, varacağı yer ateştir."

 Cennet ve cehennem arasında vasıta koymak ta sabit değildir. A'raf ashabı  bir müddet sonra cennete girecektir. Ebedi kalmak ya cennette veya cehennemde olacaktır.

Derim ki bu sual, cidden zordur. Rüşd üzere olan evladım bilir ki kendisi bu suali tekrarlı olarak bu fakire uzun müddet sordu, yeterli cevap alamadı. Futuhat-ı Mekkiyye sahibinin, bu sualin halli hakkında dediği, 'şu topluluğun kıyamet gününde davet edilmesi için peygamber gönderileceği ve inkarları veya ikrarları hasebince cennet veya cehenneme girmeleriyle hükmedileceği' bu fakir katında güzel değildir. Zira ahıret, ceza yurdudur, teklif yeri değildir ki orda peygamber gönderilsin.

Uzun müddet sonra, Hak celle sultanuhu'nun yardımı hidayet edici delil oldu, şu muamele çözüldü ve açıldı; şu cemaat ne cennette ve ne de cehennemde ebedi kalmazlar, bilakis ahırette diriltildikten sonra hesap yerinde suçları kadar ceza ve azab edilirler, haklar onlardan alınır, sonra mükellef olmayan hayvanlar gibi mutlak yok ve sırf hiçbir şey yapılırlar. Kim ebedi olacak, kim mükellef olacak.

Şu garib marifeti peygamber aleyhisselamalardan bir gurubun huzurunda arzedince, hepsi onu tasdik edip kabul ettiler. İlim Allahu sub-hanehu ve teala katındadır.

Peygamber aleyhisselamların açık tebliği olmaksızın, Allahu teala'-nın rahmeti ve acımasının mükemmel olmasıyla birlikte, kendinde hata ve yanlış olma ihtimali cidden çok olan sırf akıl ile, Hak subhanehu ve tealanın kulunun ebedi olarak cehennemde kalması ve azabının sürekli olması ile hükmetmek, cidden bu fakire ağır gelmektedir. Aynı şekilde şirk bulunmasıyla birlikte cennette ebedi kalacağı ile hükmetmekte, bu fakire ağır gelmektedir. Bu durum Eş'ari Mezhebinde lazım geldiği gibidir. Zira cennet ve cehennem arasında vasıta olmadığına hükmettiği için.

Doğrusu geride geçtiği gibi, muhasebe ile haklar alındıktan sonra yok edilecekleri şeklinde bana ilham edilendir.

Bu, darul harbte ölen müşriklerin çocuklarının hükmü hakkında, bu fakire göre aynı hükümdür. Zira cennete girmek, imana bağlıdır. Ya asıl olarak veya tabi  olarak, islam diyarına tabi olarak olsa da. Zimmilerin çocukları hakkında olduğu gibi. Mutlak olarak iman onlarda yoktur. Cen-nete ve cehenneme girmeleri tasavvur edilemez. Ebedi olarak cehennem-de kalmak, teklif sabit olduktan sonra şirk koşmaya bağlıdır. Bu durum da onlar hakkında yoktur. Onların hükmü, hesap için diriltildikten ve haklar alındıktan sonra yok edilen hayvanların hükmüdür. Bu, aynen resullerin fetreti dönemindeki, kendilerine bir peygamberin davet tebliği ulaşmamış  müşriklerin çocukları hakkındaki hükümdür.

Ey Evlad! Bu fakir, her ne zaman düşünüp nazarını derinleştirdiği zaman, Peygamberimizin (üzerine salat-selam olsun) davetinin ulaşmadı-ğı bir mahal bulamıyor. Bilakis sallallahu aleyhi ve sellem'in davet nuru, her mahalle  güneşin nuru gibi ulaşmış; hatta sed arkasındaki Ye'cüc ve Me'cüc'e bile. Hem de eski ümmetlerde kendisine peygamber gönderil-meyen bir arazi  bulamıyorum, hatta Hind arazisi ki bu muameleden uzak görülür. Hind ehlinden gönderilen Peygamberi buluyorum, Hak celle şanuhu'ya davet ediyor. Bazı Hind beldelerinde, şirk karanlıkları içinde Peygamber aleyhisselamların nuru müşahede ediliyor, parlayan meş'ale gibi. İstesem o beldeyi tayin ederim.

   Bir peygamberi, davetini hiç kimsenin tasdik etmediğini görüyo-rum, diğer bir peygambere bir şahıs iman etmiş, diğerini iki kişi tasdik etmiş, bazısını üç kişi tasdik etmiş. Hind beldesinde, peygamberine üç kişiden fazla iman edene bakışım vakı' olmadı. Tâbisi dört kişi olan nebi görmedim.

Hind kafirlerinin reislerinin yazdığı, Vacib Zat'ın varlığı, sıfatları, tenzihi ve takdisi gibi hususların hepsi nübüvvet kandilinin nurlarından alınmıştır. Zira her asırda eski ümmetlerden bir peygamber geçmiştir, Vacib tealanın varlığından, subuti sıfatlarından haber vermişlerdir, Hak subhanehu'nun takdis ve tenzihatını bildirmişlerdir.  Şu büyüklerin varlığı olmasaydı, şu rüsvay kişiler kör ve kısa küfür ve masıyet karanlıklarına bulaşmış akıllarıyla nasıl şu büyük devlete ulaşabilirlerdi ki.
Salı, 17 Şubat 2009 17:48 tarihinde güncellendi

Cemevlerine kadro, Camiye kaset....

  camiavlu.jpg ‘Kaset’ten Ezan’ dönemi      


Sivas merkeze bağlı Kayadibi ve Çongar köylerinde imam olmadığı için köylüler kasetten ezan okutarak kendilerince bir çözüm ortaya koydu. Köylerine aylardır imam atanmadığın belirten vatandaşlar, yetkililere çağrıda bulunarak, sorunlarının giderilmesini bekliyor.

Sivas Müftülüğü ilginç bir uygulamaya imza atıyor. Sivas merkeze bağlı olan Kayadibi ve Çongar köylerinde imam olmadığı için ezan kasetten okunuyor. Köylüler ise bu durumdan rahatsız. Aylardır köylerine imam atanmadığını belirten Köylüler, kasetten ezan okuyan bir sistem kurmak zorunda kaldıklarını söylüyor. Köylüler bu durumdan rahatsız olduklarını kaydediyor.

Sivas Müftülüğü ise yetersiz personel durumundan Sivas merkeze 35 kilometre mesafede olan Kayadibi ve 63 kilometre uzaklıkta olan Çongar köylerine imam atayamıyor. İmam atanmayan köylerde ise halk bu duruma tepki gösteriyor. Çongar Köyü'ne 7 aydır imam atanmaması köylülerden tepki çekiyor. İmam atanmamasından dolayı da köylüler kendilerince bir çözüm ortaya koyup ezanı kasetten okutuyorlar. Yetkililere bir türlü ulaşamadıklarını kaydeden köylüler, sorunlarına muhatap bulamadıklarını söylüyor. İmamlarının olmamasının büyük bir sıkıntı verdiğini de ifade eden köylüler, ezan sistemini büyük bir mali külfetle kendilerinin üstlendiğini belirtiyor.


İmam atandı ama...

Her iki köyün muhtarı ise sorunlarına çözüm aradıklarını kaydediyor. Aylardır yetkililere sorunlarını ilettiklerini belirten köy muhtarları, sorunun bir türlü çözümlenmediğini ifade ediyor. Yetkililer ise Çongar Köyü'ne uzun bir zaman diliminden sonra imam atadıklarını söyleyerek, imamın hâlâ göreve başlamadığını ve izinli olduğunu dile getiriyorlar.


Ezanı kasetten okumak doğru mu?

Ezanın kasetten okunması da köylüler arasında sorun oluyor. Bir kısım köylü ezanın kasetten okunamayacağını belirterek, ezanın müezzin tarafından okunması ya da müftülüğün uygulamaya koyduğu merkezi ezan sistemi ile okunması gerektiğini söylüyor. Bir diğer kısım köylü ise ezanın kasetten okunmasının sakıncalı buluyor. Bu konuda ezanın kasetten okunmasının dini olarak sakıncalı bulunduğunu belirten köylüler sorunlarının giderilmesi için yetkililere çağrıda bulunuyor.

Kaynak:Milli Gazete

Salı, 17 Şubat 2009 08:57 tarihinde güncellendi

Kafirde merhamet olmaz....

yangn.jpg'Gazze'de bitkileri bile katletmiş!'


İsrail'in cehenneme çevirdiği Gazze'de 3 hafta geçiren Cansuyu Derneği Gazze Koordinatörü İdris Yıldız, bölgede gördüklerini aktarırken ifadeleri dehşeti özetliyordu.

İsrail'in kara, hava ve denizden saldırılarına hedef olan Gazze'de 3 hafta geçiren Cansuyu Derneği Gazze Koordinatörü İdris Yıldız, ''Hemen her türdeki canlı hedef alındı. İsrail sadece insanları değil bitkileri bile katletti'' dedi.

Cansuyu Derneği Gazze Koordinatörü sıfatıyla Gazze'de 3 hafta geçirerek yardım faaliyetlerine katılan Saadet Partisi Gençlik Kolları Genel Başkan Yardımcısı Yıldız, bölgedeki trajedinin vicdanları kanatacak boyutta olduğunu söyledi.

İsrail'in saldırıları sonrasında Gazze'ye giden İdris Yıldız, izlenimlerini AA muhabirine anlattı.

Gazze'de hemen her türdeki canlının hedef alındığını ifade eden Yıldız, ''İsrail sadece insanları değil bitkileri bile katletti. Söz gelimi, ambargo nedeniyle geçimleri tamamen tarıma dayalı olan Gazzelilerin ekili yüzlerce dönüm bahçesi bile bombalanmış, buldozerlerle tarumar edilmiş. Portakal ve zeytin bahçeleri tamamen futbol sahası gibi dümdüz edilmiş. Şimdi bu alanlara çadır kentler kuruluyor'' diye konuştu.

-''CAMİ ENKAZLARININ ÜZERİNİ DOLDURMUŞLAR''-

Gazze'de 51 caminin yıkıldığını ifade eden Yıldız, şunları söyledi:

''Sokakları gezdiğiniz zaman, neresi cami, neresi apartman, neresi cadde seçmeniz mümkün değil. Havadan camileri ve yerleşim birimlerini bombalamışlar. Daha sonra kara harekatında da iş makineleriyle, çevredeki yıkılmış evlerin molozlarını, kalıntılarını, cami enkazlarının üzerine doldurmuşlar. Böylelikle, cami enkazlarının dikkati çekmesini önlemişler. Yani dünya kamuoyunun bu konudaki muhtemel tepkisinin önüne geçmek, ibadethaneleri bile bombaladıklarını örtbas etmek için bunu yapmışlar.''

-BARINAK SORUNU-

Kentte en büyük sıkıntının barınak sorunu olduğunu bildiren İdris Yıldız, ''İnsanların çok acil barınağa ihtiyacı var. Çünkü, gece ile gündüz arasındaki sıcaklık farkı çok büyük. Gündüz, kavurucu sıcaklar, akşamleyin dondurucu soğuklar var ve bu insanlar yıkıntılar arasında, açık alanlarda yaşam mücadelesi veriyor. Yerel yetkililer, yaklaşık 20 bin hanenin 100 bin ferdinin evsiz olduğunu söylüyor'' dedi.

Yıldız, su ve elektrik sorunun Gazze Belediyesinin olağanüstü gayretleriyle çözülmeye çalışıldığını söyledi.

Aralıklarla süren saldırılara rağmen Gazze'de günlük hayatın normal seyrinde sürdüğünü belirten Yıldız, ''Öyle ki insanlar sabah evden akşam döneceğinin garantisinin olmadığını bilerek çıkıp günlük yaşantılarına devam ediyor. 51 cami bombalanmış olmasına rağmen camiler insanlarla doluyor. Savaş günlük yaşamın bir parçası olmuş. Gazzeli çocuklar, tepelerinde F-16'lar uçmasına rağmen oyunlarına devam ediyor'' diye konuştu.

-FİLİSTİNLİ KIZIN FERYADI-

Yıkılan Refah Bölgesi'ndeki yetimlerin eğitim gördüğü Fazilet Okulu'nda okuyan bir kız çocuğuyla görüştüklerini belirten Yıldız, şunları kaydetti:

''Kız çocuğu, 'İsrail 2 yıl önce babamı öldürdü. Şimdi de okulumu yıktı. Daha benden ne istiyor' diyerek tepkisini dile getirdi. Öğrenciler, enkazın yanında açık havada ders yapıyor. Yörede vurulan bir başka okulun müdürü ise bize 'İsrail sadece beldelerimizi değil gönüllerimizi de işgal etmek istedi. Fakat bunların saldırıları bizim imanımızı artırdı' dedi.''

-KARDEŞ AİLE KAMPANYASI-

İdris Yıldız, Cansuyu Derneği olarak Gazze'de 3 tır dolusu ilaç dağıttıklarını, 250 aileye gıda, 4 bin öğrenciye tüm ihtiyaçlarını karşılayacak kırtasiye ve giyim yardımı yaptıklarını ve 1 ambulans verdiklerini söyledi.

Hastane, yetimhane ve benzeri kalıcı müesseseler kurulması için de ambargonun kaldırılmasını beklediklerini belirten Yıldız, ''Çünkü oraya çivi bile girmesine izin vermiyorlar'' diye konuştu.

Dernek olarak kardeş aile kampanyası düzenlediklerini kaydeden  Yıldız, ''Gazze'deki 300 yetim ve öksüzün, kimlik bilgileri ve fotoğraflarını tek tek kayda alarak Türkiye'ye getirdik. İsteyenler, 50 dolar karşılığında istedikleri yetimin Kardeş Ailesi olabilecek. Bu paralar, ilgili yetimlere aktarılacak'' dedi.

AA
Salı, 17 Şubat 2009 08:48 tarihinde güncellendi

Efendi hazretlerini k.s. iyi tanıyalım.

efendi_hz01.jpg(Mahmud Efendi hazretlerinin k.s. sohbetlerinden derlenmiş matbu’ eserlerinde mevcut sözlerinden bir demet)

Bir bidatçi ile konuşmak, bir kafirle konuşmak  kadar kötüdür. Akıllıya bir işaret yeter, şimdi diyebilirmisiniz çarşafımızı muhafaza ediyoruz, namazımızı kılıyoruz, teheccüdümüzü kılıyoruz, namahreme çıkmıyoruz, tesbihde çekiyoruz ancak evlenirken bir gelinlik giyiyoruz, azıcık kafire benziyoruz, o azıcık var ya o azıcık, o ağaç böceği gibidir, yer seni o.

Kadınların şerefi gizli kalmalarında ve erkeklerle görüşmemelerindedir. Kadın çalışacak diye tutturmuş, sonra aç kalırlarmış. Sen karışmasana, o Allah-u Teala yarattığının rızkını verir. Sen yeter ki adam ol, Müslüman ol, uslu ol, akıllı ol.

Sizin çarşafınız bizim sarığımız, şalvarımız, sizi gören alacağını alıyor, birde tatlı sözle konuşursan onunla, tamam.

Firavun ziyneti (süsü) gibi oldu bu diploma, herkesi kandırıyor, hacısını hocasını kandırıyor.

Şimdi hoca vardır, ama diploma yedi onları.

Televizyon, Romanlar, çalgılar, şarkılar, türküler, ilahiler lehvel hadisin (batıl ve boş) lafın ta kendisidir. Peki bunarı niçin alıyor, neye yarıyor Allah (c.c) yolunda gidenleri şaşırtmaya yarıyor.

İngilizce, Almanca, Fransızca bilirsiniz, Arapça bilmezsiniz, eyvah, eyvah hem de ne eyvah.

Bütün dünyayı dolaşsanız, insanları hep İngiliz ve Amerikalıların kıyafetinde görürsünüz , hocalar dahi o kıyafettedir. Bana  “Dünyayı  san vereceğiz bir pantolon ceket giyip Yavuz Selim’den  İsmail ağa Camii’ne  kadar  git” deseler, vallahi billahi onları giymem. Bunları kendimi büyük tutarak demiyorum. İslam kıyafetinin kıymetini çok iyi bilelim. Hz Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)  buyurdu ki; “Kim bir kavme benzerse o da onlardandır.” Parmak kadar küçük de olsa onların şekillerinden üzerimizde bulunuyorsa (onları) sevdiğimiz anlaşılır.

Muhterem üstadım Rumların, Ermenilerin şort giyen çocuklarını gördüğünde bu işe kızardı. Şimdi Müslüman’ın çocuklarına şort giydiriyorlar, yabancı dil yazılı kıyafetler giydiriyorlar. “Daha bu çocuktur zarar etmez”  diyorlar. Çocuksa gavura mı benzemesi lazım? Asıl çocuk sizsiniz. Akıllanmadan birde çocuk sahibi oldunuz. Akılsız ananın babanın çocuğu da akılsız olur. Gavurun çocuğu gavur gibi, Müslüman’ın çocuğu Müslüman gibi olur.

Biz kör müyüz, sağır mıyız, nasıl Müslüman, nasıl hocayız? Giyiniş tarzımız, ayakkabı larımız, çoraplarımız hep onlara benziyor. Niçin benzesin? Ne kâr gördük onlardan? İplik kadar dahi olmasın kafirin modasından. Çarık giy demiyoruz, ayakkabı giy ama Müslümanca olsun. Bir ayakkabı ile, bir elbise ile aldanan insanın hiç değeri kalır mı?

Erkeklerin takke sarık sarmayıp başları açık gezmeleri mürüvvetlerini, heybetlerini gideriyor. İhtiyar adam başı açık geziyor, niçin? Avrupa’ya uyacak. Sen İslam’ın şeklini bırak, beğenme, Müslümanlığı da kimseye bırakma. Bir kimse lisanı ile Müslüman kabul edilseydi, alırdı eline tesbihi; “Ben Müslüman’ım, ben Müslüman’ım” der, Müslüman olurdu.

Müslüman demek: Rabbinin emirlerine, farz, vacip, sünnet, ne varsa hepsine tam manasıyla boyun eğen demektir. Mevla Teala’nın düşmanlarından kaçıp dostlarının halleri ile hallenen demektir. Çok dikkatli itinalı Müslüman olalım, dikkatli Müslüman olursak İslamiyet gelir.

Avrupa’nın modalarına uymak, onlara uymak demektir. Onların şekli üzere entari giymek, onların sözünü tutmaktır. Bu ise haramdır. İnsan düşmanına itaat etmez, muhalefet eder.

Bir alim ki Hz Rasulullah’ın  vekilidir. Allah’u Teala Kur’anı Kerim de şöyle buyuruyor; “Biz ona şiir öğretmedik, şiir ona yakışmaz da.” (Yasin süresi ayet 69) Resulullah’a layık olmayan hiç alime layık olur mu, Kur’anı okumak anlamak varken ilahi, şiir okunur mu, şiir okuduğunuzda Kur'an darılıyor, niçin? “o mecliste ben okunsaydım, ben tanınmış, benim şerefim, kıymetim bilinmiş olacaktı, insanlar beni okumaya ve benimle amel etmeye rağbet edeceklerdi” demiş oluyor. Kur’anı Kerim’i böyle gücendirmeye razı mısınız? Alimlere marş okumak da yakışmaz. Her kim okursa marş, ona layık olmaz arş.

Millet lise, üniversite bilmem ne bilme ne. Ta Amerika’ya kadar okutmak için çocuk gönderiyorlar. Kapının önünde medrese varken sen oğlunu kızını ta Amerika’ya gönderiyorsun, hiç utanmıyor musun, nedir zorun? Şeytanlık var sende.

Ahirette huzur-u İlahiyye’ye  çıkılacak, Mevla soracak “ey kulum! Ne yaptın Kur'an-ı Kerimi duyurdun mu kullarıma?” Kul; “Ya Rabbi! Döverlerdi, söverlerdi, onun için demedim” Mevla buyuracak “ Duymadın mı ben buyurdum -Allah (cc) seni korur-” (Maide süresi ayet 67) Ben böyle buyurmuşken sen bana güvenip neden tebliğini yapmadın Yüz dört kitabı karıştırsanız, ailenin nafakasını kadınlar kazanacak diye bir şey bulamasınız. Kadınların vazifesi kocasının namusunu muhafaza etmek, çocuklarını İslam üzere yetiştirmektir. Birde meşru surette İslam için (hocalık, talebe, vaaz…) çalışma yapabilirse o zaman Aliyyül- a’lâ olur.

Efendimiz salallahü aleyhi ve sellem’in mübarek eli, biat esnasında hiçbir kadının eline değmemiştir. O onlarla ancak sözlü biatte bulunmuştur.

Birbirine namahrem olan kadın ve erkeğin bir arada olması ateş ve barut misalidir, bir birini yakarlar, Ben’i İsrail’in yıkılması kadınlar yüzündendir.

Çarşaf giymek mühimdir, her ne şey ki mühimdir, düşmanı çoktur. Biliniz ki Türkiye erkek ve kız talebelerimiz hürmetine duruyor.

Namaz için insanın önce tahareti öğrenmesi lazım, temizliği kağıt ile değil su ile yapmalıdır. Helalarda ne zaman ki kağıt kullanılmaya başlandı, yağmurlar kesilmeye başladı. Eğer avret mahalli iyi temizlenmezse abdest olmaz. Abdest olmayınca da namaz olmaz.

Sarık sarmak için söz vermeye korkuyorlar, sarık sararsak fitne olur, İslam yıkılır diyorlar. Halbuki bu sarığı terk edersen İslam yıkılır, yaparsan yıkılmaz. Harama, açık saçık kadınlara baktıkça insan sarhoş olur. Her harama baktıkça insanların aklı gider. Mevla Teala kadınları hayırla ıslah etsin. Erkekleri kurtarsın. Suluova’da birsi vardı, derdi ki  “şu erkekler cennete girecek ama şu kadınlar olmasa” Onun için çarşaf giymek önemlidir. Kafir kadınlar Müslüman elbisesi giymeye bir kere olsun merak etmezler, Müslüman kadınlar ise deli oluyor kafir elbisesi giymeye.

Bugün millet abdest, namaz, gusül, teyemmüm, tadil-i erkân, oruç bilmiyor. Bunları izah  da etmiyorlar. Nerede ihtilaflı mesele varsa, onun en zayıf tarafını söylüyorlar. Bunları söylemekle akıllarınca dünyada birinci adam olacaklar. Halbuki dünyada birinci şeytan olacaklar, haberleri yok. Allah onlara akıl, fikir versin. Allah aşkına diyorum koyun gibi olmayalım. Bazıları televizyondaki yanlış fetvaları, koyunun kavalı dinlediği gibi dinliyorlar. Bu gözleri hediye eden Allah, bu gözlerinizle niye Kuran’a bakmadığımızı soracak.

Efendi babam Ali Haydar (k.s) Hazretleri şöyle buyurdu: “Ahirette melekler bir kimseyi cehenneme götürmek için tutsalar, -Ben Nakşibendi tarikatının Halidi koluna mensubum (bağlıyım)- dese, onun hürmetine bırakırlar.”

Üniversiteye git gel, git gel, nihayet bir diploma veriyorlar, onu alan da kendini bir şey zannediyor. Ne Kur'an-ı Kerim’i ne de başka bir şeyi beğeniyor. Bir İngiliz Kur'an-ı Kerimin büyüklüğünü anlıyor da bizim üniversitelerimiz anlamıyor. Müslümanlar! Başımı-ın çaresine bakalım bunun da çaresi  Kur'an ehli… Çarşaf giymekle manto giymek arasında ihtilaf var, şu halde bunu Allah’a sormalı, çünkü bunun hükmü ona aittir. Müminleri dost kafirleri düşman bilmeyen, çarşaf ile manto arasıdaki farkı ayırt edemez.

Davası İslam olanlar benim kardeşimdir, bende onların kardeşiyim, çalışmalarınıza çok seviniyorum. Fakat piyes, tiyatro, sözleri duyunca çok üzülüyorum, kırılıyorum. Bu üzüntülere sebep olmak size yakışır mı? Bir de bazı düğünleriniz İslam’a uygun olmayabiliyor. Avrupalıların gelinlikleri gibi elbiseler giyiliyor, düğünler salonlarda yapılıyor, çalgılar çalınıyor, oyunlar oynanıyor.

Salı, 17 Şubat 2009 08:49 tarihinde güncellendi

Sayfa 253 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.