.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

DİYALOG SİTESİ GENÇ ADAM DAN AÇIKLAMA BEKLİYORUZ....

diyalog1.jpgGenc Adam : Yine , Diyalog çerçevesinde söylenen bazı husular için “Taviz” deniyor…
Dr.Şimşek :   Taviz verilmişte acaba İslam’ın hangi Farzından ,İmanın hangi rüknünden vazgeçilmiş ? Hocaefendi “Dinimin en küçük geleneğini bile değiştirmekten Allah’a sığınırım” diyor , birileride İslam’dan Taviz veriliyor diyor ve bunu ispatlıyamıyorsa  burda biraz düşünmek lazım !>>>
 
Çarşamba, 18 Şubat 2009 17:23 tarihinde güncellendi

Hıristiyan veya Yahudi'den şehid?

diyalogcu.jpgGENÇ ADAM SİTESİNDEN ALINTI....

::Genc::Adam : O zaman Bekir Karlıağ Bey’in dedikleri ile mukayese edersek…..

Dr.Şimşek :  Bekir Hocamız geneli ele almış , yani “tüm Hırsitiyanlar tüm Yahudiler tüm Budistler” demiş ki bu doğru değildir.

Peki doğru olan nedir ? Dediğim gibi kendisine İslami Tebliğ ulaşmamış , veya yanlış aktarılmış kimseler olabilir. Nitekim Bediüzzaman Hazretleri (Amelde Şafi , İtikatte Eşari olması münasebeti ile) 2.Dünya Savaşı sırasında yazmış olduğu mektubunda 15 yaşın altında ( baliğ olmayanlar) hangi dinden olursa olsun şehittir , 15 yaşın üstünde olanlar “eğer mâsum ve mazlum ise, mükâfatı büyüktür; belki onu Cehennem'den kurtarır.” diyerek bu hakikate parmak basmıştır !
Salı, 17 Şubat 2009 17:59 tarihinde güncellendi

Asker'den askere 'ilk kurşun' sıkıldı! İ. Karagül

trk_-b.jpgAsker'den askere 'ilk kurşun' sıkıldı!
 

Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkinin bugünkü niteliğini sadece Başbakan Tayip Erdoğan'ın Davos'taki çıkışına karşı pozisyon belirleyerek anlamanın mümkün olmadığı artık ortada. İki ülke arasındaki gerilimin Erdoğan'ın Şimon Peres'e söylediği sözlerle sınırlı olmadığı, AK Parti'nin İsrail'e bakışıyla tanımlanamayacağı da. Kabul etmek zor gelebilir, bu yazılanlar belli bir perspektife hapsedilerek anlamsızlaştırılabilir ama önümüzdeki gerçek şu: Türkiye'nin ve İsrail'in bölgesel çıkarları artık örtüşmüyor. Bundan sonraki süreçte de örtüşmeyecek.

İki ülke arasındaki ayrışma giderek büyüyecek, ilişkilerdeki açı genişleyecek. Bunun İsrail karşıtlığı ile, her eleştiri yapanın karşısına dikilen anti-semitizm kavramıyla alakası yok. Bu sadece Gazze'deki İsrail kıyımıyla da sınırlı bir durum değil. Türkiye, 1995'ten bu yana İsrail'e verdiği desteği artık devam ettirmeyecek. İlişkiler bundan sonra çok daha dengeli bir hal alacak. İki ülkenin Ortadoğu'yu dönüştürmek için giriştikleri büyük macerada yolları Davos'dan çok önce ayrılmıştı zaten.

Arap kuşatmasını Türkiye ile kırmak İsrail'in bölgesel stratejisinin en önemli aşamasıdır. Bunu büyük oranda başardı da. Çünkü Türkiye, yıllardır İsrail'e karşı yükselen öfkeyi kontrol etti, etkisizleştirdi. Ama artık İsrail'i sırtında taşımak istemiyor. Taşıma lüksü de yok. Çünkü Osmanlı'dan sonra ilk kez bölgeyi kendi gözleriyle görmeye başladı. İlk kez kendini merkeze alan bir gelecek projesi yürütüyor. Türk-İsrail ekseninin en büyük projesi Irak, İran ve Suriye'nin tecrid edilmesi, etkisizleştirilmesiydi. Bu en önemli olayda belirgin bir şekilde iki ülke çok farklı düşünüyor şimdi. Türkiye, İsrail'in en önemli düşmanlarını dost görüyor, İran ve Suriye ile Tel Aviv'in hazmedemeyeceği kadar yakın.

Bu yüzden İsrail Kara Kuvvetleri Komutanı Avi Mizrahi'nin, hem de birçok ülkenin katıldığı bir askeri toplantıda, Erdoğan ve Türkiye'ye karşı ağır ifadeler kullanması, Kıbrıs'ı, Kürt sorununu, Ermeni tezlerini Türkiye'ye karşı kurşun gibi kullanması, ilişkilerdeki ayrışmanın gerçek boyutunu ortaya serdi. Bu yüzden hem Dışişleri Bakanlığı hem de Genelkurmay Başkanlığı söz konusu açıklamaya sert cevap verdi. İsrail'e nota verildi. Bir zamanlar "stratejik eksen" kuran iki ülkenin geldiği nokta burası.

Mizrahi, İsrail devletinin bilinçaltında olanları açığa çıkardı: "Biz Filistinlileri katlettiysek siz de Ermenileri katlettiniz", "biz Filistin'de işgalciysek siz de Kıbrıs'ta işgalcisiniz", "biz Filistin'de savaş suçu işlediysek siz de Güneydoğu'da işlediniz" demek istedi. Açıklama, Türkiye'nin en hassas sıkıntılarının İsrail tarafından algılanış biçimini, ilişkilerin kötüleşmesi halinde nasıl Türkiye'ye karşı koz olarak kullanılacağının işaretlerini verdi. İsrail ordusundaki, devletindeki Türkiye algısını deşifre eden bir açımlamaydı bu. Dolayısıyla, İsrail Genelkurmay Sözcülüğü'nün "bizi bağlamıyor" ifadesi gerçeğin üstünü örtmekten çok uzak.

İki ülke ilk kez bu kadar birbirine sertleşti. Siyasilerin değerlendirmeleri dönem dönem farklılaştı. Bülent Ecevit Cenin katliamını "soykırım" olarak niteledi. Başbakan Erdoğan Şeyh Ahmed Yasin'in katledilmesini "devlet terörü" olarak niteledi. Ama ilk kez askerden askere böylesine sertliğe tanık oluyoruz. Bu çok önemli. Bu, gerçekten bir kırılma yaşandığına işaret ediyor. Neden?

Çünkü Türk-İsrail ilişkileri askeri karakterlidir. Siyasilerin nüfuz edemediği bir alandır. Neredeyse bilinmeyen bir el tarafından yönetilir. 23 Şubat 1996'da Çevik Bir'in imza koyduğu Askeri Eğitim İşbirliği Anlaşması'nda, 28 Ağustos 1996'da imzalanan Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşması'nda, 14 Mart 1996'da imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması'nda sivillerin rolü yoktur. Diğer gizli anlaşmalarda, istihbarat anlaşmalarında, operasyon ortaklıklarında sivillerin rolü yoktur. Bu anlaşmaların yoğun olarak 1996'da yapılmasına ve 28 Şubat müdahalesindeki İsrail rolüne özellikle dikkat çekmek istiyorum. Konya'da İsrail uçaklarının uçmasından İran ve Suriye sınırlarında İsrail gözlem evleri kurulmasına kadar bilmediğimiz derin ortaklıklarda sivillerin belirleyici rolü yoktur.

Askeri Eğitim İşbirliği Anlaşması Meclis'ten ve Türk halkından gizlenmiştir. Meclis'e onaylatılmış ama tartıştırılmamıştır. Milyarlarca dolarlık askeri anlaşmalar ihalesiz, bilinmeyen bir el tarafından İsrail'e verilmiştir. 170 adet tankın modernizasyonu, hiç tecrübesi olmamasına rağmen tepeden bir emirle İsrail'e verilmiştir. Tankların tamamı 2003'te teslim edilecekti, 2009'da hâlâ teslim edilmedi. Proje 290 milyon dolardan 687.5 milyon dolara yükseltilmiş, bir tankın bakım maliyeti 4.5 milyon dolara çıkmıştır. Oysa bir Leopar-2 tankı Almanya'dan 1 milyon dolara alınmıştır. Bu tanklar artık işe yaramayacaktır. Gazze saldırılarının hemen öncesinde Aselsan ve Elbit Systems üzerinden 141 milyon dolarlık bir anlaşma yapılmıştır. Böylesine bağımlılık ilişkisi söz konusudur iki ülke arasında. Siz, vergi verenlerin milyarlarca doları birileri tarafından İsrail'e aktarılmış, vaat edilen teknoloji transferleri yapılmamıştır.

Salı, 17 Şubat 2009 17:39 tarihinde güncellendi

İranlı nükleer uzmanların sır ölümü

  irannkleer.jpg                                                                                                              İsrail'in, İran'ın nükleer silah programına karşı yürüttüğü gizli savaş çerçevesinde nükleer alanda uzman İranlı bilim adamlarını öldürdüğü iddia edildi.

İsrail'in, İranlı nükleer uzmanlarını öldürdüğü iddia edildi.;İsrail'in, İran'ın nükleer silah programına karşı yürüttüğü gizli savaş çerçevesinde nükleer alanda uzman İranlı bilim adamlarını öldürdüğü iddia edildi.

İsrail'de yayımlanan Haaretz gazetesinin internet sitesindeki habere göre, İngiliz Daily Telegraph gazetesinin Batılı istihbarat uzmanlarına dayanarak verdiği haberde, İran'ın İsfahan'daki uranyum tesisinin önde gelen bilim adamlarından Ardeşir Hasanpur'un gizemli ölümünün arkasında İsrail istihbarat örgütü Mossad'ın bulunduğu öne sürüldü.

Hasanpur'un 2007'de "gaz zehirlenmesinden" öldüğü bildirilmişti. Uzmanlar, İran ve Avrupa'daki uranyum zenginleştirme ve nükleer malzeme tedarik etme sürecindeki önemli şahsiyetlerin ölümlerinden de, Tahran'ı teknik yeteneklerden yoksun bırakmak isteyen İsrail'in sorumlu olduğunu ileri sürdü.

Telegraph, Amerikan istihbarat kaynaklarının da İsrail'in, Tahran'ın nükleer silah programını bozmak için doğrudan askeri müdahale yerine sabotaj, paravan şirketler ve çift taraflı ajanlar yöntemlerini kullandığını söylediğini yazdı.
Salı, 17 Şubat 2009 17:36 tarihinde güncellendi

Sayfa 252 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.