.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

HULEFA-İ RAŞİDİN VE ASHAB

 

kervan.jpgHulefai Raşidîn arasındaki efdaliyyet sırası hilafetleri tertibine göredir. Fakat Ebu Bekir ve Ömer (R. Anhuma) in üstünlükleri sahabe ve tabiînin icmai ile sabittir. Din bü-yükleri bunu böyle nakletti, îmam Şafiî'de bunlar­dan biri-dir.

İmam Ebul Hasanil Eşarî (r.a.) buyurdu: Ebu Bekir, sonra Ömer'in diğer ümmet üzerine üstünlüğü kesindir.

İmam Zehebî buyurdu: Hilafeti zamanında memleke tinin saltanat kürsüsünde iken Hz. Ali (r.a.) dan tevatürle sabit oldu ki Ebu Bekir ve Ömer ümmetin en faziletlisidir. Sonra îmam Zehebi der ki, "Bunu Hz. Ali'den seksenden fazla kişi rivayet etti. Onlardan bir kısmını saydı (İsimlerini açık­ladı.) Sonra der ki; Allah rafizîleri rezil etsin ne cahil adamlar (Bu tevatürü inkar edenler).

Buhari Hz. Ali'den rivayet etti ki; "Peygamberden (s.a.v.) sonra insanların en hayırlısı Ebu Bekir, sonra Ömer, sonra başka bir adamdır. Oğlu Muhammed ibni Hanife dedi ki; sonra sensin. Hz. Ali (r.a.) "Ancak ben müslümanlardan bir adamım" buyurdu.

Zehebî ve diğer alimler Hz. Ali (r.a.) tan şu rivayeti doğruladılar:

Buyurdu ki, "Dikkat edin bana ulaştı ki bir adam beni Ebu Bekir ve Ömer (R. Anhüma) üzerine üstün tutuyor. Kim beni üstün tutarsa o iftiracıdır, iftiracıya verilen ceza ona verilir, (onu döverim).

Bu ve bu gibi haberler ashabtan mütevatir derecesine ulaşmıştır, inkarı mümkün değildir, bundan dolayı şia'nın büyüklerinden Abdurrezzak şöyle der: "Ali kendisi üzerine Ebu Bekir ve Ömer'i üstün tuttuğu için ben-de on­ları üstün sayarım, böyle olmasaydı asla onları üstün saymazdım. Ali'yi seveyim sonra ona muhalefet edeyim, bana günah olarak bu yeter."

Hz. Osman, Hz. Ali'den üstün olması meselesine gelince, ekser ulema "Şeyhayndan sonra, üstün olan Osmandır, sonra Ali'dir." Buyur-muşlar. Dört mezhebin müçtehid imamlarının görüşü de budur, İmamı Malik'ten ri­vayet edilen Osman'ın Ali üzerine üstün sayılmasındaki durak-laması hakkında Kadı lyaz der ki, imamı Malik bu duraklamadan vazgeçip Osman'ı üstün saymıştır, îmam Kurtubi "inşaallah sahih olan budur." buyurdu.

İmamı A'zamın sözünden anlaşılan bekleme manası ki "Şeyhaynı üstün saymak, iki damadı sevmek Ehli Sünnetin alametlerindendir." (sözünden anlaşılan şey.) Bu sözünden anlaşılan bu fakire göre (İmamı Rabbani'ye göre) şudur ki; fitneler ve ihtilaflar çoğalınca, iki damadın hilafetinde, insan­ların işlerinde fesad ortaya çıkınca, insanların kalblerinde bulanıklıklar çoğalınca; İmamı Azam iki damad hakkında muhabbet lafzını şu manayı düşündüğü için seçti, o ikisini sevmeyi Ehli Sünnet vel Cemaatın alameti saydı. Halbuki Hanefî kitapları "Halifelerin tertibine göre efdaliyetleri sabit­tir" ibaresiyle dopdoludur.

Hasılı kelam; şeyhaynın üstünlüğü kesindir. Osman'ın derecesi bu ikisinden aşağıdır. Fakat Osman'ın (r.a.) efdaliyyetini inkar edeni kafir say­mamak gerekir. Belki şeyhaynın üstünlüğünü (inkar eden bile kafir de­memeli), belki o kişi bidatçıdır ve sapıktır. Zira alimlerin bu hususlarda ihti­lafı vardır. (İhtilaf olan yerde kati karar vermek zordur.) Burdaki icma hakkında kîl-ü-kal vardır, (bazısı bir türlü, diğer bazısı başka türlü demiş.)

Bu inkarcı, ziyanda ve hüsranda olan Yezid'in arkadaşıdır. (Hükümleri aynıdır). Alimler bunun hakkında lanet etmekte durakladılar.

Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) 'a Hulefai Raşidîn'den dolayı gelen eziyetlendirmeler, torunları tarafından gelen eziyetlendirme gibidir. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu:

"Allah Allah Ashabım hakkında (sakının) onları benden sonra hedef tutmayın (onların aleyhine konuşmayın.) Kim onları severse beni sevdiği için onları sever, kim onlara bu'z ederse bana bu'z ettiği için onlara bu'z eder. Kim onlara eziyet ederse muhakkak bana eziyet etmiştir, bana eziyet eden muhakkak Allah'a eziyet etmiştir. Kim Allah ve Resülüne eziyet ederse so­rumlu tutulması (hesaba çekilmesi) umulur."

Allahu Azze ve Celle şöyle buyurdu: “Allah ve Resulüne eziyet edenlere Allah, dünya ve ahirette lanet etmiştir.”

Ashab arasında vaki olan olaylar, harbler, çekişmelere gelince; bunları güzel bir hamil ile manalandırmalıdır. Onları heva ve ırkçılık taassubundan uzak tutmak gerekir. Taftazani (Şerhul Akidin Yazarı) Hz. Ali'nin sevgisinde çok ileri olmasıyla beraber şöyle dedi: "Ashab arasında olan olaylar harbler, hilafet hakkında değildi, belki ictihadda olan bir hata idi. (Şerhul Akaidin üzerine yazılan) Hayalî isimli Haşiyede, "Muaviye ve adamları, Hz. Ali'nin zamanında en efdal olduğunu kabul etmeleriyle birlikte onun itaatından, bir şüpheden dolayı çıktılar; o şüphe, "Hz. Osman'ın katillerinden kısası terk edeceği endişesi idi."

Kara Kemal Haşiyesinde Hz. Ali'den nakledil di ki, şöyle buyurdu: "Kardeşlerimiz bizim üzerimize azdılar, onlar kafir ve fasık değillerdir, çünkü onların te'villeri vardır."

Şüphesiz ictihad hatası levm ve ta'ndan uzaktır, bu kişiden çirkin muamele kaldırılmıştır.

Ashabın tamamı, Hayrul Beşerin (sallallahu aleyhi ve sellem) sohbetine riayetle ancak hayırla anmak gerekir. Onları seven Peygamberi (sallallahu aleyhi ve sellem) sever. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu "Onları seven beni sevdiği için onları sever, onlara bu'z eden bana bu'z ettiği için onlara bu'z eder. Yani Ashabımla alakalı mahabbet, benimle alakalı mahabbetin ta kendisidir. Aynı şekilde onlarla alakalı bu'z, benimle alakalı bu'zun ta kendisidir."

Bizim Hz. Ali'nin muhaliflerini de sevmemizden asla bir maksadımız yoktur, belki bize gerekli olan, onlardan dolayı (sebep oldukları savaşlar, kargaşalıklardan dolayı) eziyetlenmemiz, üzülmemizdir. Zira sonuçta bu iş Resulullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) ulaşır. Fakat haklıya haklı, haksıza haksız deriz. Hz. Ali (r.a.) haklı idi, muhalifleri hatada idiler. (İctihad hatası.) Bundan fazlası fuzulî (söz) olur.

Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), "Ashabım arasında olan olaylardan uzak durun."

Yine buyurdu ki, "Ashabım zikredilince kendinizi tutun."

Yine buyurdu, "Allah, Allah Ashabımı hedef tutmayın." Yani Asha-bım hakkında Allah'tan korkun sakının, Levm ve taan oklarınıza onları hedef yapmayın.

İmam Şafî (rahmetullahi aleyh) buyurdu; aynı şekilde bu söz Ömer ibni Abdul Aziz'den nakledildi: Şu (harbler, kargaşalıklar) bir kan idi, Allah bizim ellerimizi on­dan temizledi bizde lisanlarımızı ondan temizleyelim. Bu sözden anlaşıldı ki, lisana da onların hatasını konuşmamak gerekir.

Şayet Ebu Bekir ve Ömer’in öne alınmasında ve faziletli olmalarında  duraklamışsa, bu kişi Ehli Sünnet vel Cemaat yolunu kaldırıcıdır/Rafizi-Şia. Şayet iki damad (Osman ve Ali) ‘ın mahabbetinde tereddütlü ise, yine Ehli Sünnet zümresinden hariçtir/haricidir. Hakikatı olmayan Keşmiriyye ehline mensub olan şu hatibin, bu habaseti keşmir bid’atçılarından almış olması uzak ihtimal değildir.

Ona bildirmek ve anlatmak lazımdır ki Ebu Bekir ve Ömer’in efdaliy-yetleri ashabın ve tabiin ehlinin icması ile sabittir. Din büyüklerinden bir cemaatın naklettiği gibi; İmam Şafii (radıyellahu anhu)da bunlardan biridir.

Şeyhu-l İmam Eş’ari derki, Ebu Bekiri sonra Ömeri, kalan ümmet üzerine faziletli yapmak kat’idir. Muhakkak Hazreri Ali –radıyellahu anu- dan, hılafeti ve saltanatı vaktinde, sevenlerinden büyük bir topluluk huzu-runda şöyle söylediği rivayet edildi, ‘Ebu Bekir ve Ömer ümmetin en faziletlisidir.’

İmam Zehebi derki, sonra bunu Ali’den seksen küsür kişi naklet-miştir, onlardan bir topluluğun isimlerini de saymıştır. Sonra der ki, ‘Allah rafızileri kötü eylesin,  ne cahil adamlar.’

Buhari rivayet etti; kitabı, Allah’ın kitabından sonra en sahih kitabtır, Ali’den (Allah ondan razı olsun) şöyle dediğini (rivayet etti) ‘Nebi sallalla-hu aleyhi ve sellem’den sonra insanların en hayırlısı Ebu Bekir’dir, sonra Ömer, sonra başka bir kişi.’

Oğlu Muhammed ibni Hanefiyye dedi ki, ‘Sonra sensin.’ 

Ali dediki, ‘Ancak ben müslümanlardan biriyim.’

Ondan bu gibi rivayetler, ondan başka ashabın ve tabiinin ileri gelenlerinden olan din büyüklerinden bu gibi rivayetler pek çoktur ve meş-hurdur. Ancak cahil ve inatçı kimseler bunu inkar eder.

İnsaf elbisesinden soyulan şu kişiye demek lazımdır ki, bizler Resu-lullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabının tamamına sevmekle emro-lunmuşuz. Onlara buuz etmekten ve eziyet vermekten men edilmişiz.

İki damad Hazretleri (Osman-Ali) de ashabın büyüklerindendir ve sallallahu aleyhi ve sellem’in akrabalarındandır. Bu yüzden mahabbete ve dostluğa layık olurlar.

Allahu teala buyurdu: “De ki, bunun üzerine sizden bir ücret istemiyorum; ancak yakınlarım hakkında dostluk etmenizi…”

Nebi sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: ‘Allah! Allah! Ashabım hakkında sakının! Benden sonra onları hedef yapmayın.  Onları seven beni sevdiği için onları sever, onlara buuz eden, bana buuz ettiği için onlara buuz eder. Onlara eziyet eden, bana eziyet etmiştir. Bana eziyet eden, muhakkak Allah’a eziyet etmiştir. Allah’a eziyet edenin, yakalanması yakındır.’

Pazar, 12 Temmuz 2009 19:35 tarihinde güncellendi

ASHABI KİRAM SEVGİSİ

4_halif.jpgASHABIN TAMAMINI SEVMEK EHLİ SÜNNETİN TEMELİDİR

Ey kardeş! İmam Ali kerremallahu vechehu, velayeti Muhammediyye'nin (Sahibi üzerine salat, selam ve tazim olsun) ağırlığını taşıyıcı olun-ca, uzlet velilerinden olan ve kendilerinde velayet kemalatları tarafı üstün olan ebdal, evtad ve aktab makamlarının terbiyesi, O'nun (İmam Ali kerre-mallahu vechehu) imdadına ve yardımına ısmarlandı. Kutbul Medar ki kutubların kutbudur, onun başı, O'nun (İmam Ali kerremallahu vechehu) adımının altındadır. Emri ve mühim işleri, O'nun himayesinde ve riayetin-de (gözetimi altında) cereyan eder. Medariyyetinin sorumluluğundan, O'nunla (İmam Ali kerremallahu vechehu'nun imdadı ile) çıkar.

Seyyidemiz (Efendimiz) Fatıma validemiz ve iki evladı iki İmam (Hasen ve Hüseyin) radıyellahu anhum da aynı şekilde, bu makamda O'na (İmam Ali kerremallahu vechehu) ortaktırlar.

Bil ki, Nebi aleyhis-selamın ashabının tamamı, büyük şahsiyetlerdir. Hepsini, tazim ile anmak gerekir.

Hatıb Enes'ten (radıyellahu anhu) rivayet edip şöyle dedi, Resulullah  sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu, 'Allah beni seçti, benim için ashabı seçti, onlar içinden benim için hısımlar ve ensar şeçti; her kim onlar içinde beni muhafaza ederse, Allah ta onu muhafaza eder, her kim onlar içinde bana eziyet ederse, Allah ta ona eziyet eder.'

Tabarani, İbni Abbas radıyellahu anhuma'dan rivayet etti ki, Resulul-lah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu, 'Kim ashabıma söverse, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti o kişinin üzerine olsun.'

İbni Adiyy, Aişe radıyellahu anhâ'dan rivayet etti Resulullah sallalla-hu aleyhi ve sellem buyurdu, 'Muhakkak ümmetimin en şerlileri, ashabım üzerine cüret edenlerdir.'

Ashab arasında vakı' olan münazaa ve muharebelere gelince, onları güzel yorumlara ve manalara çevirmek gerekir; onları heva ve taassubtan uzak tutmak gerekir. Zira onların muhalefetleri, içtihad ve tevil üzerine dayandırılmıştı, heva ve heves üzerine değil. Ehli sünnet alimleri bunun üzerine icma ettikleri gibi.

Lakin bilmek gerekir ki İmam Ali radıyellahu anhu'nun muhalifleri, hata üzerine idiler. Hak, Ali tarafında idi. Lakin, hataları içtihad hatası olunca, ictihad sahibi levmedilmekten uzak olur ve kendisinden sorumlu tutulmak kaldırılmış olur.

Bu husus Mevakıf şarihi, Âmedî'den nakletti ki Cemel ve Sıffin vak'ası, içtihad üzerine vakı' olmuştu.

Şeyh Ebu Şükür Salimî Temhid'de açıkladı ki, Ehli Sünnet vel Cemaat Mezhebi, Muaviye ve beraberinde olan ashabtan bir taifenin, hata üzere olduğu görüşündedir. Hataları da içtihadidir.

Şeyh İbni Hacer Savaık'da derki, Muaviye'nin Ali (radıyellahu anhuma) ile çekişmesi, içtihad yolu üzere idi. Bu sözü, Ehli Sünnetin itikatlarından yaptı.

 

İmam Ali'nin muhaliflerini fasıklıkla vasıflamak ve sapıklığa nisbet etmek caiz değildir.

Kadı İyaz, Şifa isimli eserinde derki, Malik radıyellahu anhu dedi ki, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabından birine kim söverse, (yani) Ebu Bekir'e, Ömer'e, Osman'a, Muaviye'ye veya Amr ibni As'a (Allah hepsinden razı olsun); eğer şöyle derse, 'dalalet ve küfür üzereydiler', bu kişi öldürülür. Eğer bundan başka şekilde insanların sövdüğü tarzda söverse, çok şiddetli olarak cezalandırılır.

Rafizilerin gulatı (en azgınları) nın dediği gibi, Ali'ye karşı savaşanlar kafir değildi. Bazılarının zannettiği gibi fasık değildiler.

Mevakıf Şarihi'nin arkadaşlarının ekserisine nisbet etmesi nasıl olur? Halbuki Sıddıka Aişe validemiz, Talha ve Zübeyir'de ashabtandır. Muhakkak Muaviye daha savaşa çıkmadan evvel, Talha ve Zübeyir Cemel savaşında, on üç bin kişi ile birlikte öldürüldüler. Onları sapıklık ve fasıklığa nisbet etmek, hiçbir müslümanın cür'et edemeyeceği şeylerden-dir. Ancak kalbinde hastalık olan, içinde pislik olan hariç.

Fukahanın bazısının Zorba/zalim sözünü Muaviye hakkında kullan-dığı şeklindeki rivayetlere gelince, şöyle denilmiş, 'Muaviye zorba imam idi', burdaki haksızlıktan murad, Ali'nin halifeliği vaktinde  onun (Muaviye) halifeliğe hak sahibi olmamasıdır, sonu fasıklık ve sapıklık olan bir zulüm/haksızlık değildir; (bu şekilde tevil etmemiz) sözünün Ehli Sünnet vel Cemaat'in sözüne uygun olması içindir. Bununla beraber, istikamet sahipleri maksudun hılafını ifade edebilme vehmi olan lafızları kullanmak-tan sakınırlar. 'Hata ettiler' sözünün üzerine ziyade yapılmasına cevaz vermezler.

Nasıl zorba olsun? Halbuki Allah haklarında ve müslümanların hak-larında adil imam idi; Savaık isimli eserde böyle ifade edildiği gibi.

Muhakkak Nebevi hadislerde, sağlam isnadlar ile varid oldu ki, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem Muaviye için dua etti; 'Allahım! Ona kitabı ve hesabı öğret, azabtan onu koru.' Başka bir mahalde ki duasında, 'Allahım! Onu hidayet edici ve hidayet bulmuş yap.' Sallallahu aleyhi ve sellem'in duası makbuldur.

İmamı Malik ki tebe-i tabiinden ve İmamı A'zam'ın muasırıdır, Muaviye ve Amr ibni As'a sövenlerin öldürülmesi yolunda hüküm vermiş-tir. Bu husus geride geçmişti. Eğer o sövmeyi hak etmiş olsa, ona sövenin öldürülmesine niçin fetva versin. Bundan anlaşıldı ki, ona söven kişi büyük günah işlemiştir, bu yüzden öldürülmesine hükmetmiştir. Aynı şekilde ona sövmeyi, Ebu Bekir, Ömer ve Osman'a söven gibi yapmıştır. Netice olarak Muaviye radıyellahu anhu, asla sövülmek ve zemmedilme-ye layık değildir.

Ey Evlad! Muaviye şu işlerde tekbaşına değildi, belki tahminen ashabı kiramın yarısı bu hususta ona ortak idi. Eğer Ali (radıyellahu anhu) ya karşı savaşanlar, kafir veya fasık olsalar, dinin yarısından itimad kalkar ki bu din onların tebliği ile bize ulaşmıştır. Buna kimse cevaz vermez; ancak maksadı dini iptal etmek olan zındıklar hariç.

Ey Kardeş! Şu fitnenin yayılmasının sebebi, Osman radıyellahu anhu'nun öldürülmesi ve katillerin kısas edilmesini talep etmektir. Muhak-kak Talha ve Zübeyir (radıyellahu anhuma) Medine'den ilk çıkışlarında sebeb ancak, kısasın gecikmesi idi, bu işte Aişe-i Sıddıka (radıyellahu anhâ) da onlara muvafakat etti. On üç bin ashabın öldürüldüğü Cemel vakası meydana geldi. Talha ve Zübeyir ki aşere-i mübeşşere'den olup her ikisi de bu savaşta öldürüldü. 

Bundan sonra Muaviye Şam'dan çıktı ve onlara ortak oldu. Sonra Sıffin harbi vakı oldu.

İmam Gazali açıkladı ki şu çekişmeler, hılafet işi için değildi, belki Ali'nin (radıyellahu anhu) hılafetinin başlangıcında kısası gerçekleştirmek içindi.  İbni Hacer bu sözü, Ehli Sünnet'in itikadlarından kabul etti. Şeyh Ebu Şükür Salimi ki Hanefi alimlerinin büyüklerindendir, derki Muaviye'nin Ali ile münazaası, hılafet işinde olmuştu. Zira Nebi sallallahu aleyhi ve sellem Muaviye'ye şöyle buyurmuştu, 'İnsanlara melik/idareci olursan, onlara yumuşak davran.' Bu sözden dolayı Muaviye için hılafet hakkında bir tama' (arzu ve istek) hasıl oldu. Fakat o, bu içtihadında hatalı idi. Ali ise bunda haklı idi. (Allah hepsinden razı olsun.) zira o vakit, Ali'ni hılafet dönemi idi.

Şu iki sözün arasını uygun hale getirmek (şu izahla mümkün olur); münazaanın evvela kısasın tehiri sebebiyle olması mümkündür, bundan sonra hılafet işine tama' etmiş olur. Herbir içtihad mahallinde vakı olmuş olur. Eğer hatalı ise, sevabtan bir derece alır, haklı olan için ise iki derece, belki on derece vardır.

Ey Kardeş! Bu makamda en sağlam yol, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in (O'nun ve âlinin üzerine salat ve selam olsun) ashabının çekiş-melerini bahsetmekten susmak ve çekişmelerinden bahsetmekten geri durmaktır. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu, ashabım arasında vakı olan çekişmelerden sakının!

Yine buyurdu, ashabım zikredilince susun!

Yine Efendimiz aleyhisselam  buyurdu, Allah! Allah! Ashabım hakkında (sakının), onları hedef tutmayın. Yani, Allah'tan sakının, ashabım hakkında Allah'tan korkun. Onları, levm ve kötü konuşma oklarınıza hedef tutmayın.

İmam Şafi derki, bu sözü Ömer ibni Abdül Aziz'den nakledilmiştir, 'Şu bir kandır ki, Allah ellerimizi ondan temiz tuttu, biz de dillerimizi temiz tutalım.' Bu sözden, onların hatalarını söylemenin ve hayırlının gayrısı bir sözle onları zikretmenin uygun olmadığı anlaşılır. Bu sözümü kabul et.

Yezid, saadetten uzaktır, fasıklar zümresindendir. Onun hakkında lanet etmemek, Ehli Sünnet katında kararlaştırılan kaide sebebiyledir; şöyleki, muayyen bir şahıs üzerine lanet yapılmaz, kafir olsa da. Ancak ölümünün küfür üzere olduğu kesin bilinen kişiye lanet yapılabilir. Ebu Leheb ve hanımı gibi cehennemlikler için olabilir. Yezid, laneti hak etmediğinden ona lanet edilmez manasında değil.

"Allah ve resulüne eziyet edenler,  Allah onlara dünya ve ahıret-te lanet etti." [1]

 Bil ki, bu zamanda insanların ekserisi, imamet bahsi ile meşgul olduklarından, rafizilerin cahillerini ve bid'at ehlinin merdutlarını taklit ederek ashabı kiramı hayırla zikretmezler, onların yüce şahsiyetlerine münasebetsiz şeyleri isnad ederler, bu yüzden tarafımda malum olan bazı şeyleri mecburen yazdım ve ahbablara onu gönderdim.

Salat ve selam kendinin ve âlinin üzerine olan Efendimiz buyurdu, fitneler zahir olunca, veya şöyle dedi, bid'atlar (zahir olunca), ashabıma sövülünce, alim ilmini açıklasın, kim bunu yapmazsa Allahın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun. Allah onun ne tasarrufunu ve ne de adaletini kabul etmez.

 



[1] Bu ayeti kerime ile Yezid ve taraftarlarına lanetin cevazına delil getirmiştir. Ama lanetle meşgul olmaktansa salavat okumak tabiki efdaldir.

Pazar, 12 Temmuz 2009 19:33 tarihinde güncellendi

ÜMMETİN SAHİBİ YOK MU????

Yok mu bir one minute diyecek?
08 Temmuz 2009 Çarşamba 13:02
Yürekli bir kadın Çin panzerlerinin önüne çıkıp "durun bir dakika" diyor. D. Türkistan ise Türkiye'den bir babayiğitin çıkıp "one minute" demesini bekliyor
  urumi.jpg

 

 
Çin’de Şincan Uygur Özerk Bölgesi’nde yaşayan Uygur Türkleri’nin başlattığı isyanda ortalık kan gölüne döndü. Bölgedeki 10 bin Çinli, dün ellerinde sopalar ve bıçaklarla Uygur avına çıktı. Sokaklar ceset doldu, ölü sayısı bilinmiyor.
 
Çİn'in kuzeybatısındaki Şincan Uygur Özerk Bölgesi’nde yaşayan Uygur Türkleri’nin önceki gün başlattığı isyan dalgası etnik savaşa dönüştü. Olayların fitilini cumartesi günü Çinli ve Uygurlu işçilerin bir arada çalıştıkları bir fabrikada çıkan kavga ateşledi. Kavgada iki Uygur Türkünün ölmesi üzerine yüzlerce Uygur sokaklara döküldü. Çin güvenlik güçlerinin sert müdahalesi sonucu resmi rakamlara göre 156 kişi öldü, 1000’den fazla kişi de yaralandı. Bu rakamın bin civarında olyduğu ifade ediliyor. Başkent Urumçi’de kamu binaları ve resmi araçların ateşe verilmesinin ardından dün de bölgede yaşayan 10 bin Çinli sokağa çıkarak Uygurlara saldırdı. Özellikle ara sokaklarda Çinlilerle Uygurlar arasında sert çatışmalar yaşandı. Bölgedeki muhabirler durumu “Tam bir kaos” diye nitelerken, Çinliler ellerinde zincirler, bıçaklar, sopalar ve küreklerle Uygurlara ait ev işyerlerine saldırdı. Çin askerleri gözyaşartıcı gaz ve coplarla saldırgan grupları dağıtmaya çalıştı.
 
2 SAATTE 70 ÖLÜ
Ajansa konuşan Çinli Dong Sun da “Hükümeti bekleyene kadar artık başımızın çaresine bakacağız” dedi. Uygurlar ise polisin saldırgan Çinlileri engellemeye çalışmadığını öne sürdü. Ajanslar Urumçi sokaklarından ceset dolu fotoğraflar yayınlasa da, Pekin yönetimi bölgedeki ölü sayısı hakkında açıklama yapmadı. Bağımsız Doğu Türkistanlılar Birliği Genel Başkanı Abdülmecit Avşar ise “10 bin Çinli birkaç saat içinde 70 Uygur Türkünü öldürdü” iddiasında bulundu.
 
İNTERNET BLOKE EDİLDİ
Pekin Yönetimi saat 21.00’den sabah 08.00’e kadar sokağa çıkma yasağı ilan etti. Çin Komünist Partisi Özerk Bölge Sekreteri Vang Lıçüen de Çinlileri sokağa dökülmemeleri, bunun sosyal düzeni bozacağı konusunda uyararak, bölgede etnik çatışmadan kaçınılmasını ve herkesin işinin başına dönmesini istedi. Eylemcilerin cep telefonu ve internet üzerinden organize olmasını engellemek için bölgedeki cep telefonu şebekesi Çin yönetimi tarafından kapatıldı. İran’dakine benzer görüntülerin ortaya çıkmasını engellemek için Twitter’a erişim engellendi. Çin yönetiminden yapılan açıklamada 1.434 kişinin önceki günkü olaylar nedeniyle gözaltına alındığı, olayları başlatan fabrika kavgasına karışan 15 kişinin de tutuklandığı belirtildi. Bölgenin ikinci büyük kenti Kaşgar’da da 200 kişilik bir grubun protesto gösterisi yaptığı bilgileri geldi. Ancak camide toplanan bu grubun kısa sürede dağıtıldığı öğrenildi.
 
ZİNCİR VE SOPAYLA UYGUR AVI
Bölgedeki AFP muhabirinin anlattıkları kan dondurucu: “Öfkeli Çinliler ellerinde zincirler, bıçaklar, demir sopalar ve silah olarak kullanabilecekleri her türlü şeyle sokaklara döküldü. Müslüman Uygurların saklanmaktan başka yapabilecekleri başka bir şey yoktu. Kimisi kendilerin koruduklarını, kimisi ise intikam almak istediklerini söylüyordu.”
 
UYGURLAR!
Uygurlar, Orta Asya ile kültürel bağlarını koruyan İslamiyeti benimsemiş, Türkçe konuşan bir halk. 1933 ile 1944-49 yılları arasında kurulan Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti’ni yeniden canlandırmak isteyen gruplar Doğu Türkistan'ın bağımsızlığı için mücadele ediyor. Ancak petrol kaynakları nedeniyle bölgeyi bırakmak istemeyen Çin yönetimi, Uygurlara dini, kültürel ve sosyal baskı uyguluyor.
 
NEDEN KAYNAKLANDI?
Olaylar, Uygur ve Çinli işçilerin arasında çıkan kavganın ardından başladı. Kavgaya sebep olan olay Çinliler'in aynı fabrikada çalaşın Müslüman kızlara tacizde bulunması. Uygurların yıllardan beri ekonomik, kültürel ve dini baskı altında kalmaları, hükümetin orantısız güç kullanması ve ekonomik uçurum, olayların isyana dönüşmesine yol açtı.
 
D. TÜRKİSTAN ONE MİNUTE BEKLİYOR
Uygur Türkleri’nin öldürülmesi Türkiye’de sert tepki topladı. Partiler, dernekler ve vatandaşlar resmi bir tepki verilmemesini protesto etti. Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Seyit Tümtürk, Cumhurbaşkanı Gül ile Başbakan Erdoğan’dan olayların durdurulması için girişimde bulunmalarını istedi: “Sayın Başbakan, Doğu Türkistanlılar ’One minute’ bekliyor. Türk’ün gücü Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar uzanıyor. Bu katliamlar Türkiye’ye terbiyesizlik, Türkistan’a gözdağıdır.”
 
HÜKÜMETİN SESSİZ KALMASI GAFLETTİR
Olaylarla ilgili resmi bir girişimde bulunulmaması MHP’den de büyük tepki topladı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Çin Halk Cumhuriyeti Büyükelçisinin Dışişleri Bakanlığına çağrılarak protesto girişiminde bulunulmamasının “gaflet” olduğunu ileri sürdü: “Gazze ve Filistinliler konusunda şov yaparak söylemediğini bırakmayan, Hamas’ın gönüllü avukatlığına soyunan ve Davos sahte kahramanlığını siyasi ranta çevirme hesapları peşinde koşan Başbakan’ın Uygur Türklerinin katliamı konusunda sessiz kalmasının derin sebeplerini Türk milleti elbette takdir edecektir.”
 
SAADET: ACZİYET GÖSTERİLMESİN
Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş Doğu Türkistan’da yaşanan vahşete karşı dünya kamuoyunu harekete geçmeye çağırdı. Doğu türkistan’da yaşanan insanlık dışı katliamlara karşı sergilenen duyarsızlığı da eleştiren Kurtulmuş; uluslar arası bağımsız bir heyet oluşturulmasını istedi. Kurtulmuş, “Bu vahşetin hiçbir geçerli mazereti olamaz” dedi.
Kurtulmuş açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Doğu Türkistan’da yaşanan olayları büyük bir üzüntü ve endişe ile takip ediyoruz. Olaylarla ilgili gelen bilgiler, özellikle de 500'den fazla Uygur türkünün hayatını kaybettiğine ilişkin iddialar bu endişemizi daha da arttırmaktadır.
Bütün dünyanın gözü önünde gerçekleşen bu vahşetin geçerli hiçbir mazereti olamaz.

Doğu Türkistan yıllardır ciddi baskı ve insan hakları ihlallerinin yaşandığı bir bölgedir. Giderek artan baskı ve şiddet olayları son dönemde neredeyse toplu katliam düzeyine ulaşmıştır. 26 haziran’da Guangdong eyaletinde şimdi de Urumçi’de yaşanan trajedi bunun en son örneğidir.
Buna rağmen bölgeden yükselen feryada karşı sergilenen duyarsızlık da dikkat çekicidir. Her fırsatta insan haklarından, dünya barışından dem vuranların, söz konusu Doğu Türkistan olunca sergiledikleri bu sessizlik ayrıca manidardır.
Bu nedenle bütün dünya kamuoyunu, uluslararası kurum ve kuruluşları harekete geçmeye çağırıyoruz. Acilen bağımsız bir heyet oluşturularak bölgeye gönderilmeli ve bu vahşetin sorumluları ortaya çıkarılmalıdır. Bununla da kalınmayarak gerekli uluslar arası müeyyideler uygulamaya konulmalıdır.

Türkiye, Doğu Türkistan’lı kardeşlerimizin muhatap kaldığı bu vahşeti durduracak adımların atılması konusunda yapılacak çalışmalara öncülük etmeli ve acilen dünya kamuoyunu harekete geçirecek girişimlerde bulunmalıdır.”

BAŞBAKAN ÇÖZÜM YOLU ARIYOR!
Muhalefet ve derneklerden gelen tepki büyürken Başbakan Erdoğan’ın da olayların başlangıcından itibaren Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu tarafından bilgilendirildiği, diplomatik olarak olayların durdurulması için çözüm yolları arandığı belirtildi. Erdoğan’ın talimatıyla Dışişleri Bakanlığı’nın önceki gece ve dün yoğun mesai sarf ettiği öğrenildi. Davutoğlu da “Ümit ediyoruz ki en kısa zamanda bu gerilim durur. Bölgedeki sükunet tekrar tesis edilir. Bu, Türkiye’nin beklentisidir. Bu konuyu hem kaygı ve üzüntüyle takip ediyoruz, hem yapabileceklerimizi gözden geçiriyoruz” dedi.
 
EYLEMLER
Dün İstanbul, Ankara, Kayseri, Eskişehir başta olmak üzere yurdun dört bir yanında protesto gösterileri yapıldı. Saadet Partisi, BBP, Türkiye Kamu-Sen, Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma Derneği ile Mazlum-Der üyeleri, Ankara’da Çin Büyükelçiliği’ne silah çelenk bıraktı. Gruptakilerden bazılarının, elçilik binasına taş ve yumurta atması üzerine polis müdahale etti. Alperen Ocakları üyeleri de İstanbul Tarabya’daki Çin Konsolosluğu’nun önünde “Türkistan Türktür Türk kalacak” ve “Bir gece ansızın gelebiliriz” sloganları attı.
Çarşamba, 08 Temmuz 2009 11:04 tarihinde güncellendi

Tasavvuf Düşmanı Vehhabîler

mehmet-sevket-eygi.jpg       
M. Şevket Eygi - Milli Gazete
   
2009-07-08
Tasavvuf Düşmanı Vehhabîler
 

"İSLAM'da tasavvuf yoktur, tasavvuf şirk, küfür ve dalâlettir" gibi sözler Ehl-i Sünnet ve Cemaat ulemasına ait değil; Vehhabîlere aittir. Binaenaleyh bu gibi aşırı görüşler biz Sünnî Müslümanları bağlamaz ve bunlara asla itibar etmeyiz.

Gerçek İslâm tasavvufunun Hind'ten, Kadim Yunan'dan, şuradan buradan geldiğini iddia edenler de yalan söylüyor.

Tasavvuf İslâm'ın ahlâk, zühd, bâtın boyutudur. Gerçek tasavvuf yüzde yüz Kitab'a, Sünnete, Şeriata uygundur.

İmamı Gazalî hazretlerinin, el-Munkizu min ed-dalâl kitabında buyurduğu gibi İslâm'ı en iyi anlayanlar, en iyi yaşayanlar, en takvalı ve kâmil Müslümanlar sûfîlerdir.

Evliyaurrahman'ın çoğu sûfîler içinden çıkmıştır. Gerçek sûfîler her asırda yeryüzünde Allah'ın şâhidleri olmuşlardır.

Gerçek sûfîler Resûl-i Kibriya aleyhissalatü vesselam Efendimizin vekilleri, varisleri, halifeleri olmuşlar ve onun sünnetini yaşamış ve yaşatmışlardır.

Gerçek sûfîler kuru lâfla değil, hâl ile İslâm'ı tebliğ etmişler ve nice insanın hidâyetine vesile olmuşlardır.

Gerçek sûfîlere bakan onlarda İslâm'ı görür.

Gerçek sûfîler insanın en büyük düşmanı olan nefs-i emmâre ile büyük cihad yapmışlardır.

Gerçek sûfîler yalancı, aldatıcı, azdırıcı dünya tuzaklarına düşmemişler ve Müslümanları da bundan korumak için çalışmışlardır.

Gerçek sûfîler emr-i mâruf ve nehy-i münker yapmışlardır.

Gerçek sûfîler İslâm'ın baş emri olan beş vakit namazı dosdoğru kılmışlardır.

Gerçek sûfîler Kur'ân'ın ve Sünnet'in askerleri olmuşlardır.

İhlâs, sıdk, vefa, seha, mürüvvet, fütüvvet gerçek sûfîlerin hasletleridir.

Tasavvuf düşmanları bazı meczubîn'in şatahatını ön plana çıkararak saldırıyor. Şathiyat örnek olmaz. Tasavvuf şathiyat değildir.

Cihan tarihinin gördüğü en büyük ve doğru devlet olan (Kuruluş ve yükseliş devrini kasd ediyorum) Osmanlı'ya bakalım. Sultan Osman Gazi Han'dan, Son Padişah Vahidüddin Han'a kadar bütün Selâtin-i Osmaniye (nevverallahu merakidehum) tasavvuf ve tarikat mensubu idiler, bir veya birkaç şeyhe intisabları vardı. Tasavvuf ve tarikat olmasaydı Devlet-i Aliyye 600 sene değil, 60 sene pâyidar olamazdı.

Osmanlı sultanları dünya sultanı olarak mâneviyat sultanlarına tâbi olmuşlardır. Onların büyüklükleri ve sultanlıkları buradadır.

Selâtin-i Osmaniye'nin çoğu büyük velidir. Bu velayete tasavvuf ve tarikat sayesinde nâil olmuşlardır.

Osmanlı devleti sadece ordularıyla değil şeyhleri ve dervişleriyle de fütuhat yapmıştır.

Gazi Sultan MehmedHan-ı Sâni efendimiz henüz 21 yaşında iken İstanbul'u, biiznillahi teala, şeyhi ve mürşidi Akşemseddin hazretlerinin dua ve himmeti ile almıştır.

Asıl bid'at, Vehhabîlerin ve diğer bazı ehl-i bid'atin tasavvufu ve tarikati inkar etmeleri, bid'at saymaları, sûfileri müşrik ve kâfir ilan etmeleridir.

Tasavvufu kaldırın, Osmanlı'dan ne kalır?

Vehhâbîlik hareketi Osmanlı İslâm devletine ve Hilafet-i İslâmiyeye karşı tuğyan ve isyandır.

Vehhâbîlerin Osmanlılar gibi fütuhatı var mıdır?

Vehhâbîler, baştan beri İngiliz ve düvel-i muazzama-i Salîbiyye tarafından desteklenmiştir ve el'an desteklenmektedir.

Bugün ABD ayakta duruyorsa Vehhâbîlerin ABD bankalarında sakladıkları bir trilyon dolarla durmaktadır.

Tarih boyunca Fahr-i Kâinat Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimize en büyük saygıyı Osmanlı sultanları, Osmanlı devlet ricali, Osmanlı Müslümanları göstermiştir.

Resûlullah'ın kubbesini yıkacağız, nâşını kabrinden alıp başka yere gömeceğiz, toprağını da düzleyeceğiz diyen Vehhâbîlerde Peygamber-i zîşan efendimize hürmet var mıdır?

Tarih boyunca Hulefa-i Râşidin (radiyallahu aleyhim ecmain) devrinden sonra Tevhid bayrağını en fazla yüceltmiş, en fazla fütuhat ve i'lâ-i kelimetullah yapmış devlet ve topluluk Osmanlı'dır.

Osmanlı atalarımız Din-i Mübin-i İslâm, Kur'ân, Sünnet ve Şeriat-ı garra-i Ahmediyye yolunda milyonlarca şehid vermiştir.

Bunca mü'mine, şehid, gaziye, fâtihe, din hizmetkârına, ulemaya, meşayihe, mürşitlere, evliyaullaha; müşrik, kâfir ve sapık diyenler ne kadar hayâsız ve insafsız kişilerdir.

Onlardan petro-dolarlar alıp mü'min, muvahhid, muhlis ecdadını sövenlere yazıklar olsun.

Yâ Rabbi içimizdeki beyinsizler yüzünden bizi helâk etme.

Pazar, 12 Temmuz 2009 19:30 tarihinde güncellendi

Sayfa 163 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.