.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

KÜFÜR TEK MİLLET

  yahuhrs.jpg Küfür tek millet      
Din Görevlileri Birliği Derneği Genel Başkanı Abdullah Arslan, Çin'in Uygur Müslümanlarına karşı uygulamış olduğu vahşet ve katliamı kınadıklarını belirterek, Müslüman kanının her yerde aktığını söyledi.

Din-Bir-Der Genel Başkanı Abdullah Arslan, yaptığı açıklamada, Müslüman toplumların üzerinde her zaman küfrün elinin olduğunun altını çizerek, "Dünyada oluk gibi Müslüman kanı akmakta ve akmaya devam etmektedir. En son Uygur Türkleri'nin kanı küfür milletinin başka bir temsilcisi olan Çin tarafından hunharca akıtılmaktadır. Doğu Türkistan'da, Afganistan'da, Pakistan'da, Irak'ta, Çeçenistan'da daha birçok yerlerde akan hep Müslüman kanıdır" diyerek tepki gösterdi.

Arslan, küfrün tek millet olduğunu da vurgulayarak, "Elbette küfür milleti görevini yapmaktadır. İslam ümmeti bu akan kanlara ve yapılan zulümlere seyirci kalmaktadır. Elbette bunun bir sebebi vardır. Bunun en büyük sebebi İslam kardeşliği şuurunun zayıflamasıdır. Dinimiz İslam, kardeşlik şuuruna çok önem vermiştir. Müslümanların en büyük güç kaynağı bu şuurunun güçlenmesidir" dedi.

Yeryüzündeki iki milyara yaklaşan İslam ümmetinin birbirlerine manen ve maddeten yardım etmek mecburiyetinde olduğunu da sözlerine ekleyen Arslan, "Müslümanlar bu şuura ermedikçe yeryüzünde Müslüman kanı akmaya devam edecektir. Madem küfür milleti cibilliyetinin gereğini yapıyor. Zulme kan dökmeye devam ediyor. İslam milleti de cibilliyetinin icabını yerine getirerek bu akan kanlara ve zulümlere dur demelidir. İslam kardeşliği şuuruna gerçekleştirmek bütün Müslümanların borcudur" diye konuştu.

Kaynak:Milli Gazete
Pazar, 12 Temmuz 2009 19:44 tarihinde güncellendi

Loon İslama girdi.....

 
Loon İslama girişini anlattı
09 Temmuz 2009 Perşembe 14:29
Amerikanın en ünlü on şarkıcı arasında gösterilen ve 7 ay önce Müslüman olan Chauncey Hawkins neden İslama girdiğini anlattı.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
el7.jpg
 
 
 
Amerika’nın en ünlü şarkıcılarından Loon takma isimli Chauncey Hawkins, umre ibadetini yerine getirmek için gittiği Suudi Arabistan’da neden Müslüman olduğunu anlattı. Yıllardır şan şöhret ve paranın getirmediği huzur ve mutluluğu İslam’da bulduğunu ifade eden ünlü şarkıcı Kabe’nin karşısına dikeldiğinde ayaklarının tutmadığını ve gözyaşlarına boğulduğunu söyledi.

Amerikan toplumunda ve medyada kendisine eşlik eden geniş şöhret, Amerika’nın içinde ve dışında şarkıcılık, müzik aracılığıyla elde ettiği büyük servet Amerika’da ünlü bir şarkıcının İslam’a girmesi, hak din yolunda tüm malını ve şöhretini feda ederek kelime-i şehadet getirmesinin önünde bir engel teşkil etmedi. Adını “Emir” olarak değiştiren Amerikalı şarkıcı Loon ismiyle bilinen Chauncey Hawkins yaklaşık 7 ay önce, hidayet ve nur yolunu gördü ve İslam’a girdi. Geçtiğimiz hafta ise kendisinden önce Müslüman olan arkadaşı Basim ile Mekke ve Medine’yi ziyaret etti. Basim, Hawkins’in eski şarkıcı arkadaşlarından biriydi. El-Cezire televizyonu kutsal toprakları ziyaretlerinin sona ermesine saatler kala Uluslar arası Bilimsel Mucizeler Kurulu’nun kendilerini konuk ettiği başkent Riyad’da iki eski şarkıcıyla görüştü.

34 yaşındaki Emir şöyle dedi; “Amerika’da şarkıcılık vesilesiyle geniş şöhrete sahiptim. Bu alanda parlak bir başarı yakaladım. Öyle ki Amerika medya anketlerine göre Amerika’nın en iyi on şarkıcısı arasına girdim. Özellikle müzisyen Puff Daddy ile şarkı söylemeye başladığımda ünüm iyice arttı. CD’lerim 7 milyonun üzerinde sattı. Çeşitli 52 şarkı yazdım”.

Emir şöyle devam etti; “inanın onca mala ve şöhrete rağmen içimde mutluluk ve huzuru bulamadım. Yaklaşık 7 ay kadar önce Birleşik Arap Emirlikleri’nin başkenti Abu Dabi’yi ziyaret ettim. O andan itibaren orada Arap Müslümanların kültürlerinden etkilendim. Ezanı duyuyor ve insanların namaz kılmak için camiye gittiklerini, güzel ahlaklarını ve iyi muamelelerini görüyordum. O noktada bu dinin gerçeğini sormaya başladım. Bu din sadece Araplara mı hastı? Sonra tam cevabı buldum. Bu, ırk ayrımı yapmaksızın herkesi kapsayan bir dindi. Derin düşüncelerin ardından İslam’a girdiğimi ilan ettim. New York Harlem’de kaldığım yere döndükten sonra ilk namazımı kıldım. Şarkıyı ve müziği terk ettikten sonra hayatım tamamen değişti. Yaklaşık 17 yıl yaşadığım çevreden uzaklaştım. Şu anda, uzun yıllardır; özellikle de eşim ve oğlum Müslüman olduktan sonra aradığım psikolojik rahatlık ve huzur hissediyorum”.

İslam dinini öğrenme ve başkalarını da bu dine davet etme hırsım Kanada Davet Cemiyeti’nin ünlülerle ilişkiler bölümüne katılmamla daha da arttı. Elimde bu alanda bir davet projesi var. Bu projem ünlü şarkıcı ve sanatçıları İslam dinini ve hoşgörü prensiplerini tanımaya çağırmaktır.

Kabe’nin karşısında hüngür hüngür ağladı

Geçtiğimiz hafta Suudi Arabistan’a yolculuğunda Mekke ve Medine’yi ziyaret ederek orada birkaç gün kalan eski ünlü şarkıcı Hawkins bu güzel yolculuğu hakkında şöyle konuştu; “hayatımda ilk defa umre ibadetini yerine getirmek için Kabe’nin karşısında durduğumda içinde bulunduğum halden ötürü ayaklarım beni taşıyamadı ve hüngür hüngür ağladım. Bana bu büyük ibadeti eda ve Mescidin Nebevi’yi ziyaret etmeyi nasip ettiği için Allah’a şükürler olsun”.

ÇİNE KİMSE DOKUNAMAZ....

 

  • Çin neden durdurulamıyor.... -

Milli Gazete Dış Haberler Editörü Hüseyin Altınalan Çin'in neden durdurulamadığını yazdı..işte Altınalan'ın çarpıcı tespitleri....

Doğu Türkistan'da akıl almaz bir devlet terörü yaşanıyor.

Uygur Türkleri, asker, polis ve baltalı Han Çinlilerine karşı kendilerini sopalarla korumaya çalışıyor.

Sokak aralarında ölüm kol geziyor.

Çin ordusu, binlerce askerini Halk Meydanı'na sevk ederek, gövde gösterisi yapıyor.

Dünyanın tepkisizliğinden de cesaret alarak, protesto gösterilerinin arkasında olanların idam edileceğini açıklıyor.

İran'a karşı sert kınama mesajları yollamakla kalmayıp, büyükelçilerini geri çağırma teşebbüsünde bulunan, yeni yaptırım tehdidinde bulunan Batı'dan ses çıkmıyor.

ABD, olaylarda can kaybı olmasından derin üzüntü duyduğunu açıklamakla yetiniyor.

Avrupa Parlamentosu da tıpkı ABD gibi ''protestocuların öldürülmesinden derin endişe duyuyoruz'' demekle yetiniyor.

Müslüman Uygurlar çaresizlik içerisinde...

Batılı devletlerden ve BM'den beklentisi olmayan Müslümanlar, yaşanan zulmün durdurulması konusunda ülkelerinden etkili adım atmalarını bekliyor.

Ancak maalesef, mevcut koşullarda tek başına herhangi bir İslam ülkesinin Çin'e baskı yapmasıyla sonuca ulaşmak mümkün değil.

Niçin mi?

Çünkü; Hiç bir İslam ülkesinin tek başına askeri ve ekonomik bakımdan ABD ile her kulvarda yarışan Çin'e direkt olarak baskı yapma gücü yok.

Örneğin Türkiye...

Çin'den milyarlarca dolar kredi aldığı belirtilen Türkiye, Pekin'e baskı yapabilir mi?

Hayır.

İran da Pekin'e baskı yapamaz.

Çünkü; Nükleer programı dolayısıyla Batılı ülkelerin yaptırım hatta askeri müdahale tehdidi altındaki İran, Çin'in BM Güvenlik Konseyi'ndeki veto gücüne ihtiyaç duyuyor.

Pakistan da Pekin'e baskı yapamaz.

Çünkü; İslamabad yönetimi de Hindistan'a karşı Çin'in desteğine ihtiyaç duyuyor.

Ülkesindeki doğal gaz yataklarının işletilmesini Çin'e veren Sudan da Pekin'e baskı yapamaz. Çünkü; Hartum'un da Çin'in veto gücüne ihtiyacı var.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün...

Bu zulmün durması için yapılacak en etkili adımın İslam ülkeleri ortak tavır belirlemesi olacağı, muhakkak.

Ortak tavrın belirlenmesini sağlayacak yegane kuruluş da BM'den sonra en çok üyeye sahip olan İslam Konferansı Teşkilatı (İKT)'dır.

Dolayısıyla İKT, derhal harekete geçerek sorumluluğunu yerine getirmelidir.

Çin ile masaya oturarak gerçekçi çözüme ulaşılmasını sağlamalıdır.

Pekin'e kabul etmemesi durumunda, ekonomisinin ana damarı olan enerji kozu hatırlatılarak, İslam dünyasının ortak yaptırımlarıyla karşı karşıya kalacağı uyarısında bulunmalıdır.

Pazar, 12 Temmuz 2009 19:39 tarihinde güncellendi

ASHABIN ÜÇ KISMI

kervn.jpgEhli Sünnet vel Cemaata göre Resululah sallallahu aleyhi ve sellem’ in ashabı, bazısının bazısı ile çekişmesi vaktinde üç fırka idi.

Bir fırka Ali’nin hak olduğunu delil ve içtihad ile bildiler.

Diğer bir cemaat, delil ve içtihad ile diğerlerini haklı buldular.

Üçüncü taife, duraklama halinde olup delille her hangi bir tarafı tercih edemediler.

İlk taifeye, içtihadları gereğince Ali’ye yardım etmek lazım geldi. İkinci taifeye de içtihadlarının neticesi olarak muhaliflere yardım gerekli oldu. Üçüncü taifeye ise duraklama gerekti. Onlara göre birini diğerine tercih etmek hatadır.

Bu üç fırkadan herbiri kendi içtihadları gereğince amel ettiler. Zimmetlerinde vacib olanı eda ettiler. Bunları levmetmeye nerden imkan olsun! Onlara dil uzatmak nasıl münasib olsun! 

İmam Şafii ve Ömer ibni Abdu-l Aziz’den rivayet edilmiştir ki;

‘Bu bir kan idi, Allah ellerimizi bundan temizledi, biz de dillerimizi temiz tutalım.’

Bu sözden anlaşılır ki, birinin haklılığı ve diğerinin hatalı olmasıyla dudakları kımıldatmak uygun değildir. Hepsini hayırdan başka şeyle zikretmemek gereklidir. Aynı şekilde hadisi Nebevi de şöyle geldi; sallalla-hu aleyhi ve sellem buyurdu,

“Ashabım zikredilince, geri durun.” Yani, ashabım ve sürtüşme leri  zikredilince, bundan sakının, birini diğeri üzerine tercih etmeyin.         

Fakat Ehli Sünnet vel Cemaatın ekserisi, kendilerine açık olan delil-le, Ali kerremellahu veçhehunun haklı olduğu, muhaliflerinin hatalı olduğu görüşüne gitmişlerdir. Fakat bu hata, içtihadi hata olunca,  levm ve dil uzatmaktan uzaktır, hakaretten münezzehtir, çirkinlikten beridir.

Ali radıyellahu anhudan nakledildi ki şöyle demiştir,

‘Kardeşlerimiz bize karşı ileri gittiler, onlar kafir ve fasık değil-dirler. Zira onlar için küfür ve fasıklıktan men eden te’villeri vardır.’

Ehli Sünnet vel Cemaat ve rafiziler, her ikisi de Ali ile harb edenleri hatalı görürler. Her iki fırka da Ali’nin hak üzere olduğunu söylerler. Lakin Ehli Sünnet vel Cemaat, muhalifler hakkında te’vilden kaynaklanan hatalı olmaları sözü üzerine bir şeyi ziyade etmeye cevaz vermezler. Dillerini onlara taan etmek ve çirkin konuşmaktan korurlar. Sallallahu aleyhi ve sellem’in sohbet hakkına riayet ederler. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu;

“Allah! Allah! Ashabım hakkında sakının, benden sonra onları hedef tutmayın.”

Sözünde Allah lafzını iki kere tekrarlaması, sözünü kuvvetlendirmesi içindir. Yine buyurdu;

“Ashabım yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız hidayet bulursunuz.”

 Ashaba tazim ve hürmet babında daha başka çok hadisi şerifler gelmiştir. Hepsine tazim etmek ve onları kıymetli tutmak gerekir. Zellele-rini/sarsıntılarını da güzel bir şekilde yorumlamak gerekir. İşte bu mes’ele-de Ehli Sünnet vel Cemaatın görüşü budur.

Rafıziler/şia bu babta çok ileri gittiler, öyleki Ali ile harb edenleri tek-fir ederler. Dillerini çeşitli taan ve çirkin şeylerle bulaştırırlar. Eğer maksad Ali’nin tarafının hak olduğunu açıklamak ve muhaliflerinin hatalı olduğunu beyan ise, Ehli Sünnet vel Cemaatın seçtiği usul yeterlidir ve itidal yolu üzeredir. Din büyüklerine dil uzatmak, dinden ve diyanetten uzaktır. Bunu rafiziler seçmiştir.

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabına dil uzatmayı din-leri ve imanları yaptılar. Ne kötü din. Zira en büyük kısmı Nebi’nin vekille-rine sövmek, O’nun –sallahu aleyhi ve sellem- halifelerine kötü konuş-maktır.

Bid’at ehlinden her bir taife bir bid’atı tercih etti ve bununla Ehli Sünnet vel Cemaatten ayrıldı. Lakin harici fırkası ve rafiziler/şia, şu taifeler arasında hak ve doğrudan cidden en uzak olanlarıdır.

Din büyüklerine sövmek ve lanet etmek, imanlarının en büyük cüzü olunca, onlar için haktan nasıl nasib olsun. Rafiziler on iki fırkaya ayrıl-dılar. Hepsi de Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabını tekfir ederler. Hulefa-i Raşidine sövmeyi ibadet olarak itikad ederler.

Bu cemaat, kendilerine rafizi denmesinden sakınırlar. Rafizileri ken-dilerinden başkaları zannederler. Zira hadisi şeriflerde rafiziler hakkında şiddetli azab tehdidi geldiği için. Keşke rafiziliğin manasından da böylece sakınsaydılar. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabından uzak olma-saydılar.

Hind beldelerinin Hinduları yani mecusileri de kendileri için Hindu derler, küfürden sakınarak kendilerini kafir kabul etmezler. Zannederler ki kafirler, küfür memleketlerinde oturanlardır. Bu anlayışlarında hatalıdırlar. Bilakis her iki sınıf ta kafirdirler ve gerçekten küfürle tahakkuk etmişlerdir. Zannederlerki Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in Ehli Beyti de kendileri gibidir. Onları da Ebu Bekir ve Ömer’e düşman olarak hayal ederler.

Şu taife/rafiziler, Ehli Beytin büyüklerini takıyye hükmünce münafık-lar ve hilebazlar olarak zannederler. Ali kerremellahu veçhehu’nun da, Hulefa-i Raşidin ile otuz sene boyunca takıyye hükmü üzere, nifak arka-daşlığı ettiğini zannederler. Haksız yere onlara tazim etmiş ve hürmet gös termiştir derler. Bu işin neresi güzel, neresi iyi.

Şayet Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Ehli Beytine sevgi, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e olan sevgi vasıtasıyla ise, o takdir de Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in düşmanlarına da düşman olmaları gerekir, Ehli Beytin düşmanlarından  daha fazlaca onla-ra lanet etmeleri ve sövmeleri gerekir. Halbuki bu taifeden hiç birinden Ebu Cehil’e sövmek ve taan etmek işitilmemiştir. Halbuki o, Resulullah sallallahu aley-hi ve sellem’in en şiddetli düşmanıydı. Sallallahu aleyhi ve sellem’e çeşitli eziyetlerle sıkıntı ve cefa verdi. Bunlardan hiç biri, onu kötü şekilde zikretmekle dilini hareketlendirmedi.

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e en sevimli olan erkek Ebu Bekir Sıddıktır. Rafiziler fasit zanlarıyla O’nu, Ehli Beyte düşman zanne-derler. Sövmekle ve kötü konuşmakla ona dil uzatırlar. Ona layık olmayan şeyleri nisbet ederler. Bu hangi dindir, bu hangi diyanettir.!

Allahu subhanehu, Ebu Bekir, Ömer ve diğer ashabı kiramı, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Ehli Beytine düşmanlar olarak takdir etmemiştir; Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in âline buuz edici ve zıt olucu yapmamıştır. Ne olaydı şu insaf elbisesinden soyul-muşlar Ehli Beytin düşmanlarına sövmeyi, ashabı kiramın büyüklerinin isimlerini belirtmeksizin yapsaydılar, din büyüklerine kötü zannı açıkla-maksızın yapsaydılar. Bu durumda bu babta ehli sünnete muhalefetleri de kalkardı. Zira ehli sünnet te aynen Ehli Beytin düşmanlarına düşmanlık ederler, onlara taan ve kötü söz söylerler.

Ehli sünnetin güzelliğinden biri, muayyen bir şahıs hakkında, bütün küfür çeşitleriyle iptila olmuş olduğu halde kesin olarak cehennemliktir demezler. Ona lanet etmeye de cevaz vermezler, zira işinin sonunda islamı ve tevbesi ihtimallidir. Ancak mutlak olarak bütün kafirlere laneti cevaz verirler, muayyen kişiye değil, ancak kati delille imansız gittiği bilinenler hariçtir.

Rafiziler, Ebu Bekir ve Ömer’e (Allah her ikisinden razı olsun) çekin-meden lanet ederler, ashabın büyüklerine söverler, sakınmadan onlara dil uzatırlar. Allah, onları dosdoğru yola ulaştırsın.

Bu bahiste Ehli Sünnet vel Cemaat ile muhalifler arasında büyük ihtilaf vardır.

İlk makam, Ehli Sünnet vel Cemaat dört halifenin halifeliklerinin hak olduğuna hükmeder. Şu dört Zat’tan her biri için hak halifedir derler. Zira sahih hadiste gaybtan haber verme üzere şöyle geldi;

“Benden sonra hılafet otuz senedir.”

Bu müddet, Ali’nin hılafeti ile tamam oldu. Bu hadisin gereğince, dört zattan herbiri halife olur. Hılafetin sırası, hak üzere olur.

 

Pazar, 12 Temmuz 2009 19:37 tarihinde güncellendi

Sayfa 162 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.