.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

Haricîlik Fitnesi


M. Şevket Eygi - Milli Gazete

2009-09-06

Neo Haricîlik Fitnesi



Ahmed Cevdet Paşa Kısas-ı Enbiya'sında yazar: Hz.Ali efendimizin zamanında bir grup Haricî, yolculuk yapan Sahabeden bir zatın yolunu kesmişler, muhteremin yanında hamile eşi de varmış. Ona sormuşlar: Ebu Bekir'i nasıl bilirsin?.. İyi bilirim demiş. Tamam, doğru söyledin demişler. İkinci soru: Ömer'i nasıl bilirsin?.. Onu da iyi bilirim demiş. Yine "Doğru söyledin..." demişler. Üçüncü soru: Osman'ı nasıl bilirsin?.. Bu da doğru... Dördüncü soruya gelmişler: Ali bin Ebi Tâlib'i nasıl bilirsin?.. Sahabi iyi bilirim deyince, öfkeden kudurmuşlar, "Vay sen bir kâfiri iyi biliyorsun ha..." deyip onu şehit etmişler. Yanındaki hamile eşini de vahşi şekilde öldürmüşler... Sonra yollarına devam etmişler, içlerinden biri yolda bir domuz görmüş, pis hayvan demiş öldürmüş. Arkadaşları suratlarını asmışlar, kaşlarını çatmışlar, "O domuz bir Zimmî'nin malıydı, sen onu haksız yere öldürdün, hemen git Zimmî'yi bul, domuzu tazmin et, onunla helâlleş, aksi takdirde seni katl ederiz" demişler... Adam gitmiş, Zimmî'yi bulmuş, helalleşmiş...

İşte Haricî aklı budur... Haricî vicdanı budur... Haricî adaleti ve insafı budur... Haricînin akıl yürütmesi ve muhakemesi budur...

Mekke Şâfiî Reisülulemâsı Ahmed Zeynî Dahlan Hülâsatü'l-Kelâm fî Beyani Umerai Beledi'l-Haram adlı kitabında Vehhabîlerin Taif'i nasıl aldıklarını, halkını erkek, kadın, çocuk, ihtiyar demeden nasıl feci şekilde katl ettiklerini, şehri nasıl yağmaladıklarını, gizlenmiş altınları ve gümüşleri bulmak için lağımlara kadar her yeri nasıl didik didik edip aradıklarını, Kur'ân-ı Kerîmleri, din kitaplarını nasıl parçalayıp yerlere attıklarını, zavallı maktul Müslümanların cenazelerinin nasıl ortada kaldığını anlatır. Öyle bir katliam yapmışlar ki, analarının kucaklarındaki minik bebekleri bile öldürmüşler.

Bu cinayetleri işleyenler, bu vahşeti yapanlar, bu zalimler bunları Tevhid adına, inanç için yapmışlardı izahı geçerli değildir. Çünkü hem öldürmüşler, hem de yağmalamışlardı. Öldürdükleri Ehl-i Tevhid, Ehl-i Kıble mü'min ve müslim kimselerdi.

Türkiyemizde neo-Haricîler var mıdır?

Maalesef vardır. Sayıları ne kadardır? Bunu bilen yoktur.

Peki ne istiyorlar?

O müşrik bu kâfir diyorlar. Kendi gibi inanmayan ve düşünmeyenleri yerin dibine batırıyorlar.

Bu memleketin tarihinde bin yılı aşan bir zamandan beri tasavvufun ve tarikatların yeri, önemi, tesiri vardır. Onlar tasavvufu ve tarikatları şirk ve küfür olarak görüyor.

Bu ülkede tasavvuf ve tarikat büyükleri, evliyası, pîranı, sâdâtı milyonlarca insan tarafından çok sevilir, onlar İslâmî model ve örnek olarak kabul edilir. Haricîler onlara yapmadık hakareti bırakmıyor.

Yapmayın etmeyin fitne ve fesat çıkartmayın denildiğinde "Biz Tevhid adına, biz Kur'ân adına, biz Din adına bunu yapmakla yükümlüyüz. Yapmazsak vazifemizi yerine getirmemiş oluruz..." cevabını veriyorlar.

Velhasıl korkunç bir çıkmaz içindeyiz.

Bu anlattığım manzara gerçekten büyük bir fitne, azîm bir imtihandır.

Bu işin içinden biz Müslümanlar nasıl çıkacağız?

Müslümanlar arası barış ve mutabakat (uzlaşı) nasıl kurulacak?

Nasıl kardeş olacağız?

Vehhabîlik/Selefîlik çıkalı 250 sene olmuş. Onlardan önce, Tasavvuf ve tarikat konusunda bazı tartışmalar vardı ama bu boyutta değildi.

Osmanlı devleti 600 küsur yıllık hakimiyeti esnasında Şeriat ile Tasavvufu birlikte yürütmüştü.

Neo-Haricîlerle, Vehhabîlerle, Selefîlerle; Ehl-i Sünnet Müslümanları, Tarikat ve Tasavvuf Müslümanları barışabilirler, sulh içinde kardeşçe birlikte yaşayabilir mi?

Bu yapılamazsa işin sonu nereye gidecektir?

Evet bu fitne ve fesadın sonu ne olacaktır?

Bu tekfir hareketi bizi nereye götürüyor?

Kelime-i Tevhide yürekten inanan, lisan ile ikrar eden, beş vakit namazı kılan Tevhid Ehlini şirkle suçlayanlar, onları mürted olarak görenler nasıl itidale davet edilecektir?

Ortada iki büyük mesele var:

1. Gerçek Tarikat ve Tasavvuf ehliKur'ân'a ve Sünnete göre sapık değildir, doğru yoldan çıkmış değildir.

2. Vehhabîler ve Selefîlerin gerçek mü'min, gerçek muvahhid oldukları iddiası kendi kuruntularından ibarettir.

Keşke, 19'uncu asırda Hindistan'da Rahmetullah Dehlevî ile papaz Pfander arasında yapılan meşhur münazara gibi bir münazara yapılsa, bir tarafta Ehl-i Sünnet ve Tasavvufa taraftar on âlim ve fakih, öte tarafta on Vehhabî ve Selefî... Bunlar, daha önceden tesbit edilmiş bir gündemi, âdil bir arabulucunun, bir noterin riyasetinde ve idaresinde tartışsalar, zabıtlar tutulsa, bunlar yayınlansa...

Yapılmayacak iş değil ama kim yapacak?

Bugünkü fitne beni çok üzüyor, çok düşündürüyor.

EDİTÖR:

Yakın zaman tarihini iyi okumalı, osmanlının Hicazdan çıkmasına sebeb olan zihniyeti çok iyi tanımalı. hatta osmanlıya destek veren bütün arap kabilelerinin bile erkek kadın çocuk tümüyle katledildiklerini okuyup bu zulmü yapanları iyi tanımalı ve fırsat vermemeli....

Perşembe, 07 Ekim 2010 22:36 tarihinde güncellendi

Allah'ın ordusu değil Amerika'nın ordusu!

belucistn.jpgKürt meselesi, Belucistan meselesi, iki müttefik ülkeye atılan kazık, bir itiraf ve gerçekler…

Aslında Kürt meselesine benzeyen bir Belucistan sorunu vardır. İran'ı ve özellikle Pakistan'ı ciddi oranda yıpratan bir sorun bu. Büyük Belucistan devleti için geçtiğimiz yıl haritalar bile yayınlandı. Tabii hepsi ABD kaynaklı. Tıpkı Türkiye'nin bir bölümünü kesip alan haritalar gibi.

Pakistan'da istikrarsızlığı tartışırken, Benazir Butto suikastini tartışırken ABD ve İngiltere'nin müttefiki olan Pakistan'a karşı Özgür Belucistan Hareketi'ne destek verdiğini fark edince hayretler içinde kaldım. Bir yandan müttefikleri olan ülkeyi destekliyorlardı diğer yandan ülkeyi bölecek harekete silah ve finansal destek sağlıyorlardı. Ne gariptir ki, o bölgenin özgürlüğü için savaşan, ABD ve İngiltere'den para ve silah alan gruplar İslamcı gruplardı.

ABD ve İngiltere'nin, jeopolitik hesapları, enerji planları için projelendirdiği Büyük Belucistan için örgütler kuruluyor, harekete geçiriliyordu. Bu örgütler İslamcı'ydı ve kimlikleri yüzünden İslam dünyasında sempati bile topluyordu. Ne yazık ki hepsi birer taşerondu. Ne yazık ki, bu gerçeği anlatmak çok zordu.

Birkaç gün önce, İran Belucistan'ı için savaşan "Cundullah" (Allah'ın ordusu) örgütünün lideri olan Abdülmelik Rigi'nin kardeşi, örgütün İran topraklarındaki saldırılarını ABD'nin talimatıyla yaptığını açıkladı ve; "Cundullah'ı ABD kurup destekledi. Talimatlarımızı ondan alıyorduk. Kime saldırıp kime saldırmayacağımızı ABD'liler söylüyordu. Para ve teçhizat onlar tarafından veriliyordu" şeklinde sözler söyledi.

Pakistan'ı tartıştığımız hemen her yazıda Belucistan'daki garip ilişkiden söz ettik. Şimdi şartlar değişiyor. Belki Büyük Belucistan Devleti projesi bir süreliğine ertelendi. Bu örgütler de ortada kaldı. Birer birer deşifre oluyorlar, bağlantılar ortaya çıkıyor.

Ne tuhaf, Belucistan meselesi ile Kürt meselesi birbirine benziyor. ABD ve İngiltere, iki konuda da müttefiklerine kazık attı. Hem de çok büyük zarar vererek. Şimdi iki konuda da rüzgar tersine dönmüş gibi. Belucistan için savaşan örgütler ortada kalırken, Kürt meselesinde olumlu anlamda çok ciddi gelişmeler yaşanıyor.

Cuma, 04 Eylül 2009 10:58 tarihinde güncellendi

ŞEHİD BAYRAM HOCAMIZI RAHMETLE ANIYORUZ....

bayram.jpg

Faili hala meçhûl

3 yıl önce bugün Fatih'teki İsmailağa Camii'nde sabah namazından sonra cemaate vaaz ederken bıçaklanarak şehid edilen emekli imam Bayram Ali Öztürk (54)'ün katilinin perde arkasındaki isimler hala bulunamadı.

 

Hakan GÜNDÜZ/VAKİT

Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan katil Mustafa Erdal'ı hangi güçlerin azmettirdiği yönündeki soruşturma, 3 yıldır bir arpa boyu ilerleyemedi. Mustafa Erdal'ın kardeşleri ile Erdal'ın gidip geldiği Şems-Der isimli dernek üyelerinin ifadeleri bulunan dosyanın Ergenekon soruşturması kapsamına alındığı da doğru çıkmadı

SORUŞTURMA 3 SAVCI DEĞİŞTİRDİ

Fatih Cumhuriyet Başsavcı Yardımcısı Mustafa Alıcıoğlu'da bulunan soruşturma dosyasının izini süren aile, görüştükleri savcıdan “Bir gelişme yok” cevabını aldı. Cumhuriyet savcısı bir gelişme katedemezken, ailesi Bayram Ali Öztürk'ü bıçaklayan kişinin arkasındaki güçlerin araştırılması yönünde şikayetçi olmasına rağmen Savcı aile fertlerini ifadeye bile çağırmamış. Başbakan Erdoğan'ın bile üzerinde durma sözü verdiği olay ile ilgili yürütülen soruşturmada, dosya 3 kez el değiştirdi. Dosyanın elden ele gezdirilmesi sorumsuzluk olarak nitelendiriliyor.

HOCAYI ÖLDÜRENE MÜDAHALE EDEN HAPİSTE

Cinayet kapsamında yargılanıp ceza alan tek isim var. O da katil Mustafa Erdal'ın elinden bıçağı almış olmasına rağmen linç etmekle suçlanan İrfan Can. İrfan Can, İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 4 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırıldı ve bir süre Sivas Cezaevi'nde tutuklu kaldı. Dosyası Yargıtay'da temyizde olan İrfan Can, geçtiğimiz aylarda tahliye edildi.

AKILDA KALAN SORU İŞARETLERİ

*Katil Mustafa Erdal'ın telefon trafiği neden incelenmedi?
*Bayram Hoca, Alibeyköy'deki Mevlana Camii'nde görev yaparken suikast girişiminde bulunulmuş, olay yerinden kaçan şahıs koşarken üzerinden bir bıçak düşürmüştü. Bu suikast girişiminin üzerine gidildi mi?
*Hoca, bıçaklandığı anda koluna girip kürsüden indiren sonra da cep telefonu ile görüntü çeken fakat cemaat tarafından hiç tanınmadığı gibi o günden sonra da bir daha görünmeyen kot pantolonlu ve sakalsız kişi kimdi?
*Mustafa Erdal ile birlikte cemaat arasından ayağa kalkan Erdal, Bayram Hoca'ya doğru yürüyüp bıçak saplarken, ayakta duran, sonra da oturan cemaatin hiç tanımadığı bu 3 kişi kimdi?
*Bıçağın iki kaburga arasından geçecek şekilde 180 derece açıyla yatay ve çok profesyonelce saplandığı tespit edildi. Bu derece profesyonelce bıçak kullanan bir kişi meczup olabilir mi?
*Özel bir televizyon kanalı, geçtiğimiz aylarda Bayram Ali Öztürk Hoca'nın bıçaklandıktan sonra camiden çıkarıldığı görüntüleri yayınladı. Ailenin bile ilk kez izlediği ve soruşturma dosyasında olmadığı tahmin edilen görüntülerin kim tarafından bu kanala verildiği bilinmiyor.

6 dil biliyordu, hukukçu ve ilahiyatçıydı

Hain ve karanlık bir saldırı neticesinde şehid edilen Bayram Ali Öztürk Hoca, 6 dil bilen büyük bir İslam alimiydi. 1952'de Trabzon'un Of İlçesi'nde doğdu Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden mezun oldu. Fransızca, İngilizce, Arapça, Farsça, Türkçe ve Osmanlıca'yı iyi biliyordu. Fransızcası çok iyiydi. Hukuk ve İlahiyat eğitimi almıştı. Büyük İslam alimlerinden İmam Rabbani'nin mektuplarından oluşan 'Mektubat-ı Rabbani' kitabını ezbere biliyor ve her pazar sabahı İsmailağa Camii'nde sohbet veriyordu. Bayram Hoca, İmam-ı Rabbani Hazretleri'nin Mektubat derslerinde zamanla o derece uzmanlaştı ki birçok hocanın okumaya dahi cesaret edemediği mektupları kürsüde şerh etti. Bu yönü “Mektubatçı Bayram Hoca” diye tanımasına yol açtı. Bayram Hoca “Mektubat” dışındaki kitapları okutma noktasında da parmakla gösterilen bir ilim adamıydı.

Perşembe, 03 Eylül 2009 07:33 tarihinde güncellendi

ALLAH c.c. HİLELERİNİ BOŞA ÇIKARTIR

ismailaa-.jpgİsmailağa Cemaatine Oynanan sinsi oyun 

Erzincan'da İsmailağa Cemaati'ne yönelik soruşturma başlatan savcının yasaları çiğnediği ortaya çıktı

Ergenekon'da inceleme kapsamına alınınca İsmailağa Cemaati'ni hedef alan büyük bir soruşturma başlatan Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in, soruşturmayı tam 2 yıl yasalara aykırı olarak Adalet Bakanlığı'ndan gizli yürüttüğü ortaya çıktı.

Ergenekon'da inceleme kapsamına alınınca 16 şehirde İsmailağa Cemaati'ni hedef alan bir soruşturma başlatan Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, söz konusu soruşturmayı tam 2 yıl Adalet Bakanlığı'ndan gizlediği ve illegal bir biçimde yürüttüğü tespit edildi.

Adalet Bakanlığı müfettişleri tarafından yürütülen soruşturma sonucunda Başsavcı Cihaner hakkında hazırlanacak olan dosya, Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu'nda (HSYK) ele alınacak. Savcı Cihaner hakkında soruşturulan konuların bir bölümü şunlar:

Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nün 01.01.2006 tarih ve 6 sayılı genelgesi gereği örgütlü suçlar soruşturulurkan form doldurularak derhal Adalet Bakanlığı'na bilgi veriliyor. 2007'de başlatılan soruşturma evrakı ise 2009 yılında bildirildi.

Cihaner, soruşturmayı Erzincan Adliyesi'nde görevli herhangi bir savcıya havale etmek yerine teamüllere aykırı olarak soruşturmayı bizzat yürüttü ve tarafsızlığını kaybetti.

Cihaner, İsmailağa ile ilgili soruşturmada yetkisini aşarak Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı'na bağlı olan Erzurum, Van, Kelkit, Iğdır, Bayburt, Doğubeyazıt, Kars, Aşkale, Sarıkamış, Gümüşhane gibi birçok yere talimatlar yazdı. Birçok kişinin evlerinde arama yapılmasını ve gözaltına alınan kişilerin Erzincan'a getirilmelerini istedi.

İsmailağa ve Fethullah Gülen cemaatlerine mensup kişileri Hizbullah ve İBDA-C üyesi gibi göstererek telefonlarını dinletti.

Kemah ilçesindeki Medine Vakfı'nın şubesinde arama yapılması talebi üzerine Kemah Savcılığı arama yapılması için emniyete yazı yazdı. Buna rağmen Cihaner şehir merkezindeki aramayı jandarmaya yaptırdı.

Şüpheli olarak gösterilenlerin önemli bir bölümü emniyet bölgesinde bulunmasına karşın arama, el koyma, ifade alma gibi tüm işlemleri jandarmaya yaptırıldı.

Cihaner'in yazışma üslubu Adalet Bakanlığı'nın soruşturmasına konu oldu. Müfettişler Cihaner'in Erzincan Valiliği ve Erzurum Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğine yönelik küçültücü yazılar yazdığını belirleyerek, soruşturma evrakına ekledi.
Cuma, 04 Eylül 2009 10:50 tarihinde güncellendi

Sayfa 146 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.