.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

M.Ş. EYGİ....

Zikir Ehline Ta’n Etme Sakın
 

Müslümanın her daim Allah'ı zikr etmesi farz-ı ayndır.

Namaz zikirdir.

Selam zikirdir.

Bir işe başlarken bismillah demek zikirdir.

Yemekten önce besmele çekmek, yemekten sonra elhamdülillah demek zikirdir.

Müslümanlar ayakta, oturur halde, yanlarına uzanmış oldukları vaziyette zikirle mükelleftir.

Ateistin vücudundaki bütün zerreler zikr ediyor, onun diliyle yok demesi ne gülünçtür.

Bitkilere, çayır çimenlere, yapraklara, tomurcuklara, çiçeklere bak. "Her ne yeşillik ki, yerden biter, birdir, O, ortağı yoktur der."

Her kiyahi ki, ez zemin royed

Vahdehu lâ şerike leh goyed

Balıklar, kuşlar, böcekler, bütün canlılar kendi lisanlarıyla zikrediyor.

Cansız sandığın zerreler, atomlar, moleküller, elektronlar, dağlar, çöller hep zikirde. Yıldızlar zikirde, uydular zikirde, galaksiler zikirde.

Rüzgâr zikr ediyor, dalgalar zikr ediyor.

Mırıldayan kedi, cıvıldayan serçe, vızıldayan arı zikr halinde hep.

Senin kulakların hepsini duymaya müsait değil. Duydukların zikir, duymadıkların zikir.

İsmi yapraklarda, balıklarda, bulutlarda, sularda, taşlarda yazılı. Yaprakta yaprak diliyle, balıkta balıkça, kuşta kuşça, kelebekte kelebek lisanıyla...Senin lisanınla yazılmış olsaydı teklif sırrı ortadan kalkardı. Anlamaya çalış ey Hâce!..

Dervişlerin ve âşıkların toplanıp zikrullah yapmaları haktır. Yeter ki, Şeriat-i Garra-i Ahmediyye'ye aykırı tavırları ve halleri olmasın.

Namahrem erkeklerle namahrem karılar birlikte zikr edemezler.

Şeriatın yasakladığı müzik âletleriyle zikir olmaz.

Aşksız şevksiz zikir boğazdan kalbe inmez.

Sen aşkla şevkle zikr edenleri gördün mü hiç? Ben gördüm. Gözlerinden yaşlar akıyordu. Dünya ve mâfiha umurlarında değildi.

Yürümeye mecali olmayan güçsüz ihtiyar gördüm, zikir halkasında bir genç gibiydi.

Ey katı yürekli kardeşim, sen zikrullah yaparken aşk ve şevkten bayılan derviş gördün mü?Ben gördüm. Sen görmüş olsaydın böyle uluorta zevzeklik etmezdin.

"Allah'ı öyle zikrediniz ki, gafiller sizin için bunlar deli desinler..." buyrulmuştur. Bundan haberin var mı ey deli!

Ey derâhim ve denânir bezirgânı!.. Sen hiç dükkânını yağmaya vermiş aşk u şevk bezirgânı gördün mü? "Aşk bezirgânı, sermâye cânı, bahadır gördüm cana kıyanı..."

Aşk u şevk ile kendini kaybedip dönenlere ta'n etme sakın.Zaten şu kainatta her şey sema halinde bilmiyor musun? Zerreler semada, kehkeşanlar semada. Bırak âşıklar da sema etsinler.

"Başını kaldır, semaya bak, orada ötelerden sana gönderilmiş bir mektup göreceksin, onu oku."

Zikr eden yapraklardan ibret al... Cıvıldayan kuşun zikrini dinle... O balığın üzerindeki esrarlı şekillerde ne yazılı, öğrenmeye, keşf etmeye çalış.

Sofrandaki ekmek zikr ediyor, şişedeki su zikr ediyor, tabaktaki yemek zikirde.

Dallardaki meyveler de...

Zikreden dervişlere ilişme. Bırak kimisi can u yürekten zikr etsin, kimisi de sadece lisanla. Onların hesabını senden sormazlar.

Unutma:Bin kişilik bir cemaat içinde duası makbul bir kişi varmış. "Ya Rabbi!.. Hepimizi affet..."diye dua etmiş. Kerim Allah binini de affetmiş.

O bir kişinin bulunduğu bin kişi içinde bulunmaya çalış.

Sakın ta'n etme, sakın inkâr etme, sakın gönül kırma...

"Kıblegâh-ı Kibriyâdır yıkma kalbin kimsenin..."

Anlamadığını, kavramadığını tekzib etme.

Gerçek zâkirlerin, âşıkların, şevk ve muhabbet ehlinin gölgesine gir. Nasiplenirsin.

Onlar deli değil, sen delisin.

Tekkeler kapalı zikir meclisi yok deme. Şu âsüman bir çatı, zemin bir semâhânedir. Zikr hiç eksik olmaz bu dünyada. Kıyamete dek...

Ey zâkiran, ey âşıkan, ey ehl-i şevk u heyecan!..Kerim Rabbimize bizim için de dua ediniz.

Ya Rabbi!.. İyilerin duası üzerimize sâyebân olsun... Âmin âmin âmin... Bi hürmeti Seyyidil Mürselîn...

Bütününe bakmak

Arabistan'a ilk gittiğimde (1967)ne kadar şaşırmış, hayran kalmıştım. Takvim hicrî takvim, halkın yüzde doksan dokuzu İslâmî kıyafete bürünmüş, kadınlar çarşaflı peçeli, Mekke'de Medine'de ezan okununca herkes camiye gidiyor, işyerleri kapanıyor, içki yasak, nehar-ı ramazanda yemek içmek yasak, mahkemelerde şeriata göre hüküm veriliyor...

Sonra Arabistan'ı yakından tanıdım, bütünüyle gördüm. Ortaya bir yığın vahim aksaklık çıktı. İtikatta, usûlde Ehl-i Sünnete muhalif inançları vardı. Mezhepler ve fıkıh üzerinde baskılar vardı. İçki yasaktı ama fısk u fücur çoktu. Sosyal adalet yoktu. Topluca zikrullah yasaktı. Kendileri gibi düşünmeyen ve inanmayan Müslümanlar hakkında kötü konuşuyorlardı. Kâbe baskınını hatırlarsınız, kötü idareye karşı baş kaldıran Müslümanları ele geçirmek için Kâbe haremine Fransız komandoları getirtmişler, başkaldıranları yakalayıp kılıçla kafalarını uçurmuşlardı.

Orada şer'î hürriyet yoktu. Müsbet mânâda İslâmî çoğulculuk yoktu.

Arabistan'ı bütünüyle görmek, bütünüyle mütalaa etmek gerekir. Sadece namaza, cemaate, tesettüre bakarsanız vereceğiniz hüküm yanlış ve eksik olur.

İran'a da gittim. O komşu ülkeyi de çok sevdim. İmkanım olsa o şirin ülkede yaşamak isterim. Orada da kadınlar ama şöyle ama böyle tesettürlü. Hafta tatili Cuma günü. Orada da Şeriat var.

Lâkin o İslâm ülkesinde, yaşayan milyonlarca Sünnî Müslüman sanki ikinci sınıf vatandaş. Tahran'da bir tek Sünnî camii yok, inşaına izin vermiyorlar.

Maalesef Şiîlerle Sünnîler arasında usûl sahasında büyük ve derin ihtilâflar var.

Biz Müslümanlar olgun, olumlu, sakin hüküm veremiyoruz. Bazen 99'u iyi ve doğru bir şeyi, bir bozuk yüzünden yerin dibine batırıyoruz. Bazen de, 99 bozuklu şeyi bir iyi yüzünden öve öve biteremiyoruz.

Hüküm verirken âdil olamıyoruz.

Sahte şeyhler, onlara uyan sahte dervişler yüzünden tasavvuf ve tarikatı yerin dibine batıranlarımız var.

İbn Teymiye konusunda da böyleyiz. İbn Teymiye'yi şahsiyetinin bütünüyle değerlendiremiyoruz.

Seyyid Kutub konusundaki tutumumuza bakınız. Ya göklere çıkartıyor, toz kondurmuyoruz, yahut yerin yedi kat dibine batırıyoruz.

Seyyid Kutub'un, ilk yazılarının ve kitaplarının çoğunda tevbe etmiş olduğu söyleniyor. Bizdeki Kutubçular onun rücu ettiği bu yazı ve kitapları yayınlarken maşaallah hiç açıklama, not, tavzih koymuyor. Dayan gitsin...

Bugün Kutubçu geçinen nice mütefekkir ve nâşir ona zulm ediyor da haberleri yok, yahut âdil olmak işlerine gelmiyor.

Bir konu, bir tâife, bir şahıs değerlendirilirken bütünüyle ele alınmalı, ondaki maslahat ve mefsedetler hiç eksiksiz sergilenmeli ve ondan sonra sakin ve adil bir şekilde hüküm verilmelidir.

Birtakım cahil ve sersem karılar türbelere gidiyor ve çaput bağlıyor diye Ehl-i Sünnete saldırmak doğru mudur?Ehl-i Sünnet böyle bir şeyi doğru bulmuyor ki...

Sahte bir şeyh müritlerini kaz gibi yoluyor diye İslâm tasavvufuna saldırmak bir zulüm değil midir?

Salak müridler sahte şeyhi uçuruyor diye tarikat müessesesini karalamak doğru mudur?

İslâm kültür ve medeniyetinde ilm-i cedel adında bir bilim dalı vardır. Bunu kaç kişi biliyor, kaç kişi okudu?.. Netice-i kelam:

1. Namazı kılmaları, kadınları tesettüre sokmaları Vehhabîlerin doğru yolda olduğunu isbata yetmez. Önemli olan itikattaki, usûldeki tutumlarıdır.

2. Ehl-i Sünnet camiası içindeki bazı geri zekâlıların, katmerli cahillerin, kötü niyetlilerin vücudu Ehl-i Sünnet'in bâtıl ve yanlış olduğu mânâsına gelmez.

Cenâb-ı Hak bizlere, hakkı hak, bâtılı bâtıl olarak görmeyi nasip etsin, hepimize adalet, insaf ve firaset versin.

BAYRAM ŞEKERİ.....

BAYRAM DA ŞEKER Mİ ....

Ya şekerler? Çikolatada söz konusu olan bütün bu sorunlar tüm şekerler içinde geçerli...

 

Sorun sadece bundan mı ibaret? Elbette hayır! Şekerlerin bir kısmında çoğunluğu domuzdan elde edilen, sığırdan elde edilse bile helâl kesim olup olmadığı şüpheli sığırlardan üretilmiş jelâtinler kullanılabilmekte... Bu nedenle tüketilmesi öneril(e)mez.

 

Çikolata, lokum ve şekerleme ürünlerine eklenen renklendirici, tatlandırıcı, kıvam artırıcı gibi bir kısmı alerjen, bir kısmı GDO’lu, bir kısmı kanserojen, bir kısmı helâl menşeden sağlanmayan katkı maddeleri sorumsuzca kullanılmakta...

 

‘Ürünlerimizde domuz ve alkol mamulleri kullanılmamaktadır’ diye yazıyorsa güvenebilir miyiz? Sizleri bilmem fakat bendeniz bu beyanların güvenilmediğini yakînen bilenlerdenim. Yani en azından bizim için bu beyanların hiçbir değeri yok. Bu ülkede ‘bu ürün domuz jelâtini içerir’ diye yazacak dürüst ve babayiğit tanıdığınız bir üretici var mı?

 

Sığır jelâtini yazsa da mı? Ne yazık ki böyle… Türkiye jelâtin üreticisi değil? Bir üründe ‘sığır jelâtini’ veya ‘yenilebilir jelâtin’ yazması hiçbir anlam ifade etmez. Bu sığır helâl kesim mi? Yetmez bu sığır helâl ürünlerle mi beslenmiştir? Bu tür şüpheler var!

 

Ehli Kitap kesmişse de mi? Burada ‘hangi ehli kitap?’ sorusunu sormak lazım. Teslise inanan bir kimse, sizce ehli kitap mıdır? ‘Siyonistler mi’ ehli kitap? Bu konuda ayrıntı için lütfen “Ehli kitap, koşer ve helâl” makalesini inceleyiniz!

 

O halde BAYRAMDA MİSAFİRE NE İKRAM EDELİM?

 

İkram edecek bir şey bulamıyorsanız, bir tebessüm yeter. Zaten ikram edecek güce sahip biri değilseniz önceki bayramlardan biliyorsunuz ki sizin kapıyı bu bayramda da pek çalan olmayacak!

 

‘Şeker ve çikolatada bu zararlılar ve en azından şüpheliler var’ diye ikram edeceklerimiz tükenmiş değil. O halde;

 

Geliniz, hem kendinize hem de insanlara bu bayram bir başka iyilik daha yapınız!

 

Geliniz, bu bayram şeker, lokum ve çikolata almayınız! Üstelik bunu sizi tasarrufa ve üretime teşvik etmek yerine tüketime çağıran devlet reklâmlarına rağmen yapınız!

 

Geliniz, bu bayram misafirinize hurma ikram ediniz!

 

Geliniz, bu bayram misafirinize gazlı içecekler, kolalar ve hazır sağlıksız meyve suları –boyalı içecekler– yerine imkânlarınıza göre;
- Bal şerbeti,

- Meyve şurupları,

- Kompostolar,

- Kayısı kurusu,

- İncir (taze-kuru)

- Üzüm (yaş)

- Şeftali

- Armut

- Erik gibi halen pazarlarda renk renk arz-ı endam eden temiz ve lezzetli ürünlerden ikram ediniz!

 

Bununla yetinmeyiniz size şeker, çikolata ve gazlı içecekler ikram edildiği de bu ikramı kibarca reddediniz. Bununla da yetinmeyip ret gerekçenizi mutlaka izah ediniz.

 

“Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden … hem de güzel rızık edinirsiniz. Aklını kullanan bir toplum için bunda bir ibret vardır.” Nahl Suresi 67) “Kullara rızık olsun diye, küme küme tomurcuğu olan uzun boylu hurma ağaçları yetiştirdik” Kaf 10-11)

 

Allah’ın sözleri nasihat için yeter! O c.c. doğruyu söyledi.

ezan sesine kısıtlama

 

İzmir'de ezan sesine kısıtlama getirildi

İzmir'in Selçuk ilçesinde, ezanın duyulmadığı noktalar yerleştirilen hoparlörler, İzmirlilerin şikayeti üzerine söküldü.

 

 

Ezan sesinden rahatsız olan kişilerin şikayet dilekçesi verdiği iddia edilen belediye zabıta ekipleri, 14 Mayıs ve Cumhuriyet mahallelerinin, bir elektrik direğindeki ortak hoparlörünü aldı. Zabıtalar, Zafer Mahallesi'ndeki hoparlörü ise bir evin çatısında bulunması sebebiyle sökemedi.

Özellikle ramazanda iftar ve sahur vakitlerinde önemli bir ihtiyacı gideren hoparlörler sökülerek mahallelerinin ezan sesinden mahrum bırakılmasından rahatsız olan vatandaşlar ise uygulamanın devam etmesi için imza kampanyası başlattı. Şimdiden binin üzerinde imza toplandı. Bir yıl önce vatandaşların talebiyle müftülük tarafından takılan ezan hoparlörlerinin çoğunluk tarafından memnuniyetle karşılandığını ifade eden mahalle sakinleri, yetkili makamlardan konuya duyarlılık göstermelerini isted
i

KADİR GECENİZ MÜBAREK OLSUN...

 

Normal 0 21 false false false MicrosoftInternetExplorer4

Kur’ân-ı Kerim’de methedilen en kıymetli gecedir. Kadir gecesinin fazileti, üstünlüğü bizzat Allahu teâlâ tarafından, Kadir suresinde açıkça bildirilmiştir. Kur’an-ı Kerim' de Cenab-ı Hak, bu mübarek gecenin kıymet ve faziletini şöyle beyan buyur-maktadır:

"Biz onu (Kuran’ı) Kadir gecesinde in-dirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilirmisin?  Kadir gecesi, bin aydan ha-yırlıdır. O gecede, Rablerinin izniyle me-lekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner du-rurlar.  O gece, esenlik doludur. Tâ fecrin doğuşuna kadar." (Kadir suresi:1–5)

Yine Rabbimiz teala Duhan suresinde “Muhakkak biz onu (Kuran-ı Kerimi) mü-barek bir gecede indirdik.” Buyurarak, bu gecenin büyüklüğünü ifade buyurmuş olu-yor. Zira hadisi şerifte, “Allahın kelamının (Kuran-ı Kerimin) diğer kelamlara üstün-lüğü, Allah celle celalühü’nün yarat-tıklarına üstünlüğü gibidir.” buyrularak Kuranın üstünlüğü ispat edilmiş oluyor. Onun indirildiği gece de, Kuranın üstünlüğü sebebi ile diğer gecelerden daha üstün olmaktadır.

Kadir gecesi ile ilgili birçok hadisi şerif ve büyüklerin sözleri kitaplarımızda mevcuttur. Onlardan bazıları şöyledir:

Ebu Hüreyre radıyellahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Efendimiz buyurdu ki: “kim Kadir gecesini inanarak ve mükâfatını Al-lahtan bekleyerek ibadet ile ihya ederse, geçmiş günahlarının tamamı affedilir.” (Buhari, Müslim)

İbn Abbas dedi ki: Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: "Kadir gecesi oldumu ara-larında Cebrail'in de bulunduğu Sidretu'l-Münteha'da sakin olan melek­ler ardı arka sına inerler. Beraberlerinde birtakım san-caklar bulunur. Bu san­caklardan biri be-nim kabrimin üzerine, biri Beytu'l-Makdis 'in üzerine, biri Mescid-i Haram'ın üze-rine, biri Turu Sina'nın üzerine dikilir. Ken disine se­lâm vermedik Mümin erkek ve Mümin bir kadın bırakmazlar. İçki içen, do­muz eti yiyen ve zağferana (Mecusilerin kullandıkları sarı boya) bulanan kimseler müstesna."

Hadis-i şerifte de şöyle buyurulmuştur: "Bu gecenin tan vakti ortalığı aydınlatın-caya kadar, şeytan bu gecede dışarıya çıkmaz. Bu gece herhangi bir kimsenin aklına zarar veremediği gibi, herhangi bir fesat da işleyemez, bu gecede hiçbir bü-yücünün büyüsü etki gösteremez,"

El-Ferrâ dedi ki: Yüce Allah, Kadir ge-cesinde ancak mutluluk ve nimet­ler takdir buyurur. Diğer gecelerde ise bunlarla be-raber belalar ve türlü musibetleri de takdir ed­er.

Ubeydullah b. Amir b. Rabia'nın rivayet ettiğine göre Rasûlullah (s.a.v) şöy­le bu-yurmuştur: "Her kim Kadir gecesi akşam ve yatsı namazlarını cemaat ile birlikte kılarsa, artık o kimse Kadir gecesinden payına düşeni almış olur." Bu hadisi es-Sa'lebi Tefsirinde zikretmiş bulunmaktadır.

El-Muvatta'da, Said b. el-Müseyyeb'in şöyle dediği nakledilmektedir: “Ka­dir gece-sinde yatsı namazında (cemaatle birlikte) hazır bulunan kimse o ge­ceden kendi pa-yına düşeni almış olur."

Ali ve Urve dedi ki: “Peygamber (s.a.v) İsrailoğullarından dört kişiden bahsetti. "Bun-lar Allah'a seksen yıl ibadet ettiler. Göz açıp kapayacak bir sü­re dahi O'na isyan etmediler." dedi. Eyyüb, Zekeriya, yaşlı kadının oğlu Hazkiyl ve Yuşa b. Nün'un isim-lerini verdi. Peygamber (s.a.v)'ın ashabı buna hay­ran kaldılar. Ona Cebrail gelerek şöyle dedi: ‘Ey Muhammed! Senin ümme­tin bu kim selerin seksen yıl süre ile Allah'a ibadet edip, bir göz açıp kapaya­cak bir vakit kadar dahi Allah'a isyan etmemiş olmalarına hayret ettiler. Al­lah, senin üzerine bundan daha hayırlısını indirdi, deyip; "Doğrusu Biz onu Kadir gecesinde indirdik" (Kadir s.)’ buyruğunu okudu. Rasûlullah s.a.v. bu­na çok sevindi.”

Mâlik, Muvatta'da İbnu'l-Kasım ve baş-kalarından gelen rivayet yoluyla şöy­le de-mekledir: Kendisine güvendiğim kişileri şöyle derken dinledim: Rasûlullah (s.a.v)'e kendisin den önceki ümmetlerin ömürleri gösterildi. Uzun Ömürleri boyunca başkalarının eriştikleri nin benzerine amel itibariyle ulaşamayacak ları düşüncesiyle ümmetinin ömürlerini kısa bulur gi­bi oldu. Yüce Allah ona Kadir gecesini verdi ve onu bin aydan daha hayır­lı kıldı.

Bir gece nasıl olurda bin aydan daha ha-yırlı olur? Denirse, cevaben: Aynı işin, farklı durumlar sebebiyle farklı hükümlerde olması normaldir. Mesela cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmi yedi de-rece daha üstündür. Hâlbuki aslında kılınan namaz her iki durumda da aynıdır. İffetli bir müslümana zina iftirası atana had (seksen kırbaç) uygulanır. Aynı iftirayı Hz. Aişe (r.ah) hakkında söylese, bu küfür olur. Çünkü bu, yüksek bir ilim rahlesi olan Hz. Aişe (r.ah) hakkında bir iftiradır. Hz. Peygamber (s.a.s), onun için, "Dininizin üçte ikisini (Aişe ana-mızı kastederek) şu Hümeyrâ’dan alınız" buyurmuştur. Ona hakaret, ilme, İslam’a, Kuran’a hakarettir. Binaenaleyh bu gibi yerlerde, şekil aynı olmasına rağmen hü-kümler farklı farklı olmuştur. Hakîm olan Ce-nab-ı Hakk'ın maksadı, insanları taata ve ibadetlere çekmektir. Böylece O bazen bir taatın ücretini (sevabını) iki katına çıkarır, bazen on katına, bazen da yedi yüz katına çıkarır. Bunu bazen zamanı açısından, ba-zen da yeri (yani yapıldığı yer) açısından böyle değerlendirir. Bütün bunlardan Cenâb-ı Hakk'ın asıl maksadı, mükellefi ibadete çekmek ve onu, bütün günahların başı olan; dünyaya dalmaktan geri durdurmaktır. İşte bu yüzden Beytullah ve Zemzem diğer yer-lere ve sulara üstün kılınır; Ramazan diğer aylardan; cuma, diğer günlerden; nihayet Kadir gecesi diğer gecelerden efdal kı-lınmıştır.

 

Şimdi o gecede kim üç kez, "Lâ ilahe illallah" derse;

- Biriyle günahları bağışlanır;

- Biriyle cehennemden kurtulur

- Biriyle de, Cenab-ı Hak onu cen-netine sokar.

Gökyüzüne ilk çıkan Cebrail (a.s) olur. O, güneşin önüne kadar çıkar ve iki yeşil ka-nadını açar. O, kanatlarını, o gecenin gün-düzünün bu saatinde açar. Sonra da me-lekleri teker teker çağırır. Böylece hepsi yukarı çıkarlar ve meleklerin nuru ile Cebrail (a.s)’in kanadının nuru birleşir. Bunun üzerine Cebrail (a.s) ve beraberindeki o meleklerin tümü, o gün dua, rahmet ve mü'minler ile Ramazan orucunu, sevabını Allah’tan umarak tutan herkese istiğfarda bulunmak için, güneş ile dünya seması (birinci gök) arasında du-rurlar. O günün akşamında da, dünya sema-sına girerler ve halka halka otururlar. Derken yanlarına, bu semanın melekleri de gelir ve onlara dünyadaki erkek kadın insanları tek tek sorarlar. Hatta "Falanca ne yapıyor, onu nasıl buldunuz" derler. Sidre melekleri de, "O falan-cayı ilk yıl âbid olarak bulmuştuk. Fakat bu yıl bidatçi olarak bulduk. Falanca ise geçen yıl bi-datçi idi, bu yıl âbid olmuş" derler. Bunun üzerine gök melekleri birinciye dua etmeyi bırakır, ikinciye dua etmeye başlarlar. Yine Sidre melekleri, "Falancayı Kur'ân okurken, falancayı rükûda, falancayı secdede bulduk. Bu insanların geceleri ve gündüzleri hep böyle" derler.

Sidre melekleri sonra ikinci göğe çıkarlar ve ta Sidre'ye varıncaya değin, her gökte, birinci gökte yaptıklarını yaparlar. Sidre'ye varınca o, bunlara, "Ey sakinlerim, bana insanlardan bahsedin. Çünkü benim sizde hakkım var ve ben, Allah'ı sevenleri severim" der."

Ka'bûl-Ahbar sözüne şöyle devam eder: "Bu melekler Sidre'ye, dünyadaki erkek-kadın her şahıs, isimleri ve babalarının isimleriyle tek tek sayıp anlatırlar. Sonra da bu haberler cennete ulaşır. Bunun üzerine cennet "Allah'ım, onları çarçabuk bana gönder" diye dua eder. Sidre ve melekleri "Âmin âmin" derler."

Bundan anlaşıldığına göre şimdi biz diyo-ruz ki: Cemaat ne kadar kalabalık olursa, ora-ya rahmetin inişi de o nisbette çok olur. İşte bu yüzden, en büyük kalabalık Arafat'ta vakfede bulunur. Şüphesiz Allah'ın rahmetinin oraya ini şi de, o nisbette çok olur. Aynen bunun gibi, Kadir gecesinde de mukarreb meleklerin bir araya gelip, büyük bir cemaat oluşturmaları söz konusudur. Binaen aleyh o gecede Allah 'ın rahmetinin inişi de o nisbette çok olmuştur. (Tefsiri Kebir: Kadir s.)

 

Salı, 14 Ağustos 2012 17:14 tarihinde güncellendi

Sayfa 144 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.