.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

ÖNEMLİ DUYURU - KİME OY VERECEĞİZ ???

Allahın selamı ve rahmeti üzerinize olsun.

Allahu tealaya hamd ve Habibine salat ve selamdan sonra....

Muhterem kardeşlerimiz, yine bir seçim ortamı yanaştı, bir çoklarının oy avcılığı başladı.. Cemaatleri ve değişik gurupları avlamak için bir çok projeler uyguluyorlar, sürekli insanları megul ederek islami heyacanı sindirmek, milleti dünya gailesi madde perest nefsinin kölesi olarak ellerinde tutmak istiyorlar.

Bu dünya ehlinin elinde tuttuğu imkanları sermayeyi gücü basını eğitimi v.s. diğer güçleri başkasına kaptırmamak için yaptığı hileler, sahte korkular, göz boyamalar ve sair düzenbazlıklar artık bir çok kimsenin malumu olmuştur.

Hal böyleyken yine de bir çok müslüman ve hatta ihvanımız bile bile dünyacıların peşine takılmış, koca bir cemaati özellikle ilim ve maneviyat ehli olan bir topluluğu kendi insiyatiflerinde kullanarak sömürülerini ve düzenlerini devam ettirmeye çalışmaktadırlar. Bu hilelerde bunlara bilerek veya bilmeyerek yardımcı olan hoca ve sıradan cemaat mensublarımızın akıllarını başlarına toplamalarını, Efendi Hazretlerimizin k.s. önüne geçerek milletin fikrini ve kalbini karıştırarak düzenbazlara peşkeş çekmelerini asla doğru bulmuyoruz.

Bir mürid nasıl olur da kendi iradesini ve fikrini öne çıkatır.  sonra da ben şeyhime tabiyim, onun rızasını taleb ediyorum der.. Her zikir esnasında "ilahi ente maksudi ve rızake matlubi" diyen diller, (Allahım sen benim maksudumsun, ancak senin rızanı taleb ederim), sözünün hakikatını düşünen kişi, acaba kamil olan mürşidinin önüne geçip fikir beyan edebilirmi, bu edebsizliği gösterebilirmi?

Zira mürşid olan zat, ilim-amel ve ihlasta son derece mükemmel olduğu gün gibi aşikaredir, mürid fıkhını o zatın uygulamalarından alır. üstelik Efendi Hazretlerimiz k.s., hepimize ilim öğrenip ilme göre yaşamamızı sünneti ihya etmemizi emreder ve üzerinde titizlikle durur.

Oy vermek, devleti ve milleti idare etmek gibi çok mühim meselede, kendileri uzun ömürleriyle yaşadıkları tecrübeleriyle, çektikleri çilelerle, tebliğ için gittiği siyasilerin halleri ve niyetlerini yakından bilmesiyle, meseleyi hepimizden daha iyi ve mükemmel bilir, ayrıca Allahu tealanın kalbine akıttığı ilham ilede irşad yolunu yürüten bu zatın, ilmine ve tecrübesine güvenmeyenler, kendi kafalarından yeni bir usul  ve yöntem çıkartarak şu mübarek tekkeyi ve cemaati siyaset pisliğine bulaştırmışlar, belli yerlerin ismini zikrederek maneviyat sofrasını kirli emellere alet etmişlerdir. Dileriz tez zamanda bu yanlıştan vaz geçilir, Efendi Hazretlerinden özür dilenir ve onun usulü üzere fikir beyan etmeden, isim zikretmeden manevi yolumuza en yakın en uygun desteği vermeye milleti teşvik ederler.

Hızır efendi r.aleyh, böyle bir meselede kendinde gördüğü bir noksanlıktan dolayı sonra gelen bir seçimde bizzat dolaşarak yaptığı noksanlığ telafi etmişti.... Erdemlik sahibleri hatasını anlayıp kırdığı döktüğü şeyleri tamir edendir.

Şimdi lafı uzatmadan sizlere vereceğimiz linkteki konuşmaları dinleyin, Efendi Hazretlerimizin k.s. usulünü tekrar öğrenin ve ahıret sorumluluğunu göz önünde tutarak yapacağımız desteği hesab edelim ve hareketimizin mutlaka Efendi Hazretlerimizin hareketine tıpatıp uygun olmasını da mutlaka düşünelim, bekleyelim kesin kanaat ederek efendi hazretlerimizin bereketinin yayılması için onun izini izleyerek hayırları talep edelim....

http://www.marifetdernegi.org/Content.aspx?id=1617462a-8b46-4c2e-a77c-09d6077525cc

 

Cuma, 29 Nisan 2011 14:30 tarihinde güncellendi

DOÇENTLER DE SAPTIRMAYA BAŞLAMIŞ

 

Doçent Servet Bayındır zavallısının fahiş bir yorumu.

Bu gibileri dünyevi gayelerle akıllarının hegomonyasından kurtulamadıklarından ayet ve hadisi şerifleri de kendi akli anlayışlarına göre yorumlayarak büyük hataya düşüyorlar. Tabi doçent olan bir çok kişi ilerisindeki profluğu kaçırmamak için bir çok şeyi göz ardı ediyor maalesef.
Bizi ilgilendiren husus, verdiği yanlış mananın doğrusunu, yine istikamet üzere olan ulemanın sözünü naklederek işi ortaya çıkartmaktır.

Doçent bey şöyle mana vermiş:

“Allah gereği gibi çalışanı hikmete ulaştırır. Kim hikmete ulaştırılırsa, çokça hayra ulaştırılmış olur. Bu zikri (bilgiyi) sadece sağlam duruşlu olanlar elde ederler.” (Bakara 2/269)

Ayetteki = men yeşâ’ya “kurallara uygun davranan” anlamını verdik. Çünkü  ﺷﺎء   “şeyi yaptı” demektir. Her eylem ve her varlık şey kelimesinin kapsamına girer ve her şey bir kanun ve kurala göre oluşur.

Şimdi Durul Mensur Tefsiri sahibi Celaleddin Suyuti r.a. meseleyi nasıl açıklamış rivayetleri ile birlikte görelim:



الدر المنثور - (2 / 66)

أخرج ابن جرير وابن المنذر وابن أبي حاتم والنحاس في ناسخه عن ابن عباس في قوله يؤتي

الحكمة من يشاء قال : المعرفة بالقرآن ناسخه ومنسوخه ومحكمه ومتشابهه ومقدمه ومؤخره

وحلاله وحرامه وأمثاله



Dürül Mensur 2/66 İbni Cerir, ibni Munzir, ibni Ebi Hatim ve Nuhas Nasih isimli eserinde İbni Abbas r.anhumadan tahriç ederek “Hikmeti dilediğine verir” ayeti hakkında şöyle dedi:

Kur’anı bilmek, (yani:) nasihini mensuhunu muhkem ve müteşabihini, mukaddem ve muahharını, helal ve haramını, darbı meselleri bilmektir.



وأخرج ابن مردويه من طريق جويبر عن الضحاك عن ابن عباس " مرفوعا يؤت الحكمة قال

: القرآن يعني تفسيره

قال ابن عباس : فإنه قد قرأه البر والفاجر "



İbni Merdeveyh, Cuveybir tarıkından Dahhak’ten, o da İbni Abbas’tan -r.anhuma- merfu’ olarak -hikmeti verir- ayeti hakkında tahriç ederek şöyle dedi:

Kuranı, yani tefsirini. İbni Abbas derki: Zira onu iyi olan da kötü olan da okur. (Yani: Herkes manasına tefsirine vakıf olamaz, özellikle proflar gibileri.)


وأخرج ابن الضريس عن ابن عباس يؤت الحكمة قال : القرآن

İbni Zaris, ibni Abbas’tan r.anhuma, -hikmeti verir-  hakkında şöyle dedi: Kur’an


وأخرج ابن المنذر عن ابن عباس يؤتي الحكمة من يشاء قال : النبوة

İbni Münzir, ibni Abbas’tan şöyle tahriç etti: Nübüvvet.

وأخرج عبد بن حميد وابن جرير عن مجاهد يؤتي الحكمة من يشاء قال :ليست بالنبوة ولكنه


القرآن والعلم والفقه

Mücahid: Nübüvvet değildir, lakin bu Kur’an, ilim ve fıkıhtır.


وأخرج ابن جرير وابن المنذر عن ابن عباس يؤت الحكمة قال : الفقه في القرآن


İbni Abbas r.anhuma: Kur’andaki fıkıh (ince anlayış) tır.


وأخرج ابن أبي حاتم عن أبي الدرداء يؤت الحكمة قال : قراءة القرآن والفكرة فيه


Ebu Derda’dan : Kur’an kıraatı ve onun hakkında tefekkür.


وأخرج ابن جرير عن أبي العالية يؤت الحكمة قال : الكتاب والفهم به

Ebu A’liyye’den: Kitab ve onunla fehim (iyi anlayış, idrak)

وأخرج عبد بن حميد وابن جرير عن مجاهد يؤتي الحكمة قال : الكتاب يؤتي إصابته من يشاء

Mücahid’den r.a: Kitabı, isabetini (manalarına hak üzere ulaşmayı) dilediğine verir.

وأخرج ابن جرير عن إبراهيم يؤتي الحكمة قال : الفهم

Cerir, İbrahimden: Fehim – iyi anlayış, idrak

وأخرج عبد بن حميد عن مجاهد يؤتي الحكمة قال : الإصابة في القول

Mücahid’den r.a. : Sözde isabet.

وأخرج عبد بن حميد عن قتادة يؤت الحكمة قال : الفقه في القرآن

وأخرج عبد بن حميد عن الضحاك يؤتي الحكمة قال : القرآن

وأخرج ابن أبي حاتم عن أبي العالية يؤت الحكمة قال :


الخشية لأن خشية الله رأس كل حكمة

وقرأ إنما يخشى الله من عباده العلماء فاطر الآية 28

İbni Ebi Hatim, ebi A’liyye’den şöyle tahriç etti: Haşyet üzere (huşu üzere saygılı korku hali) olmaktır. Zira Allah’tan haşyet, her hikmetin başıdır.

Peşinden şu ayeti okudu:

“Ancak Allah’tan, alim kullar korkar.”

Şimdi iyi düşünelim, evvelki ashab ve selefi salihin büyüklerden hiç birisi sivri akıllı doçentin dediği -“kurallara uygun davranan” gibi bir mana vermemiş, aksine bildiğimiz şekilde –şâe - fiiline diledi manasını vermişler. Üstelik bu dileme işi, her kurala uyana da şamil değildir, nitekim ibni Abbas r.anhumanın dediği gibi -Kur’anı herkes okur, iyiler de facirler de okur.-

O halde onlara da hikmetin verilmesi kazım gelirdi ki, asla böyle bir şey söz konusu değildir.

Ayrıca Kur’anın kimlere hidayet rehberi ve nur olduğu ilk başlarda Bakara suresinin ayetlerinde “Takva sahibleri için hidayettir” buyrularak herkes için hidayet rehberi olmadığı, ancak takva sahiblerinin, yani iman ve ibadette son dereceye ulaşan kaliteli zatların gerçek hidayeti elde edecekleri de beyan edilmiştir.

Bu kalın kafalı adamlar güya kendilerinin de hikmetli marifetli ilimli olduklarını, müctehid seviyesinde olduklarını, eskilerin yanlışlarını bulduklarını iddia etmeye başladılar. Bu kıyamet alametidir, böylelerinin zuhuru bildirilmişti. Bu dönemde ilimden hak ve hakikatten yanında bilgi olanların işin doğrusunu açıklamalar lazımdır, yoksa ALlahın, meleklerin ve insanların laneti onları da kaplar…

Perşembe, 28 Nisan 2011 17:29 tarihinde güncellendi

İDAM - KISAS NEDEN YAPILMASIN?

Basında çıkan haberler neticesinde idam tatışması gündeme geldi, ancak siyasilerin açıklamaları vahim.

Bu konu itikadla alakalı olduğundan birbirimizi uyarmak lazımdır.

 

<<<

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, idam cezasının geri getirilmesi ile ilgili tartışmalara yönelik bir soruya, ''Şu anda tartışılıyor. Bizim gündemimizde değil'' dedi.

 

TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, Kayseri’de kaybolan çocukların ölü bulunmasının ardından, yeniden gündeme gelen “idam” tartışmalarını değerlendirirken, “İnsan olarak vahşice işlenen cinayetler karşısında failleri yaşamasın diye insanın içinden geçiyor. Ama idam cezasının yeniden gelmesi zor” dedi.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, gündemdeki 'idam' cezası tartışmalarına ilişkin, açıklamalarda bulundu. Arınç, 'İdam Cezasının geri gelmesi bir hayal ürünüdür.'dedi.

Arınç açıklamasında '10 sene sonra bu cezanın geri gelmesi mümkün değildir, doğru da değildir. Dolayısıyla bu tartışma sanal bir tartışma olmuştur. Matematik olarak şunu bileceğiz ki, Türkiye'de idam cezasının artık geriye gelmesi ve uygulanması mümkün değildir' dedi.

Şahin TBMM'de Finlandiya Cumhurbaşkanı Tarja Halonen ile yapılan görüşmenin ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. Şahin, bir gazetecinin yeniden gündeme gelen “idam” cezası ile ilgili sorusuna, “Zor görünüyor” yanıtını verdi. Şahin şöyle devam etti:

“İnsan olarak vahşice işlenen cinayetler karşısında failleri yaşamasın diye insanın içinden geçiyor. Ancak, Türkiye bilindiği gibi yakın bir tarihte yasalarından idam cezasını kaldırdı. Bu konu tekrar parlamentonun gündemine gelerek, bundan takiben 10 yol önce yapılan bir değişiklikten geri adım atılır mı? Şu anda bilemiyorum. İdamın yeniden geri getirilmesi keyfiyetini biraz zor görüyorum. Vicdanlarımız bu konuda başka şeyler söylese de.”

 

Konuk Cumhurbaşkanı Halonen de aynı soruya yanıt verirken, “Bu süreçler bizi korkutuyor. İdam cezasının kalktığı ülkeler de idam cezasını tartışıyor. Ölüm cezasının olduğu ülkelerde de hala çok korkunç suçlar işleniyor. Ölüm cezasını yeniden yasaların arasına sokmak korkunç suçların işlenmesine engel olmayacak. Etkin bir demokrasi oluşturmalıyız ki, özellikle çoçuklara yönelik bu tür suçlar işlenmesin” dedi.

 

Burhan Kuzu, ''Zaman zaman bu insanların idam edilmesi gerektiği sizin içinizden de geçti mi?'' sorusuna karşılık, şöyle konuştu:

''Bunlar bir kenarda durur ama uygularsın ama uygulamazsın. O başka bir şey. Çok sınırlı da olsa... Ama AB sürecinde sınırı da kabul etmiyor. Dolayısıyla Türkiye Birlik içinde olmak istiyorsa, bu yoldan geçmek durumunda. Şahsi kanaatimi sorarsanız, idam cezasının olmasını her zaman savundum. İdam edilmeyi savunmadım, o başka bir şey. Ama bir kenarda dursun diye her zaman söyledim. Hukukçu olarak verdiğim beyanat tonlarca, yazdığım yazılar çok sayıda bu konuda. Ama benim şahsi kanaatimle olan bir şey değil. Toplumsal tatmin bazen gerektiriyor. Ama yaygın uygulaması doğru olmaz. Çok dikkatli, çok hassas bir konu. Yeniden gelme şansı yok.''

Kuzu, AK Parti döneminde af yasası çıkmayacağını savunarak,

''Bizim dönemimizde af çıkmaz. Bu dönem, başka dönem. AK Parti olduğu sürece af çıkmaz'' dedi  >>>

 

Suya sabuna dokunmayan siyasilerimizin  açıklamaları böyle..

Konuk cumhurbaşkanı: 

Konuk Cumhurbaşkanı Halonen de aynı soruya yanıt verirken, “Bu süreçler bizi korkutuyor. İdam cezasının kalktığı ülkeler de idam cezasını tartışıyor. Ölüm cezasının olduğu ülkelerde de hala çok korkunç suçlar işleniyor. Ölüm cezasını yeniden yasaların arasına sokmak korkunç suçların işlenmesine engel olmayacak. Etkin bir demokrasi oluşturmalıyız ki, özellikle çoçuklara yönelik bu tür suçlar işlenmesin” dedi.

Kafir kafasıyla meseleye bakışı böyle, zira Allahın kısas hükmünden ve hikmetlerinden haberi yok, işi demokrasi yalanı....

Peki biz müslümanlar bu işi neden kurana göre düşünmüyor ve açıklamıyoruz......

Bizim başımıza da böyle felaketler gelince mi Allahın hükmüne razı olacağız.

Siyasiler için isitikamet ve islama hizmet etmeleri için dua edelim, yağcılık için değil.....

Efendi Hazretlerimiz k.a. "İslama hizmet eden idareciler için dua ederdi."   

 

 

 

 

 
Perşembe, 31 Mart 2011 16:53 tarihinde güncellendi

ACI AMA GERÇEK, ANNELER NE HALE GELDİ....

Aşağıdaki yazı toplumumuzun özellikle annelerin perişanlığının bir başka yönünü ifade ediyor. Acı ama gerçek....

O halde evlenmeden evvel hoca olun, diye emreden Efendi Hazretlerimizin k.s. sözünün ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladık......

 

Bir araştırma sonucu gözüme çarptı internette dolanırken. Anneler üzerine yapılan araştırma sonuçları, çok çarpıcı geldi bana. Pamukkale Üniversitesince, bin kadınla yapılan araştırmada, kadınların yüzde 46,3'ünün televizyon izlediğini, yüzde 15,8'inin komşu ziyaretinde bulunduğunu, yüzde 13,8'inin ise çocuklarıyla ilgilenmeyi tercih ettiğini ortaya koydu.

Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Meder AA muhabirine yaptığı açıklamada, ''Türkiye genelinde televizyonda yayınlanan kadın programlarını takip edip etmediklerini, bu programlardan yararlanıp yararlanmadıklarını, yararlanıyorlarsa hangi konularda yararlandıklarını, yararlanma biçimleri arasında bir farklılığın olup olmadığını belirlemek'' amacıyla bir araştırma yaptıklarını söyledi.
Araştırmaya Türkiye'nin değişik illerinden yaklaşık bin kadının katıldığını belirten Meder, evli, ilkokul mezunu, okur-yazar olmayan, 3 ve üzeri çocuğa sahip kadınların katıldığını bildirdi.
Araştırma sonucu elde edilen bilgileri değerlendiren Meder, televizyonun yaygın bir boş zaman aktivitesi olarak görülmesinin, eğitim durumuyla doğrudan orantılı olduğunu anlatarak, ''Özellikle çalışmayan kadınlar televizyonu daha yaygın bir şekilde tercih ediyor. Bunun temel nedeni kadınların ev dışındaki sosyal yaşama aktif bir şekilde katılmamaları, zamanlarını geçirebilecek daha iyi bir alternatiflerinin olmamasıdır'' dedi.

Araştırmayla ilkokul mezunu olan ve okur-yazar olmayan kadınların boş zamanlarının 4 saat ve üzerini televizyon izleyerek geçirdiğinin ortaya konulduğunu ifade eden Prof. Dr. Meder, ''Üniversite mezunu kadınlar 4 saatin altında televizyon izlerken, arta kalan boş zamanlarını kitap okuyarak geçiriyor. Kadınların televizyonda en çok izlemeyi tercih ettikleri programlar, izdivaç, aile içi sorunların işlendiği programlar, kayıp-tecavüz konularının işlendiği programlar oluyor'' dedi.

Annelerini kaybeden milletler, çocuklarını da kaybeder.
Modern dünya annelerini kaybetti. Toplumsal sorunların çözümünü başka yerlerde aramak, pansuman tedbirlerle sorunları geçiştirmeye çalışmak, kimseye bir fayda sağlamayacak. Sorun çalışan / çalışmak zorunda kalan anne meselesi değil. Biyolojik anneliği, annelik sanmaktan kaynaklanıyor problem. Dokuz ay on gün boyunca karnında çocuğu büyüten anne, karnındaki çocuğu kucağına aldıktan sonra görevini yapmıyor. Karında ki çocuğa annelik yapmakla, kucaktaki çocuğa annelik yapmak arasında çok ciddi farklar var.

Anne karnında ki çocuğun ihtiyacı ile anne kucağında ki çocuğun ihtiyacı arasında ki farkı anlamak zorunda anneler. Anne karnında ki çocuğun ihtiyacı, anne kendi ihtiyaçlarını giderdikçe karşılanıyor. Anne açlığını giderince, karnında ki çocukta doyuyor. Karnındaki çocuğuna iyi bakmak isteyen anne, kendine iyi bakınca sorun yaşanmıyor.

Anne kucağına ve annenin yaşadığı ev ortamına doğan çocuğun ihtiyaçları değişiyor. Bedensel gelişimini anne karnında tamamlayan çocuk, artık sadece bedensel gelişimi için ihtiyacı olan, fiziksel gıdalara muhtaç olan bir varlık değildir. Sadece karnı doyurulup, bedeni soğuk ve sıcaktan korumuş olmak yetmiyor. Kalbi sevgiye, ruhu şekillenmeye, beyni bilgiye aç bir varlıktır evdeki çocuk.

Evladının gözlerine baktığından daha uzun bir süre televizyona bakan anneler, çocukları büyüyünce, “Bu çocuklar niçin bilgisayarın başından kalkmıyor?” sorusunun cevabını bulamıyorlar.

Televizyonun kumandasını elinde tuttuğu kadar, evlatlarının ellerinden tutmayan anneler, çocukları büyüyünce, “Bu çocuk neden arkadaşlarıyla bu kadar çok vakit geçirmeyi seviyor?” sorusunun cevabını bulamıyorlar.

Pamukkale Üniversitesi tarafından, anneler üzerine yapılan araştırmayı okuyunca, “Bu nasıl annelik?”dedim içimden. Annelik yapmayan annelerin sayısının çok olduğunu tahmin ederdim, ancak bu kadar yüksek bir rakam çıkabileceğini hiç düşünememiştim.

“Babalar da babalık yapmıyor ki! Neden hep annelere yükleniliyor?” diye düşünen annelere birkaç sözüm var.
Elbette babalarda anneler kadar sorumluluğunu yerine getirmek zorunda. Çocuklar nasıl ki, fiziki varlık olarak anne ve babanın ortak ürünüyse, kişilik ve karakter varlığı olarak yine anne babanın ortak ürünüdür.

Baba, dünyanın en ihmalkar babası da olsa, anne anneliğini ihmal etmemeli. Kendisine örnek alamayacağı bir babası olan çocuk, elbette bazı şeyleri kaybetmiş olur. Ancak annesini kaybeden çocuklar, her şeyini kaybeder. Kahraman annelik hikayeleri olmayan toplumlarda, kahraman evlatlar nasıl yetişecek?

Sayfa 57 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.