.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

FATİH SULTANA ATILAN İFTİRA ....Kardeş katlini emreden kanun defteri sahte

 

Araştırmacı-Tarihçi Cezmi Yurtsever, Fatih Sultan Mehmet'in 'kardeş katlini emreden' kanun defterinin sahte olduğunu belgelerle ortaya koydu. 

Yurtsever, Fatih Sultan Mehmet'in "kardeşinin katledilmesi" emrini verdiğinin yazılı olduğu bir çeşit Osmanlı'nın devlet anayasası sayılan Kanunname-i Ali Osman belgesi üzerinde araştırmalar yaptığını belirtti. Yurtsever, "Tarih kitaplarında Fatih'in kardeş katli maddesinin yer almasına kaynak gösterilen kanun defteri, 1614 yılında devlet katipler başı Bosnalı Hüseyin Bedayi Efendi tarafından Osmanlı Devlet Arşivi'nde bulunan asıl örnekten kopyalanmış. Adı geçen Kanunname-i Ali Osman defterinin

kopyalanan örneğinin o dönem Osmanlı'nın sürekli savaştığı Avusturya istihbaratı tarafından kaçırılarak Viyana'ya götürüldüğü bilgilerine ulaştım" dedi.

Fatih Sultan Mehmet'in yazdırdığı iddia edilen Kanunname-i Ali Osman'ın üç bölümden değil, tamamının 13 sayfalık bir defter olduğunu vurgulayan Yurtsever, "Kanun defterinin inandırıcı olması için baş kısmına da 'Bu kanunname atam ve dedem kanunudur ve benim dahi kanunumdur. Soyumdan gelenler nesilden nesile uygulayalar' sözleri yazılmış. Osmanlı Devlet kanununun ikinci bölümünde padişahların kardeşini öldürmesi kararı 'Evladımdan her kimseye saltanat müyesser ola (devletin başına geçerse) karındaşların

(kardeşlerini) nizamı alem için (devletin yaşaması için) katletmek (öldürmek) münasiptir. Ekser ulema dahi tecviz etmiştir (uygun görmüştür). Onunla amil olalar (uygulayalar)' olarak yazılmış" diye konuştu.

 

 

 

OSMANLI KANUNNAMESİNİN SAHTELİĞİ NASIL ORTAYA ÇIKARILDI

Fatih Sultan Mehmet'in kardeş katlini emreden sözlerinin yazılı olduğu Osmanlı Devlet Kanunname belgesini yazanların defterin asıl örneğinin Osmanlı Arşivi'nde bulunduğunu söylediklerini ifade eden Yurtsever, şöyle devam etti:

"Hüseyin Bedayi Efendi'de Devlet Arşivi'nden kopyaladığını söylüyor. Kopyalanmış örneğinin Avusturya'da bulunduğu defterin baş kısmında Osmanlı Devlet yönetiminde söz sahibi olan Divanı Hümayun'da görev alanlar sıralamasında başvezirden sonra şeyhülislam gösterilmiş. Bu bilgiler yanlış. Osmanlı Bakanlar Kurulu'nda şeyhülislamlar görev almazdı. Hükümetin aldığı kararların dine uygunluğu hakkında görüş bildirirdi. Fatih'e ait gösterilen Osmanlı Devlet Anayasası defterinin asıl örneği Osmanlı Arşivi'ndeki 200 milyon belge içerisinde yer almıyor."

Ayrıca Fatih'in ölümünden 143 yıl sonra kopyası yayınlanan defterde yazılı olan "kardeş katli" ile ilgili maddeyi dayanak gösteren hiçbir padişah karar belgesi de bulunmadığını söyleyen Yurtsever, "Özellikle Osmanlı Arşivi'nde bulunan Mühimme defterlerindeki binlerce ferman kayıtlarında da yer almıyor. Gerçekte Fatih'in yazdırmadığı bir Osmanlı Devlet Kanunu defteri kendisinden sonra düzmece olarak hazırlandı. Ve sahte kanun defteri Avusturya istihbarat arşivinde Osmanlı'yı ve Fatih'i suçlamak için

propaganda aracı olarak kullanıldı. Bu bilgiler ışığında Osmanlı ve dünya tarihi yeniden yazılmalıdır. Çünkü Fatih Sultan Mehmet'e 500 yıldan beri atılan bir iftira söz konusudur" şeklinde konuştu.

 

NOT:  Daha bir çok konuda tarihi yanılgı içindeyiz, bu işin temelinden çözülmesi için gerçek iman sahibi vatanperver ecdad sevdalısı nesillerin acilen Osmanlıca-Arapç-Farsça eğitimini tamamlayarak arşivlere daldırması lazım. Böylece bir çok gerçek önce bizim elemanlarımız tarafından elde edilir ve istifade daha umumi olur.... 

Perşembe, 26 Mayıs 2011 13:38 tarihinde güncellendi

CEMİYET NEREYE GİDİYOR ?

Okullara uyuşturucu alarmı veriliyor!

Sarsılmıyor musunuz? Beğenmediğimiz geçmişte, böyle bir hal kabul edilebilir miydi? Mesela 50’li, 60’lı, 70’li yıllarda... “Kumar” bu kadar yaygın mıydı? Bir kere, “kavram” olarak başka bir şeydi. Ayıptı, gizliydi. Bu anlayış bile, toplumda “bir güvenlik kuşağı” oluşturur. Simdi oluşturabiliyor mu? Fuhuş da öyle, yolsuzluk da. Zinanın suç olmasının kaldırılması esnasındaki mücadeleleri, yazılıp çizilenleri, tartışmaları, TBMM’deki yaşanan olayları hatırlayın. Zannedersiniz ki “genelev patronları” ülkeyi istila etmiş. “Kavram” telakkisinin oluşturduğu subjektif güvenlik kuşakları kalktı. Tonlamalar, geçişkenlik tuzakları, benzeşme hileleri, adeta bir “kültür yıkımı propagandası” halinde etkili olmaya başladı. Asıl mesele burada. Her ilgi alanının bir mafyası oluştu. Çek-senet mafyası, ihale mafyası, arsa mafyası, şu-bu.

Bir şeyleri düşünmenin zamanı gelmedi mi artık? Bir “manevi-kültürel buhran” içinde miyiz, değil miyiz? İnternete getirilen (üstelik tercihe dayanan) bir “filtre programı”na gösterilen tepkileri görünce “Aman Ya Rabbi!” demekten kendimizi alamıyoruz.

Köşe başını tutmuş liberal aydınlar, muhafazakâr demokratlar, gazeteciler nasıl da savunuyorlar tamamen serbestliği. Her şeyin serbest olması, ferdi ve toplumu nereye götürür? Hiç düşünülüyor mu? Sebebi olduğumuz hallerin sonucundan şikâyete hakkımız yok! Liberalizm ve kapitalizmin bireyi, bir ekonomik insandır. Zenginleşmeyi ve özgürleşmeyi düşünür. Peki “insan olmak” için bu yeter mi? O adam, özgürleşmek ve zenginleşmek için neler yapacak; sonra da o özgürlüğü ve zenginliği nasıl kullanacak, nasıl yaşayacak? Bu insanın sorumluluk bilinci ve kişiliği nasıl oluşacak? İlkeli, kişilikli, sevgi ve saygı insanı; sorumluluk bilincinin insanı bireyi nasıl var olacak? Bir birey, cezalandırılmayacağından emin olduğunda; niçin çalmayacak, niçin rüşvet almayacak, niçin zulmetmeyecek? Bu soruların cevabı, hangi ‘izm’de var?

ÜNİVERSİTENİN ÇATISINDA HAÇ....

Biz de Bir İslam Anayasası Sunalım

Cemal Nar

Yeni bir anayasa gündemde bu günlerde. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, herkesin Anayasası olacak diyor. Herkesi göreve çağırıyor bu konuda.

Acaba Müslümanlar fıkıh alimlerini toplasalar da bir anayasa taslağı hazırlatsalar olmaz mı?

Neden olmasın?

Çok da iyi olur. Bu arada hiç olmazsa birbirlerinin kıymetini bilir hocalarımız. Tanışır, barışır, yardımlaşır, başarır ve mutluluk saçarlar.

“İslam Anayasası” olur mu demeyin, zaten var. Evet, birkaç örneği el altında basılı şu anda. Neden yeni çalışmalar ile daha da zenginleştirmeyelim onları?

Bakın bir zamanlar İslâm'ın meseleleri ve İslâm'a ait ilimlerin araştırılması ile meşgul olan müslüman mütefekkir, yazar ve devlet adamlarından bir kısım şahsiyetler, Avrupa'da İslâm Konseyi = Meclis-i İslâmi = Islamic Council ismiyle bir kültür kurumu teşkil etmeye teşebbüs etmişler.

Bu konsey, resmen 5 Zilhicce 1402/22 Kasım 1982 tarihinde Paris'te akdolunan bir beynelmilel konferansla kurulmuştur. Konferansın gayesi İslâm Aleminin ve müslümanların günümüzde karşı karşıya bulundukları siyasi, iktisadi, idari ve hukuki durumun tahlil edilmesidir.

Bu gaye ile kurulan İslâm Konseyi, ilmi alanda da önemli gayretler içine girmiştir. Bunlardan biri de, örnek bir «İslâm Anayasası»nı hazırlayarak dünya hukukçularının istifadesine sunması olmuştur. Prof. Dr. Ahmet Akgündüz’ün hazırladığı ve tercüme ettiği bu çalışma ülkemizde basılmıştır şükür. Biz de ondan bazı iktibaslar yaptık.(AhmetAkgündüz.http://www.sevde.de/Islam_anayasasi/)

Sizler bu siteye girerseniz eserin tamamını gözden geçirebilirsiniz. Ama isterseniz biz sizin için İslâm Anayasası'nın temel prensiplerini kısaca şöyle özetlenebilir:

1 — Hâkimiyet kayıtsız şartsız Allah'a aittir.

2 — Kanunlar, Kur'an ve Sünnet'e dayanmalıdır; bu iki kaynağa muhalif kanunlar yapılamaz.

3 — Devlet; ülke, dil ve soy gibi beşerî esaslar üzerine değil, İslâm'ın getirdiği ilahi esaslar üzerine kâimdir.

4 — Kitab ve Sünnet'in emir ve yasaklarını icra; ma'rufu emir ve münkeri nehiy temel esasdır.

5 — İslâm kardeşliğini tesis etmek, devletin en önemli görevidir.

6 — Devlet, sınıf ve din farkı gözetmeksizin, zaruri ihtiyaçlarını temin edemeyenlere yardım elini uzatmakla mükellefdir.

7 — Vatandaşlar, fırsat eşitliğine sahiptir ve bütün hak ve hürriyetlerden eşit olarak istifade ederler.

8 — İslâm'ın müsaade ettiği istisnai haller dışında, sözkonusu haklara tecavüz edilemez ve cezalandırmada da şahsîlik prensibi esas alınır.

9 — Meşruiyeti kabul edilen bütün mezhep müntesipleri, mezhep hürriyetinden tam olarak istifade ederler.

10 — Gayr-i müslimler, din ve vicdan hürriyetine sahiptirler; ahval-i şahsiye konusunda isterlerse kendi hukuklarını tatbik edebilirler.

11 — Gayr-i müslimlerle yapılan zimmet andlaşmasına devlet riayet etmekle mükellefdir; 7. maddedeki haklardan bunlar da istifade ederler.

12 — Devlet reisinin müslüman, erkek ve diğer aranan şartlara hâiz birisi olması gerekir.

13 — Devleti yürütme gücünün başı devlet reisidir; ancak yetkilerinin bir kısmını ferdlere yahut kurullara devredebilir.

14 — Devlet reisi, devleti şura usulüne uygun olarak idare etmekle mükelleftir.

15 — Devlet reisi, anayasayı ilga edemez ve istibdad yoluna başvuramaz.

16 — Devlet başkanını seçme hakkına sahip olanlar, azletme hakkına da sahiptirler.

17 — Devlet reisi, medeni haklar açısından diğer vatandaşlar gibidir; kanun dışına çıkamaz.

18 — Devlet ricali de dahil olmak üzere bütün vatandaşlar için tek kanun vardır; bunlan da sadece mahkemeler tatbik eder.

19 — Yargı (kaza) bağımsızdır.

20 — Devlet nizamına aykırı olan, fuhuş ve anarşiyi teşvik eden ve dini tahkir eden yayınlara müsaade edilemez.

21 — Ülkenin vilâyet ve eyâletleri, devletin idarî üniteleridir; kabile, dil ve soya dayalı ünitelere müsaade edilemez.

22 — Anayasanın hiçbir hükmü, Kur'an ve Sünnete aykırı olarak tefsir edilemez.

Çarşamba, 25 Mayıs 2011 13:04 tarihinde güncellendi

Sayfa 52 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.