.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

Yahudilerden havaalanında ayin şov

Yahudilerden havaalanında ayin şov

ayin.jpgYer Atatürk Havalimanı... Tel Aviv'e gitmek üzüre bekleyen bir grup yahudi, hep bir ağızdan ayine başlıyor!

Tel Aviv'e gitmek için Dış hatlar Terminali 205 numaralı salonda uçak bekleyen aralarında çocukların da olduğu Yahudiler, boynuz çalarak ayine başladı. Meraklı bakışlar altında süren ayin yaklaşık yarım saat sürdü!

Garip sesle irkilen çevredeki diğer yolcular Yahudilerin toplu halde ayakta sallanıp, koro halinde ses çıkarmalarını şaşırarak izledi.

Bazılarının sol kolları ve başlarına şeritler bağladıkları gözlendi. Uçak manzaralı ayin sırasında bazıları da koltuklarda uyudu. Yaklaşık 30 dakika süren ritüel sırasında, söz konusu yere hiçbir görevlisinin gelmemesi dikkat çekti.

Boynuzun çalınmasıyla sona eren ayin sırasında İsraillilerin birbirlerine şakalar yapması dikkat çekti.
Perşembe, 25 Eylül 2008 06:44 tarihinde güncellendi

Diyalogçuların Hatası !

diyalogcu.jpg“Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez.'  (Mümtehine, 60/8)

Diyalog sevdalıları bu ve benzeri ayeti kerimeler ve hadisi şerifleri delil getirerek, ehli kitabla diyalog hususunda hataya düşmüşlerdir, zira onların ifadesiyle ehli kitabla dostluk iki kısımdır, kabul edilmeyen dostluk ve makbul olan dostluk.

1-kabul edilmeyen dostluk: Ehli kitabla içli dışlı sıkı fıkı dost olup sırları paylaşmak ve onlarla samimi dostluk yapıp yağcılık derecesine ulaşması şeklinde bir dostluk.

2-Kabul edilen dostluk: Onlarla içli dışlı olmayıp tebliğ gayesi ile dyalog kurarak islamı anlatmak için yapılan dostluk. Bu ikinci kısım için delil olarak zikrettiğimiz mümtehine ayeti ve benzerlerini ve ayrıca Efendimiz s.a.v. ve ashabının yakınlarında bulunan ehli kitab mensublarına karşı müsamahakar davranışlarını delil getirmektedirler.

Önce şunu anlamak lazım; islamın hükmüne razı olup içimizde yaşayan bir ehli kitab (gayrı müslim- zimmi) kişi, zimmet aktine yani verdiği söze sadık kaldıkça bizim vatandaşımız hükmünde olup pek çok konuda bizim haklarımız gibisine sahiptir, ona taarruz edilmez malı ve canı islamın garantisi altındadır, ama ahdine vefa ettiği müddetçe; eğer ahdi bozarsa, veya izinsiz küfür memleketine giderse kaçarsa, veya dinimizin temellerinden bir konuyu açıkça tenkit ederek red ve alay ederse o zaman ölümü hak eder, nalaşması biter. Bu hükümler fıkıh kitablarımızda teferruatıyla zikredilir. Bu durum taa İsa aleyhisselam gelene kadar onlara verilen bir fırsattır yani içimizde veya bizim idaremiz altında vergi -cizye- vererek yaşasınlar bizim güzel ahlakımızı medeniyyetimizi görüp belki islam olurlar diyerek onlara bir fırsat daha verilir. Ama isa laeyhisselasm gelince haçı kıracak, hınzırları öldürecek ve cizyeyi kadıracak yani ya islam veya ölüm ikisinden birini tercih edecekler, artık vergi verip kafir olarak yaşamalarına izin verilmeyecek.

İslamın ehli kitaba tanıdığı insdanlık haklarını, onlara verilen bir üstünlük ve şeref zannetmeyelim, sadece islama girmeleri için bir imkandır ve ahırette bilmedik haberimiz yoktu gibi bahaneleri kalmaması içindir. 

Zira asrı saadetten beri bu zamana ladar devam eden cihadın ekserisi hıristiyanlarla olmuş ve olmaktadır, zira -cihad kıyamete kadar devam edecektir- hadisi şerifi bunu bildirmektedir. Siz cihadı yok ederseniz, hangi islamı hakim edeceksiniz? 

Diyalogçuların öne sürdüğü kabul edilen dostluk kısmının en az zararını İmamı Rabbani k.s. Hazretleri açıklamaktadır  ki, -Ehli küfürlwe dostluğun en az zararı, islamin hükümlerini yaşamakta gevşeklik ve haya meydana gelmesidir, bu zarar da az değildir- Yani kişi kafirlerle ilişkileri çoğaltırsa mecburen islam ve müslümanlarla ilişkilerini azaltacak ve hatta dini hükümlerini yaşayamaz hale gelecektir. Nitekim bazı müesseselerde bulunanlara namazı göz ucuyla kıl veya evde hapsini kılarsın demek, orucun bu gün tutmazsın demek gibi.  İşte büyüu imamın ifadesi nekadarda isabetl; zaten İmamı Rabbani k.s. 2. bin yılın müceddidi olan büyük bir müçtehittir. Yani kıyamete kadar gelecek olan dönemde islamın ihyası feyiz ve marifetler onun vasıtasıyla ümmete akıtılır demektir. Yoksa sahte mücedditler ve üstadların lafına sözlerine asla bakılmaz, itibar edilmez, zaten bu zamandakilerin sözlerinin ekserisi de o mübarek zatın sözlerinden ve kitablarından çalma çırpmadır.

Netice olarak Mahmud Efendi Hazretlerinin k.s. buyurduğu gibi -üzerinizde kafirlere zerre kadar benzeyen bir şey bulunmasın- ikazını dikkate alarak asla hiç bir kafirin kıyafetine hal ve hareketlerine söz ve kelimelerine benzememeye dikkat etmeli, mümkün oldukça onlarla birarada olmamaya özen göstermeliyiz, zira onlar duaya başlayınca batıl ilahlarına yönelirler ki o anda üzerinize lanet iner. Zaten fatihayı okuyan ve ona inana bir müslüman asla ehli kitaba meyletmez ve onlardan uzak olmak için son derece gayret eder. -Kendilerine in'am ettiğin -ihsan ettiğin- kimselerin yoluna -bizi ulaştır- gazab ettiklerinini -yahudilerin- ve sapıtmışların -hıristiyanların- yoluna değil.  

Bu mubarek sureyi günde en az kırk defa okuyan bir müslüman, sürekli olarak bütün kafirlerden uzak kalmayı isterken, nasıl olur da onlarla diyalog etmek için dostluk kurar beraber olmaya çalışır veya onların arasında ülkelerinde yaşar? Bu iş tercih meselesidir, iman meselesidir, kalb meselesidir. Kalb eşine meyleder, sevdiğine yakın olur. İslam aleminde bu kadar alim ve siyaset ehli olduğu halde onlarla diyalog yapılmayıp islama saldrımayı sinsi şekilde planlı olarak yürüten bir çete -papazlar- mensunblarıyla dostluk kurulur? Akıl almıyor. Fetih suresinin son ayetinde -Muhammed ile berabere olanlar, kafirlere karşı sıon derece şiddetli, mü'minlere karşı sonderece merhametlidirler- buyruluyor. Allahu teala bu ahlakı nasib etsin. 

Birde şunu hatırlatalım, tevil ehli ayeti kerimeleri ve hadisi şerifleri kendi indi mülahaxalarına göre yorumladığı için sen ne dersen de, onlar illa kendilerine göre bir yol çizerler, işte mutezile işte şia işte kaderiyye ve hariciler, hepsinin elinde ayet ve hadislerden deliller var, delille kaymışlar. Ama söz dinleyen ehli sünnettir, onlar Efndimiz s.a.v. ve ashabının anladığı ve yaptığı gibi yapan seçilmiş kimselerdir. Öyleki Efendimiz s.a. kendi huzuruna gelip soru soran ehli kitabı müsamaha ile dinledi ve cevaplarını verdiği halde asla kabul etmediler, sonunda onları mubahaleye -lanetleşmeye- davet etti. Gelmediler. Bir rtahmet peygamberihiç lanet etmezken sonunda lanetleşmeye davet ediyor niçin? Zira ehli kitab haddi aştı, mucize ve delilleri gördüğü halde inkarda devam ettiler ve mücadeleye kalkıştılar, o zaman mücadeleye gerek yok, gelin kim haklı ise karşılıklı üzerimize kanet okuyalım, haksız olan kahrolsun. Hiçbiri gelmedi, şayet gelseydiler bir tane hıristiyan kalmayacaktı. O yüzden mühürlenmiş adamlarla uğraşmaktansa gafil müslümanları uyandırıp ilim amel ihlas kazandırmaya bakalım, boş işleri bırakalım. İstanbul tekbirlerle fethedildiği zaman hangi tarafta olacağız onu düşünelim, işgale yardımcı olmayalım, fethe hazırlanalım.

Sitemizde bulunan sayfalarda bu zaman ve eski hıristiyanların yaptığı zulümleri yeri gelmişken yayınlıyoruz, ibretle bakarsak bunların ekserisinin -çok azı müstesna- islama düşman olduğunu anlarız. en son yayınladığımız müslüman cesedinden kilise resimleri onların zulmünün belgesidir, laflarına bakılmaz. O cesetleri sahiplerine iade edip özür dilemedikçe asla hiç bir hıristiyanla görüşecek bir şeyimiz yoktur.  Ermenilerin 15 bin askerimizin gözünü kör etmesi vesikası da yayınlandı. ABD de bir kadın öğretmenin tahtaya islamın teröre eşit olduğunu yazdığı fotoğraf galerimizdevar. Başkabir öğretmenleri terröden korunmayı anlatırken tatbik edeceği hususu müslüman öğrenci üzerinde göstererek çocuğu terörist göstermiş. Bilgisayar oyunu olarak yaptıkları müslüman öldür puan kazan, sonunda peygamberimizi ve Allahu tealayı öldirmeyi hedefleyen bu zihniyetin en aşağısı da en yukarısı da asla dost edilemeyecek dercede bize düşmandır, aldanmayın hepsi bir millettir. Zaten Efendimiz s.a.v - ehli kitaba tabi olmayın-buyurmakla hepsini aynı kefeye koymuştur, diyalogçuların iki kısma ayırmasının bir manası yoktur.  Eğer onlarda bir hayır olsa bunu bize beyan ederlerdi. Onlara iyilik yapmak, onların islama kazanılması umulduğu yerdedir, yoksa senini din kardeşinin ihtiyacı varken kalkıp gavura destek olmak islamı yıkmak demektir.

İlk zikrettiğimiz mümtehine ayetinin -onlara iyilik yapmaktan men edilmememiz- şeklindeki ifadesi, onlardan yakın akrabanız veya elinizin altında olanlar sizin hükmünüzde olanlar veya islama ısınması beklenenler şeklinde manalandırılmıştır. Bu gibi iyilikler men edilmemişse de, emredilmiş te değildir. 

 

 

Perşembe, 25 Eylül 2008 06:46 tarihinde güncellendi

Ermeni, Ermenidir, Değişemez!

cezmi_yurtsev.jpgErmeniler 15 bin esiri kör etti

İngilizlere esir düşen 150 bin Türk askerinden 15 bininin, Ermeni doktorlarca "fenni temizlik" bahanesiyle "cerasol" katkılı su tanklarında zorla banyo yaptırılarak gözlerinin kör edildiği ortaya çıktı.

Osmanlı'nın son dönemlerinde Arabistan cephesinde İngilizlere esir düşen 150 bin Türk askerinden 15 bininin, Mısır'da kurulan esir kamplarında, Ermeni doktorlarca "fenni temizlik" bahanesiyle "cerasol" katkılı su tanklarında zorla banyo yaptırılarak gözlerinin kör edildiği ortaya çıktı.

Tarihçi Cezmi Yurtsever, "Toroslar'da Görüşürüz" isimli kitabını hazırlarken, Adana'nın Karaisalı ilçesinin tarihini araştırdığı esnada 1917 yılında Osmanlı ordusunda teğmen olarak görev yapan Hasan isimli teğmenin "Kara Bomba" müfrezesini kurarak Toros geçitlerinde düşman güçleri ile ölümüne mücadele ettiğini öğrendiğini ifade ederek, "Teğmen Hasan, savaş ortamında, Arabistan çöllerinde ve Filistin cephesinde iken giydiği başörtüsünü hiç çıkarmamıştı. Ve de omzunda kurşun yarası vardı. Arkadaşlarının da hemen hepsinin vücutları kurşun ve bomba izleri ile delik deşikti. Hasan ve arkadaşlarının Filistin'den Çukurova'ya, Karaisalı dağlarına uzanan kahramanlık destanlarını konu edinen 'Toroslar'da Görüşürüz" isimli kitabı gözyaşları dökerek yazdım" dedi.

Teğmen Hasan'ın yaşadıklarının izini sürdüğünde korkunç gerçeklerle karşılaştığını belirten Yurtsever, şöyle devam etti:

"1917 yılı Kasım ayı başlarında Osmanlı ordusunun Gazze-Birüssebi Savaşı'nda savunma hatları harita ve fotoğraflarının casuslar tarafından düşman tarafına verilmesi sonucu ağır bir yenilgi alındı. 13 bin Türk askeri hayatını kaybetti. 12 bin civarında da esir vardı. Osmanlı ordusundan yenilgiler ve bozgun sonrasında Arabistan cephesinde 150 bin asker İngilizlere esir düşmüştü. Ve Türk askerleri için Mısır'da esir kampları kuruldu.

Geçtiğimiz günlerde Türk Tarih Kurumu arşivinde bulunan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) 27 Mayıs 1921 tarihli oturum zabıtları belgelerini okudum. Edirne mebusları Faik ve Şeref beylerin Atatürk'e sundukları 'görüşme konusu' (takrir) belgesinde, (Mısır'da sonuçlandırılan İngilizlerin 'fenni temizlik' bahanesiyle miktarından fazla 'cerasol' banyosuna sokarak gözlerini kör ettikleri 15 bin evladı kobay olarak kullandıkları bu cinayetin mutemet failleri olan İngiliz tabipleriyle garnizon kumandan ve zabitlerinin de cezalandırılmasını isteriz" sözleri yazılıydı.

İnsanlık tarihinde bir eşi duyulmamış böyle bir olay, 15 bin Türk askerinin 'cerasol' katkılı banyolarda gözleri kör edilerek en hayati fonksiyonlarını kaybetmeleri 'savaş suçu' olduğu kadar insanlık onurunu ayaklar altına alan vahşi bir uygulamaydı.

Konuyu gündeme getiren milletvekilleri olay öncesi işgal İstanbul'unda cadde ve sokaklarda birbirine tutunarak yürümeye çalışan çok sayıda esir kamplarından gelme askerin perişan halini görmüşlerdi. Aynı manzara Anadolu'nun her yerinde de yaşanıyordu."

"VAHŞET ERMENİ DOKTORLARA AİT"

Yurtsever, olayın farklı boyutlarını Avustralya ve İngiltere savaş arşivlerinden de araştırdığını ifade ederek, "Arşivde, 'JO1208' kod numaralı Türk askerlerinin Mısır'da kırbaçlı kasketli düşman görevliler karşısında çırılçıplak bir halde 'cerasol' karıştırılmış su tanklarında zorla banyo yaptırılma fotoğrafına ulaştım. İngiltere arşivlerinde bulunan Mısır'daki esir Türk askerleri tutanak ve belgelerinde Heliopolis esir kampının sorumluları Arsen Kohoren ve Leon Samuel adındaki doktorlardı. Sidi Beşir kampından sorumlu doktor da Osmanlı ordusunda görevli iken bir şekilde düşman safına geçen Halepli ve Ermeni asıllı bir doktordu. Ve bütün bilgiler, dünya tarihinde eşi görülmemiş 'cerasol' katkılı su tanklarında zorla banyo yaptırarak, kitle halinde askerlerin gözlerini kör etme olayında savaş suçu sorumlularının Ermeni asıllı doktorlar olduğunu gösteriyor. Bir şekilde Mondros Anlaşması'na göre Osmanlı ve karşı taraf arasında esirlerin serbest bırakılması maddesi yer alıyordu. Ancak Osmanlı askerlerinin Anadolu'daki Milli Mücadele'de dirençlerini yok etmek için savaş hukuku çiğnenerek kitle halinde Türk askerlerin gözleri kör edildi" ifadelerini kullandı.

Bağımsız tarihçilerin yapacakları araştırmalar ve bulunacak belgeler ışığında Mısır'daki esir kamplarında yaşanan savaş suçundan dolayı İngiltere ve Avustralya'nın özür dilemesi gerektiğini vurgulayan Yurtsever, TBMM'nin, bu konuyu dünya gündemine getirmesi gerektiğini kaydetti.

yenişafak

Perşembe, 25 Eylül 2008 06:52 tarihinde güncellendi

ÖNDER - Diyaloga Gönder!

nder.jpgÖNDER'den tepkisizlik açıklaması!

ÖNDER Genel Müdürü Sabri Otağ Haber5.com'a yaptığı açıklamada, İmam hatip liselerindeki Papaz hoca skandalının o kadar da önemli bir mevzuu olmadığını açıkladı.

ÖNDER Genel Müdürü Sabri Otağ Haber5.com'a yaptığı açıklamada, İmam hatip liselerindeki Papaz hoca skandalının o kadar da önemli bir mevzuu olmadığını açıkladı.

 

MEB Dinler Arası Diyalog söyleminin bir adım daha da önüne geçip, İmam Hatip'lerde 'Dinler Tarihi' dersine Hıristiyan Rahip ve Hahamların davet edilmesini ve gençlere ders verdirilmesini istemişti.

Konu ile ilgili olarak haber5.com'a açıklamalarda bulunan İmam Hatip Liseleri Mezunları ve Mensupları Derneği (ÖNDER) Genel Müdürü Sabri Otağ, Türkiye'de 476 tane İmam hatip Lisesi olduğunu hatırlatarak; "Bu kadar çok İmam Hatip Lisesi'nin bulunduğu bir ülkede her okula Papaz ve Haham yetiştirilemeyeceğini kaydetti.

Bunun bir kazanç olabileceğinide kaydeden Otağ, 'Biz hak dinin mensuplarıyız, Papazlar ve hahamlar İmam Hatip Lisesi öğrencilerini etkileyemezler, fakat bu karar bizlerinde onların okullarına imam ve vaiz gönderebilmesini sağlayacaktır, bunu bir avantaj olarak değerlendirmemiz gerekmektedir.' dedi.

Geçtiğimiz aylarda YÖK Başkanının İmam Hatiplere Zıkkım demesine de en geç tepkiyi veren ÖNDER'in bu tavrını da açıklayan Otağ,  Her şey için meydanlara dökülmenin ise anlamsız olduğunu vurguladı.
Perşembe, 25 Eylül 2008 07:02 tarihinde güncellendi

Sayfa 318 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.