.

.

Namaz

E-posta Yazdır PDF

NAMAZ VAKİTLERİ

Beş namazın vaktini cem eden delil, Müslim’in 614 no. da rivayet ettiği hadisi şeriftir.

Ebu Musa el Eş’ari r.a., Nebi sallallahu aleyhi ve selemden şöyle rivayet etti:

"Namaz vakitlerinden soran biri geldi, ona bir şey söylemedi (cevab vermedi). Başka bir rivayette “Bizimle birlikte namaza hazır ol” dedi.

Ravi derki: Sabah namazı hazır oldu, öyleki sabah açıldı ve insanlar nerdeyse birbirlerini (aydınlık sebebiyle) tanıyacak oldular.

Sonra güneş zail olunca (tepeden inmeye başlayınca) öğleni kılmakla emretti. Soran kişi şöyle demekteydi: Muhakkak gündüz yarısı oldu.

Sonra ikindiyi kılmakla emretti, halbuki güneş yüksekte idi (henüz iyice aşağı inmemişti), güneş batınca akşamı kılmakla emretti. Şafak kaybolunca yatsıyı kılmakla emretti.

Sora ertesi gün sabah namazını erteledi, taki sabahı kılıp bitirdi. Soran şöyle demekteydi: Nerdeyse güneş doğmaktaydı.

Öğleni erteledi de dünkü ikindiye yakın vakitte kıldı. Sonra ikindiyi erteledi de onu bitirdi. Soran şöyle diyordu: muhakkak güneş kızardı.

Sonra akşamı erteledi nerdeyse şafak düşecekti (ortalık iyice kararacaktı)

Sora yatsıyı erteledi, taki gecenin ilk üçte biri oluncaya kadar. Sonra ertesi sabah olunca soranı çağırdı ve dedi: Vakitler, şunların arasındakilerdir."

Bu açıklamada iki gün kılınan namazların vakitleri net olarak beyan edilmiştir.

Müslim, Nebi sallallahu aleyhi ve selemin şöyle buyurduğunu rivayet etti:

“Öğlenin vakti, güneş zail olduğu anda başalar, -kişinin gölgesi, kendi uzunluğu kadar olunca- ikindi vakti hazır olmadıkça ya kadar.”

Tirmizi Namazların vakitleri babı: 113/149

İbni Abbas r.anhuma Nebi sallallahu aleyhi ve selem den şöyle buyurduğunu rivayet etti:

“Cibril a.s. bana Beytin (Kabe’nin) yanında iki kere imam oldu. Bunlardan ilkinde bana öğleni kıldırdı, bu an fey’i zevalin, şirak (takunya kayışı) kadar olduğu andır. (Yani, hafifçe kavis çizip inmeye başlaması anı).

Sonra ikindiyi, her şeyin gölgesi misli kadar olduğu anda kıldırdı. Sonra akşamı, oruçlunun iftar ettiği güneşin battığı anda kıldırdı. Sonra yatsıyı şafak kaybolunca kıldırdı.

Sonra (ertesi gün) sabahı, oruçlunun yemesinin haram olduğu ilk şafak vaktinde kıldırdı.

İkinci defasında öğleni, dünkü ikindi vaktine yakın, yani her şeyin gölgesinin bir misli olduğu anda kıldırdı. Sonra ikindiyi herşeytin gölgesinin iki misli olduğunda kıldırdı. Sonra akşamı ilk vaktinde (güneş batınca) kıldırdı. Sonra yatsıyı gecenin üçte biri geçince kıldırdı, sonra sabahı yeryüzü aydınlanınca kıldırdı.

Sonra Cibril bana dönerek: Ya Muhammed! Şunlar senden evvelki Nebilerin namaz vakitleridir. Vakitler, ikisinin arasındaki vakitlerdir.”

Bu vakitlerin evvelkileri Şafiilerin tercihi oluyor, sona doğru olanları da Hanefi mezhebinin tercihi oluyor. Bütün mezhebler beş vaktin ayrı ayrı olduğunda ittifaklıdır. Bazı mezheblerde sefer veya şiddetli zaruret anında öğlen ikindi ile, akşam yatsı ile birleştiriliyor. Bu durum Hanefi mezhebinde yoktur, caiz olmaz.

Cumartesi, 19 Mart 2011 09:25 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

MİSVAK

misvak.jpgMİSVAĞIN FAİDELERİ

Misvağın faidelerini, Arif-ibillah Şeyh Ahmed Zahid telif edip “Tuhfetus selak  fi Fazaili Misvak”  diye isimlendirdiği eserinde beyan etmiştir.

Hadisi şerifte: “Misvağa yapışın (kullanın), ondan gafil olmayın ve ona devam edin. Zira onda (misvakta) Rahman Teala’nın rızası vardır ve (misvak, kendisini kullananın) namazını doksan dokuz veya dört yüz kata kadar artırır” buyuruldu. (Tahtavi Haşiyesi)  

Kendisine devam edeni, genişliğe ve zenginliğe varis kılar. Ayrıca rızkın kazanılmasını kolaylaştırır. Ağız kokusunu hoş eder ve diş etlerini kuvvetlen-dirir. Baş ağrısını sakinleştirir ve başın damarlarını rahatlatır. Balgamı giderir.

Dişleri kuvvetlendirir. Göz görmesine nur, mideye sıhhat verir. Bedeni kuvvetlendirir. Kişinin fesahatı (güzel konuşması) nı, hıfzı (ezberleme kuvvetini) ve aklını ziyadeleştirir. Kalbi temizler. Kişinin hayır ve hasenat yapmasını artırır. (Misvak kullanan kişi) melekleri ferahlandırır ve melekler, yüzünün nurundan dolayı onunla musafaha eder. Namaza çıktığı vakitte onu uğurlarlar. Arşı yüklenen melekler, misvak kullanan kişi için mescidden çıktığı vakitte istiğfar ederler. Ayrıca nebiler ve resullerde onun için istiğfar ederler.

Misvak, şeytanı öfkelendirir (kahreder) ve onu kovar. Zihni safileştirir ve yemeğin hazmını kolaylaştırır. Nesli çoğaltır. (kendisini kullananı) sırat köprüsünden yıldırım gibi geçirtir. Saçların ağarmasını geciktirir. (Ahıret gününde) kitabın sağ tarafından verilmesini sağlar. Kişinin bedenini Allah'u Teâla (Azze ve celle) nin ibadeti üzerine kuvvetlendirir. Vucuddan harareti giderir. Ağrıyı giderir, sırtı kuvvetlendirir. (Ölüm anında) Kelime-i Şehadet getirmesini kolaylaştırır.

Dişleri beyazlatır, ağız kokusunu hoş eder ve boğazı temizler. Lisanı parlatır (veya güzelleştirir) Anlayışı zeki olur, rutubeti keser, kişiyi keskin görüşlü yapar. Yapılan iyiliklerdeki ecri artırır.

Malının ve evlatlarının bereketini çoğaltır. Kaza-i haceti kolaylaştırır. Kabirde ona genişlik verir. Ayrıca yine kabirde onunla dost olur. Ahıret günün de misvak kullanmayanların adedince ecir yazılır.

Misvak kullanan kişiye, cennetin kapıları açılır ve melekler “Şu, peygam berlere tabi olucudur. Her gün onların hidayetine yapışır ve izlerini izler” diye nida ederler ve cehennem kapıları ona kapatılır. Dünyadan ancak temiz ve temizlenmiş olarak çıkar. Ölüm meleği Azrail (Aleyhisselam) ona, ruhunu alacağı vakitte ancak velilere geldiği gibi gelir. Bazı ibarelerde Nebilere geldi ği gibi denilmiştir. Dünyadan, Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) in havzundan şerbet içirilmedikçe çıkmaz ki bu, mühürlenmiş bir içecektir.

Zikredilenlere göre, misvak ağzı temizleyici ve Rabb’in razı olduğu şeydir. Ufak bahanelerle terk etmemek gerekir.

Misvağın kullanılması Hanefi Mezhebinde abdestte ağız yıkanırkendir. Namaza kalkarken kullanılırsa dişleri kanatıp abdesti giderebilir.

Misvağın kullanılma şekli: Misvak sağ elle tutulur, baş parmak uç tarafından alt kısma serçe parmağı son tarafa ve yine alt kısma yaslanır, diğer parmaklar üst tarafta kalır. Kürek sapı gibi tutmaz, zira bu basur hastalığına sebeb olur. Sonra ağza su alır ve misvağı üst dişlerin sağ tarafından sürtüp sola doğru gider, aynı şekilde geri gelir ve alt dişlerin sağ tarafından sürtüp sol tarafına gider ve ordan aynı şekilde geri gelir. Bu bir defa sayılır. Sonra ağza tekrar su alır ve aynı şekilde yapar, sonra üçüncü defa aynı şekilde yapar. Abdestten sonra misvağı kurular ve fırça kısmını aşağı doğru çevirir.

Pazartesi, 04 Ocak 2010 13:35 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

BAŞÖRTÜSÜ ÜZERİNE MESH

legen-ibrik.jpgSARIK-BAŞÖRTÜSÜ-ELDİVEN ÜZERİNE MESH EDİLİR Mİ?

M.İslamoğlu ve benzerlerine reddiyedir. Aslında bu gibi cahilleri kaale almak doğru değildir, fakat ilmi olmayan kardeşlerimizi uyarmak vazifemizdir. Bu bakımdan birkaç delili zikredeceğiz:

Kanuni döneminden sonra Osmanlı zamanında el kitabı olan ve fetva için en çok müracaat edilen Mülteka da ibare şöyledir:

“Sarık üzerine, takke, baş örtüsü ve eldivenler üzerine mesh caiz olmaz.”

 

Şimdi konu ile ilgili bazı delilleri zikredelim de, şaşkınların cehaletine aldanmayın:

الاختيار لتعليل المختار - (1 / 2)

 ولا يجوز المسح على العمامة والقلنسوة والبرقع والقفازين

“Sarık üzerine, takke, baş-yüz örtüsü ve eldivenler üzerine mesh caiz olmaz.”

                                                                                                                      (İhtiyar: 1 / 2)

Bu ibareler hanefi mezhebinin en makbul eserlerinin ibaresinin aynısıdır. Bunlarda ihtilaf olmamıştır.

البحر الرائق - (1 / 193)

 عن جَابِرِ بن عبد اللَّهِ أَنَّهُ سُئِلَ عن الْمَسْحِ على الْعِمَامَةِ فقال لاَ حَتَّى يَمَسَّ الشَّعْرَ الْمَاءُ

Cabir ibni Abdillah’tan r.a. sarık üzerine mesh hakkında soruldu, şöyle dedi: Hayır, taki su saçlara dokunana kadar.  (Bahrur-Raik 1/193)

  Başın meshinde asıl önemli husus, suyun başa dokunmasıdır, buna mani bir şey olursa mesh olmamıştır.

الجوهرة النيرة - (1 / 108)

وَلَا يَجُوزُ الْمَسْحُ عَلَى الْعِمَامَةِ وَالْقَلَنْسُوَةِ وَالْبُرْقُعِ وَالْقُفَّازَيْنِ ) لِأَنَّهُ لَا حَرَجَ فِي نَزْعِ هَذِهِ الْأَشْيَاءِ وَالرُّخْصَةُ إنَّمَا هِيَ لِرَفْعِ الْحَرَجِ

“Sarık üzerine, takke, baş-yüz örtüsü ve eldivenler üzerine mesh caiz olmaz.” 

Zira şu şeyleri çıkartmada bir zorluk yoktur.  Meshe verilen ruhsat/müsaade, ancak  zorluğu kaldırmak içindir. (Cevheretün- Niyre: 1/108- Hidaye şerhi İnaye: 1/251))

Zorluk olan yerlerde dinimiz bir takım uhsatlar vermiştir. Bunlaın müsaade edildiği yerleri iyi incelemişler ve sınılanacağı yerleri de beyan etmişlerdir. Bir sonraki rivayeti zikredersek, bu sınırlamayı anlarız.

فقه العبادات - حنفي - (1 / 45)

 ملاحظة : لا يجوز المسح على العمامة والقلنسوة والقفازين قياسا على الخفين لأن المسح على الخفين ثبت على خلاف القياس وما ثبت على خلاف القياس فغيره عليه لا يقاس

Mülahaza: Mestler üzerine meshe kıyaslayarak sarık, takke ve eldivenler üzerine mesh etmek caiz değildir, zira mestler üzerine mesh etmek, kıyasın hılafına olarak (sünnetle) sabit oldu. “Kıyasın hılafına sabit olan şey (olursa), başkası onun üzerine kıyas edilmez.”

                                                                                           (İbadetler fıkhı-Hanefi:1/45)

Burda zikredildiği gibi ruhsat verilen ayaklardaki mestler üzerine mesh etme hükmü, hadisi şerifle (sünnetle) sabit olmuştur. O hali başka bir yere kıyas edemiyoruz, zira diğer yerleri incelersek, mutlaka bir kolaylık buluruz. Mesela ayaklardan başka bir azaya mest yapılsa ve onların üzerine mesh edilmek istense bu caiz olmaz, zira diğer azalarda yıkama işi kolaydır. Azaların hasta olması veya kırık olması durumunda ise, sargı veya alçı kullanılır ve onun üzerinden ıslak elle mesh edilir. Bu gibi yerlerde sargının kullanılması da şer’i izinledir.

العناية شرح الهداية - (1 / 253)

قَالَ مُحَمَّدٌ : أَخْبَرَنَا مَالِكٌ ، قَالَ حَدَّثَنَا نَافِعٌ ، قَالَ رَأَيْت صَفِيَّةَ بِنْتَ أَبِي عُبَيْدٍ تَتَوَضَّأُ وَتَنْزِعُ خِمَارَهَا ثُمَّ تَمْسَحُ بِرَأْسِهَا ، قَالَ نَافِعٌ : وَأَنَا يَوْمَئِذٍ صَغِيرٌ ، قَالَ مُحَمَّدٌ : بِهَذَا نَأْخُذُ لَا نَمْسَحُ عَلَى خِمَارٍ وَلَا عَلَى عِمَامَةٍ ،

İmamı Muhammed de rki: Malik bize haber verdi, Nafi’ bize söyledi ve dedi: Ebu Ubeyd kızı Safiyye’yi gördüm abdest alıyordu, başörtüsünü çıkarttı, sonra başına mesh etti. Nafi’ dediki: Ben o gün küçüktüm. İmamı Muhammed derki: Başörtüsü ve sarık üzerine mesh edilmemesi hükmünü alırız.  (İnaye: 1/253)

Bu rivayette de açıkca Safiyye r.anhanın fiili görülmüş ve nakledilmiştir. Bir sonraki riva-yeti de incelersek artık mesele tamamen anlaşılmış olur.

بدائع الصنائع - (1 / 5)

 وَلَا يَجُوزُ الْمَسْحُ على الْعِمَامَةِ وَالْقَلَنْسُوَةِ لِأَنَّهُمَا يَمْنَعَانِ إصَابَةَ الْمَاءِ الشَّعْرَ وَلَا يَجُوزُ مَسْحُ الْمَرْأَةِ على خِمَارِهَا لِمَا رُوِيَ عن عَائِشَةَ رضي اللَّهُ عنها أنها أَدْخَلَتْ يَدَهَا تَحْتَ الْخِمَارِ وَمَسَحَتْ بِرَأْسِهَا وَقَالَتْ بهذا أَمَرَنِي رسول اللَّهِ إلَّا إذَا كان الْخِمَارُ رَقِيقًا يُنْفِذُ الْمَاءَ إلَى شَعْرِهَا فَيَجُوزُ لِوُجُودِ الْإِصَابَةِ

Sarık ve takke üzerine mesh etmek caiz değildir, zira bu ikisi suyun saça ulaşmasına manidirler. Kadının başörtüsü üzerine mesh etmesi de caiz değildir, zira Aişe r.anha’dan şöyle rivayet edildi: “kendisi elini başörtüsünün altına soktu ve başını mesh etti ve şöyle dedi: Resulullah s.a.v bana, bununla emretti.”

Ancak, başörtüsü ince olup suyu saçına ulaştırırsa bu durumda mesh caiz olur, zira suyun isabeti mevcut olmuştur. (Bedaiyi Senai: 1/5)

Aişe r.anha validemizin bu fiili de fıkhın tesisinde en önemli rivayettir.  Artık hanımlar başörtüsünün alından mesh edeceklerdir.

Başın açılıp açılmamasına gelince, kadınların abdest aldığı ve hacetini gördüğü wc veya lavaboların mutlaka erkeklerden ayrı bir yerde olması gerekir. Bu husus zaten teset-türün bir gereğidir. Tesettüre riayet etmeyen bir kadının kalkıpta abdestte mesh meselesini sorun yapması fuzuli sofoluk gibi bir şeydir. Önce kadın kadınlığını bilsin de erkeklerden sakınsın, sonra abdesti ve namazı tamam olur..

Bazı iş yerlerinde erkekler, kadınlar ile aynı helayı ve lavaboyu kullanıyormuş, ne büyük felaket. Düşünsenize sizin mahreminiz olan bir hanımın helada iken kapısında bir erkek bekliyor. Onları bu hale sokan şu düzenbazlar ve onlara fetva vermek için kıvranan modern ilahiyyatçılar ve reformcular, ne büyük bir rezillik ve dinsizlik işine kalkmışlar anlayın artık….

 

Çarşamba, 21 Ekim 2009 04:52 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

NAMAZDA YÜZÜNDEN KUR-AN OKUMAK

namaz01.jpgKUR’ANI YÜZÜNDEN OKUMAK NAMAZI BOZAR MI?

 

Hanefi mezhebinde İmamı A’zam r.a. ‘e göre namazı bozulur.

Bahrurraik isimil kitabta şu açıklamalar var:

Mushaf’tan okuması, Ebu Hanife’ye göre namazı bozar. İki yönden izahı vardır.

Birisi: Mushafı taşımak, ona bakmak, sayfalarını açıp kapamak ameli kesirdir.

İkincisi: Mushaftan bir şey alıp öğrenmiştir. Başka birinden öğrenmiş gibi olur.

Bu ikinci görüşüne göre, bir yere konmuş vey elinde taşımış olmasında fark yoktur.

Musannif kafi isimli kitabında bunu tashih etti,her halde namazı bozulur dedi. Serahsi’nin tashihine tabi olarak.

Ebu hanife’nin bir başka delili: Ebi Davud’un, ibni Abbas’tan tahriç ettiği hadisi şeriftir. Şöyle demiştir: “Emiru-l Mü’minin, insanlara mushaftan okuyarak imamlık yapmaktan bizi men etti.”  Bu nehyi, fesadı gerektirir.

Duvarda mihrabta yazılı olanı okumasıyla da namazı bozulur. Az veya çok olması eşittir.

İmameyne göre namaz bozulmaz fakat mekruhtur. Ancak mezhebin fetvası İmamı A’zam’ın sözüdür. (Namazı bozulur.)

 

البحر الرائق - (2 / 11  قَوْلُهُ ( وَقِرَاءَتُهُ من مُصْحَفٍ ) أَيْ يُفْسِدُهَا عِنْدَ أبي حَنِيفَةَ

 

 وَلِأَبِي حَنِيفَةَ وَجْهَانِ أَحَدُهُمَا أَنَّ حَمْلَ الْمُصْحَفِ وَالنَّظَرَ فيه وَتَقْلِيبَ الْأَوْرَاقِ عَمَلٌ كَثِيرٌ

 

 الثَّانِي أَنَّهُ تَلَقَّنَ من الْمُصْحَفِ فَصَارَ كما إذَا تَلَقَّنَ من غَيْرِهِ

 

 وَعَلَى هذا الثَّانِي لَا فَرْقَ بين الْمَوْضُوعِ وَالْمَحْمُولِ عِنْدَهُ وَعَلَى الْأَوَّلِ يَفْتَرِقَانِ

 

 وَصَحَّحَ الْمُصَنِّفُ في الْكَافِي الثَّانِيَ وقال إنَّهَا تَفْسُدُ بِكُلِّ حَالٍ تَبَعًا لِمَا صَحَّحَهُ شَمْسُ الْأَئِمَّةِ السَّرَخْسِيُّ

 

 وَرُبَّمَا يُسْتَدَلُّ لِأَبِي حَنِيفَةَ كما ذَكَرَهُ الْعَلَّامَةُ الْحَلَبِيُّ بِمَا أَخْرَجَهُ ابن أبي دَاوُد عن ابْنِ عَبَّاسٍ قال نَهَانَا أَمِيرُ

 

 الْمُؤْمِنِينَ أَنْ نَؤُمَّ الناس في الْمُصْحَفِ فإن الْأَصْلَ كَوْنُ النَّهْيِ يَقْتَضِي الْفَسَادَ

 

وَأَرَادَ بِالْمُصْحَفِ الْمَكْتُوبَ فيه شَيْءٌ من الْقُرْآنِ فإن الصَّحِيحَ أَنَّهُ لو قَرَأَ من الْمِحْرَابِ فَسَدَتْ كما هو

 

مُقْتَضَى الْوَجْهِ الثَّانِي كما صَرَّحُوا بِهِ  وَأَطْلَقَهُ فَشَمِلَ الْقَلِيلَ وَالْكَثِيرَ

 

 

 

Pazar, 31 Mayıs 2009 10:19 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

İLK EZAN - BİLALİ HABEŞİ R.A.

eski_cami_i--2.jpgMüezzinlerin piri

Ezan İslam'ın şiarlarından, sembollerinden biridir. Okunduğu bölgede Müslümanların varlığının bir işaretidir. Ve tevhidin, imanın, Allah'ın büyüklüğünün, Hz. Muhammed'in Resul oluşunun bir haykırışıdır. İşte bu haykırışı ilk yapan Bilal-i Habeş'idir.

Ezandan önce Müslümanlara namaz vaktinin gelişi; "es-Salah, es-Salah, Haydi namaza..." nidasıyla duyurulurdu. Ama aslında tam olarak duyurulamıyordu. Efendimiz (sav) ashabıyla istişare eder. Bazıları 'çan çalalım' der. 'Hıristiyan âdetidir' diye kabul edilmez.

Teklifler ve reddedilişler peş peşe gelir: -Boru çalalım, -Yahudi âdetidir. -Ateş yakalım, -Mecusi âdetidir. -Namaz vakti yüksekçe bir yere bayrak asalım, -Bu da hoş değil, üstelik gece görülmez.

Bir karara varılamadan Müslümanlar dağılır. Sabah namazı vakti Ensar'dan Abdullah bin Zeyd gördüğü bir rüyayı Resulullah'a anlatır. Efendimiz (sav): "İnşallah hak rüyadır, diyerek rüyadan duyduğu memnuniyeti dile getirir ve bu aşamada vahyin de talimatıyla emrini verir: "Abdullah Bilal'le birlikte kalk, sen gördüklerini Bilal'e söyle, Bilal ezan okusun. Çünkü O'nun sesi senden daha yüksektir. (Ebu Davud)

Ve o ilk ezandan sonra Resulullah vefat edinceye kadar hep Efendimizin (sav) müezzinidir.

Bilal-i Habeşi bir sabah vakti yine namaz vaktinin geldiğini Peygamber Efendimize bildirmek için evinin önüne gitmiş ve: "es-Salah..." diye seslenmişti. Biraz bekledikten sonra Efendimizin gelmediğini görünce Bilal, tekrar evin önüne giderek; "Esselatü Hayrün minen nevm, Namaz uykudan hayırlıdır"  diye iki defa nida etmişti. Resulullah Mescide gelip Bilal'i görünce şöyle buyurur: "Bilal, bu ne güzel söz! Sabah ezanını okurken bunu da söyle..." (Ebu Davud)

Artık o günden bu güne kadar sabah ezanına hep bu söz eşlik etti. Ve Kıyamete kadar da devam edecek inşallah...

Resulullah'tan sonra

Allah Resulüne ezan okumak ne kadar zevkli, onurlu, zor ama o nispette mübarek bir iştir. Her ezandan sonra Resulullah'ın arkasında namaza durmaya alışanlar, artık O'nu göremeyince adeta çılgına dönmüşlerdi.  Bunlardan bir tanesi de Bilal'di.

Ve Resulullah'tan sonra ezan okumayı kendine bir türlü kabullendiremiyordu. Yüreği yetmiyordu buna. Bir gün Halife Hz. Ebubekir'in yanına gelerek; "Ey Resulullah'ın Halifesi. Ben Allah Resulünden; 'Ey Bilal Allah yolunda cihaddan daha faziletli bir şey yoktur' buyurduğunu işitmiştim" dedi. Hz. Ebubekir: "Ey Bilal dileğin nedir?"

Allah yolunda ölünceye kadar seferlerde cihad etmek istiyorum.

Ey Bilal, sen bizi bu hal üzere bırakıp gitmeyi uygun görüyor musun? Yanımızda otursan da bize yardım etsen olmaz mı? Hz. Ebubekir bu ricada bulunur ve yemin ederek gitmesine razı olmayacağını belirtir.

Bu kesin ifade üzerine Bilal-i Habeşi şu tarihi ve çarpıcı sözü söyler: "Eğer sen beni, kendin için satın aldın ise, seninle birlikte olayım beni yanında alıkoy. Yok, eğer Allah için satın aldın ve azad ettinse, beni bırak da Yüce Allah'ın hizmetine gideyim."

Ben seni ancak Allah için azad etmişimdir. Ey Bilal Allah aşkına üzerinde bulunan hakkımı ve hürmetimi göz önünde tut da yanımdan ayrılma. Ben zayıfladım, yaşlandım. Ecelim de yaklaşmıştır.

Bu ifadelere elbette duyarsız kalınamazdı. İslam'ın ilk devrinden itibaren beraber olmuş, pek çok ortamı paylaşmış bu iki insan ayrılamayacaktı. Ve Bilal cihad seferini erteledi. Hz. Ebubekir'in vefatından sonra Şam tarafına hicret ederek, orada cihada katıldı.

Son ezanı

Resulullah'ın irtihalinden sonra ezan okumadığını belirtmiştik.  Takriben on yıllık zaman zarfında bunun üç tane istisnası vardır.

Birincisi; Hz. Ömer'in Şam seferinde halifenin ısrarı üzerine okuduğu ezan...

İkincisi; Hz. Ömer'le Kudüs'ü fethe gittiğinde, orada yine Hz. Ömer'in, ashabın ve mücahitlerin ısrarı üzerine okuduğu ezan...

Üçüncüsü; Medine'ye geldiğinde okuduğu ezandır ki bu hayli ilginç ve hüzünlü olmuştur.

"Şam'da iken bir gece rüyasında Hz. Peygamberi gören Bilal-i Habeşi hemen yol hazırlığına başlayarak Medine'ye gelmiş ve Resulullah'ı ziyaret etmiştir. Bu sırada Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin'i gören Hz. Bilal, gözlerinden yaşlar akarak ikisine de sarılmıştır. Hz. Hasan ve Hüseyin de O'ndan Birgen fecir vakti ezan okumalarını istemiştir. Hiç kimsenin isteği ile ezan okumayan Hz. Bilal, Resulullah'ın bu iki ciğerparesinin arzularını kırmamış ve bir gün sabah ezanını okumuştur.

Ancak ezanın yarısını tamamlayabilmiş, geri kalanını gözyaşlarına mani olamadığı için tamamlayamamıştır. Bu arada ezan okurken O'nun sesini duyan ve tanıyan bütün ashap hemen evlerinden büyük bir coşkunluk ve şaşkınlık içinde çıkarak, sanki Resulullah ile birlikte namaz kılacaklarmış gibi Mescidi Nebevi'ye koşmuşlardır. O gün, Resulullah'ın muhabbeti bütün kalplerde tazelenerek içi buruk bir bayram günü yaşanmıştır."

Cuma, 24 Nisan 2009 15:50 tarihinde güncellendi

Sayfa 1 - 3

  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.