.

.

Terimler

E-posta Yazdır PDF

RABITA ve TEVECCÜH ŞEKLİ DELİLİ -1

 

RABITA HAKKINDA BÜYÜK BİR DELİL –teveccüh şekli-

Aşağıda zikrettiğimiz bir çok kitab, Huzeyme r.a. tarafından bahsedilen önemli olayı zikretmektedirler. Raviler içinde bir çok önemli şahsiyet var, Arapça asıllarında görülüyor. Biz, birkaç tanesini tercüme ettik, diğerlerini de inkarcılar tercüme etsin de belki insafa gelirler.

غاية المقصد فى زوائد المسند - (2 / 695)

حَدَّثَنَا عَفَّانُ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو جَعْفَرٍ الْخَطْمِىُّ، عَنْ عُمَارَةَ بْنِ خُزَيْمَةَ بْنِ ثَابِتٍ، أَنَّ أَبَاهُ قَالَ:

رَأَيْتُ فِى الْمَنَامِ أَنِّى أَسْجُدُ عَلَى جَبْهَةِ النَّبِىِّ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرْتُ بِذَلِكَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه

وسلم فَقَالَ: إِنَّ الرُّوحَ لاَ تَلْقَى الرُّوحَ وَأَقْنَعَ النَّبِىُّ صلى الله عليه وسلم رَأْسَهُ هَكَذَا فَوَضَعَ جَبْهَتَهُ عَلَى جَبْهَةِ

النَّبِىِّ صلى الله عليه وسلم.

Umaret-ibni Huzeymet-İbni Sabit, babasının şöyle dediğini rivayet etti:

Rüyamda gördüm ki Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in mübarek alnına secde ediyorum. Bunu Resulullah sallallahu aleyhi ve selemle haber verdim.

Şöyle buyurdu: “Ruh, ruha kavuşmaz. (Birbirine eklenmez. Aşağıdaki diğer rivayetler de şöylerdir: Elbette ruh ruha kavuşur-)

Nebi sallallahu aleyhi ve sellem Huzeymenin başını (şu şekilde) eğdi ve alnını Nebi sallallahu aleyhi ve selemin alnına koydu.”

Başka bir rivayette: “Elbette ruh ruha kavuşur.” Şeklindedir.

Taberaninin rivayetinde şöyledir: Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ona dedi ki:

“Otur, secde et. (Rüyanda) Gördüğün gibi yap.”

Başka bir rivayette: “Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem yere yattı ve (Huzeyme) onun alnına secde etti” Şeklindedir.

Ali Haydar Efendi’yi k.s. bir alim ziyarete gelmiş. Görüşme için bekleşirken ordakilere –mürşidin alnına ve iki kaşı arasına bakmak doğru değil- demiş.

Sonra Ali Haydar Efendinin k.s. yanına girmişler. Daha söze başlamadan evvel Ali Haydar Efendi k.s. yukarda zikrettiğimiz hadisi şerifi okuyarak, Efendimiz sallallahu aleyhi ve selemin alnına Huzeyme isimli ashabın secde ettiğini anlatmış ve Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin alnından daha iyi seccade olurmu! Demiş. O alim hemen sözlerinden pişman olup tarikat dersi almış.

İşte muhteremler, kişi namaz seccadesine alnını korken Allah için secde ederse, tevhid ehli olarak Allaha kulluk yapmış olur. Fakat seccadeye secde etmek niyetinde olsa müşrik olur. Bunun gibi mürşidin alnına bakmakla yüzüne bakmakla onu manevi bir ayna gibi tasavvur edip feyzin kendine yansıdığını kalbine aktığını düşünmek neden şirk olsun, asıl tevhid budur, zira bu manevi akımla kalbi her türlü masivadan kurtarıp sadece Mevla tealaya döndürmek mümkün olur. Böyle olmayanların namazları ve secdeleri mutlaka masiva ile karışık olur. Karışık ibadeti Allahu Teala nasıl kabul etsin!

Devamı 2. dosyada

 

Salı, 01 Mayıs 2012 10:15 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

TEVESSÜL - ŞEFAAT -3 BEHCETUN NAZIR

ÜÇÜNCÜ FASIL

ÜMMETİN ALİMLERİ, İSLAM HAFIZLARI, NEBİ sallallahu aleyhi ve sellem İLE TEVESSÜL ETTİLER VE BUNA CEVAZ VERDİLER VE BUNU MÜSTEHAB GÖRDÜLER

Ümmetin imamları, hadisi şerifleri bize ulaştırdılar, Allahu teala onlara müracaat etmemizi bize emreder.

"Bilmiyorsanız, ilim ehline sorun."

"Şayet onu Resule ve içlerinden ilim ehli olanlara döndürseydiler, elbette onu içlerinden istinbat edenler bilirdi."

Buna göre şöyle konuşanın kelamına itibar edilmez: "Meselelerde hadisi şerife bakarız, alimlerin sözüne bakmayız."

İşte ayetler, işte alimlerin sözleri ve eserleri:

Evvela: Hac yapıp Nebi sallallahu aleyhi ve sellemin kabrini ziyaret eden halife Mansur, İmamı Malik r.a şöyle dedi: Ya Eba Abdellah! Kıbleye

dönerek mi yoksa Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme dönerek mi dua edeyim?

İmamı Malik dedi: Niçin yüzünü ondan çeviriyorsun? Halbuki O, senin ve baban Âdem'in, Allah'a vesilesidir. Bilakis O'na dön ve O'nu şefaatçi kıl, Allahu teala O'nu senin hakkında şefaatçi kılsın.

Allahu teala buyurdu: "Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah'tan bağışlanmayı dileseler, Resûl de onlar için istiğfar etseydi Allah'ı ziyadesiyle affedici, esirgeyici bulurlardı." (Nisa: 64)

İmam Kadı Iyaz, bu kıssayı Şifa isimli eserinde sahih isnadla zikretti. Allame Kastalani Mevahibul Ledunniye de, İbni Hacer Cevherıl Menzum da zikretti.

İkinci olarak: Hafız ibni Kesir tefsirinde, İmam Nevevi izah isimli eserinde şöyle der:

Ziyaret eden kişi, Nebi sallallahu aleyhi ve selleme selam verdikten sonra Ebu Bekir'e sonra Ömer'e -r.anhuma- selam verir. Sonra ilk yerine döner, yüzü Nebi sallallahu aleyhi ve selleme dönük olduğu halde durur, nefsi hakkında O'nunla tevessül eder, O'nu rabbisine şefaatçı kılar.

Söylenenlerin en güzeli, ulemamızın -Şafii alimlerinin- Utbi'den güzel görerek rivayet ettiğidir.

Şöyle der: Nebi sallallahu aleyhi ve sellemin kabrinin yanında oturuyordum. Bedevinin biri geldi, şöyle dedi: Allahın selamı üzerine olsun, ey Allahın Resulü. İşittimki Allahu teala buyurdu:

"Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah'tan bağışlanmayı dileseler, Resûl de onlar için istiğfar etseydi Allah'ı ziyadesiyle affedici, esirgeyici bulurlardı." (Nisa: 64)

Muhakkak günahlarımdan istiğfar ederek geldim, seni rabbime şefaatçi kılarak.

Sonra bedevi bir takım beyitler okudu dönüp gitti. Utbi derki gözlerimi uyku kapladı. Uykumda Nebi sallallahu aleyhi ve sellemi gördüm, şöyle buyurdu: Ey Utbi! Bedeviye yetiş, Allahu tealanın kendisini affettiğini ona müjdele.

Hafız ibni Kesir derki: Bu, meşhur bir rivayettir.

Üçüncü olarak: İmamı Şafii'nin r.a. Nebi'nin s.a.v. âli ile umumi olarak, -hayatta olsunlar, vefat etmiş olsunlar- tevessül etmesi. İbni Hacer Heytemi bunu Savaık'ta zikretmiştir.

Nebi'nin âli benim vesilemdir; Onlar benim (Allaha ulaşmakta) yolum (vesilem) dir.

Yarın onlar hürmetine bana verilmesini umarım; sağ elimle amel defterimin.

Dördüncü olarak: İmamı Ahmed'in r.a. şöyle dediği sabittir: Kıtlık anında Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ve âli ile tevessül etmek müstehabtır. Bu husus, Hanbelilerin istiska (yağmur talebi babı) kitablarında mevcuttur.

Beşinci olarak: Hafız ibni Haceri Askalani r.a derki: Nebi sallallahu aleyhi ve sellem kaside ile medh edilir ve tevessül edilir.

Nebhaninin Kasideleri (2/391) ve Hafız ibni Haceri Askalani'nin divanına bakınız.

Altıncı olarak: İbni Haceri Heytemi r.a, Şeyh Muhammed Habibullah Şankıti ve diğerlerinin zikrettiği meşhur kasidesinde tevessül etmişlerdir.

Yedinci olarak: Hafız ibni Dakik el I'yd, kasidesinde Nebi sallallahu aleyhi ve sellemi medh ediyor ve O'nunla tevessül ediyor.

Sekizinci olarak: İbni Haceri Askalani, kendi yazısıyla yazdığı divanında tevessül ediyor.

Nehbaninin kasideleri (2/57)

Dokuzuncu olarak: Allame Menavi, Feyzul Kadir'de şöyle der:

Hafız İmam Subki derki: Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ile Rabbisine tevessül, istiğase ve şefaat dilemek güzeldir. Selef ve haleften kimse bunu inkar etmedi.

DÖRDÜNCÜ FASIL

TEVESSÜLÜ MEN EDENLERİN ŞÜPHELERİNİ RED

Bilki tevessülü men edenlerin, hakikatten Kur'andan ve sahih hadisi şeriflerden açık delilleri yoktur. Belki çok kere onlar, puta tapınan Kureyş kafirleri hakkında Kur'anda zikredilen ayetleri söylerler.

"Onlara ancak, bizi Allaha yakınlaştırsınlar için tapınıyoruz..."

Bunlara cevabımız: Şu müşrikler putlara ibadet ederler, onlara secde ederler, onları ilah edinirler. Bizler asla Nebileri ve velileri ilah edinmedik, bunun için onlara tapınmadık.

Allahu teala putlara tapınanları şöyle vasıfladı:

"Allah'tan başka ilahlar edindiler..."

Böylece getirdikleri delil, onların iddiasını isbatlamaz, belki bizim lehimize delil olur.

Bunlar hakikatte tevessülü dört yoldan inkar ederler:

Evvela: Tevessül hakkında gelen hadisi şerifleri zayıf gösterirler. Halbuki bunlar, hadisi şerifleri zayıflığa nisbet etmeye ehil değillerdir. Bunu birazdan açıklayacağız.

İkinci olarak: Hadisi şerifleri tevil ederler ve onları zahirinden çevirip batıl şekilde tevil ederek muğalata (laf kalabalığı) yaparlar.

Üçüncü olarak: Hadisi şerifleri iptal etmekte fasit görüşlerine itimad ederler. Hevalarına uymayan bir hadisi şerif görürlerse, şöyle derler "Bu hadisi akıl ve görüş kabul etmez."

Yani akıllarına uyan hadisi şerif sahihtir, akıllarına uymmayanlar sahih değildir.

Dördüncü olarak: Bazı cahil tasavvufçuların dillerinde dolaştırdığını iddia ettikleri batıl sözleri ifitra ve yalan olarak zikrederler ve bunların batıl olduğunu açıklayarak, tevessülün de batıl olduğunu cahillere kabul ettirmek isterler.

Heyhat! Şimdi bu dört yolun yanlış olduğunu size misallerle açıklayacağız.

Tevessül hakkındaki hadisi şerifleri zayıflığa nisbet etmeleri hususunda iki misal vereceğiz:

1- Osman ibni Huneyf'in r.a. bedeviye, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in vefatından sonra, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'den işittiği ve ihtiyacının yerine gelmesi için öğrettiği dua. Bunu Hafız Taberani rivayet etti ve sahih olduğunu söyledi.hafız ebul Hasen Heytemi'de bunun ikrar etti. Bu rivayeti, -et Tevassül ila Hakikatut Tevessul- isimli kitabın müellifi zayıflığa nisbet etmiştir, halbuki kendisi buna ehil değildir. (Bahsedilen kişi muasır yazarlardan Muhammed Nesib er Rifâî dir. Hadis hafızı değildir.)

2- Abdullah ibni Mes'ud r.a un merfu' olan rivayeti. "Hayatım, sizin için hayırlıdır...."

Hadis hafızları bunun sahih olduğunu söylediler. Hafız ebul Hasen Heytemi Mecmuuz Zevaid de, ricali sahihtir, dedi.

Hafız Suyuti Camius Sağir de bunu Haris'in zayıf senetle müsnedinde rivayet ettiğini söyledi. ibni Said Tabakat ta hasen isnatla mursel olduğunu söyledi. Bezzaz sahih senetle bunu zikretti. Camius Sağirin şerhinde olduğu gibi.

Tevessülü inkar edenler bu durumdan istifade ettiler, insanların bu hadisin Camius Sağirdeki şerhine bakmaktan tenbellik ettiklerini bildiklerinden şöyle dediler: Bu hadis zayıf ve murseldir bununla delil getirilmez. Bu durum, ilmi bir hainliktir ki bu adamlardan uzak görülmez.

İkinci yöntemleri ki hadisi şerifleri hakikatına muhalif olarak batıl şekilde tevil etmeleriydi.

Bunun misali a'ma olan birinin Nebi sallallahu aleyhi ve selleme gelmesi hakkındaki hadisi şeriftir. Nebi sallallahu aleyhi ve sellemden kendisi için dua etmesini ve Allahu teala nın gözlerini iyileştirmesini dilemesini istemişti. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem onun için dua etmedi, "İstersen dua edeyim, istersen sabret" dedi.

Adam dua isteyince Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ona şöyle dedi:

"Git, abdestini güzel yap, iki reka namaz kıl, sonra şöyle de: Allahım! Rahmet Nebin olan Nebin Muhammed s.a.v ile sana yöneliyorum. Ya Muhammed! Hacetim hakkında seninle Rabbime yöneliyorum, hacetimi yerine getirsin için. Allahım! O'nu benim hakkımda şefaatçi kıl."

Yani: O'nunla tevessülümü kabul eyle.

İnkarcılar derki: Bedevi Nebi ile değil de Nebinin duasıyla tevessül etmiştir.

Halbuki hadisi şerifin son kısmı bunların sözünü iptal ediyor. Bunların sözü batıldır ve kendilerine fayda vermez.

Zira son kısım şöyle: "Ya Muhammed! Hacetim hakkında seninle Rabbime yöneliyorum, hacetimi yerine getirsin için..."

Burda açıkça Efendimizin s.a.v zatıyla tevessül etmiştir.

Üçüncü yöntemleri ki kendi vehimlerine göre hadisi şerifleri sahih olan veya sahih olmayan diye sınıflandırmalarıydı.

Bu konuda bir çok rivayetleri kendilerine göre yorumlayıp anlayışlarına uyarsa sahih hadis derler, anlayışlarına uymayınca sahih değildir derler. Bu husus diğer itikadi konularda da sıkça görülür. İsa aleyhisselamın nuzulü hakkındaki bir çok rivayeti gördükleri halde yine de akıllarına uymadığı için inkar ederler. halbuki bu konu tevatür derecesindedir ve bütün itikad kitablarımızda mevcuttur.

Dördüncü yöntemleri, mevzu hadisleri söyleyip güya onlarla delil getirmenin batıl olduğunu söylemeleriydi.

Bu inkarcılar, bazı mevzu hadisleri zikrederek güya tevessülün batıl olduğu fikrini cahillere atarak iş görmeye çalışıyor.

Mesela:

"Benim cahım ile tevessül ediniz, muhakkak benim cahım Allah katında büyüktür."

Bu mevzu/uydurma rivayeti -islam ve dinde azgınlık- isimli kitabta zikretmişler ve bu rivayetin uydurma olduğunu söyleyerek cahilleri tevessül meselesinde aldatmışlardır. Evet bu rivayet uydurmadır ama, tevessül meselesinin bir çok delilini geride zikrettik. Konu katidir sabittir.

HATİME/NETİCE

Burda, büyük bir kaide zikredeceğiz. Bununla hadis ilmine vakıf olduğunu iddia edenler için sahih ve zayıfı ayırt etmek bilinir.

Meselenin hulasası:

Nevevi'nin şeyhi olan şeyhler şeyhi İbni Salah'tan sonra, hadis ilminde marifeti ve alışkanlığı olmayanlar için hadisi şerifleri tashih etmek veya zayıflamak mümkün değildir.

Hadis hafızlarının da İbni Salah'tan sonra sahihleme veya zayıflandırma yapması ancak gizli kalmayan hadislerde olabilir. Kıssa anlatanların uydurduğu hadisler veya akla, icmaya muhalif hadisler gibi.

Hafız Suyuti r.a. bunu Elfiye'sinde beyan etmiştir.

Suyuti derki: Hafız, yüzbin hadisi şerifi ezberlemiş, rivayet ve dirayet yönünden anlamış ve Nebi s.a.v e kadar isnadını ve ricalini bellemiş olandır.

Bu hususta bazıları derki:

"Yüzbin hadisi mutlak olarak ihtiva eden, (kişi) üzerine hafız ismi söylenir."

Bu husus, -Ref'ul Estar, an Muhya Tal'atil Envar- kitabında, sahife 9 da zikredildi.

Hafız Celaleddin Suyuti, Tedribir Ravi de sahife 1/149 da, şöyle der:

İbni Salah, Tashih, tahsin ve tazyif kapısını, ehliyetleri zayıf olduğu için bu zaman ehli üzerine kapatmıştır.

Meseleyi daha teferruatlı olarak bilmek istersen, Tedribur Ravi 1/143-149, Elfiye şerhi Fethul Muğis 1/44-45, 89 sahifelere baksın.

Allaha hamd olsun, Habibine âl ve ashabına salat ve selam olsun.

Pazartesi, 23 Nisan 2012 09:55 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

TEVESSÜL ŞEFAAT -2 BEHCETUN NAZIR

 

İKİNCİ FASIL

TEVESSÜLÜN MEŞRU VE MENDUB OLUŞU

Bilki Allah sana merhamet eylesin cidden gariptirki ilim sahiplerinden bazısı şu Asırda, tevessül hakkındaki hadisi şerifi inkar etmektedir. Bu isterse vafatından önce olsun isterse sonra olsun isterse kıyamet gününde olsun hiç birini kabul etmezler.

Gereçek şu ki bunların inkarı delile dayanmaz, üstelik sahih ve açık olan naslarla çakışır. üstelik müslümanların alimleri de avamı da Nebi s.a.v zamanından bu güne kadar Nebi s.a.v ile Tevesül ederler, Allah'u Tealadan, onun câhı/makamı hürmetine isterler.

İşte biz gücümüz yettiğince bulduğumuz delillerle Peygamberimiz, diğer Peygamberler ve salihler ile tevessülün meşru ve mendup olduğunu ispatlayacağız. bizden evvel hiç kimsenin bunları bulmadığını iddia etmiyoruz. Bulamadıklarımız, bulduklarımızdan çok daha fazladır.

Bu makamda biz tevessülün cevazını ve ehli hak -ehli sünnet- katında çok yaygın olduğunu açıklayacağız. Bunlar Nebi s.a.v den bize gelen deliller gereğincedir. Bazılarının dediği gibi bunlarda asla şirk şüphesi yoktur. Zira sadece Allahu tealaya dua edilir, yaratmakta tesirde onun ortağı yoktur. Bu bütün müsslümanların akidesi -imanı- dır.

Bu hususta delil olarak, tevatür derecesindeki kıyamet gününün şefaatı hadisi kafidir. İnsanlar ahırette Nebi s.a.v in şefaati ile Allah'tan, hükümlerin fasledilmesi için izin isteyecekler. Bütün peygamberler bundan sakınıp özür beyan edecekler, sonunda nebi s.a.v e gelip işin çözümünü ondan isteyecekler.

Nebi s.a.v "Ben bunun içinim." buyurur ve şefaat eder, Allahu tealadan mahşer yerinin sıkıntılarından kurtuluş için hükümlerin fasledilmesini ister ve kimi cennete kimi cehenneme gider. Bu, şefaatı uzmadır, Onun içindir. Onun bundan başka bir çok şefaati de vardır ki bunlar hakkında bir çok hadisi şerif gelmiştir.

Vefatından sonra dünyada mü'minler için şefaatı vardır. Abdullah ibni Mes'ud r.anhuma şöyle dedi: Resulullah s.a.v buyurdu:

"Hayatım sizin için hayırlıdır, benden sorarsınız, size haber veririm. ben öldüğüm zaman, vefatım sizin için hayırlı olur. Amelleriniz bana arzedilir, hayırlı bulursam Allaha hamd ederim, kötü görürsem sizin için mağfiret ederim." (Bezzaz. Hafız ebu-l Hasen ricalinin sahih olduğunu söyledi.)

Bununla anlaşılmış oldu ki, Nebi s.a.v in şefaati sadece mahşer yerinde kıyamet günü ile sınırlandırılmamıştır, bilakis vefatından sonra dünyada da şefaati mevcuttur.

vefatından sonra Nebi s.a.v in şefaatini ve onunla tevessülü men edenlerin tutundukları sağlam bir hadisi şerif yoktur, belki bu konudaki hadisi şerifleri zayıftır demekle yetinirler. Haklı değillerdir, ancak avamın kafasını karıştırmaktadırlar.

Tevessülün lügat manası: Yakınlaşmaktır.

Istılahta tevessül: Allahu tealaya, Nebi'nin veya velinin menzili ile yakınlaşmak ve şefaat dilemektir. Nebi'den veya veliden Allahu tealanın hacetini gidermesi için dua istemek; ancak tevessül edenin mü'min olması Allaha yönelmesi ve bunda rağbetli olması şarttır.

Rağıb, Müfredat'ta der: Tevessül, bir şeye rağbetle ulaşmaktır. Allahu teala: "Ona ulaşmakta vesile edinin."

Allaha vesilenin hakikatı, ilim ve ibadetle yoluna riayet etmek, şeriatın güzelliklerini araştırmaktır. Bu, kurbet/yakınlık gibidir.

Bu mana ilim ehlinin tevessülünden elde edilir. hafız ibni Hacer Askalani bunlardandır. Üçüncü babta geleceğine binaen Nebi s.a.v. e hitaben bir kaside söylemiştir.

Bilki, Allah seni irşad eylesin! Akıl erbabı katında sıfat mevsufundan ayrılmaz. Her kim ben Nebi'nin menzili ile tevessül ediyorum, zatı ile tevessül etmiyorum derse, doğruluk ve akıl caddesinden uzaktır. Zira, nasıl sıfatı zattan ayıracak?

Câh, menzile demektir. Muhtarus-sıhah'ta : Câh, kadr, menzzile. Filancı, câh sahibidir.

Zikrettiklerimizden açığa çıkan şeye göre tevessül, teşeffu', bir şeyi câhı/makamı ile ve bir şahsın menzili ile taleb etmek, hepsi aynı manadadır.

1- Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile tevessülün subutunda ilk delil, Nebi sallallahu aleyhi ve sellemin şefaatinin subutudur.

Bilki hafızlar ve muhaddisler, kitablarında bizlere naklettilerki Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ile hayatı vaktinde tevessül edildiği tevatürle sabittir. Nizamul Mutenasir minel hadisil mütevatir isimli eserde bu zikredilmiştir. Aynı şekilde ümmetin kıyamet gününde Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ile tevessülü olduğunda icma ettiği de sabit olmuştur. Bu uzun olan şefaat hadisinde zikredilmiştir. Bunu ashabtan on iki kişi rivayet etmiştir.

Buna binaen deriz ki, kıyamet gününde olan bu şefaat, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ile tevessüldür. Bunu imamlarımız nakletmiştir, büyük bir delildir. Şöyleki tevessülün manası, o günde Rahman tealanın rızasına yakınlık için nebilerin makamı ile Allahu tealadan hükümlerin fasledilmesini dilemektir.

Vefatından önce de O''nunla tevessülün olduğu sabit olmuştur. O'nunla tevessülde vefatından önce veya sonra olması arasında bir fark yoktur. Vefatından sonra tevessülü men edenlerin delili yoktur.

2- Sahabilerden meşhur Osman ibni Huneyf'in ama kıssasında tevessülün subutuna delil vardır. Tirmizi, Nesei, Taberani, Hakim ve Beyhaki sahih senedlerle Osman ibni Huneyf'ten r.a. rivayet ettilerki, a'ma olan biri Nebi sallallahu aleyhi ve selleme geldi ve dediki: "Benim için Alllaha dua et, iyileşeyim."

Buyurdu: "İstersen dua edeyim, istersen sabret bu daha hayırlıdır."

A'ma: dua et, dedi.

Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ona abdest almasını emretti, abdestini güzel yapmasını tenbihledi, şu dua ile dua detmesini söyledi.

"Allahım! ben senden istiyorum, rahmet nebisi Nebin Muhammed ile sana yöneliyorum. Ya Muhammed! ben, hacetimin yerine gelmesi için seninle rabbbime yöneliyorum. Allahım, onu benim hakkımda şefaatçi eyle."

Adam (bunları yaptıktan sonra, gözleri açılmış olarak döndü.

Başka bir rivayette ibni Huneyf şöyle dedi:

Allaha yemin olsun ki, biz henüz dağılmamıştık, aramızda söz uzamıştı, taki adam aramıza geldi, sanki hiç kendisinde hastalık yoktu.

Tabarani ve Beyhaki'nin rivayetinde Osman ibni Huneyf r.a., Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in vefatından sonra, adama şu dua ile dua etmesini öğretti. Bu rivayette sahihtir, hafız Taberani bunu sahihlemiştir. Hafız Nuruddin el Heysemi, Mecmau-z Zevaid de bunu ikrar etmiştir. Bu kıssadan şu faideler anlaşılır:

Evvela: A'ma olan adam Nebi sallallahu aleyhi ve selleme geldi, kendisi için dua etmesi hakkında Nebi sallallahu aleyhi ve sellem den dilekte bulundu. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem bizzat kendisi dua etmedi, bilakis abdest alıp iki rekat namaz kıldıktan sonra söyleyeceği duayı ona öğretti, duasında Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile rabbisine tevessül etmesini ona öğretti.

Usul kaidesinde şöyle der: İtibar lafzın umumunadır, emirler umumidir. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem de şeriat tayin eder.

Alimler şu tevessül duasına, hacet namazı diye isim vermişlerdir. Bunu kitablarında hacet namazı bahsinde zikrederler. Nebi sallallahu aleyhi ve sellemin vefatından sonra bir müslümanın bu dua ile dua etmesinin caiz olmayacağını da söylememişlerdir.

İkinci olarak: Tevessüün manası, şefaat istemektir. Hadisin sonunda "Allahım, O'nu benim hakkımda şefaatçi eyle." sözü vardır. Yani, O'nu benim için şefaatçi eyle, onunla tevessülümü kabul eyle. Bu da, zikrettiğimiz tevessül manasını kuvvetlendirir.

Ayrıcca hadisi şerifte "ya Muhammed, seninle yöneldim" lafzı da bunu kuvvetlendiriyor. bazılarının zannettiği gibi buranın manası; "Nebinin duası ile" demek değildir. Zira bundan sonra "Muhammed" lafzını zikretmesi, tevessül ettiği zatın kim olduğunu tekid ve tasrihtir (açıkça kim olduğunu beyandır.) Hadisi şerifin akışı, şu iddiayı red eder.

Üçüncü olarak: Şu şekilde tevessülde şirk olsaydı veya şirk kokusu olsaydı, asla Nebi sallallahu aleyhi ve sellem bunu a'rabiye öğretmezdi, bu şekilde dua etmesini söylemezdi. Halbuki ona bu şekilde tevessülü öğretti.

Tevessüle hayatında olmasıyla cevaz verip vefatından sonrası için cevaz vermemek, şeriatta bir asla dayanmaz. Ayrıca Hazreti Ömer'in r.a. hayatta olan (Abbas r.a.) ile tevessülü, hayatta olmayan ile tevessül edilmemesini de gerektirmez, bu kaide usulde malumdur. (Yani mefhumu muhalefetle hüküm sabit olmaz.) Üstelik alimlerimizin, Hazreti Ömer'in r.a. fiilinin açıklamasında bir çok izahları da vardır ki, bunlar bizim lehimize delildir.

3- Hafız ibni Hacer Askalani r.a Fethul Bari'de İstiska bahsinde tevessül hakkında hadisi şerif zikretti. İbni Ebi Şeybe, sahih isnadla Ebi Salih es-Seman'dan o da Ömer'in r.a. bekçisi Malik eddar'dan şöyle dediğini rivayet etti. Ömer'in hılafeti zamanında insanlara şiddetli kıtlık isabet etti, adamın biri Nebi sallallahu aleyhi ve sellem in kabrine geldi, şöyle dedi: Ya Resulullah! ümmetin için yağmur iste, zira onlar helak oldular. Adama uykusunda gelindi, şöyle dendi: "Ömer'e git, ona selam söyle, ona haber ver yakında sulanacaklar."

Hafız (ibni Hacer) hadisin rivayetlerinden birinde rüyayı görenin meşhur sahabi Bilal ibni Haris r.a tir. Bu rivayette İbni Hacer'in, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ile vefatından sonra tevessül edilmesini takrir etmesi vardır. Bundan murad rüya ile istidlal (delil çıkartmak) yoktur, belki fiil ile istidlal vardır. Yani: O kişi nasıl yaptı, veya sahabi şu zat nasıl yaptı, ashabın önünde şu fiili nasıl yapt ı, Ömer r.a Hazretlerine haber verdi de onu inkar etmedi ve onu şirkle vasıflamadı. Ashabı, şirki ikrar etmekten tenzih ederiz (Hâşâ), onlar şirke götüren şeyleri herkesten daha iyi bilirler...

4- Rivayet edildiki Nebi sallallahu aleyhi ve sellem, Hazreti Ali'nin r.a. annesi Fatıma bini Esed r.anha defnedildiğinde şöyle demiştir: "Allahım! hakkım ile ve benden evvelki nebilerin hakkı ile, annemden sonraki annemi mağfiret eyle." İbni Hıbban sahihinde, Hakim ve Taberani Kebir ve Evsat'ta bunu sahihledi. Hadisi şerifin ricali sahihtir, ancak Ravh ibni Salah hariçtir, bu zat zayıftır, ancak ibni Hıbban onu sıka (güvenilir) kimseler arasında zikretmiştir. Hakim, emin olan sıka kimsedir demiştir. Bu sebeble, hadis hasen olmuştur. İbni Hacer Heytemi, senedi ceyyiddir (iyi-güzel) dedi.

Bu hadisi şerifte, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem kendinden evvel geçmiş nebilerle tevessül etmiştir.

5- Sahihi Buhari 1010 ve 3710 nolarda Ömer r.a kuraklık senesinde Nebi sallallahu aleyhi ve sellemin amcası Abbas r.a ile yağmur talebinde bulundu. "Allahım! biz Nebin sallallahu aleyhi ve sellem ile sana tevessül ederdik, biz Nebi'nin amcası ile sana tevessül ediyoruz. Ravi yağmur yağdı, dedi.

Alimler derki; Ömer'in r.a, Abbas r.a ile tevessülü, O'nun (s.a.v) gayrısıyla tevessül olmayacağı vehmini def etmek içindir. Yoksa yağmur talebi, hayatta olan kişinin hakkı olduğu için değildir. Zira ashabı kiram, vefatından sonra Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ile tevessül etti ve hiç biri bunu inkar etmedi.

Hazreti Ömer'in r.a. Abbas ile tevessülü, nebi'den (s.a.v9 başkası ile de tevessül olacağını beyan olmuştur. Ayrıca ehli beytin şerefini de izhar etmiştir.

Bu tutumunda başka bir nükte daha vardır: Üstün olan hayatta iken, daha düşük derecedeki ile tevessülün cevazı anlaşılmıştır, zira Hazreti Ali r.a. hayatta olduğu halde Abbas ile tevessül etmiştir, halbuki hazreti Ali'nin r.a. efdaliyyeti sabittir.

Bu sebeble ibni Hacer, fethul bari'de, bu hadisi şerifin açıklamasında şöyle der:

Abbas (ile yağmur talebi) kıssasından anlaşılan, hayır ve salah ehli, ehli beyt ile şefaat istemek müstehabtır. Burda Abbas'ın fazileti vardır, Ömer'in tevazzu etmesiyle olan fazileti de vardır. Bu açıklamalardan sonra İbni Hacer şöyle dememiştir: 'Bu hadisi şeriften anlaşılana göre Nebi sallallahu aleyhi ve sellemin vefatından sonra O'nunla tevessül caiz değildir.' (Yani, böyle bir açıklama yapmayınca, başkaları ile de tevessülün cevazı anlaşılmış oldu.)

Hakikatte ashabın Abbas ile tevessülü onun zatıyla ve duasıyla olmuştur, zira Hafız ibni Hacer, bazı rivayetlerde Abbas'ın duasında şöyle dediği zikredildi:

"Allahım! benim, Nebin yanındaki mekanım (derecem) sebebiyle şu kavim, benimle sana yöneldi" (Fethul Bari: 2/497)

Şayet Nebi sallallahu aleyhi ve selleme yakınlığı ve yanında değeri olmasaydı, elbette Ömer r.a ondan başka ehli beyt mensublarına giderdi, elbette onu Nebi'ye vesile ederlerdi.

İmamı Şafii r.a. dediği gibi:

Nebi'nin âli benim vesilemdir; Onlar benim (Allaha ulaşmakta) yolum (vesilem) dir.

Yarın onlar hürmetine bana verilmesini umarım; sağ elimle amel defterimin.

Buraya kadar zikrettiğimiz hadisi şerifler, ashabın rivayetleri ve alimlerin açıklamaları, aslında şu ayetin şerhi olmuştur:

"Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah'tan bağışlanmayı dileseler, Resûl de onlar için istiğfar etseydi Allah'ı ziyadesiyle affedici, esirgeyici bulurlardı." (Nisa: 64)

Bu ayet, hayatı ve vefatı hakkında umumidir. Alimlerin uygulaması da bu şekilde zamanımıza kadar daimdir. Müfessirler, özellikle Hafız ibni Kesir bu ayetle alakalı Utbi'nin, Nebi sallallahu aleyhi ve sellemin vefatından sonra tevessül hakkındaki meşhur kıssasını zikrederler, bununla meseleyi ikrar edip razı olduklarını beyan ederler. Bu kıssayı üçüncü fasılda zikredeceğiz.

Pazartesi, 23 Nisan 2012 09:56 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

TEVESSÜL -ŞEFAAT - 1 BEHCETÜN- NÂZIR

BEHCETÜN- NÂZIR


FİT- TEVESSÜLÜ BİN-NEBİYYİT- TÂHİR


(TERTEMİZ OLAN NEBİ S.A.V İLE TEVESSÜL)


TERCÜME: ALİ KARA

BİSMİLLAHİRRAHMÂNİRRAHÎM!

MUKADDİME

Bizi yaratan ve tesviye eden, takdir edip hidayete ulaştıran, mahsulleri yerden bittirip sonra onları çörçöp haline getiren, Nebisi sallallahu aleyhi ve selleme hitaben :"Yakında sana okuyacağız da asla unutmayacaksın" diyen Allahımıza hamd ederiz ki, Nebimizi mutlak olarak halkın efdali yaptı.

zira Allahu subhanehu bütün nebilerden, O'na iman etmeleri ve yardımcı olmaları hususunda ahid ve misak aldı.

Hak ve mübin olan Allah'tan başka ilah olmadığına, yaratmada tek olduğuna, alemde tesir eden zarar ve menfaati yaratan sadece kendisi olduğuna şehadet ederim.

Efendimiz Muhammed'in (s.a.v.) Allahın kulu ve resulü olduğuna, sözü doğru, sadık ve emin olduğuna, bütün alemlere rahmet olduğuna şahitlik ederim.

Allahım! Efendimiz Muhammed s.a.v üzerine, bütün peygamberler üzerine, herbirinin âli ve ashablarının tamamı üzerine salat eyle.

Bundan sonra, şu risalede inşaallah özellikle Nebi s.a.v. ve âli ile tevessül ile ondan şefaat istemek, genelde bütün nebilerle ve salihlerle tevessül etmenin delillerini zikredeceğiz.

Bunun, meşru' ve mendub bir iş olduğunu beyan edeceğiz. Bu zamanda bazılarının iddiaları buna muhaliftir.

Bu eserimizi sırf keremli Zatı için yapmasını dilerim, Nebisi ile tevessül ederim, bu eser sebebiyle beni ve bunu muhafaza eden ve neşredenleri de sevablandırmasını dilerim. O, çömertlik ve ikram sahibidir.

Bu risaleyi dört fasıl olarak tertipledik:

Birinci fasıl: Nebi sallallahu aleyhi ve sellemin yüce kadrini beyan hakkındadır.

ikinci fasıl: Umumi olarak bütün peygamberler, hususi olarak Nebi sallallahu aleyhi ve sellemin zatı ile tevessülün delilleri. O'nun zatı, cahı (makamı) ve Allah katındaki makamı ile tevessül.Zira sıfat zattan ayrılmaz.

Üçüncü fasıl: Alimler sözleriyle Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ile tevessül.

Dördüncü fasıl: Tevessülü men edenlerin şüphelerini red, hak ile batılı karıştırmalarında düştükleri hatayı açıklamak ve hadisi şeriflerin sahih veya zayıf olmasında ancak hafız olanların söz söyleyebileceğini, hafızın tarifini beyan hakkındadır.

BİRİNCİ FASIL

NEBİ SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEMİN

KADRİNİN YÜCELİĞİNİ BEYAN HAKKINDA BİR MUKADDİME

Bilki Allahu teala sana merhamet etsin! Bu konuda ayetler, hadisi şerifler ve eserler cidden pek çoktur. Bunları Şifa isimli eserinde Hafız Kadı Iyaz toplamıştır. Biz bunlrdan bir miktarını özetlemek istiyoruz.

Bilki Nebi sallallahu aleyhi ve sellemin kıymetini yüceltme hususu Allahu tealanın bütün peygamberlere hitabında isimleriyle hitab etmesi, nebimiz sallallahu aleyhi ve selleme ise ismiyle hitab etmemesidir.

Ya Nuh! ya ibrahim ya Musa gibi. Ya eyyühen- Nebi! Ya eyyuher - Resul!

Allahu teala bütün peygamberlerden O'na iman etmeleri ve yardımcı olmaları hususunda söz ve ahid aldı.

Hani Allah, peygamberlerden: "Ben size Kitap ve hikmet verdikten sonra yanınızdakileri tasdik eden bir peygamber geldiğinde ona mutlaka inanıp yardım edeceksiniz" diye söz almış, "Kabul ettiniz ve bu ahdimi yüklendiniz mi?" dediğinde, "Kabul ettik" cevabını ver mişler, bunun üzerine Allah: O halde şahit olun; ben de sizinle birlikte şahitlik edenlerdenim, buyurmuştu. (Âli İmran: 81)

Bu sebeble seyyidimiz Ali ibni ebi Talib r.a, İbni Abbas r.a., Katade, Südiyy ve bunların sözüne yakın olarak Hasen, tavus böyle söyledi. Taberi, İbni Kesir ve diğer ehli tefsir şöyle dedi: Nuh'un zamanından itibaren hangi peygamber gönderilmişse, mutlaka Allahu teala ondan Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme iman edeceğine ve hayatta olurlarsa kavmi onu yurdundan çıkartınca yardım edeceklerine dair söz almıştır.

Bu yüzden hiç bir peygamber yok ki onun yanında, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin gönderilmesi, hicreti, zamanı ve alametleri hakkında ilim olmasın.

"Vaktaki bildikleri kendilerine gelince, (inkarcılar) ona küfrettiler." (Bakara : 89)

Bilakis O'nun kadrini sadece nebiler bilmez, ağaçlar taşlar bile O'nun risaletini tasdik etmiştir.

Ağacın şehadeti:

İbni Ömer r.anhuma derki: Bir gün, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte bir seferde idik. Bir bedevi geldi, yakınlaşınca Nebi s.a.v ona "Nereye gidiyorsun?" dedi.

Adam: Aileme..

Nebi s.a.v "Sende hayır varmı? dedi.

Adam: O nedir? dedi.

Nebi s.a.v. : "Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in O'nun kulu ve resulü olduğuna şehadet edersin." dedi.

Adam: Bu dediğine kim şehadet eder? dedi.

Nebi s.a.v: Şu ağaç şehadet eder, dedi.

Nebi s.a.v vadinin kenarında olan ağacı çağırdı. Ağaç yeri yara yara geldi ve Nebi s.a.v in huzurunda durdu. Onu üç kez şehadete davet etti ve ağaç üç kez dediği gibi şehadet etti. Sonra ağaç evvelki yerine döndü, adam şöyle diyerek kavmine döndü: Eğer bana tabi olurlarsa onları size getiririm, değilse ben kendim gelirim, sizinle birlikte olurum. (Daremi, Taberani, Ebu Ya'la, Bezzar)

Taşların Şehadeti:

Cabir ibni Semure r.a dan rivayetle Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle derdi: "Muhakkak ben Mekke'de bir taş biliyorum ki henüz peygamber olarak gönderilmeden evvel bana selam verirdi. Onu şimdi bile biliyorum." (Sahihi Müslim,Daremi)

Hakim'in Müstedrek'inde, Hazreti Ali'den r.a. şu rivayet vardır: "Biz Mekke'de Resulullah s.a.v ile birlikte idik. Bazı nahiyelere doğru yola çıkmıştı, önüne gelen hiç bir dağ ve ağaç yok ki ona, -esselamu aleyke ya Resulellah!- demesin." (Hakim, isnadı sahihtir dedi)

Pazartesi, 23 Nisan 2012 09:58 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

TASAVVUFUN DELİLLERİNDEN BİR HADİS - 3

İKİ İLİM


Ebu Hureyre r.a. rivayet etti: “İlim ikidir. Lisan üzere olan ilim ki bu, Allahu tealanın halkı üzerine huccetidir. Kalbte olan bir ilim ki bu, menfaatli olan ilimdir.”

(Tirmizi, Hakim, İbni Abdil Berr sahih isnadla Hasen’den Murseldir dedi. Hatıb, tarihinde Hasenin Cabir’den olan isnadıyla... İhya’nın Hadislerini Tahriç 1/136)



Başka bir rivayette: “İlim ikidir. Kalbte olan ilim. Bu ilim, menfaat vericidir. Lisan üzere olan ilim. Bu, Allahın ademoğulları üzerine huccetidir.” Şeklinde geldi.

Hakim, Hasen’den mürsel olduğunu söyledi. Hatıb, cabirden rivayet etti. Fethul Kebir 2/239)



Ayrıca İbni Bişran, Emali’de bunu tahriç etti. 1/248/22.cilt)



Menavi’nin Camius Sağir şerhinde: Kalbteki ilim, haşyet –Allah korkusu- iras eden ilimdir, bu sahibi için faidelidir, dedi. (Camius Sağir 2/305)



Feyzul Kadir de: Kalbte sabit olan ilim, haşyet iras eder (ortaya çıkartır), açıkca büyük günahtan uzak eder, der.



Bu manaya takviye olan diğer bir hadişi şerif:



Ebu Hureyre r.a. der: “Resulullah s.a.v den iki kab hıfzettim (doldurdum), birini size açıkladım. Diğerine gelince, şayet onu açıklarsam şu boğazımı kesersiniz.”

(Buhari) (Mişkatul Mesabih 1/812)



Bir hadisi şerifte “İnsanlarla, akılları takatınca konuşun” buyruldu. Buna göre her hakikatın açıklanması her zaman uygun olmamaktadır. O halde hakikatler asrı saadette mevcut olup vakti gelince ehline açıklanmaktadır, bunda da şeriata muhalif bir durum yoktur, zira şeriatın tüm hükümleri tamam olmuştu. Daha sonra zamanla elde edilen kemalatların, aslında Resulullah’ta s.a.v ve bazı ashabında meknun olduğu ve ehline işaretle ilhamla akıtıldığı ehli sünnetin artak kabul ettiği değerlerdendir. Bu yüzden keramet, huccet olmadığı halde inkar da edilemez.



BU İLİM HANGİSİDİR?

İbni Abbas’tan r.anhuma rivayet edilen şey bunu biraz açıklar  “Kişi bildiği ile amel ederse, Allahu teala bilmediğini ona öğretir.”  Yani, ledünni ilim. Veya Allahu tealayı bilmedeki ziyade marifet, nefsin ve şeytanın hilesi, dünyanın aldatması, ilmin afetleri gibi hususları bilmesi murad edilir. (Menavi’nin Camius Sağir şerhi 2/303)



“İnsana bilmediğini öğretti.”  (Alak: 5)

İlmi ledünniye işarettir.   Umdetul Kari, Buhari şerhi 1/158)



“Muhakkak ona, tarafımızdan ilim vermiştik.” (Kehf: 65)

Bütün ilimler Allahın katından olmasıyla birlikte böyle buyurdu, zira bazı ilimler halkın talimi vasıtasıyla olur. Buna ledunni ilim denmez.  Bilakis ilmi ledunni, hariçten telif edilmeyen ve sebeb olmaksızın hasıl olan alemin sırrının açıldığı ilimdir. (Feyzul Kadir 2/11)



Aynı eserin 4/510 da: “Kim öğrendiği ile amel ederse, Allahu teala ona bilmediğini öğretir”  İlmi ledunnidir ki, Allahu teala tarafından hibe edilmiştir. Kul bununla nefsin hazlarını ve garazlarını idrak eder. Hak ve hukuktan olan farzları anlar. Nefsin hazlarını terk eder, hak ve hukukları eda için kaim olur. Bazılarının, -Bundan murad ilhamdır- sözünün manası da budur.

“Allahu teala bilmediğini ona öğretir.”  Allahu tealayı bilmedeki ziyade marifet, nefsin ve şeytanın hilesi, dünyanın aldatması, ameldeki afetler gibi hususları bilmesi murad edilir. Riya ucub (amelini beğenme hali) ve kibir hali, nefsin riyazatları onu arındırmak, kazanın acılığına sabra tahammul, nimetlere şükür, vaad edilene güven, Allaha tevekkül, halkın eziyetlerine tahammul gibileri. Muhakkak sabittirki, sofiyyenin ilimlerinin inceliklerinden biri de ilahi hibeler ve hususi ikramlardır. Bunlar sırf taleble elde edilmez, bunların elde edilmesi vechine riayet lazımdır.  Birincisi takatınca amel etmeli.  İkincisi himmeti miktarınca Allaha sığınmalı. Üçüncüsü ehli sünnete rucu ettiğinde, anlayış hasıl olması ve hatadan korunması için, manalara bakışı mutlak (yorumsuz-tevilsiz) bırakmalı.

Cüneydi Bağdadi bu hususta şöyle dedi: tasavvufu, kîl u kâl den, gösteriş ve cidalden almadık; bilakis açlık hali, seherlere kadar uykusuzluk ve amel işlemekten aldık.



Mişkatul Mesabih 2/90 dan:

İlim mü’minin kalbinde bir nurdur, Nübüvvet kandilinden iktibas edilmiştir. Muhammedin kavlinden, Ahmedi fiillerden, Mahmudi hallerden elde edilmiş olup onunla Allaha, sıfatlarına, fillerine ve ahkamına vasıl olunur.  Şayet ilim beşer vasıtasıyla olursa buna kesbi ilim denir.  Böyle değilse ledunni ilimdir. Bu da vahiy, ilham ve firaset kısımlarına ayrılır.



Vahiy, ilahi kelamdır ki onu peygamberinin kalbine indirir.



İlham, lügatte bildirmektir. Hak ilimdir, Allahu teala bunu gaybtan kullarının kalbine atar.  “Deki Rabbim, hakkı atar…” (Ğafir: 15)

İbni Kesir r.a bunun açıklamasında şöyle der:

Allahu teala, yer ehlinden olan kullarından dilediğine meleği gönderir. O, bütün gaybları bilir. Göklerde ve yerde hiçbir şey ona gizli kalmaz.

Beyzavi şöyle dedi: Kullarından seçtiğinin üzerine onu atar ve indirir.

Fahrur Razi: Kalblere atar. Dilediğine dilediği şeyi verir.



Firaset ilmi: “Mü’minin firasetinden sakının, zira o, Allahın nuruyla bakar.” Hadisi şerifinin ifade ettiğidir. İlhamda gaybi şeylerin keşfi vasıtasız olur. Firasette ise bazı eserleri teferrus ile olur. İlham, vahye tabidir. Tersi olmaz.



Vahidinin Vecizi 1/667

“Ona, tarafımızdan ilim öğrettik.” ( Kehf: 66)  Gayb ilminden ona ilim verdik.

Bu kıssanın Musa a.s. ile Hızır a.s. arasında olduğunu inkar edenlere karşı ibni Mes’ud r.anhuma : Allahın düşmanı yalan söyledi…. Dedi.



İbni Kesir derki: Bu ayetin nüzül sebebi Musa a.s. ın, sözüdür. (En iyi bilen kimdir veya daha iyi bilen varmı?) Allahu teala vahyetti: 

Allahın kullarından biri var, iki denizin bitiştiği yerde bulunuyor. Onun yanında Musa’nın bilmediği ilimler var. Musa onun yanına gitmeyi sevdi….(5/173)



Bu Hızır a.s  dır, sahih hadisler buna delalet eder. (İbni Kesir 5/175)



Hazin Tefsiri: 4/223



“Ona, tarafımızdan ilim öğrettik.” İlham olarak batın ilmi… Hızır a.s. ekseri alimlere göre nebi değildi.



Bu manayı kuvvetlendiren başka bir rivayet

Nebi s.a.v buyurdu: “Allahu teala göğsüme/kalbime, hangi şeyi dökmüşse, muhakkak onu Ebu Bekrin r.a kalbine döktüm.” (Razi Tefsiri: 1/1673)

Aynı rivayet Nisaburi Tefsiri 4/149 da,  Ruhul Beyan 3/397 de,  Garaibul Kur’an 3/471 de,  Muğni, anil Huffaz  vel Kitab 1/36 da, zikredilmiştir.



Hafız Iraki’nin tahriçli Ihya-ı ulumuddin 1/183 te bununla alakalı şöyle der: “Allah, elbette Muhsinlerle birliktedir.”   Bu (mana) son derece kıymetli bir cevherdir ki, sıdıklar ve mukarreblerin imanının gayesidir. Bu sırra “Ebu Bekrin kalbine akıtılan” şeyle işaret edildi. Zira bununla hakla üstün oldu,  şu sırlar ona açıldı, bilakis şu sırlar onun için, mücahedesi miktarınca derecelerdir. Batının dereceleri, Allah’tan gayrı şeylerin temizlenmesi ve arındırılmasındadır. 

İbni Cevzi, Mevzuatında 1/319

Musannif (Cevzi) derki; Ebu Bekrin r.a. fazileti hakkında rivayet edilen pek çok hadisi şerifi zikretmedim, bunlardan bir çoğu mana itibarıyla sahihtir, fakat menkul olarak (şu ibare ile) sabit değillerdir. Avamın işitmekte daim olduğu şey de bundandır: Şöyle derler: Nebi s.a.v buyurdu: “Allahu teala göğsüme/kalbime, hangi şeyi dökmüşse, muhakkak onu Ebu Bekrin r.a kalbine döktüm.”

Cevzi birkaç rivayet daha zikrettikten sonra şöyle der: Eserde sahih olduklarını veya mevzu olduklarını görmedik. Bu gibi şeylerde sözü uzatmanın faidesi yok.


Diğer bazı tahriç eshabı bu rivayete mevzu demiştir. Ancak saydığımız makbul eserler mana cihetine baktıklarından rivayeti kitablarına almışlardır.


Netice olarak deriz ki yukardaki rivayetlerle ledunni ilmin olduğu, bu ilmin şeriat ilminden başka olduğu, bir takım özel kimselere bu ilmin akıtıldığı anlaşılmış oldu.

Biz de zaten bunu iddia ediyoruz. Manevi ilimler, tasavvufi incelikler, ehlinin kalbine akıtılır, nesil nesil kıyamete kadar devam eder. Bunu inkar etmek, güneşi inkardan beterdir. Lafızların yanıltması, sapıkların kötü halleri hak yol üzere daim olanlara zarar vermez, zira hak sahibi olan, hakikat üzere olan, başkalarının yanlışından gocunmaz. Onların yanlışlarını bize isnad edemezler. Bizim bulunduğumuz yol, asla bid’atı kabul etmez. Ehli sünnete muhalefeti red eder.

Dikkat ederseniz zikrettiğimiz delillerin açıklamalarının nerdeyse tamamını, tasavvuf kitablarından getirmedik ki, belki kabulünüze daha yakın olur, yoksa zaten bizim için bu kardar uğraşmaya gerek yok, tasavvuf kitablarımız bunları uzun uzun anlatır ve gönül verenleri mutmeinne eder.

Zemahşeri (Mutezilenin ileri gelenlerinden) bir beldeye gelecekmiş. Bütün halk meşhur müfessir geliyor diye telaşlanmış. İhtiyar bir nine: Ne oluyor? Demiş. Büyük bir alim geliyor, Allahın varlığına yüzlerce delil getiriyor, demişler. Nine, ne olmuş yani, Allahın varlığında benim delile ihtiyacım yok ki….  Diğer delillere devam edeceğiz….

Pazar, 11 Nisan 2010 16:53 tarihinde güncellendi

Sayfa 2 - 6

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.