.

.

Terimler

E-posta Yazdır PDF

ÂDEMİN SURETİ....

allah_c.c.jpg-Allahu Teala Âdem’i a.s. Sureti Üzere Yarattı- Hadisi Şerifi:

 

Bu konu müteşabihattan olup hakkında değişik teviller yapılmıştır.

 -عن أبي هريرة رفعه خلق الله آدم على صورته-

Fethul Bari’ Askalani, c:57, sah:4 te şöyle der:

Zamir Allah lafzına döner, bu hususta bazı rivayetlerde gelen ibareye dayanıldı :  على صورة الرحمن “Rahman’ın sureti üzere” Suretten murad, sıfatı demektir. Mana: Allahu teala Âdem’i a.s., sıfatlarından ilim, hayat, işitmek, görmek ve diğerleri üzere yarattı. Her nekadar Allahu teala’nın sıfatlarına hiçbir şey benzemese de.

Yani Allahu teala, halifesi olacak insanın babası Âdem’i a.s, kendini bilecek tanıyacak ve hükümlerini yeryüzünde tatbik edecek bir kıvamda yarattı, “Muhakkak biz insanı en güzel bir kıvamda yarattık” ayeti bunu bildirir.

 

Askalani, c: 25, sah: 205 te şu malumatı veriyor:

 

Ebu Hureyre’den r.a. merfu’ olarak: “Allah, Âdemi kendi sureti üzere yarattı”

Bazıları zu’m etti (yanlış anladı) ki, burdaki zamir (-hi- lafzı) Âdem’e döner, yani -onu ilimle vasıflı yarattı- manasında olur. Zira ilimle, insanı diğer canlılara üstün yapmıştı. Bu görüşe ihtimal vardır;

Halbuki Harbu-l Kirmani Sünnet isimli kitabında şöyle demiştir: İşittimki İshak ibni Raveyh şöyle dedi: Sahihtir ki Allahu teala Âdem’i Rahman’ın sureti üzere yaratmıştır.

İshak Kösec derki: Ahmed’i işittim ki şöyle diyordu: Bu sahih hadistir.

Bu hadsi şerifin hakiki manasını anlamak, her ilim ehlinin işi değildir. Rasih alimlerden olan, tasavvufun derinliklerine vakıf olan, İmamı Rabbani k.s. gibileri ancak bunu izah edebilir. Bu hususta Mektubatı Rabbani’de alakalı mektublar vardır.

İnsan nüshayı camiadır, yani pek çok özellikleri kendinde toplar. Küçük alemdir. Alemde ne varsa, onların bir numunesi insanda saklıdır. “İnsan benim sırrım, ben insanın sırrıyım” hadisi kudsisi bu manaya işarettir. Ayrıca “Nefsini/ruhunu bilen, Rabbisini bilir” hadisini de bu noktada zikretmeliyiz, zira insanı insan yapan ruhtur, ruh Allah’tan gelmiştir. Ruh mahluktur ama keyfiyyetini bilemiyoruz. Bedenle alakalıdır, ama bedenin neresindedir bilemiyoruz. O halde ruhumuzun özelliklerini bilirsek biraz olsun onu tanırız, böylece de sahibi olan Rabbisini tanırız. Ruhun suretsizliğinden, bilakeyf olan Rabbimizi tanımaya yol bulabiliriz.

Ruhta ilim var, hayat var, işitmek, görmek, konuşmak, irade, kudret ve icat vasıfları var. Bu sayılan sekiz vasfın asılları Allahu teala’da olup bizlere o sıfatlarından zıller/gölge ler ve suretler aksettirmiştir. Bu akseden zıllerle meydana gelen ruhumuz asıl insandır, asıl gören, işiten, konuşan işte ruhumuzdur. Beden ruhun kalıbıdır, imtihan için irtibatlan-dırıldığı kafesidir. Bedenin esaretinden kurtulup rabbisine dönerse, manevi mesafeleri aşıp miraç yaparsa, o zaman ruh Rabbisine ulaşır, Rabbisini Rabbisiyle bilir, bulur ve tanır. Artık eski düşük ilimleri, yüce ilimlere dönüşmüştür.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Perşembe, 16 Nisan 2009 20:45 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Manevi Yolda 4 Mertebe:

Seyri ilellah - Seyri fillah - Seyri anillah - Seyri fil eşya:

Bu tabirler tasavvufta kullanılan ilmi-manevi ilerleme dereceleridir. Bu hususlar mektubat-ı Rabbani ve Risale-i Kudsiyye isimli eserlerde değişik ifadelerle izah edilir. Muhatabın durumuna göre açıklama getirilir.

Önce ilmi izahını yapalım: Seyr: Manevi yürüyüş, ilmi ilerleme demektir. Düşük ilimlerden, yüksek ilimlere ulaşmak demektir.

1- Seyri ilellah: Allaha doğru yürüyüş: Allahu tealanın sıfatlarının zıllerine-gölgele rine-nurlarına doğru manen ve ilmen yükselmek. Düşük anlayışı terk edip, manevi açılımla, Allahu tealanın sıfatlarının zıllerini  keşfetmek.

2- Seyri fillah: Allahu tealanın isim ve sıfatlarında seyr. İlmen ve manen, Allahu tealanın sıfat ve esmasından haberdar olmak. ilmen, ruhen sıfatlar makamına yükselmek.

3- Seyri anillah: Allahu teala'nın huzuru manevisinden geri dönmek.

4- Seyri fil eşya: Alemin içinde bulunan eşyayı keşfederek seyretmek. Eşyanın hakikatine vakıf olmak.

ilk iki seyir, yükseliş makamlarında olup fena ve beka hallerini elde ettirir, son iki seyir iniş makamları olup irşad ve tekmil makamını elde ettirir. ilk iki makamda kalıp aleme geri dönmeyene uzlet velis denir. Bu, kendi halinde ibadetle meşgul olan veli olup, Allahın nurunda eriyip aşka gark olmuştur. başkasına faideli olamaz.

İniş makamlarını elde eden, ayıkmış ve Risalet makamlarından hisse alarak aleme dönmüş irşad velisi olan kamil mürşidler ve onların tabileridir. Gerçek peygamber varisi böyleleridir, müteşabihlerden hazları vardır. Nefisleri mutmeinne - razıye ve merzıyye oldduğundan iman ve islamın hakikatını yaşarlar. her ne yaparlarsa Allah için olur, ihlas olur. 

İşte böyle kimseler hakiki şeyh ve mürşid olur, böyle değilse müridlerini kemale erdiremez, nakıs olur. Mevla teala kamil dostlarından bizleri ayırmasın, onların bereketiyle dünya ve ahıretimizi ma'mur eylesin, islamı galib eylesin. Âmin! 

 

 

Pazartesi, 18 Ağustos 2008 13:27 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Tasavvuf Lügatı V - Y - Z

       -V-

Vahdet: Birlik. Gerçek bir sadece Allahu tealadır. Zat’ı ve sıfatlarında eşi ve benzeri yoktur.  Vahdeti vucud ehlinin iddia ettiği bütün eşyanın, O’nun aynısı olması ve bir olmaları, O’ndan başka varlığın olmaması manası ehli sünnete zıttır. Sekir halinde oldukları için mazur tutulurlar, fakat ayık kafa ile bunu söyleyen dinden hariç olur.

Vahiy: Allahın kelamını, peygambere gizliden bildirmesi. Kur’an vahyi ilahidir, beşer sözü değildir.

Vahşet: Yabancılık hali, yalnız yaşama hali. Korku ve dehşet.

Vakf: Allah için bir bina veya araziyi bağışlamak.

Vakı’a: Olay, rüya-zuhurat. Hariçte olan gerçek.

Vakıf: Olaydan haberdar olan.

Varid: Gelen, inan feyizler ve marifetler.

Vasıf: Sıfat, nitelik.

Vasıta: Aracı, sebebler.

Vecd: Bulmak. Manevi çoşku hali.

Vech: Yüz, zat. Vehim: Kuruntu, hayal.

Veladet: Doğum. 

Velayet: Velilik. İlahi yakınlık, dostluk.

Vera’: Takva, şüphelilerden bile sakınma hali.

Vera: Öte. Allah, ötelerin ötesinde.

Veraset: Miras yoluyla bir şeyi elde etmek. Alimler peygamberlerin varisle-ridir, onlardan veraset yoluyla ilim ve marifetleri elde ederler.

Vesile: Aracı. Allah’a yakınlık için tututnulan aracı veya sebeb. Bu bir ibadet olabilir veya Allahın sevdiği bir dostu olabilir.

“İşlerde hayrete düşerseniz, kabir ehlinden yardım talep ediniz.”

Manasındaki hadisi şerife göre, Allah katında makbul olan kimseleri, muradların tahakkukunda vesile etmek uygun olur.

Vesvese: Fısıltı, kuruntu. Şeytanın kişiye attığı kötü tavsiyeler.

Virane: Harabe yer. Zikir ehli olmayan kalb viranedir.

Vird: Günlük dua ve zikir vazifeleri. Çoğulu evrad gelir.

Vucud: Varlık, mevcut olmak.

Vuslat: Mevla’ya kavuşmak.

 

          -Y-

Yad-daşt: Hatırda tutmak, unutmamak. Her halde Mevla’yı unutmamak.

Yad-kerd: Hatırlamak, zikretmek. Belli sayıdaki zikir dersini yapmak.

Yakaza: Uyanıklık hali.

Yakin: Kesin bilgi.  Şüphesizlik. Görür gibi olma hali.

Ye’s: Ümitsizlik. Mevlaya ulaşmaktan umudu kesilmek.

 

          -Z-

Zecr: Engellemek, men etmek.

Zahid: Sofu, dünyadan alakayı kesmiş.

Zahir: Dış, açıkta olan. Belli olan.

Zaviye: Tekke.

Zelle: Ayak kayması, sallantı. Kusur gibi olan hafif sarsıntılar.

Zevaid: Fazlalıklar. Fazladan olan şeyler.

Zevk: haz, lezzet. Manevi lezzet.

Zıll: Gölge. Bir şeyin aslı olmayan. Allahu tealanın sevgi sıfatının zılli, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in hakikatıdır, teayyünü evvel dir, zira ilk belirendir. Aklı evvel de (aklı u’la) denilir, zira bu zuhuru ilk kabul eden odur.

Zındık: Sapıtmış, dinsiz.

Zikir: Hatırlamak, gafleti kovmak.

Zillet: Alçaklık, düşüklük.

Zinde: Uyanık, diri.

Zıya: Işık, nur.

Zuhul: Kendinden geçmek, haberdar olamamak.

Zulum: Haksızlık,

Zulmet: Karanlık.

Zühd: Sofuluk. Dünyaya ilgi duymamak.

Zünnar: Papazların bellerine bağladıkları ibadet kuşağı. 

Bir müslüman kendi ihtiyarı ile bunu kullanırsa kafir olur.

Perşembe, 14 Ağustos 2008 15:18 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Tasavvuf Lügatı T - U - Ü

        -T-

Taat: İtaat, Allah’a boyun eğmek. Kulluk vazifelerini ifa etmek.

Teayyün: Belirme, hususileşme. Birbirinden seçilme, ayırt edilme.

İlk teayyüne teayyünü evvel denir ki bu, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in hakikatıdır, Mevla tealanın sevgisinin zılli/aksi dir. Mevla’nın ilmi ezelisinde her şeyin belirlenip muayyenleşmesine ilmi teayyün denilir. Bunlara uygun şekilde eşyanın hariçte var edilmesine de teayyünü evvel, a’yanı sabite, hakikati Muhammediyye, vahdet mertebesi denir. Hakikatı Muhammediyye, Allahu tealanın bütün isim ve sıfatlarının suretini ihtiva eder. Bu yüzden mevla’nın ilk halifesidir.

Tahliye: Kötü huyları temizlemek, boşaltmak.

Tahalliyyet: Süsülenmek, iyi huylarla vasıflanmak.

Takdis: Arındırma, pak etmek. Subhanellah lafzı ile Mevla talal’yı bütün noksanlıklardan ve atılan iftiralardan pak ve mukaddes kılarız.

Takva: Sakınmak, saygı ile tazim etmek. Allah’ın emri ve yasaklarına tam riayet etmek, muhalif olmamak. Üç basamaktır. Evveli sadece imandır, ikincisi imanla birlikte salih amelleri işleme, yasaklardan sakınmaktır. Üçüncüsü, bu ikisi ile birlikte Allahu teala’yı hiç unutmamak.

Talep: Arzu, istek. Mevla’ya kavuşmak için gerekli manevi çalışma.

Tarikat: Yol, Allaha kavuşturan manevi yol.

Tasarruf: Yetikle iş yapmak. Müridleri yetiştirmeye kabiliyyetli olmak.

Tasavvuf: Manevi yol, Suffe ashabı gibi olmaya çalışmak. Safileşmek. Yün elbise giyinenlere de denirdi. Sonra sadece tarikat ehline söylendi.

Tasfiye: Boşaltma, safileştirme. Kalbin masivadan boşaltılması. Nefsin temizlenmesine tezkiye denir.

Tatavvu’: Nafileler. Farz ve vacibten başka ibadetler.

Tayyı mekan: Mesafenin kısaltılması, az zamanda uzak mesafeye gitmek.

Teberrük: Bereketlenmek, bir şeyle uğurlanmak, feyizlenmek.

Tebettül: Kesilmek, sadece ibadete yönelmek. Betül, Fatıma validemizin ismidir. İbadet yönü çok fazlaydı.

Tecelli: Açılmak, aşikare olmak. Kalbe açılan haller, zuhuratlar. Tecelli ikinci kademede zuhurdur. Mutlaka arada bir şey vardır. Fiil tecellisi, isim ve sıfatlşar tecellisi ve Zat tecelli şeklinde üç kısımdır. Bunları geçince vasl-ı uryani olur.

Tecessüd: Cesedleşmek. Bazı büyük velilerin bedenleri de ruhları hükmüne döner, nurani olur. Bu durumda bedeni ruhunun tasarruflarına mani olmaz. Ruhu, aynı anda başka yerlerde de beden gibi görünebilir. Bazı velilerden rivayet edilen, aynı anda başka yerlerde görüldüğü haberleri buna benzer.

Tecrid: Soyulmak, ayrılmak. Sırf Allah için olmak, sadece ona güvenmek. Tefrid halide buna benzer.

Tedebbür: Düşünmek, işin sonunu baştan kavramaya çalışmak.

Tedelli: Sarkmak. Mi’raçtan dönüş hali.

Tefekkür: Düşünmek, fikir yürütmek.

Tefrika: Dağınıklık hali zahirin tefrikası, işlerin ve hareketlerin dağınık olmasıdır. Bu durum batınında da tesir eder ve kalb tefrikaya düşer.

Tefviz: İşleri ısmarlamak, işleri Allah’a havale etmek.

Tehlil: Tevhid kelimesini tekrarlamak.

Tekke: Dergah. Dervişlerin sohbet ve zikir ettiği mahal.

Telvin: Renklenmek. Halden hale girmek. Bu yolda olmanın alamaetidir.

Temkin: yerleşmek, karar kılmak. Makam ehli olunca temkin bulur.

Telkin: Bir şeyi başkasına öğretmek.

Temaşa: Seyretmek, manevi halleri müşahede.

Tenasuh: Ruhun bir bedenden, diğerine geçtiğini iddia etmek. Bu küfür-dür, zira cesedlerin kendi ruhlarıyla diriltileceğini inkardır.

Tenzih: Pak etmek, arındırmak. Mahluk vasıflarından Mevlayı uzak tutmak

Terakki: Yükselmek.

Teslim: Allah’ın emirlerine boyun eğmek.

Teşebbüh: Benzemeye çalışmak.

Tevacüd: Vecd hali, manevi coşku hali.

Tevazu’: Nefsini aşağı tutmak, kendini küçük görmek.

Tevbe: Dönmek, vaz geçmek. Günahlardan vaz geçmek, Allah’tan affı dilemek.

Teveccüh: Yönelmek, mürşidin müride yönelmesi, manevi yardım gönder-mesi. Müridin rabıta üzere şeyhinin kalbine yönelmesi.

Teberri: Uzak olmak.

Tevfik: Muvaffak edilmek, başarıya ulaştırılmak.

Tevhid: Allah’ı birlemek. Vahdeti vucud ehlinin, sekir halinde kendinden geçip sadece Mevla’yı görme haline de tevhid derler. Ancak bu hal, makbul olmayıp ayıklığa çıkmak gerekir.

Tezkiye: Temizlenme, nefsi arındırma.

Tul-i emel: Uzun yaşama arzusu, hayaller peşinde koşmak.

Tur: Sina çölündeki dağ. Musa aleyhisselamın Mevla ile konuştuğu dağ.

 

          -U-

Ubudiyyet: Kulluk, Allah’a itaatkar olmak.

Ucub: İbadetini beğenmek, kibirlenmek.

Uryan: Çıplak. Vaslı uryani: Arada engel olmaksızın Mevla’ya kavuşmak.

Usul: Metod, adab ve erkan.

Uzlet: Halktann ayrılmak. İnziva hali. Nakşi yolunda halvet der encümen kaidesi vardır, yani halk ile birlikte iken uzlet halinde olmak.

           -Ü-

Ülfet: Dostluk, yakınlık. Ünsiyet te bu manadadır.

Ümmi: Okuma yazma bilmeyen.

Ümmül kitab: Kur’anın aslı, Fatiha suresi.

Üstad: Hoca, pir, şeyh.

Üveys: Ruhani terbiye. Üveysiler, uzaktan terbiye edilirler. Nakşi yolunda üveysilik vardır. Pek çok mürşid, daha evvelki mürşidler tarafında manevi işaretlerle terbiye edilmişlerdir. Nakşibend kuddise sırrahu bunlardandır.

 

Perşembe, 14 Ağustos 2008 15:18 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Tasavvuf Lügatı S - Ş

         -S-

Saadet: Mutluluk, huzur üzere olmak. Dünya ve ahıret mutluluğuna kavuşmak.

Sabık: Geçmiş, evvlki.

Sada’: Ses, nida.

Sadat: Evvelki büyükler, seyyidler.

Sadr: Göğüs.

Safa: Safi olmak, temiz olmak.

Sehab: Bulut.

Sahib: Arkadaş, yoldaş. Sohbette bulunan.

Sahv: Ayıklık, sekirden/sarhoşluktan kurtulmak.

Said: Mutlu olan, cennetlik.

Salat: Peygamberimize okunan dua lafızları. Allahtan rahmet, melekler-den istiğfar, mü’minlerden dua.

Sanem: Put.

Saye: Gölge.

Sebeb: Vasıta, aracı.

Seb’ul mesani: Yedi ayetli tekrar eden sure, Fatiha suresi.

Secde: Tazim ve kulluk için alnı yere koymak. Namazda Allah’a en yakın olunan hal.

Sefer: Yolculk. Yolu yürümek, aşmak.

Seher: Sabahın ilk vakitleri, imsakten sonrası. İstiğfar vakitleri.

Sekinet: Vakar, ağırbaşlılık. Sükunet hali.

Sekr: Sarhoşluk. Zikir ve feyzin tesirinde kalıp kendinden haberdar olama-mak. Daha ilerisinde ayıklık hali vardır.

Selam: Selamet, emniyet. Cennetlerden biri, darusselam. Allahu tealanın ismi şeriflerinden biri.

Sema’: Nağmeli okunan kaside ve beyitler, onları dinlemek, vecde gelmek.

Surur: Sevinçli olmak, feyzin taşması.

Serair: Sırlar, manevi incelikler.

Sereyan: İçine nufuz etmek, sirayet etmek. Suyun sünger içine girmesi.

Setr: Örtmek, perdelemek. Çoğulu setair gelir.

Sevda: Aşırı sevgi, aşk. Kalbte bulunan siyah bir noktaya (habbetus-sevda) denir. Aşk kendini tamamen kaplayana sevdalı denir.

Seyf: Kılıç.

Seyl: Sel, hallerin kişiyi kaplaması.

Seyyid: Efendi, değerli kişi. Efendimizin soyundan gelenler.

Seyr: Yürümek, seyretmek. Manevi yolculuğa seyr denir. Dört kademe-lidir, seyri ilellah, seyri fillah, seyri anillah, seyri fil eşya. Bunların ilk ikisi yükseliş (Mi’raç) içindir, diğer ikisi iniş (nüzül) içindir.

Sıddık: Dosdoğru olan, tam tasdik eden.

Sadakat: Doğruluk.

Sidretul münteha: Mahlukatın bittiği nokta. Cebrailin ötesine adım atama dığı mahal.

Sika: Güven. Vesika, güven ve teminat için alınan makbuz, senet.

Silsile: Zincir, peşpeşe ekli halka. Peygamberimizden bu zamana kadar devam eden ve birbirine ekli olan, ilmi ve manevi halka. En meşhuru altın silsiledir.

Simroğ: Anka kuşu. Adı var, kendi mevcut olmayan değerli varlık.

Sine: Göğüs.

Siva: Allah’tan başka her şey.

Sohbet: Karşılıklı konuşma, manevi mecliste hazır olmak, beraberlik.

Sofu: Zahid, veli. Ham sofu tabiri cahil olup ibadete meraklı olan kişilere denir.

Sülük: Manevi yolda yürümek. Tarikat menzillerini aşıp Hakka ulaşmak.

            -Ş-

Şad: Neşeli olmak.

Şahid: Hazır olan. Müşahede hali, görmek veya görür gibi olmaktır.

Şathıyyat: Hoş sözler, kıssalar.

Şecere: Ağaç, tarikat silsilesi.

Şefaat: Yardım etmek, kayırmak. Peygamberimize ait bir hususiyyet olup onun peşinden diğer peygamberler, sıddıklar, şehidler, salihler şefaat edecektir. Bu zamanın selef/vehhabi kafalı kimseleri şefaati inkar etmektedir. Bu husus ancak kendilerinin mahrum olmasına sebeb olur.

Şehvet: Nefsin hoşuna giden şey.

Şemail: Ahlaklar, huylar.

Şeriat: Yol, din, dindeki kaideler, ceza hukuku. Şeriat-tarikat-hakikat bun-dan sonra şeriatın hakikatı gelir. Bu sıralama sadece nakşi yolu büyük-lerine hastır. Diğerleri ilk üçünü söylemişlerdir.

Şevk: Arzu, gönlün coşması.

Şeyh:  Yaşlı, önder, ilimde veya maneviyatta önder olan. Tarikat büyüğü, mürşidler. Şeyhin kamil olması, sünneti seniyyeyi tam tatbik etmesiyle anlaşılır. Şeyh, kensidi ile oturduğun vakit seni Allah’a yakınlaştırır,  dünya dan soğutur, ahırete yöneltir.

Şuhud: Müşahede edilen şeyler.

Şuun, şuunat: Şanlar. İsim ve sıfatların Allahu tealada bulunması. İlim, kadim sıfattır, Zat’tan başkadır. Allahu teala alîmdir, her şeyi bilir. Bu durumda Allahu tealanın ilim sahibi olması haline ilim şe’ni deriz. Bu itibara şuun denir. Dervişler evvela isim ve sıfatları aşarlar, sonra bunların Zat’ta olan itibarları ki şuunattır, onları da aştıktan sonra öz Zat’a kavuş-mak hasıl olur. Buna vasl-ı uryani (çıplak buluşma-arada hiçbir engel olmaksızın görüşme) denir.

Perşembe, 14 Ağustos 2008 15:18 tarihinde güncellendi

Sayfa 4 - 6

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.