.

.

Hayatı

E-posta Yazdır PDF

Peygamberimizin nübüvvet (peygamberlik) mührü


mhr.jpgAllah, Hz. Muhammed (sav)'i alemler üzerine seçmiş ve onun "peygamberlerin sonuncusu" (Ahzab Suresi, 40) olduğunu bildirmiştir. Ondan sonra hiçbir peygamber gönderilmeyecektir ve Kuran insanlara hidayet rehberi olarak gönderilen en son kitaptır. Allah, Peygamber Efendimizin bu eşsiz özelliğini onun mübarek vücudunda bir izle tecelli ettirmiştir.

İslami kaynaklarda ve rivayetlerde Peygamber Efendimizin kürek kemikleri arasında bulunan bu işarete "nübüvvet mührü" ismi verilir. Peygamberimiz (sav)'in mührüne benzer peygamberlik işaretlerinin diğer peygamberlerde de olduğu, ancak Peygamberimiz (sav)'inkinin daha farklı olduğu el-Müstedrek tarafından Vehb b. Münebbih (ra)'den şöyle nakletmiştir:

". Allah hiçbir peygamber göndermemiştir ki, onun sağ elinde Peygamberlik beni (şamet'ün-nübüvve) olmamış olsun. Ancak bizim Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam bunun istisnasını teşkil etmektedir. Zira Onun peygamberlik beni, (sağ elinde değil) kürek kemikleri arasındadır. Peygamberimiz bu durum sorulunca: "Kürek kemiklerim arasında bulunan bu ben, benden önceki Peygamberlerin beni gibidir." demiştir.

Cabir b. Semüre (ra) anlatıyor:

"Ben Resulullah Efendimizin kürek kemikleri arasında bulunan nübüvvet mührünü gördüm. O, güvercin yumurtası büyüklüğünde kırmızımtırak bir yumru idi."

Hz. Ali'nin torunlarından İbrahim b. Muhammed (ra) naklediyor:

"Dedem Hz. Ali, Peygamber Efendimizin vasıflarını anlatırken, Resulullah'ın Hilyesi (güzel sıfatlar, süs, zinet, cevher, güzel yüz, suret, görünüş) hakkındaki hadisi bütün uzunluğu ile zikreder ve:

"Kürek kemikleri arasında nübüvvet mührü vardı. Ve O, peygamberlerin sonuncusudur" derdi.

Ebu Nadre (ra) anlatıyor:

"Ashabdan Ebu Said el-Hudri'ye Resulullah Efendimizin peygamberlik mührünün nasıl bir şey olduğunu sordum. Mübarek sırtlarında gül tomurcuğu gibi bir et parçası olduğunu söyledi."

"İki küreği arasında peygamberlik mührü yer alıyordu. Bu mühür sağ omzuna daha yakındı."

Muhammed b. Müsenna, Muhammed b. Hazm, Şu'be Simak (ra)'dan:

"Cabir İbn-i Semure'nin şöyle dediğini duydum: Resulullah (sav)'in sırtında mühür gördüm: güvercin yumurtası gibi idi."
Cuma, 06 Şubat 2009 14:05 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Peygamberimizin Mübarek Vasfı....

nur.jpg

ŞEMAİL-İ ŞERİF

Ebu Hüreyre (ra) anlatıyor:

"Hazreti Peygamber, gümüşten yaratılmış gibi nurlu beyazdı; saçları da hafif dalgalı idi."

"Efendimiz (sav) beyaza pembe karışık renkte idi. Gözleri siyah, kirpikleri sık ve uzun idi."
"Allah Resulünün alnı geniş olup hilal kaşlıydı, kaşları gürdü. Iki kaşı arası açık olup, halis bir gümüş gibiydi. Gözleri pek güzel, bebekleri simsiyahtı. Kirpikleri birbirine geçecek şekilde gürdü. Güldüğünde dişleri çakan şimşek gibi parıldardı. Iki dudağı da emsalsiz şekilde güzeldi. Sakalı gürdü. Boynu pek güzeldi, ne uzun ne kısaydı. Boynunun güneş ve rüzgar gören kısmı altın alaşımlı gümüş ibrik gibi gümüşün beyazlığı ve altının da kırmızılığını yansıtır şekilde parıldardı. Göğsü genişti, göğsünün düzlüğü aynayı, beyazlığı da ayı andırırdı. Omuzları genişti. Kol ve pazuları irice idi. Avuçları ipekten daha yumuşaktı."

Peygamber Efendimizin hicret yolculuğu sırasında çadırını ziyaret ettiği Ümmü Mabed isimli cömertliği, iffeti ve cesareti ile tanınan biri, Peygamber Efendimizi tanımamıştır. Ancak Peygamberimiz (sav)'i anlatılanlardan tanıyan kocasına, onu şöyle tarif etmiştir:

"Aydın yüzlü ve güzel yaradılışlı idi; zayıf ve ince de değildi. Gözlerinin siyahı ve beyazı birbirinden iyice ayrılmıştı. Saçı ile kirpik ve bıyıkları gümrahtı (bol, gür). Sesi kalındı. Sustuğu zaman vakarlı (ağırbaşlılık, halim ve heybetli oluş), konuştuğu zaman da heybetli idi. Uzaktan bakıldığında insanların en güzeli ve en sevimlisi görünümündeydi; yakından bakıldığında da tatlı ve hoş bir görünüşü vardı. Çok tatlı konuşuyordu. Orta boylu idi; bakan kimse ne kısa ne de uzun olduğunu hissederdi. Üç kişinin arasında en güzel görüneni ve nur yüzlü olanıydı. Arkadaşları, ortalarına almış durumda hep onu dinlerler; buyurduğu zaman da hemen buyruğunu yerine getirirlerdi. Konuşması tok ve kararlı idi."

Kendisini görenlerin anlattıklarında da görüldüğü gibi, Peygamber Efendimiz olağanüstü yakışıklı, görenlerin nefesini kesecek kadar güzel yüzlü ve güzel endamlı idi. Ayrıca atletik ve son derece etkili bir yapısı vardı ve çok kuvvetli idi. Peygamberimizin Şemaili

Osmanlı döneminin önemli alimlerinden olan Ahmet Cevdet Paşa Peygamber Efendimizin anlatılan özelliklerini bir özet haline getiren bir çalışma yapmıştır. Bu çalışması Kısas-ı Enbiya adlı eserinin IV. cüzünde, "Bazı Evsaf-ı Seniyye-i Muhammediyye" başlığı altında gerçekleşmiştir:

". Mübarek cismi güzel, hep azası mütenasip (uygun, aralarında muntazam bir nisbet bulunan), endamı gayet matbu, alnı ve göğsü ve iki omuzlarının arası ve avuçları geniş, boynu uzun ve mevzun (yakışıklı, her bir vasfı ölçülü) ve gümüş gibi saf, omuzları ve pazuları ve baldırları iri ve kalın, bilekleri uzun, parmakları uzunca, elleri ve parmakları kalınca idi. Mubarek cildi ise ipekten yumuşak idi.

Kemal-i itidal üzere büyük başlı, hilal kaşlı, çekme burunlu, oval yüzlü idi.

Kirpikleri uzun, gözleri kara ve güzel, büyücek ve iki kaşının arası açık, fakat kaşları birbirine yakın idi,

O Nebiyy-i Mücteba (seçilmiş, kıymetli peygamber), ezherüllevn (rengi nurlu, parlak) idi; yani ne ak, ne de kara esmer, belki ikisi ortası ve gül gibi kırmızıya mail (benzer) beyaz ve, nurani ve berrak olup, mübarek yüzünde nur lemean (parlardı) ederdi. Dişleri, inci gibi abdar (parlak, sağlam vücutlu) ve tabdar (ışıklı, parlak, büklümlü, kıvrımlı) olup, söylerken ön dişlerinden nur saçılır; gülerken, fem-i saadeti (saadetli ağzı), bir latif (mülayim, yumuşak, nazik, güzel) şimşek gibi ziyalar (ışıklar) saçarak açılır idi.

Alem-i bekaya (geride kalanların dünyasını) rihlet (göçmek, ölmek) buyurduklarında saçı, sakalı henüz ağarmaya başlamış başında biraz ve sakalında yirmi kadar beyaz var idi.

Havassı (duyular) fevkalade kavi (sağlam, kuvvetli) idi. Pek uzaktan işitir ve kimsenin göremeyeceği mesafeden görür idi. Elhasıl (sözün özü), en mükemmel ve müstesna surette yaratılmış bir vücud-ı mes'ud (mutlu vücudu) ve mübarek idi. Onu ansızın gören kimseyi sevgi alırdı ve Onunla ülfet ve musahabet (sohbetler, konuşup görüşmeler) eyleyen kimse, Ona can ü gönülden aşık ve mühib olurdu. Ehl-i fazl'a (kerem, ilim sahibi), derecelerine göre ihtiram (hürmet, saygı) eylerdi. Akrabasına dahi pek ziyade (çok bol, fazladan) ikram eylerdi. Lakin (ancak) onları, kendilerinden efdal (daha faziletli, daha layık, daha iyi) olanların üzerine takdim etmezdi.

Hizmetkarlarını pek hoş tutardı. Kendisi ne yer ve ne giyerse, onlara dahi onu yedirir ve onu giydirir idi.

Sahi (cömert, eliaçık, herkese iyilik etmek isteyen) ve kerim (herşeyin iyisi, faydalısı), şefik (şefkatli, esirgeyen, merhametli) ve rahim (rahmet edici, bağışlayan), şeci (kahraman, yiğit) ve halim (yumuşak huylu, hoş muamele yapan) idi. Ahd ü va'dinde (söz vermede) sabit, kavlinde (sözünde) sadık idi. Elhasıl (neticesi)- hüsn-i ahlakça (ahlak güzelliği) ve akl-ü zekavetçe (keskin anlayışı olan akıl) cümle(bütün, tam) nasa (insanlara) faik (üstün, üstünde) ve her türlü medh ü senaya (övgüye) layık idi.

Yemede, giymede kadar-ı zaruret (yoksulluk derecesinde) ile iktifa (yetinir) ve ziyadesinden (fazlasından) iba eylerdi (çekinirdi)."
 

Salı, 23 Haziran 2009 13:47 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Peygamberimize Has Sıfatlar

gl_resul.jpg

    234- Ve dahi bizim Peygamberimiz (Sallallahu Teala aleyhi ve Sellem) Hazretlerine mahsus yirmi kadar sıfatlar vardır. Beyan olunur.

Evveli: İnsan ile cinne gönderilmiş hak peygamberdir.
İkinci: Şeriatının hükmü kıyamete kadar bakidir.
Üçüncü: Şeriatı evvel geçen peygamberlerin bazı hükmünü nesh/iptal etmiştir. Şimdi onlar ile amel etmek caiz değildir.
Dördüncü: Hatemül enbiyadır/peygamberlerin sonuncusudur.

E-posta Yazdır PDF

Hicreti ve Medine Dönemi

ImagePeygamberimiz her sene kurulan panayırda insanları dine davet ediyordu. Peygamberliğinin on birinci senesinde de yine böyle bir panayırda Akabe denilen yerde 6 kişilik bir topluluğa rastladı. Onları İslama davet etti.

Medineli olan bu kişiler ona inandılar ve müslüman oldular. O altı kişi şunlardır:

Ebu Umame, Esad bin Zürare, Rafi bin Malik, Avf bin Haris, Utbe bin Amir, Haris bin Abdullah’dır.

Sonra bu altı kişi Medine’ye döndüklerinde kabilelerini dine davet ettiler. Bir dahaki seneye yetmiş üç kişi olarak Peygamberimiz’e geldiler.

Peygamberimizin Medine’ye hicret etmelerini istediler. Mallarını ve canlarını nasıl koruyorlarsa, Onu’da (Sallallahu aleyhi ve sellemi) öyle koruyacaklarına dair söz verdiler.

Ve böylece Medine’ye hicret başladı. Mekkeli müslümanlar bölük bölük Medine’ ye göçtüler.

622 yılında yapılan bu Hicret, İslam Devleti’nin ilk başlangıcı oldu.

En son Peygamberimiz ve Ebu Bekir Hazretleri kaldı. Sonra Allah’ın izni ile iki arkadaş Hicret için yola çıktılar.

Onların gizli çıkışı Kureyş’lilere ağır geldi ve Muhammed’i (Sallallahu aleyhi ve sellem) bulana, pek çok mal vaad ettiler. Ne yaptılar-sa da muvaffak olamadılar. İki arkadaş yollarına devam etti.

Bir Pazartesi günü Medine’ye vardılar. Medineliler bu iki zatı sevinçle karşıladılar. Misafirlerini evlerine buyur ettiler.

Fakat Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) kimsenin gönlü kırılmasın diye devesini kendi haline bıraktı, deve Ebu Eyyüb’ün hanesi önüne çöktü.

     Burada yedi ay kalan Muhammed (Sallal lahu aleyhi ve sellem) boş bir arsa satın alarak  oraya Mescid ve kendisinin oturması için küçük odalar yaptırdı. Bu mescidin inşasında kendi de yardımda bulundu ve sırtında kerpiç taşıdı.

Bu mescidin arka tarafında bir yer vardı ki o yerde kimsesiz kişiler barınıyor, Allah Resulünden ilim öğreniyorlardı.

Bunlara Ashabı Suffe denir. Meşhur hadisi şerif ravisi Ebu Hüreyre (r.a) burada yetişmiştir.

Salı, 05 Ağustos 2008 14:44 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Mekke Dönemi

ImageMuhammed (Sallallahu aleyhi ve sellem) 40 yaşına geldiğinde kendi sinde farklı şeyler görülmeye başlandı.

Yalnızlığı ister, Hira dağında bir mağaraya gider, tefekküre dalar dı. Yine o mağarada bulunuyorken Cebrail (aleyhisselam), kendisine göründü ve ona ilk vahyi getirdi.

Böylece Muhammed (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘e peygamberlik verilmiş ve Kur’anı Kerim ayet ayet indirilmeye başlanmıştır.

Allah’tan, Cebrail vasıtasıyla aldığı emirleri önceleri gizli olarak güvendiği kişilere bildiren Muhammed (Sallallahu aleyhi ve sellem)’e kadınlar dan ilk inanan Hazreti Hatice’dir. Çocuklardan; Hazreti Ali, azadlı kölelerden Hazreti Zeyd bin Harise, olgun erkeklerden Hazreti Ebu Bekir’dir.

Sonunda bu davet, Allah’ın emriyle açığa vurulmuş, fakat Kureyş’liler iman etmemiştir. İman edenlere de çok eziyet etmişlerdir.

Onların işkencelerine dayanamayan müslümanlardan bir kısmı dinlerini daha rahat yaşayabilmek için Habeşistan’a Hicret ettiler.

Bunlar 25 kişiydi ki içlerinde Hazreti Osman ve eşi (Peygamberimizin kızı Rukiye) de bulunuyordu. Orada çok rahat ettikleri için müslümanlardan 104 kişi daha Habeşistan’a gitti.

Kureyşliler müslümanların günden güne çoğaldığını görünce her çeşit yolu deneyip onları dinlerinden döndürmeğe uğraştılar.

Sonunda inananlara karşı ambargo uyguladılar ve onları Şib-i Ebi Talib denilen mahalleye hapsettiler.

Bundan böyle orada kalacaklar, onlara ne yiyecek verilecek nede onlarla konuşulacaktı. Bu şekilde kendi aralarında bir ahidname yazarak Kabe içine astılar.

Bu ambargo tam üç yıl sürdü. Sonunda akrabalık gayretine gelen bir kaç kişi sebebiyle ve Peygamberimiz’in haber verdiği mucizesiyle bu baskı ahidnamesi kaldırıldı.

Bu esaretin kaldırıldığı yıl Peygamberimiz’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) amcası, ardından da ilk eşi ve ilk müslüman hanım olan Hazreti Hatice vefat ettiler.

Onların böyle ard arda vefatları Muhammed’i (Sallallahu aleyhi ve sellem) çok üzdü. Onun için bu yıla Hüzün Yılı dendi.

Amcasının ölümünden sonra müşrikler o Hazret’e daha çok eziyet ettiler. Bu eziyetlere dayanamayan Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) azadlı kölesini de yanına alarak belki inanırlar ümidiyle Taif’e gitti.

Onları İslam’a davet etti. Fakat Taifliler onlara inanmadılar, o iki zatı taş yağmuruna tuttular.

Tüm bu eziyetlere ve işkencelere teselli olsun için Allah, Habib’-ini Hicret’ten bir buçuk yıl önce, kendi manevi katına yükseltti. O gece mü’minlere namazı hediye etti. Miraç adı verilen bu mucizeye de kafirler inanmadılar.

Salı, 05 Ağustos 2008 14:46 tarihinde güncellendi

Sayfa 2 - 3

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.