.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

Küfür Tek Millettir

yahuhrs.jpgTürk öğrenciye İsrail yüzünden ceza


“Türk askeri gidecek Filistinlileri kurtaracak” dedi, ırkçılıkla suçlandı.


Walthamstow Kelmscott Secondars School öğrencisi Barış Can Kuş, fen dersinde öğrenci arkadaşlarıyla İsrail’in Gazze’ye saldırılarını tartışırken, “Türk askeri gidecek Filistinliler’i kurtaracak” deyince Yahudi asıllı öğretmeni tarafından “Irkçılık” yapmakla suçlandı ve 2 gün derslere sokulmadı.

Ders sırasında Cezayir asıllı öğrenci arkadaşının, “Türkiye Gazze’ye asker gönderecekmiş” sözleri üzerine, Barış’ın “Evet, Türk askeri gidecek, Filistinlileri kurtaracak” diyerek tartışmaya katılması başına iş açtı.
Konuşmaları duyan ve kendisinin de Yahudi asıllı olduğunu söyleyen fen öğretmeni Jacob “The word you said offended me” (sözlerinle beni rencide ettin) diyerek, Barış’ı sınıftan attı ve okul yönetimine “ırkçılık yaptı” suçlaması ile şikayet etti.

Okul yönetiminin yazılı olarak savunmasını istediği Barış Can Kuş, olayı olduğu gibi yazdığını söyledi. Disiplinden sorumlu kadın öğretmen Dultan’ın “sen çok terbiyesiz bir çocuksun, seni bu okuldan attıracağım, benim dersime de almayacağım” diyerek azarladığını belirten Barış, okul müdürü Parvez’in de kendisine, “senin bu yaptığın ırkçılık, aynı şeyi sana bir başkası yapsa beğenir misin” dediğini ve disiplin odasında izole edildiğini kaydetti.

 Akşama kadar disiplin odasında bekletildiğini ve okuldaki Türkçe bilen öğretmenin annesini arayarak durumu aktardığını anlatan Barış Can; “Ben kötü bir şey söylememiştim. Arkadaşlarımın konuşmalarına katıldım ve Türk askerinin Filistinlileri kurtaracağını söyledim” diyerek kendini savundu. Daha sonra Fen dersi öğretmeninden özür dilediğini hatırlatan Barış Can Kuş; “Her gün televizyonlarda ölen Filistinli çocukları görüyordum. Dünya seyirci kalıyor, kimse İsrail’in saldırılarını durduramıyor. Düşüncelerimi ifade ettim. Yanlış bir şey söylemişsem öğretmenlerim beni uyarabilirdi. Duygularımı ifade etmem okuldan atılmakla mı cezalandırılmalı” diyerek üzüntüsünü dile getirdi.

İkinci gün okula gittiğinde de zilin çalmasını beklerken, disiplinden sorumlu öğretmen Dultan’ın yanına gelerek; “Sen hala burada mısın, okuldan atmadılar mı? Seni bu okuldan attıracağım” diye azarladığını anlatan Barış Can; “Yemeği bile diğer arkadaşlarımdan ayrı izole edilmiş masada yedim. Okul müdürü aileme mektup yazarak, benim ırkçılık yaptığımı ileri sürdü. Oysa ben her insanın yapması gerekeni yaptım” şeklinde konuştu.

“OKUL EĞİTİM YERİ”
Olayın Türkçe bilen öğretmen tarafından kendilerine telefonla bildirildiğini, ardından da okul müdüründen aldıkları mektupla haberdar olduklarını belirten Barış’ın babası Rahmi Kuş; “Barış henüz 14 yaşında çocuk. Her gün İsrail’in Gazze’de yaptığı katliamları televizyonlardan izliyor ve üzülüyordu. Çocuk hassasiyeti ile okulda konuyu tartışmışsa ve eğer yanlış sözler söylemişse öğretmenler doğrusunu anlatması lazım. Okul eğitim yeri, çocuklarımızı eğitilmek üzere gönderiyoruz. Çocuklar duyarlılık gösterince ‘okuldan atılmakla’ tehdit edilecekse, eğitim kurumlarının amacı tartışılır hale gelir” diyerek tepki gösterdi.

TEFSİR DERSİ

Normal 0 21 false false false MicrosoftInternetExplorer4

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

BAKARA SURESİ

Medeni (hicretten sonra nazil) olup, iki yüz seksen yedi âyetttir.

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

الم 1 ذَلِكَ الْكِتَابُ لاَ رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِلْمُتَّقِينَ 2 اَلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ 3 وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ وَبِاْلآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ 4 أُولَـئِكَ عَلَى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَأُولَـئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ 5

Ayetlerin Mealleri:

1- Elif – Lam- Mim.

2- Bu kitapta hiç şüphe yoktur, Allah'tan korkanlar için yol göstericidir.

3- Onlar ki, görmedikleri halde iman ederler, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıklardan Allah yolunda harcarlar.

4- Yine onlar, sana ve senden önce indirilen kitap- lara inanırlar ve ahırete de görmüş gibi iman ederler.

5- İşte onlar, Rablerinden gelen doğru yol üzeredirler ve kurtuluşa erenlerin de ta kendileridir.

Bakara Suresi 1- 5. Ayetlerin Tefsiri:

الم (Elif-lam-mim) Bilki, alimler müteşabihat hakkında iki yol üzeredirler.

Evvelki mezheb: Müteşabihlerin ilmi (bilinmesi), Allah'a havale edilmiştir. Hadisi şerifler-den müteşabih olanlar da böyledir. Bu hususta önder Ebu Bekir, Ömer, Osman (Radıyellahu anhüm) Hazretleridir. Abdullah İbni Mes'ud, Muaz İbni Cebel, Selman-ı Farisi ve tabiinden pek çokları da bu görüş üzeredirler. Ebu Bekir Hazretleri der ki: 'Her kitapta bir sır vardır, Kur'anda Allah'ın sırrı sure evvelleridir.' Hazreti Ömer, Osman ve İbni Mes'ud derler ki: 'Muhakkak hurufu mukattaat açıklanamayan gizli şeylerdendir.'

Şa'bi, Zühri, Malik ve Evzaî derler ki: الم ve diğer sure başlarındaki hece harfleri, müteşabihattan olup Allahu Teala onların ilmini kendine seçmiş (ayırmış) tir. Bunlar Kur'anın sırrıdır. Biz bunlara inanırız, onların ilmini, her şeyi bilen ve her şeye sahip olan Allah'a havale ederiz.'

Müteşabihlerin Kur'anda zikredilmesinin faidesi, onlara inan mayı talep etmektir. Evzai (rahmetullahi aley) der ki: 'Zühri'ye bazı müteşabih haberlerden sordum, dedi ki: İlmi Allahtan, tebliği Resulullahtan, teslim olmak bizden. Resulullah'tan gelen hadislere geldiği gibi iman edin.'

Bu görüşte olanlar müteşabihler hakkında konuşmazlar, te'-vil etmezler. (Yorum yapmaz, olduğu gibi kabul ederler)

İkinci mezheb: Asıl hükümler ve aklın gereği olarak Kur'an ve hadislerdeki müteşabihler hakkında te'vil yapmak sıfatların gereksizliği iddiasından ve benzetme âfetinden sakınmak için vacibtir. Bu görüşte önder olanlar, Ali, İbni Abbas ve muhakkık alimlerden pek çoğudur. 'Muhkem ve müteşabihi bilmek, faziletli olan ile diğerlerini, hakim olan ile olmayanı bir birinden ayırmak içindir' derler.

Hazreti Ali Efendimiz derki: الم Allahu Tealanın isimlerinden bir isimdir. Bunun manası hakkında Said İbni Cübeyr şöyle der: "Şu harflerden bazısı dizilişlerinin keyfiyeti ile hidayet olunur." (yol gösterilir) الر - حم - ن Harflerinin terkibi الرحمن olduğu gibi. Bu harflerden bazısının terkibi ile hidayet bulunmaz (ne manaya geldiği anlaşılmaz) ismi azam bunlardandır.

İbni Abbas der ki: الم in manası "Ben Allahım, en iyi bilirim" dır.

Muhammed İbni Ka'b der ki: elif: İlah. Lam: Lütfu. Mim: Mülkü. Denildiki elif: Allah. Lam: Cebrail. Mim: Muhammed (Sallallahu aleyhi ve sellem) demektir. Denildiki bundan herbir harf Allahın isimlerinden bir isimdir.

Derim ki bu hususta asıl olan peygamberimiz (Sallallahu aley hi ve sellem) sözüdür. "Ebcedi ve tefsirini öğrenin bunların tefsirini bilmeyen alime yazık olsun. Elif: Allahtır."

Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu: الم Bir harftir demiyorum. Fakat elif bir harf, lam bir harf, mim bir harftir.

Bu harflerin isimleri sureye isim olunca sureler bunlarla başla tıldı. Kur'ana karşı koyanlara ikaz olması için sıralı harf şeklinde ve garib bir azım ile serdedildi. Ayrıca şu okunan kelamın onların kelamı cinsinden kelamlarını dizdikleri şeylerden dizildiğine tenbih olundu. Şayet bu, insan sözü olsaydı, belagatta onların tehakku kundan çıkan bir dereceye ulaşmazdı, ve onun gibisini getirmek ten aciz kalmaları zahir olmazdı. Kulağa ilk çalınan icaz nevisinden başlı başına olan bir çeşit olmaktadır. Zira harflerin kendi- sini söylemekte Arapların seviyesi eşitti, fakat harflerin isimlerini söylemek böyle değil; zira bu yazı ve ders ehli olanlara aittir. Kitap karıştırmamış olan ümmiden bu işin ortaya çıkması uzak, garib, adeti yaran bir olaydı. Muhak kak bu hususlarda hatiblerin, diğerlerini aciz bıraktığı hususlara riayet edildi.

Şu sure başlarında on dört isim getirildi. Bunlar mucem harflerin isimlerinin yarısıdır. Burda sayılan mucem harfler elif, lam, mim, sad, ra, kaf, he, ya, ayın, tı, sin, ha, kaf, nun, bunlar harf cinslerinin yarısını ihtiva ederler. Bu bahiste harflerin sınıflan dırılması uzun olup kıraat ve tecvid ilmiyle alakalı olduğundan bu kadarla yetindik.

Eğer denilirse "Bu harflerin sayılmasından maksat hasmı ikaz ve susturmak ise, Kur'an surelerinin evvelindeki harflerin isimleri sayılsa idi ya"

Buna cevaben deriz ki bu harfler surelerin ismidir. Ekseri ulema bu husus üzerine mutaba kat etmiştir. Bundan dolayı bazı surelerde gelmiştir.

Bu harflerle surelerin isimlendirilmesinde, bunların Arapça kelimeler olduğuna, terkiblerinin bilindiğine tenbih vardır. Şayet bunlar Allahın gayrısından olsaydı, diğerleri de bunun en kısa suresi gibisini getirmekten aciz olmazlardı.

Şayet denilirse sure başlarındaki bu harflerin ismi olup surelere isim yapılmıştır. Halbuki yazı kaidesine göre harflerin isimleri ile isim verildiği zaman isim suretinde yazılır, harf suretinde yazılmaz. Mesela bir kişiye Ta-sin diye isim verilse yazı kaidesine göre طاسين şeklinde yazılmasıdır, طس şeklinde yazılmamasıdır. Bu kaideye muhalefet edilip Kur'andaki sure başlarına bizzat harflerin kendisi yazılarak isimlerinin yazılmaması bunların surenin ismi olmadı-ğına delalet eder.

Buna cevaben deriz ki, şüphe yok ki bütün kelimeler harflerden terkib edilmiştir. Hecelen- diği zaman adet böyle devam eder. Katibe elif yaz dendiği zaman o harfin ismi söylenir harfin kendisi yazılır. İşte aynı şekil üzere sure başlarında yazılmıştır. Telaffuz edilince elif lam mim şeklinde söylenir, yazıldığı zaman الم şeklinde yazılır.

Rivayet edildi ki peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) e yahudiler gelince onlara elif lam mim bakara suresini okudu. Onu hesab ettiler ve dedilerki "Bir dine nasıl girelim ki müddeti yetmiş bir senedir" bunun üzerine Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) tebessüm etti, sonra yahudiler başkası varmıdır? Dediler. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu" المص - المر Bunun üzerine yahudiler iş üzerimize karıştı, hangisini alacağımızı bilmiyoruz dediler. İşte Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) şu terkib üzere onlara okuması ve onların bundan hüküm çıkarmaya çalışması bu harflerin bir takım şeylere delalet ettiğine işarettir.

Davud ibni Hind derki: Şa'biden sure başları hakkında sordum. Buyurduki "Ya Davud! Muhakkak her kitabın sırrı vardır, Kur'anın sırrı da sure başlarıdır. Onları bırak gayrısından sor." Bazı kitablarda Şa'binin şöyle dediği yazılıdır. "Muhakkak Allah için sır vardır. Onu kitablarına koymuştur. Kur'andaki sırrı hurufu mukattaalardır."

Bu sırdan alimlerin kasdettiği Allah ve Resulü arasında sır ve işaret olduğudur. Bunlar ile başkalarının anlamamasını kastetmiştir. Zira mana ifade etmeyen şey ile hitab etmek uzaktır. Fakat Arabların bunların manasını bilmemesi onların hiçbir şeyi ifade etmediğini gerektirmez, ve onların zikrinin bir fayda bir mana ifade etmediğini gerektirmez. Ayrıca geride geçtiği gibi bu harflerden zikredilen şu isimler hasma meydan okumak ve aciz olduğunu tenbih etmek içindir.

Pazartesi, 12 Nisan 2010 10:32 tarihinde güncellendi

İsmailağa Cemaati'nden Özür...

   isma._ef_d.jpgİsmailağa Cemaati'nden Özür diliyor  
Tarih 15 Şubat 2006'yı gösteriyordu. Türkiye şok bir operasyonla sarsıldı; Sauna Çetesi! Bu olay, içinde yer alan isimler nedeniyle İkinci Susurluk olarak değerlendirildi. İddiaya göre Sauna çetesi, iş ve sanat dünyasının ünlü isimlerinin yanı sıra, milletvekili, bakanları fişlemiş, darbe için altyapı oluşturmaya çalışmıştı. Gazetelere yansıyan iddialara göre Sauna Çetesi'nin lideri esrarengiz bir isimdi. Kasım Zengin. Sıfıra vurulmuş saç traşı ve Ünlü sanatçı İbrahim Tatlıses'le yan yana çekilmiş fotoğrafı ile günlerce gazetelerin birinci sayfalarında yer aldı.

Suskunluğunu neden bozuyor

Ben ilk defa konuşuyorum. Daha önce konuşmadım. Tek amacım bir konunun aydınlanmasıdır. Benim için bu çok önemli. Büyük bir yükten kurtulmuş olacağım. Çünkü vicdan azabı çekiyorum. Benim ismim üzerinden başta İsmailağa cemaati olmak üzere Müslümanlara yönelik bir komplo kurulmaya çalışıldı. Bazı perde arkası güçler, Müslümanları zan altında bırakmak, onları öcü gibi göstermek için savaş açmaya çalıştı. Bu konu gündeme geldiğinde, öyle ya da böyle benim ismim ve benim konumumla alakalı olarak İsmailağa kamuoyunda sıkıntıya girdiği için, o dönemde sıkıntıya giren herkesten ayrı ayrı haklarını helal etmelerini talep ediyorum. Bu olayın gerçek boyutunu anlatmak için konuşuyorum. Bir sürü televizyon ve gazete peşimde. Tekliflerini kabul etsem dünyanın zengini olurum. Ama onların ne istediğini biliyorum. Ne yapmak istediklerini de. O yüzden benim söylediklerimi anlayacağınızı bildiğim için size konuşuyorum.
Teklifi reddettim bir hafta sonra bu olay patladı!

Ben yetimim. Çocukluğumda parklarda yatıyordum. Sokakta yaşayan bir kişi olarak hırsızlık yapacak noktaya gelmiştim. Ama maalesef benim gibi insanlar, kullanılmaya müsait oluyor. Benim başıma gelenler yapılan bir teklifi kabul etmememden kaynaklandı. Sadece bir kişinin zaafı yüzünden, çenemi tutamayıp 'sen yanlış yapıyorsun" dememden gelmiştir. Burada ismini vermeyeceğim. Onunla yaptığımız bir toplantıda bazı teklifler oldu. Onun yaptığı teklif, ne İslam'a, ne insanlığa, hayvanlığa bile yakışmayan bir teklif. Ben de dedim ki, "Böyle bir koltukta oturan bir böyle bir teklifte bulunabiliyorsa, bu ülkenin sonudur, vahşileşmesidir. Sen o koltuğun gereğini yerine getiremiyorsun. Ben seni o koltuktan kaldıracağım. O tekliften sonra ben patladım bunu söyledim. O da dedi ki, "Ben de seni dünyanın en rezil adamı yapıp içeriye attırmazsam bu isim de, bu makam da bana haram olsun" dedi. Bir hafta sonra ben hayatım boyunca harama uçkur çözmediğim halde "saunacı!" olarak cezaevine girdim. Bahsedilen saunanın ben adresini bile bilmem. Yani saunayı çalıştıran kişi, aynı ekibin bir adamı. O bayan aynı ekibin adamı. Gizli kamera koymuşlar. Benim bir tane görüntüm var mı? Bir tane telefon teması var mı? Yok.

"Kadı Mahkemesi" komploydu

Benim üzerimden komplo kurulmaya çalışıldı. Kadı Mahkemesi bunun örneğidir. Ben buradaki yanlışlığın düzeltilmesini istiyorum. Şimdi ben o komployu bozmak istiyorum. Çok yazıldı, çok çizildi. Orada kesinlikle kadı mahkemesi diye bir şey olmadı. Kadı mahkemesi diye bir olay kesinlikle yoktur. Yargılanma diye bir şey yoktur. Ben şizofren hastasıyım. Benim kullandığım ilaçları kestiler. Bir de Türkiye gündemine öyle bir oturduk ki, nerden geldiğimizi şaşırdık. O havada, önüme 7 bine yakın sayfa koydular. Hepsini imzalayacaksın diye. Bunlar senin ifaden, diye. Ben o ifadeleri cezaevine girdikten sonra istettim, inceleyeceğim diye. İfadeler geldi, 7 bin sayfa ifade. Ancak çıkmaya yakın okumayı bitirebildim. Söylediklerimin yarısından çoğu yok. Benim söylemediğim birçok şey altına imza atmışım. 4 gün içinde binlerce sayfayı yazdılar. Ben de saatlerce imzaladım. Avukat inceledi diye hiç bakmadım. Avukatım sadece şerh koydu. Mütevekkilim Şizofren hastasıdır, söyledikleri doğru olmayabilir diye. Kabul etmiyoruz diye. Bana da öyle imzalattı. Onun rahatlığı ile imzaladık.

Yeni bir '28 Şubat' başlatılacaktı!

Ali Kalkancı, Fadime Şahin,... Hepsini tanıyorum. Ne amaçla tarikat kurduklarını, neyi amaçladıklarını da biliyorum. İslam ile yakından uzaktan bir alakaları yoktu. O dönemden tanıyorum. Kalkancı Fatih'e bilerek sokuldu. Sokulduğu gün de yanındaydık. Nasıl adam topladığını, adam toplama tekniğini de biliyoruz. Tarikata kimleri getirdiğini de biliyoruz. Tarikat süsü verilecekti, sonra operasyon olacaktı. İşte İslam'a zarar verilecekti. Bunlar bilerek yapıldı. Sonra olanları biliyorsunuz. Ben de kullanıldım. Beni rahatsız eden konu da budur.

İsmailağa Peygamber Efendimizin sünnetinden ayrılmayan bir cemaattir. Benim üzerimden, bana ait olmayan ifadelerin malzeme yapılarak, Müslümanlara zarar verilmesi beni aşırı derece yıpratmıştır. 2 yıllık cezaevi hayatımda sürekli yazdım. Şeytan'ın Oyunu diye! Bunun 300 sayfasını mahkemeye savunma olarak gönderdik. Bu oyunların hepsini yazdık. Fakat İsmailağa'daki "Kadı Mahkemesi" gündeme geldiği zaman, böyle olmadığına ilişkin bir çok yazı gönderdim. Bunların doğru olmadığını yazdım. Ama onlara hiç yer vermediler. Benim yargılama sürecimde İsmailağa cemaatine karşı bir savaş açılmıştır. Orada kadı mahkemesinde yargılandı diye yazıldı. Amaç Müslümanları zan altında bırakmak, tarikatları öcü yuvası, şer odağı gibi göstermek. Böylece Müslümanlar zor duruma düşürülecekti.
Kaynak:Milli Gazete
Perşembe, 22 Ocak 2009 19:11 tarihinde güncellendi

İsmail Heniye'nin Independent'teki yazısı

henye.jpgIndependent gazetesi İsrail'in katliamını sürdürdüğü Gazze'yi kontrol eden Hamas'ın siyasi lideri İsmail Haniye'nin Batı dünyasına yazdığı mektuba yer verdi.

İsmail Heniyye*


Bu yazıyı İsrail savaş makinesi Gazze’deki halkımı katletmeye devam ederken sosyal ve siyasi çevrelerdeki okuyuculara yazıyorum. Şu ana dek yaklaşık 1000 kişi öldü, bunların yarısına yakını kadın ve çocuk. Geçen hafta Cebaliye mülteci kampındaki BM Yardım Çalışmaları Kurumu’nun (UNRWA) okulunun bombalanması, tasavvur edilebilecek en adi suçlardan biriydi, evlerini terk etmiş ve uluslararası kuruma sığınmış olan yüzlerce sivil, İsrail tarafından acımasızca bombalandı. Bu iğrenç saldırıda 46 çocuk ve kadın öldürüldü, çok sayıda sivil yaralandı.

Filistin iradesini susturmak için

Açık bir biçimde, İsrail’in 2005’te Gazze’den çekilmesi ne işgalini ne de, sonuç itibariyla, işgalci bir güç olarak uluslararası yükümlülüklerini sona erdirdi. İsrail karadan, denizden ve havadan sınırlarımızı kontrol etmeyi ve sınırlarımıza egemen olmayı sürdürdü. Aslında BM, 2005 ve 2008 arasında İsrail ordusunun Gazze’de 222’si çocuk yaklaşık 1250 Filistinli’yi öldürdüğünü doğruladı. Bu sürenin çoğunluğunda sınır kapıları kapalı kaldı, gıda, endüstriyel yakıt, hayvanlar için besin ve diğer birkaç gerekli kalemin sınırlı miktarlarda içeri sokulmasına izin verildi.

Gizlemek yönündeki hummalı çabalarına karşın, İsrail’in Gazze’deki canice savaşının temel nedeni Hamas’ın oyların hatırı sayılır çoğunluğunu alarak kazandığı Ocak 2006 tarihli seçimlerdir. Bu seçimlerin ardından İsrail, ABD ve AB’yle birlikte Filistin halkının demokratik iradesini ortadan kaldırmaya girişmiştir. Önce verilmiş kararı bir ulusal birlik hükümetinin oluşumunu engelleyerek tersine çevirmeye çalıştılar ve daha sonra da ekonomik cezalandırma yoluyla Filistin halkının hayatını cehenneme çevirmeye koyuldular. Bütün bu entrikaların umutsuz bir biçimde başarısızlıkla sonuçlanması bu ahlaksız savaşa yol açtı. İsrail’in amacı Filistin iradesini ortaya koyan tüm sesleri susturmaktır; ondan sonra bizi topraklarımızdan, müstakbel devletimizin meşru başkenti olarak Kudüs üzerindeki hak iddiamızdan ve Filistinli mültecileri evlerine dönüş haklarından mahrum bırakacak bir nihai anlaşmayı kendi koşullarıyla dayatacaktır.

Ateşkese uymayan taraf İsrail


Neticede, Gazze’ye yönelik Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’ni alenen ihlal eden kapsamlı kuşatma, hastanelerimize en temel tıbbi gereksinimlerin ulaşmasını engelledi. Yakıt dağıtımını ve tedavi amacıyla bile olsa hareket özgürlüğünü engelledi. Bu, iyileşebilecek durumdaki yüzlerce hastanın ölümüne ve çocuklarımızın yetersiz beslenme oranının katlanarak artmasına yol açtı.

Filistinliler, AB üyelerinin bu korkunç kuşatmayı bir saldırganlık biçimi olarak görmemesinden dolayı dehşete düşüyor. İnkâr edilemez delillere rağmen, utanmadan Hamas’ın ateşkesi yenilemeyerek Filistin halkının üzerine bu felaketi getirdiğini iddia ediyorlar. Sorarız size, İsrail haziranda Mısır arabuluculuğunda yapılan ateşkesin koşullarına uydu mu? Uymadı. Anlaşma kuşatmanın kaldırılmasını ve Batı Şeria’yla Gazze’ye yönelik saldırıların durdurulmasını şart koşuyordu. Bizim ateşkese tam itaatimize rağmen, İsrailliler Annapolis barış yılı olarak bilinir hale gelen dönemde Gazze’ ve Batı Şeria’da Filistinlileri öldürmeyi sürdürdü.

Okullarımıza, üniversitelerimize, camilerimize, bakanlıklarımıza ve sivil altyapımıza yönelik zalimliklerin hiçbiri bizleri ulusal haklarımızın peşinden gitmekten vazgeçiremeyecektir. Şüphesiz İsrail Gazze’deki bütün binaları yıkabilir, ama bizim kendi topraklarımızda şerefimizle yaşama kararlılığımızı ve azmimizi asla yıkamayacaktır. Eğer daha sonra bombalamak üzere sivilleri bir binaya toplamak ya da fosfor bombası veya füze kullanmak savaş suçu değilse, nedir? Siyonist İsrail’in eylemlerinden sorumlu tutulması için daha kaç uluslararası anlaşma ve sözleşmeyi ihlal etmesi gerekiyor? Bugün dünyada özgür ve iyi insanların bu acımasız zulüme karşı isyan seslerini yükseltmediği tek bir başkent yok. Bu suçlardan sonra, ne Filistin ne de dünya aynı olacaktır.

Yeni ateşkes koşulumuz açık

Sadece ileriye doğru bir yol var, başka bir yol yok. Yeni bir ateşkes için koşulumuz açık ve basit. İsrail, cani savaşına ve halkımızı katletmeye son versin, Gazze üzerindeki yasa dışı ablukayı tamamen ve koşulsuz olarak kaldırsın, tüm sınır kapılarımızı açsın ve Gazze’den tamamen çekilsin.

Bundan sonra ilerideki seçenekleri düşüneceğiz. Eninde sonunda, Filistinliler işgalden kurtulmak, başkenti Kudüs olan bağımsız bir devlet ve sürülmüş mültecilerin köylerine dönüşü için özgürlük mücadelesi veren bir halktır. Bedeli ne olursa olsun, İsrail’in katliamlarının devam etmesi, ne irademizi ne de özgürlük ve bağımsızlık isteğimizi kırabilecektir.

*Filistin Başbakanı

 

 

 
Perşembe, 22 Ocak 2009 19:05 tarihinde güncellendi

Sayfa 272 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.