.

.

Allah Dostları

E-posta Yazdır PDF

SON NEFESTE İMANLI GİTMEK......

nur.jpgAllah dostlarından Ebû Zekeriyya hasta döşeğinde ölümle pençeleşiyordu. Yakın dostlarından biri kendisen “Lâ ilahe illallah, Muhammedün Resûlullah!…..


Allah dostlarından Ebû Zekeriyya hasta döşeğinde ölümle pençeleşiyordu. Yakın dostlarından biri kendisen “Lâ ilahe illallah, Muhammedün Resûlullah! (Allah’tan başka ilah yoktur, Muhammed O’nun kulu ve elçisidir.)” sözlerini telkin etmek istedi. Bir etti, iki etti, üç etti. Ebu Zekerriya her defasında söylemeyi reddediyordu.

Bu durum karşısında yakın dostu Ebu Zekerriya’nın son nefesinde imansız gideceğinden korktu ve endişeye kapılmıştı. Bütün bir ömrünü Allah’a ibadet ve taat etmekle geçiren böylesine bir kimsenin şimdi hasta döşeğinde ölüm ile pençeleşirken Kelime-i Tevhid getirmemesine bir mana veremiyordu. Şeytanın bir kandırışına mı yenilmişti yoksa? Veyahut da yüce Allah’ın tecellisi karşında mı idi?

Salı, 10 Mart 2009 08:23 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

NEYLE KAVALLA DEĞİL HAKİKATEN İYİ TANITILSA......

mevlana.jpgMevlana'nın çağrısına uydular ve...

Konya'ya ziyaretlerinde Mevlana'dan, eserlerinden ve felsefesinden etkilenen ABD, İsviçre, İtalya, İsveç ve Meksikalı 7 kişinin Müslüman olması, bir müzik firması tarafından belgesel haline getirildi.

Çetiner, Işığa Gelenler (Who Find The Light) adlı Müslüman olan bu kişilerin kendi ülkelerinde İslâm'ı anlattıklarını, insanların kafasında oluşan farklı İslâm anlayışını değiştirmeye çalıştıklarını belirtti.

Konya'da sufi müziği albümleri ile bilinen Çetiner Müzik Film Yapım'ın sahibi Hikmet Çetiner, Mevlana ve Mevleviliğin tanıtımı amacıyla bugüne kadar birçok eser hazırladıklarını söyledi.  Son olarak Türkiye ve hatta dünyada büyük ilgi göreceğine inandıkları bir belgesel film hazırladıklarını ifade eden Çetiner, Işığa Gelenler (Who Find The Light) adlı belgeselin yaklaşık 40 dakika olduğunu kaydetti. Belgeselde farklı ülkelerde yaşayan insanların Mevlana'yı ve felsefesini duyarak Konya'ya gelişleri, burada yaptıkları araştırmalar ve yaşadıkları bazı manevi olayların ardından İslamiyeti seçmelerinin anlatıldığını bildiren Çetiner, şunları söyledi: ''Peter Cunz ve eşi Anna Regard Cunz (İsviçre), Elizabeth Gubelman (İsveç), Federiko Stocktan (Meksika), Sher Gamard (ABD), Brigitte Schlappi (İsviçre), Monica Belli (İtalya), Mevlana ve ardından İslam ile nasıl tanıştıklarını ve hayatlarında ne gibi değişiklikler olduğunu anlattı.''
"Yaradılanı severiz, Yaradan'dan ötürü

İsviçreli Brigitte Schlappi, Mevlana'yı tanıdığında çok duygulandığını ve ağladığını söyleyerek konuşmasına başlıyor. Schlappi, şunları söylüyor: ''Mevlana'yı anladıkça ferahladığımı hissettim. Neyden çok etkilendim. Dinlerken kendimi maneviyatın en derinlerinde buldum. Ney beni tedavi etti. İslam'la tanıştım. Müslüman oldum. Mevlanalar, Yunuslar, 'tüm insanları sevin' diyor. Yaradan'ı seven insana dünyada umutsuzluk yoktur. O'nun sözleri sayesinde karanlık geceden aydınlık sabaha kavuştum.''
Konya'ya gelişim sevinç, dönüşüm hüzündür

İsveçli Elizabeth Gubelman, daha önce Müslüman olan arkadaşları sayesinde Konya'ya geldiğini ve İslam'la tanıştığını belirtiyor. Gubelman, şunları anlatıyor: ''Sema izlerken kendimi diğer işlerden soyutlayarak apayrı bir dünyada buldum. Konya'ya gelişim sevinç, dönüşüm hüzündür. Mevlana'ya yakın olmak en büyük isteğimdir, karanlıktan ışığa kavuşmaktır, aşkı bulmaktır. Güzelliği ve doğruyu buldum.''

Dünya, Mevlana felsefesiyle kurtulur

Meksikalı Federiko Stocktan, Konya'ya geliş nedeninin Mevlana'nın ruhunu ziyaret etmek olduğunu vurguluyor. Stocktan, şunları söylüyor: ''Mevlana'nın yolu bizi İslam'a ve güzelliğe götürdü. Buradaki dostlarımızla Mevlana ve İslam'ın yolundan gitmeye çalışıyoruz. Mevlana'nın hayat felsefesi insanlığın kurtuluşudur. Dünya zulümlerden, savaşlardan ve sevgisizlikten ancak Mevlana'nın felsefesi ile kurtulur.''

"Gel, ne olursan ol yine gel"

İsviçre'den Peter Cunz, belgeseldeki konuşmasında, Konya'ya ilk kez öğrencilik yıllarında geldiğini belirterek, şu bilgileri veriyor: ''Arkadaşlarla Mevlana Müzesi'ni ziyaret ettik. Müzeye girince bir anda kalbimin çarpıntılarını duydum. İsviçre'ye döndüğümde aklım burada kaldı. Birkaç kez rüyamda türbeyi gördüm. Bir süre sonra Konya'ya yine geldim ve Mevlana'yı araştırdım. Mevlana'yı araştırırken aslında İslam'ı araştırdığımı anladım. Müslüman olmaya karar verdim. 'Gel, ne olursan ol yine gel' sözü beni çok etkilemişti.''
Aradığım cevapları islâm da buldum

Peter Cunz'un eşi Anna Regard Cunz ise kendisini Mevlana aşığı olarak tanımlıyor. Daha önce tutucu Hristiyan olduğunu ifade eden Cunz ise belgeselde şunları belirtiyor: ''Zamanla bazı sorularımın cevabını Hristiyanlıkta bulamadım. Eşimden de etkilenerek İslamı ve Mevlana'yı inceledim. Aradığım cevapları İslam'da buldum. Yaradan'ı, yaradılanı sevmeyi Mevlana'dan öğrendik. Mevlana'yı anlamak İslam'la şereflenmek çok güzel.''

İslâm'ı tanıdığım için şükrediyorum

ABD'Lİ Sher Gamard da 7 yıl önce yıl önce eşinin Müslüman olması üzerine İslam'ı araştırdığını ve zamanla büyük hayranlık duyduğunu anlatıyor. İslam'ı tanıdığı için şükrettiğini belirten Gamard, şöyle konuşuyor: ''Eşimle namaz kılıyorum. Bütün sıkıntılarımdan kurtulup huzura kavuşuyorum. Mevlana'nın eserlerini, Kur'an-ı Kerim'i okudum. Çok önemli mesajlar var. İnsanların mutluluğu, İslam'ın emirleri, Hz. Muhammed'in sözleri ve Mevlana felsefesindedir.''
Mevlana sevgisi mıknatıs gibi...

İtalyan Monica Belli, yıllar önce Konya'ya, Mevlana'ya geldiğinde dünyada hiçbir yerde hissetmediği duyguları hissettiğini söylüyor. Konya'da bulunmaktan çok mutlu olduğunu ifade eden Belli, ''Mevlana sevgisi beni mıknatıs gibi çekiyor. Konya'ya ilk geldiğimde farklı bir enerji hissettim. Buraya her yıl gelmeyi alışkanlık haline getirdim. Mevlana'yı tanımadan önce İslam'ı farklı biliyordum ama Mevlana'nın eserlerini okudukça düşüncelerim değişti. Mevlana, İslam'ı anlatmak için anahtar'' diyor.
Milli Gazete

Perşembe, 19 Şubat 2009 11:06 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Allah Dostlarının İlmi!

Bir pazar sabahı Mahmud Efendi Hazretleri sohbetin başında, kendini bilmez yarım bilgili burnu havada olanlara değindirerek bir kıssa anlattı:

Çölde yaşayan bir köylü, olduğu yere bir gün çok yağmur yağınca: -Bundan birazını tulumlara doldurayım da padişaha hediye götüreyim, orda böyle su yoktur- diyerek bir kaç tulum suyu hazırlayıp katırına yüklemiş ve yola koyulmuş.

Sarayın kapısına varıp askerlere hitaben: -Padişaha hediye getirdim, katırımdaki su tulumları hediyedir- demiş.

Askerler şaşırmışlar ve içeriye haber vermişler. İçerden -durumu idare edin ve içeri alın, hediyesi kabul edilmiştir- diye haber gelmiş. Köylü sevinmiş, gururlu bir şekilde içeriye girmiş. Onu ziyafete almışlar, yedirmişler içirmişler. Sonra padişah demiş ki: Efendim şimdi balkona çıkalım da bir hava alalım, manzaraya bakalım. Tabii efendim diyerek beraberce balkona çıkmışlar. Köylü bir de ne görsün, göz alabil diğince Fırat nehrinin suyu her tarafı kaplamış derya gibi. Bu manzara karşısında utanmış, mahçup olmuş.

İşte senin benim ilmim, bir kaç kova bile etmezken, sultanın ilmi Allah dostlarının ilmi deryadır, ucu bucağı yoktur, zira Allahu tealanın ikramıyla elde edilen ilhamla hasıl olan ilmin sonu yoktur. Nasıl ki Hızır aleyhisselamın ilmi karşısında Musa aleyhisselam aczini kabul etmiş ve özür beyan etmiştir. Hızır aleyhisselam da -bu Allahın öğrettiğidir- diyerek meseleyi Allah'a havale etniştir. Mevla teala bu ledun ilminden bol nasib cümlemize ihsan eylesin. Âmin!

E-posta Yazdır PDF

İmamı Rabbani kuddise sırruhu - 2

i_rab._tr.jpg

Nakşi Tarikatını Hoca Bakibillah kuddise sırruhu’dan alması hakkındadır:

 İmamı Rabbani kuddise sırrahu, zikredilen kemalatlarla birlikte yine de manevi susuzluk içinde olup Nakşi yolunu arzulardı. Bu yol hakkında yazılmış bazı risaleleri mütalaa etmişti. Bu yolun büyüklerinden biriyle karşılaşmayı çok arzu ederdi. Babası vefat edince, bir sene sonra evinden çıktı, hac vazifesini eda etmek için yola koyuldu. Hind beldelerinden Dehli’ye girince, bazı arkadaşlarının delaletiyle Şeyh Muhammed Bakibil-lah kuddise sırrahu’nun sohbetine kavuştu. Ezeli cezbelerle onu çekip ebedi devlete onu delalet etti.

Kalbinde beliren hac yolculuğunu erteleyip orda kaldı, iki gün sonra Bakibillah’a beyat etti, sohbetine daim oldu.

Şu beyitleri terennüm etti:

Ey Temennim! haccım ve umrem  senin içindir.

Milletin haccı toprak ve taşlaradır.

Yüce kabiliyyeti gereğince talebte bulundu, ‘keşke-belki’ gibi sözlerle oyalanmayıp hiçbir inceliği yitirmedi.

Şeyhi onda kabiliyyetin kemalini ve üstün fıtratı farketti, hatta ken-disine müjdelenen bütün vasıfları onda müşahede etti, bu kemalatların ve daha fazlasının sahibi olarak müjdelenen şahsın o olduğuna kesin karar verdi. Onun hakkında bütün inayetini sarfetti, her türlü iltifatı ona bezletti. Allahu subhanehu’nun yardımıyla cezbesinin kuvvetiyle onu en son hadde ki kemalatlara ulaştırdı.

Kısa müddet içinde başkalarında hasıl olmayan derecede büyük kemalatlar İmamı Rabbani’de zuhur etmeye başladı, öyleki bunların onda biri başkaları için uzun senelerde hasıl olmaz.

Bu hal üzerinden iki ay ve birkaç gün geçtikten sonra, şeyhi ona tam icazet verdi. Vatanına dönmesiyle ona emretti, umumun kalblerine feyiz-leri akıtmasını ona tenbihledi. Pek çok mürüdinin terbiyesini İmamı Rabba ni’ye havale etti. Onları da yanına katarak hepsini vatanı olan Serhend’e gönderdi.

Vatanına gelince irşad postuna oturdu, taliplerin hidayetine ve müridlerin terbiyesine, ifade ve irşatta kamil neşe ile başladı.

Kısa zamanda etrafında çok kimseler toplandı, kemalatı ve kuvvetli feyzi her tarafta yayıldı, alimler, fazıl kimseler, idarecilerden pek çokları etrafına birikmeye başladı.

Kendisi Şeriatı Muhammediyye’nin ihyasında son derece gayretli idi. Bütün arkadaşlarını da Sünneti Nebevi’ye temessük/yapışmak ile emreder di, sünnetin ihyasını ve onunla amel edilmesini, çirkin bid’atlardan sakınılmasını son derece dikkatle tenbihlerdi.

Vaktinin idarecilerini, sayısız mektuplarıyla dinin ihyasina ve sünnete ittibaya teşvik ederdi. Öyleki Hind beldesinin her tarafı bu nurla aydınlan-dı. Şeriatı Muhammediyye, inkıraza uğradıktan sonra bu sebeble tekrar dosdoğru ve düzgün şekilde tatbik edilmeye başlandı. Kendisi ve daha sonra evlat ve ahfadı/torunları da aynı yol üzere devamla şeriatı ve tarikatı her tarafa ulaştırdı. Öyleki onun feyzi ve bereketiyle nurlanmayan belde kalmadı, hatta zamanımızda bile onun halifelerinin halifeleri sayesinde aynı usul üzere devam edilmektedir.

ذَلِكَ فَضْلُ اللهِ  يُؤْتِيهِ  مَنْ يَشَاءُ وَاللهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ

     “Bu, Allah’ın fazlıdır, onu dilediğine verir. Allah büyük fazıl sahibidir.”[1]

Bilmek gerek ki, her peygamber ve Allah dostlarının hayatlarında sıkıntılar, belalar ve düşmanların eziyetleri çok fazla olmuştur. İmamı Rabbani kuddise sırrahu hakkında da durum böyle olmuştur. Vaktinin sul-tanlarının zulmünden, sabırla ve sünneti seniyyeye devamla kurtulmuş ve mahfuz olmuştur. Öyleki, evvelki düşmanları önünde pişman olup tevbe ederek kendisine intisab etmiştir. Bu durum Allahın adeti olup bütün dost-ları hakkında devam edip gelmektedir.


[1] Hadid: 21

Cuma, 15 Ağustos 2008 16:43 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

İmamı Rabbani kuddise sırruhu - 1

i.rab.kabr2.jpg İmamı Rabbani'nin k.s.Doğumu ve Hayatı

 971 Senesinde Serhend beldesinde doğmuştur. Burası Lahor ve Dehli arasında büyük bir beldedir. Evvelce burası aslanların çok bulunduğu bir orman imiş, ilk binaları sultan Firuz Şah zamanında yapılmaya başlanmış. Orda ilk yerleşen İmam Refiuddin, İmamı Rabbani’nin altıncı ceddidir. İşte evvelce aslanların arazisi iken sonradan hakiki aslan olan alimlerin arazisi olmuştur.

Doğumundan birkaç gün sonra hastalanınca babası onu Şeyhi Kemal Keyehteli el Kadiri’ye götürmüş, şeyhi ona korkmamasını tenbihlemiş ve ömrünün uzun olacağını müjdelemiş. Hallerinin güzelliğini, elinden kamil cezbe alacağını da ona haber vermiş. Dilini onun ağzına koyup onun diline Kadiri nisbetini akıtmış.


Cuma, 15 Ağustos 2008 16:46 tarihinde güncellendi

Sayfa 3 - 4

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.