.

.

Ali Kara

E-posta Yazdır PDF

İRAN'IN İÇ YÜZÜ....İSRAİL DESTEKLİ...

İRAN, BU NE İŞ!!!

İsrail, Yunanistan Üzerinden İran'a Silah Satıyor

İsrail Yunanistan Üzerinden İran'a Silah Satıyor Kitleler nezdinde sürekli düşmanlık pompalayan sözler sarfeden İran ve İsrail yöneticilerinin gerçekte silah alışverişi yaptıkları ortaya çıktı.

 

22 Şubat 2014 Cumartesi 16:30

ABD ile girdikleri sıcak ilişki belge ve bilgilerinin ortaya çıkmasının ardından İran’ın İsrail ilede yakın temas ve alışveriş ilişkisi içerisinde olduğu belirlendi.

İsrail’in Yunanistan’dan İran’a F-4 parçası sattığı bilgisi basına sızdırdı. ABD İç Güvenlik Bakanlığı’nın satışla ilgili soruşturma başlattığı bildirildi. İsrail basını ise satışın ilk olmadığını vurguladı.

İngiltere'nin Telegraph gazetesi, ABD İç Güvenlik Bakanlığı’nın İsrail’in İran’a silah sattığı iddiaları hakkında soruşturma başlattığını yazdı. İsrail’le İran arasında ortaya çıkarılan silah ticaretinin, iki ülke arasındaki düşmanlığın arka planında farklı ve karmaşık bir ilişki kurulduğunu ortaya koydu.

Yunanistan basını, İsrail’in Aralık 2012 ve Nisan 2013 tarihlerinde 2 kez daha İran’a silah sattığını öne sürdü. İsrail’den İran’a gönderilen askeri teçhizatın İsrail’in Binyamina-Givat Ada bölgesindeki bir limandan gerçekleştirildiği bildirildi.

ABD bilinçli sızdırdı

Yunanistan’da Tassos Karras SA adlı hayali bir şirkete gönderilen silahlara, İran’a doğru yola çıkmadan önce Yunanistan yetkilileri tarafından el konulduğu bildirildi.

Bu arada İsrail’in Yediot Ahranot gazetesinde yer alan bir haberde ise, Binyamina-Givat Ada’dan 10 yıl önce de İran’a silah satışı yapılmak istendiği ancak şüphelilerin yasal işlem yapılmadan serbest bırakıldığı vurgulandı.

Uzmanlar, Amerikan yönetiminin, Batı ile İran arasında kalıcı nükleer anlaşmaya karşı çıkan İsrail’i yavaşlatmak için bu bilgiyi basına sızdırdığını öne sürdü.

NOT: İran'ı bu kadar yükselten avrupa abd ve israildir, bunu anlamak istemeyenler kördür, ama gözleri açıldığında iş işten geçmiş olacak....  KAfirler her ülkeyi bombaladılar perişan ettiler ama İran'a karşı bir kurşun bile atmadılar..... Neden? Çünkü İran onlara lazım, şiilik onlara lazım, işte Suriye'de ehli sünneti öldürenler iranlı lübnanlı şiiler, güya H.z. Hüseyin'in (r.a) intikamını alıyormuş, bu kafa hangi dinde var? Öldürülen kişinin yerine ancak katili öldürülebilir, başkalarının öldürülmesi asla caiz değilken, sen kalk H.z. Hüseyin ve bütün ehli beyti ve ashabın tamamını canından çok seven müslümanları öldür ve buna da cihad de...... İşte felaket burda, ALlahu teala tez zamanda Sultan Selim gibi bir padişah nasip etsin de islam birliğini gerçekleştirsin... Amin....

E-posta Yazdır PDF

ŞİİLERİN TARİHİ VAZİFESİ

İBRETLİK  BİR YAZI

Mustafa Özcan

İran garnizonları ve lejyonerleri

28 Nisan 2013 Pazar 00:06

Humeyni devrimi İslam alemindeki tarihi kavgaları güncelledi. Zira devrim ihracı adı altında bildiğini okuyor, tarihi malzemesi olan mezhep ihraç etmeye çalışıyordu. Zaten İran devrimine sempati duyanlar zamanla mezhebine de yakınlaşmışlardır.

Bunun tersi vaki değildir. İran İslam dünyasında zayıf noktalarında, merkezi devletin gevşediği yerlerde silahlı gruplar ve kendisine bağlı lejyonerler ve milisler üretmiştir. Silahlı grupların temerküz ettikleri yerler de ceplere veya garnizonlarına dönüşüyor. Bunu ilk kez Lübnan ve Afganistan’da denediler.

İran, Afganistan’da hem Rus işgalcilerle hem de Amerikan işgalcileriyle iyi geçindi. Buna mukabil, ‘hasattan pay kapmak’ ve durumdan vazife çıkarmaktan da geri durmadı. Ruslarla mücadele eden Mücahitlerin karşısına paralel yapılar çıkardı. Sünni Mücahitler 7 örgüte bölünürken karşılarında sekizli bir yapı vücuda geldi.

Bunları ortak bir şemsiye altında topladı. Hazaralar üzerine oyun kurdu ve Bamyan ve Herat bölgelerinde kendisine bağlı garnizonlar veya yapılar vücuda getirmek istedi. Afganistan’da Ruslar sırasını savdığında 2000’li yıllarda Amerikalılar devreye girdi ve İran Taliban’a karşı onlarla işbirliğine girdi ve İran istihbaratı Amerikan istihbaratı ve işgalci güçlerinin en büyük tedarikçilerinden birisi oldu ve Abdullah Fehd Nefisi gibilerine göre Bagram ve benzeri yerlerdeki görüşmelerde İran, Taliban hakkında ABD ile en can alıcı bilgileri paylaştı ve temin etti.

Bundan dolayı Muhammed Ali Ebtahi, Ahmedinejad ve diğer İranlı yetkililer böbürlenme babında ‘biz olmasaydık ABD Irak ve Afganistan’a nal toplardı’ demişlerdir. Thomas Friedman, ABD’nin Afganistan’dan güçlerini çekmesi halinde İran’ın mazide olduğu gibi gelecekte de gizli ‘ tacit ally’ müttefiklerinin olmasının kaçınılmaz olduğunu söylemektedir.

Bu ittifakın gizli kalması her iki tarafın çıkarınadır. Bu vasıta ile Sünnilerin gözlerini boyamayı beceriyorlar. İran bunun üzerinden meşruiyet üretmekte ve Sünnileri iğfal etmektedir. ABD de ittifakı gizli tutarak Sünnilerin kendisine yönelik öfke ve tepkilerini kontrol etmektedir. Hatta hamisi görünebilmektedir. Muhakkak başka gerekçeleri de vardır.

İran verimli ortamlarda kendisine bağlı Şii garnizonları üretiyor ve bu garnizonlarda tabiatı haliyle lejyonerler barındırıyor. Bu yolla İslam dünyasını yumuşatmaya ve kartlarını ve nüfuzunu pekiştirmeye çalışmaktadır. Bu garnizonlar İslam dünyasının her yanına yayılmıştır.


Irak’ta Bedir tugaylarının ardından, milis yapı, devletleşmiştir. Sünniler Baas ve Kaide töhmeti altında dışlanırken Irak ordusu bir mezhep ordusu haline getirilmiştir. Bugün Irak bütün kurumlarıyla İran adına vekaleten yönetilmektedir. Veliyyi fakih projesine bağlı Şii garnizonları devlet halini almıştır. Bugün Irak’tan sonra Suriye’de ve Suriye’den sonra yeniden Irak’ta oluk oluk Sünni kanı akmaktadır.

Sünniler çoğunluk olduklarından ve potansiyel olarak birlik nüvesini taşımalarından dolayı herkesin hedefindedirler. İran ise mezhep devleti ve organize olmanın bütün avantajını kullanmaktadır. 1981 ve 1982 yıllarından itibaren Lübnan’da İran gündemine bağlı Hizbullah teşekkül ederek suret-i haktan İsrail aleyhtarı gösterilmiş lakin bu mezhep milisleri hakiki yüzlerini 2007’de Beyrut’u işgal ederek göstermişlerdir.

Şimdi de Suriye’de alenen ve açıktan Baas rejiminin payandası olarak çarpışmaktadırlar. Hizbullah yaptığı açıklamada Suriye’deki varlıklarını Hıristiyanları ve azınlıkları korumaya bağlamıştır. Bu yafta altında çoğunluk mensuplarını öldürmek ve Suriyelileri katletmek mübah olmaktadır. Sitti Zeyneb gibi kutsal eşikleri korumak adına bahane üretiyorlar. Lakin Mustakbel kitlesinden Nihad Maşnuk’un belirttiği gibi, Suriye’de çarpışan birliklerin Sitti Zeynep için değil Sitti Esma ( Esma Esat) için çarpışmaktadırlar.


Doğrusu budur. Hizbullah kutsal bir ordu değil laik rejimin payandasıdır. Öldürmek için meşruiyet üretiyorlar. Halbuki Suriye’deki Şiileri korumak istiyorlarsa 2006 yılında Suriye halkının yaptığını yapıp muvakkaten Şiileri Lübnan’da ağırlayabilirlerdi. Tufan dindikten sonra da bu zevat diğer Suriyeliler gibi köylerine dönerdi. Diğer göçerler Suriyeli değil mi? İran onları bugünler için beslemiştir.

İsrail sadece bir kandırmacadır. Nitekim, İsrail’in ortaya çıkardığı son insansız uçak konusunda Hizbullah önceki gibi bunun kendilerine ait olduğunu itiraf etmemiştir. Müslüman halkı kırarken İsrail’i öfkelendirmekten kaçınmıştır. Suriye rejiminin önemli simalarından İmran Zubi de Moskova’da kimyasal silahlarının hedefinin İsrail olmadığını söylemiştir. İran’ın siyasi projesinin hedefi Sünni dünyadır.

Maliki, Huveyce’de katliam yaptığı gibi Hizbullah Kasir’de Şam rejiminin hizmetindedir. İran, Suriye’de seferberlik haline geçmiştir. İran’ın lejyonerlerinden birisi de Husiler olup garnizonları da Sade’dedir. Şii lejyonerler Irak ve Suriye’de camileri kundaklarken ve bombalarken Yemen’de Husiler Yemenli avukat Abdurrahman Berman gibilerinin tanıklıklarına göre Sade’de camileri ahır yapmışlardır. Bu Moğollardan Napolyon’a ve Sırplara kadar dış düşmanların bir karakteridir. Suriye’den Yemen’e; iç düşmanların da aynı karakteri paylaştıkları görülmektedir.
Şia mezhep olmaktan ziyade anti mezheptir. Yani Sünni karşıtlığıdır. Bu kritik zamanlarda ortaya çıkmaktadır. İran’ın İslam dünyasıyla ortaklık diye bir derdi ve hedefi yoktur. Kışkırtma ve mazideki gömülü kavgaları güncellemekten başka verebileceği bir şey de yoktur. Gazi Tevbe’den Abdulkerim Suruş’a kadar; Şii-Sünni herkesin İran rejimiyle ilgili ortak tespiti budur. İran bu yapısını değiştirmiş olsaydı Şiiler için de hayırlı olur ve ne Irak’ta ne de başka bölgelerde mezhep kavgaları tekrarlanmazdı. Gümülü baltalar gün yüzüne çıkmazdı.


İslam dünyasının iç ve dış kuşatmayı yarmak için bir çıkış planına ihtiyacı var. Bunun ilk yolu dost düşman tanımı konusunda güncelleme ihtiyacıdır. Kendini tanıyan dostunu da düşmanını da tanır. Bunun yolu da sahih İslam’ı öğrenmek ve öğretmekten geçmektedir. Bıçak kemiğe dayanmıştır ve safraları temizleme vakti gelmiştir. Humeyni devrimine karşı sevgi ve sempati kör bir nokta oluşturmuş ve kitleleri teshir etmiş ve vakıadan koparmıştır.


Bazıları her şey aleni hale gelmesine rağmen hâlâ bu bataklıkta debeleniyor. İsrail’den sonra İslam dünyasının yaşadığı ikinci ve en büyük felaket İran’da Şii temelli bir siyasi rejimin doğması ve düşmanlık üzerine yayılmacı siyaset gütmesidir. Sabiteleri koruma ve saldırıları püskürtme vaktidir. Bu süreçte yeni Selahaddin’ler ve yeni Yavuz’lar yarımız olsun.

NOT:

Bu asırlık tespitlerin artık ayyuka çıkmasıdır, ama hala daha bazıları zıkkımlandıkları kaynakların borazanlığını yapmaktadırlar… Halbuki bu kişiler, cihad cihad derken, tağutlara karşıyız derken şimdi tağutların uşağı olmuşlardır….

Şiilerin vehhabilerle olan gizli ilişkilerini de deşmek lazım….. zahirde takışmış gibi görünüyorlar ama işin aslında ortaklaşarak ehli sünnetin kuyusunu kazmaktadırlar…. En bariz örneği suudun halidir, binlerce iranlı en rahat bir şekilde umre ve hac için Hicaza gelirler ve en yakın otellerde kalırlar….. Adam olan, onları o mübarek beldelere sokmaz…..

Bu ümmet sahipsiz değildir, ancak niyetlerin sahih olması, gerçekten Allah ve Resulünün yoluna teslim olup ümmet birliğini muhafaza için ittifak edilmesi zamanı gelince ilahi yardımın geleceğini de bilmek lazım…..

 

 

E-posta Yazdır PDF

idam -kısas- hayattır...

Bizleri yaratan Rabbimiz, nasıl huzur içinde yaşayacağımızı da bizlere bildirmiştir.
Kısasta hayat vardır... buyurarak adam öldürmelerin kan davalarının önünü kesmiştir.
Dolayısıyla kısas olarak idam edileceğini bilen biri adam öldürmeye yeltenmez ve böylece katil ve maktul diri kalmış olur, cemiyet hayat bulur.
Bu incelikleri anlamayan elin avrupa gavuru, geçenlerde onlarca genci öldüren bir sapığa 21 yıl hapis cezası vermiş.. Onların ahmaklığı ve zalimliği bizi ilgilendirmez onlar kafirdir inkarcıdır.. Biz müslüman isek imanımızın gereğini yapmalıyız....
bakın adamlar ne diyor:::::
<<
'Bu konuda tavrımız çok net '
Konuyla ilgili olarak değerlendirmede bulunan üst düzey bir AB yetkilisi de 7 yıldır üyelik müzakerelerini yürüten ve idam cezasının kaldırılmasının üyelik için olmazsa olmaz şart olduğunu bilen bir ülkede bu tartışmaların yeniden alevlenmesini endişe verici bulduğunu belirterek, “Bu konuda tavrımız çok net. AB 'ye üye olmak isteyen bir ülkede idam cezası olamaz. İdam gelirse AB gider. Türk hükümetinin bir yandan AB hedefine bağlı olduğunu beyan edip diğer yandan idam cezasının yeniden devreye sokulabileceği imasında bulunması dikkat çekici” diye konuştu. Türkiye 'de idam cezasının kaldırılmasında AB sürecinin etkili olduğunu hatırlatan bir başka yetkili ise “Siyasi kriterlerin yerine getirilmesi açısından kaldırılması ileri bir adım olan bu cezanın yeniden tartışılmasını Türkiye 'nin demokrasi standartları açısından olumlu bir gelişme olarak görmek mümkün değil” dedi.
Haber Kaynağı: Rotahaber>>>
Şimdi bu açıklamaları okuyunca ne anladık! Avrupalı gavur, kendi dinine tabi olursak bizi arasına alacaktır, değilse köpek gibi kapıda bekletir ve oyalar... Zaten bir müslümanın orda ne işi var. Onların itikadını ve yaşantısını yaşayan bir kişi müslüman kalabilirmi? Asla..... Bütün batıllardan kaçıp Allaha yönelen İbrahim a.s. ve tabilerinin hanif dini olan islam üzere yaşayıp rabbimize kavuşmak dileğiyle... Hicri 1434 seneniz mübarek olsun.
E-posta Yazdır PDF

İSTİANE/YARDIM İSTEME HAKKINDA BİR MAKALE



Ölüden Ne Yardım Ne de Başka Bir Şey İstenmez mi.?

Ölüden Ne Yardım Ne de Başka Bir Şey İstenmez.
---------------------------------------------
İddiâ: Allah celle celâlühû Mü’minlerin “sadece senden yardım isteriz” dediklerini Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve selem de “yardım istediğinde Allah celle celâluhû’dan yardım iste,” söylüyorlar.[57] Öyleyse, ölüden ne yardım ne de başka bir şey istenmez.

Cevâb: Sadece ölüden mi? Ya diriden? Hadîste bir ayrım yok… Delilsiz böyle bir ayrıma gitmek hevâya tâbi’ olmaktır. Hadîse göre, ne ölüden ne diriden yardım da, başka bir şey de istenmez. Ama nasıl?

Bir: Kur'ân haber veriyor ki, Zülkarneyn çevresindekilere, kuv-vetle bana yardım edin dedi ve onlardan yardım istedi.

İki: Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem, buyurdu: “Kul kardeşine yardım ettiği müddetçe Allah celle celâlühû da ona yardım içredir.”[58]

Üç: “Câbir şöyle dedi: Abdullah İbnü Amr İbni Harâm üzerinde borç olduğu halde öldü. Bunun üzerine Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem’den alacaklılarına karşı, borcundan düşmeleri için istiâne ettim/yardım istedim.”[59]

Dört: “Gündüzün orucu için sahur yemeğinden, gecenin namazı için gündüz kaylûle uykusundan istiâne edin/yardım isteyin.”[60]

Beş: “Sizden biriniz, arkadaş bulunmayan bir yerdeyken, birşey kaybettiğinde veya bir yardım murâd ettiğinde, Ey Allah’ın kulları!.. Bana yardım edin, desin. Zîrâ Allah celle celâlühû‘nün göremediğimiz kulları vardır.” Bunu Taberânî rivâyet etmiş olup ravîleri sağlam bulunmuşlardır. Bununla beraber bazılarında zayıflık vardır. Şu kadar vardır ki, Yezîd İbnü Ali, Utbe’ye yetişmemiştir. (Senedi kesiktir.)[61]

Altı: “Hafaza dışında, yeryüzünde Allah celle celâlühû’nün düşen ağaç yapraklarını yazmakta olan melekleri vardır. O hâlde sizden birinize çorak bir yerde aksaklık (topallama) isabet ederse, Ey Allah’ın kulları!.. Bana yardım edin, desin!” Bunu Taberânî rivâyet etmiştir. Râvîleri sağlam kimselerdir. [62]

Altı: İmâm Buhârî’nin rivâyet ettiği şefaat hadîsinde Mü'minler, Kıyâmet gününde) Âdem aleyhisselâm'dan, sonra Mûsâ aleyhisselâm'dan, sonra da Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'den istiğase edecekler/şefaat yardımı isteyecekler.[63]

Yedi: Gene İmâm Buhârî’nin İbnü Abbas radıyallahu anhumâ dan yaptığı rivâyette, İmâm Buhârî rivâyet etti: İbnü Abbâs radıyellâhu anhümâ Hâcer kıssasında şunu anlattı: Ne zaman ki Hâcer ve çocuğu (İsmâil aleyhisselâm) susadılar, su aramak için koşmaya başladılar; Hâcer, bir ses işitti. Bir şahıs görmüyordu. Ona, Yanında bir ğavs (meded/yardım eli uzatma) varsa, yetiş imdâdıma!.. dedi.[64]

Sekiz: “Mazluma ğavs/medet edin.”[65]

Dokuz: “Ya Resûlellah! Bana ğavs/medet et.”[66]

On: “Çaresiz Mazluma ğavs/ medet etmeniz (müstesna)” [67]

Demek ki, Kur'an, Sünnet ve akıl ölçülerine göre mahlûktan yardım istenir. Sadece senden yardım isteriz âyetiyle yukarıda zikrettiğimiz âyet ve hadîsleri yan yana getirirsek anlarız ki yardım hakîkatte Allah celle celâlühû’dan istenir ve ondan gelir. Vâsıta olarak da (sebeb olmaları yoluyla mecazen) O’nun güç ve kudret verdiği ve yardımına müsâade edeceği kullardan istenebilir veya gelebilir. Yukarıdaki hadîsi de böyle anlarız.

Kaynak :http://www.gurabamecmuasi.com/Dergi/...evessul-4.html

Dipnotlar :
[57] [Tirmizi Kiyâme:45-59. Ahmed İbnü Hanbel:1/ 293-303-307], Mu’cem
[58] [Müslim, Zikir: 37-38, Ebû Dâvûd, Edeb:60, Tirmizi, Hudûd 3, Kurân 10, İbnü Mace, Mukaddime: 17, Ahmed İbnü Hanbel: 2/ 252-296-500-514], Mu’cem
[59] Buhârî, (2127)
[60] [İbnü Mâce, Hâkimi, Taberânî, Beyhakî, İbnü Abbas radıyallahu anhumâ’dan.], Et-Teysîr:1/147
[61] Mefâhim: 152
[62] Mefâhîm: 153
[63] [Buhârî, Sahîh: Zekât, 52], Mu’cem: 21
[64] [Buhârî, Enbiyâ, 9], Mu’cem:5/21
[65] Ahmed İbnü Hanbel, 4/291.
[66] Buhârî, Cihâd:189, Müslim, İmâret:24
[67] Ebû Dâvûd, Edeb:13 H:4817.

 

E-posta Yazdır PDF

BAYRAMINIZ HAKİKİ VE MÜBAREK OLSUN....

Selamun aleykum.. Muhterem kardeşlerimiz, bu sene de kurban bayramını idrak etmiş oluyoruz.. Allahu tealaya sonsuz hamd-u senalar olsun.. Habibine âl ve ashabına da sürekli salat ve selamlar olsun.

Ancak yine ihtilaflar islam alemini kemirmeye ve helake sürüklemeye devam ediyor. Ümmetin savaşlar esaretler seller ve depremlerle imtihanı devamettiğine göre demekki rahmet olan ittifak halinde değiliz... En bariz örneği üç ayrı gün de bayram yapılmasıdır. PErşembe günü Türkiye ve bazı ülkeler, Cuma günü Suud va etrafındaki bazı ülkeler, Cumartesi günü de asyada bazı ülkeler bayram yapacak...

"Allahın ipine sımsıkı sarılın, parça parça olmayın..." ayeti kerimesi sanki bilinmiyor... herkes ben kendi arazimde gördüğüm hilale itibar ederim dercesine nefsinin peşine takılmış gidiyor.. HEr zaman dediğimiz gib ibir sultan Selim lazım ki iş ittifaka dönsün, aksi takdirde asla bu ümmet kendi rızasıyla ittifak edecek gibi değil....

Bu gibi durumlarda bize düşen fitneye sebeb olmamaktır. Fakat hassasiyyetleri muhafaza ederek yine de en faziletlisi yapmaya gayret etmeliyiz.. Şöyleki kurbanın ilk gün kesilmesi daha efdaldir, ancak ihtilaflı durumlarda ihtiyat ile amel etmek lazımdır.. Buna göre cuma günü kurbanı kesen ihtilaftan sakınmış olup daha faziletli olanı yapmış olur.. Perşembe günü kesenler de fetvaya göre amel etmiş olur... Artık sorumluluk siz kardeşlerimizdedir, zira yetki ve yaptırım gücü elinde olanlar işi gevşek tutuyor.. Allahu teala işin ehli olan takva kimseleri yetki makamına çıkartsın.. Âmîn....

Hilalin görülmesi ve tespiti hakkında asıl görüş göz ile görülmesi ve dünyanın herhangi bir yerinde görüldüğü iki şahitle tespit edilirse artık diğer müslümanların da buna tabi olmasıdır. Hesapla teleskopla aletle tespit hem yanılır hem de asıl makbul olanı değildir. Gözle bakıyorum diyenlerin de sözüne nasıl itibar edeceğiz, adamlar kabirleri yıkmış, bir çok tasavvuf ehli müslümana müşrik demekten çekinmezken şimdi onların sözünü mü alacağız....Doğru alamayız ama diyanetin sözünü de alamayacağımızı bilelim.. Artık iş kalbinize kalıyor....

Allahu teala  en kısa zamanda şu ümmete bir baş nasip eylesin... Cümlenizin bayramı mübarek olsun...

Sayfa 2 - 10

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.