.

.

Sapmış Fırkalara

E-posta Yazdır PDF

MEDİNE-İ MÜNEVVERE FACİASI.... (1925)

       
M. Şevket Eygi - Milli Gazete
   
mehmet-sevket-eygi.jpg
Büyük fâcia
 

İslâm tarihinin büyük facialarından biri 8 Şevval 1345 (21 Nisan 1925) tarihinde Medine-i Münevvere'de yaşandı. O tarihde Vehhabî inancına bağlı kral İbn Suud, Cennetü'l-Baki kabristanındaki bütün türbeleri ve kabirleri, Vehhabî alimlerinin fetvalarına dayanarak tahrip ettirdi. Bu kabristanda kimler yoktu ki...

1. Ashab-ı Kiram radıyallahu anhüm ecmain efendilerimizin nicesi.

2. Ehl-i Beyt efendilerimizin nicesi. Emîrülmü'minîn Hz. Hasan bin Ali, İmam Ali b. Hüseyin, İmam Muhammed bin Ali, İmam Ali b. Hüseyin, İmam Muhammed el-Bakır, İmam Cafer es Sâdık.

3. Bu kabristana ilk defnedilen sahabe Osman b. Maz'un radiyallahu anh efendimizdir. Cenaze hizmetlerinde Resulullah Efendimiz bizzat bulunmuşlar ve gömüldükten sonra kabrinin baş ve ayak taraflarına iki taş koydurtmuşlardır.

4. Resulullah Efendimizin (Salat ve selam olsun ona) Ashabından yedi bin kişi burada gömülüydü.

5. Seyyidetünnisa Hz. Fatima radiyallahu anha annemizin türbesi oradaydı.

6. Resulullah Efendimizin hanımları, mü'minleri anneleri, Hz. Aişe ve diğerleri (Hz. Hatice dışında) orada gömülüydüler.

7. Efendimiz bazı geceler göze görünmeden Baki Kabristanı'na gider, oradaki mü'min mevtalara selam verir, onlar için dua buyururlardı. Siyer ve hadîs kitaplarında yazılıdır.

8. Peygamberimizin halaları Safiye, Atike ve Fatima bint el-Esed (Hz. Ali Efendimiz'in annesi) oradaydılar.

9. Üçüncü Râşid Halife, şehîd-i muhterem Osman Zinnureyn efendimizin türbesi oradaydı. (Şehid edildiği gün oruçluydu, zalim ve bâğilerin kılıcı başına indiğinde Kur'ân okuyordu...)

10. Enes bin Malik hazretlerinin türbesi oradaydı.

11. Resulullah Efendimiz'in oğlu İbrahim orada gömülü idi.

12. Muhacirlerden ve Ensardan nice büyük ve velî zat orada yatıyordu.

13. Vehhabîler Baki kabristanını iki defa tahrip etmişlerdir. Onlar türbe ve mezar yapılmasını kabul etmiyorlar, kabirlerin başında Fatiha okuyanlara müşrik ve kafir diyorlardı.

14. 1924'te Baki kabristanı tahrip edilirken itiraz eden nice Sünnî Müslümanı şehid etmişler, mallarını yağmalamışlardır.

15. Resûl-i Kibriya aleyhi ekmelüttahaya Efendimiz hazretlerinin türbesini de yıkmak istemişler, lakin buna cesaret edememişlerdir.

16. Vehhabîler sadece Medine'deki Baki kabrisatınını değil, Arabistan'daki bütün türbeleri, kabristanları, yıkmış, tahrip etmiş ve düzlemişlerdir. Mekke-i Mükerreme'deki Cennetü'l-Mualla kabristanı, Uhud dağı civarındaki Hz.Hamza radiyallahu anh türbesi, Uhud şehidlerinin kabirleri ve Uhud Camii. Bedir şehidlerinin kabirleri ve oradaki cami, Cidde'de Hz. Havva annemizin kabri... Saymakla bitmez.

17. Vehhabîler türbelerdeki bütün kıymetli eşyayı yağma etmişlerdir.

18. 1924 yıkım ve yağmasında nice Ehl-i SünnetMüslümanı sokaklarda, yollarda şehid edilmiş, nice evler yıkılmış, nice mallar yağmalanmıştır. Kadın ve çocuklardan da öldürülenler olmuştur.

19. Hindistan Müslümanları Vehhabîlerin türbeleri ve camileri yıkması üzerine protesto mitingleri yapmışlar, bu konuda beyannameler yayınlamışlardır.

20. Sünnî Şiî bütün İslâm dünyası bu türbe, mezar, mezarlık, cami tahribatını şiddet ve nefretle protesto etmiştir.

Şimdi bir Müslüman olarak soruyorum: Bu mübarek türbeler, kabirler, kabristanlar, camiler, makamlar yıkılırken İslam dünyasının ulemasına, fukahasına, müftülerine sorulmuş mudur, onlardan fetva alınmıştır? Maalesef hayır...

Vehhabî uleması bugün bile Resulullah efendimizin (Salat ve selam olsun ona) türbesinin yıkılmasını istiyor. İslâm aleminin büyük ve kahr edici tepkisinden korkmasalar bir gün bile beklemezler.

Çağımızın süper bid'atçisi, icazetsiz muhaddis Nasuriddin Elbanî aynı görüştedir. Türbe yıkılsın, Efendimizin mezarı düzlensin...

Bugün ülkemizde maalesef petro-dolarlarla Vehhabîlik itikadı yayılmaktadır.

Bir Müslüman vicdanî ve samimî şekilde Vehhabî olmuş. Ona fazla bir şey demem ama Vehhabîliğe geçişi parayla, menfaat ve telif ücreti karşılığında olmuşsa doğrusu çok ayıplarım.

Gün gelecek, Arabistan'daki tahrip edilmiş bütün kabirler, kabristanlar, icazetli ulemanın fetvaları ve irşadları doğrultusunda tekrar imar edilecektir.
Pazar, 02 Ağustos 2009 13:28 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

TARİKATLAR SERBEST OLUR MU?

       
M. Şevket Eygi - Milli Gazete    

tevhidnya.jpgTarikatlar serbest bırakılmalıdır
 

Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde İslâm dünyasının üç ülkesinde tarikatlar ve tekkeler yasaklanmıştı.

1. Vehhabîler Arabistan'ın kendi hakimiyetleri altında bulunan kısımlarında tasavvufu, tarikatları, tekkeleri, toplu halde zikir yapılmasını ve vird okunmasını yasaklamışlar, bütün kabirleri düzlemişlerdi. 1924'de Mekke ve Medine'yi alınca Mekke'deki Muallâ, Medine'deki Baki kabristanlarındaki bütün Sahabe, Tâbiîn, Selef-i Sâlihîn ve süleha-i ümmet türbelerini yıkmışlar, içlerindeki kıymetli eşyayı yağmalamışlar, her yeri dümdüz etmişlerdi. Peygamber Efendimizin (Sallallahu aleyhi ve sellem) türbesini de yıkmak istiyorlardı ama İslâm dünyasının tepkisinden korkarak bunu yapamamışlardır. Nasiruddin Albanî gibi Vehhabîler bu mübarek türbenin yıkılmasını, Resul-i Ekrem'in kabrinin açılıp nâ'ş-ı azizinin başka bir yere nakl edilmesini ve bu yeni mezarın da düzlenmesini sarahaten istemişlerdir.

2. Hicaz'da tasavvuf tarikatlarının yasaklanması, tekkelerin kapatılması, tarikat usullerine göre zikrullah yapılması yasaklandıktan sonra Türkiye'de de 30 Kasım 1925 tarihinde "Tekke ve Zaviyeler ile Türbelerin Kapatılmasına ve Türbedarlar ile Bazı Ünvanların Men' ve İlgasına dair Kanun" çıkartılarak tasavvuf, tarikat, zikrullah yapmak suç ilan edilmiştir. Kanuna göre şu kelimeleri kullanmak da yasaktı: Şeyh... Derviş... Mürid... Dede... Seyyid... Çelebi... Baba... Emîr... Halife... Kanun tarikat elbiselerinin ve serpuşlarının giyilmesini de suç sayıyordu.

3. Sovyetler Birliği'nin işgal ve hakimiyeti altında Müslüman ülkelerde de tarikatlar, tasavvuf faaliyetleri yasaklanmış, tekkeler kapatılmıştır.

4. Suudî Arabistan'da bu yasak din adına, Türkiye'de çağdaşlık adına, Sovyetler Birliği'nde Marksizm-Leninizm adına yapılmıştır.

5. Suudi Arabistan'da Vehhabî çapulcular nasıl türbeleri, tarikatları soydular, talan ettilerse; Türkiye'deki tarihî türbelerdeki ve tekkelerdeki tarihî, kültürel kıymetli eşya yağmalanmıştır.

6. Tarikatları kapattılar ama tasavvufu yasak edemediler. Çünkü tasavvuf gönüllerde idi.

7. Osmanlı devleti zamanında Meşihat'a (Şeyhülislâmlık dairesi) bağlı bir "Meclis-i Meşâyih" vardı, şeyhleri ve tarikatları kontrol ediyordu. Yeraltına inen tarikatlar bu kontrolden mahrum kaldılar.

8. Şu anda Türkiye'de en güçlü ve etkili sosyal güçler, yarı açık yarı gizli çalışan tarikatlardır.

9. Osmanlı devlet-i aliyyesi zamanında tarikatlar sadece dinî-mistik hizmet ve faaliyetler yapmazlar, aynı zamanda yüksek kültür, sanat ve medeniyet hizmetleri görürlerdi. Padişahlar, vezirler, kumandanlar, büyük bürokratlar ve hemen hemen bütün Müslüman halk tarikat mensubu idi, bir şeyhe biat etmişti.

10. Çoğulcu ve demokratik Türkiye'de tarikatların hâlâ yasak olması vahim bir insan hakları ihlalidir. Mustafa Kemal Paşa zamanında Mason locaları da kapattırılmıştı. Sonra 1947'de İsmet Paşa zamanında tekrar açıldı. İslâm tarikatları ise 1925'ten beri kapalıdır. Tam 84 sene...

11. Tarikatlar serbest bırakılsa eskisi gibi hizmet edebilir, faaliyet gösterebilir mi? 84 yıl boyunca büyük kayıplar verilmiş, büyük bir boşluk olmuştur. İyi, geçerli tedbirler alınırsa hizmet edebilirler. İlk alınacak tedbir, tarikatlarda din sömürüsü yapılmaması, müridlerden ve Müslümanlardan para toplanmamasıdır. Açılacak tarikatların başına geçirmek için nereden gerçek ve olgun şeyh bulunacaktır? Bu da ayrı bir mesele...

12. Türkiye'nin İslâmlaşması, Türkiye İslâmlığı tarikat ve tasavuf üzerine kuruludur. Bu bir tarihî realitedir. Mutassıp Vehhabilerden ve yine mutassıp resmî ideoloji bağımlılarından başkası bu gerçeği inkar etmez. Türkiye'de tasavvuf ve tarikatlar darbelenince İslâm'ın ve Ümmet'in temelleri sarsılmıştır.

13. Türkiye'deki tarikatlar loncalar, ahîlik ve fütüvvet teşkilatı ile iş, ticaret, çalışma hayatını da tanzim ediyordu.

14. Osmanlı sisteminde tasavvufun, tarikatların büyük rolü vardır. Sultan Osman Gazi'den, son padişah Mehmed Vahidüddin Han'a kadar bütün Selâtin-i Osmaniye tarikat mensubu idi, bir şeyhe biat etmişti.

NETİCE: Türkiye halkının temel insan haklarını kısıtlayan tarikat yasağı kaldırılmalı, Masonlara hürriyet verildiği gibi Müslümanlara da verilmelidir. Bu konuda gerekli bütün olumlu tedbirler de alınmalıdır.

O kitabı okudum

Muhterem kardeşimiz... Gönderdiğiniz kitabı okudum. Yazar kendisinin Vehhabî olduğunu açıkça belirtmiyor ama bu fırkaya mensup olduğu açıkça anlaşılıyor. Hep İbn Teymiyye'yi referans gösteriyor, Albanî'ye büyük muhaddis diyor. Vehhabîlerin alim kabul ettiği zatlardan alıntılar yapıyor. Taqiyye yapıyor ve Muhammed İbn Abdilvehhab'tan hiç bahs etmiyor. Şu hususları dikkatinize sunuyorum.

1. Kitapta dinî bakımdan çok doğru bilgiler vardır. Bunları elbette kabul ediyoruz. Doğruların yanında bir yığın da yanlış var. Onları kabul etmiyoruz.

2. Kitapta, Ehl-i Sünnet müslümanlığına uymayan yerler vardır. Bunları kabul etmeyiz.

3. Muhyiddin Arabî, İmamı Rabbanî, Bursalı İsmail Hakkı, Gümüşhanevî gibi din ulularına dil uzatılmıştır.

4. Biz Sünnî Müslümanlar Vehhabî ulemasının bu gibi kitaplarını referans olarak kabul etmeyiz, Sünni ulemanın kitaplarını kabul ederiz.

5. Muhammed ibn Abdilvehhab'ın kardeşi Süleyman ibn Abdilvehhab, Ehl-i Sünnet ve Cemaat inancına sahip alim ve fakih bir zattı ve kardeşine karşı "Faslü'l-Hitab..." isminde bir reddiye kitabı kaleme almıştır. Biz Sünnîler iki kardeş arasında ihtilaflı meselelerde Süleyman İbn Abdilvehhab'ın fikir ve görüşlerini kabul ederiz.

6. Nasuriddin Albanî'nin doğru dürüst icazeti yoktur. O, Vehhabîler indinde büyük bir muhaddistir, Ehl-i Sünnet indinde ise büyük bir bid'atçidir. Bu zat aşırılığa ve güluvve sapmıştır. Fikir ve görüşleri bizim için referans olamaz.

7. İsmini vermeyeceğim kitapta doğrular ile yanlışlar, sap ile saman birbirine karıştırılmıştır.

8. Mevlid okumanın hayırlı bir iş olduğuna dair nice gerçek din aliminin kitapları, fetvaları, ruhsatları vardır.

9. İbn Teymiyye'nin ilmi çoktur ama ilmi kadar aklı olmadığı söylenmiştir. Bu zat aleyhinde nice büyük ulemanın reddiyeleri bulunmaktadır.

10. Şam'daki dört fıkıh mezhebinin müftüleri İbn Teymiyye'nin hapsine karar ve fetva vermişlerdir.

11. Bugün kendilerine Selefî diyenler ilk üç asırda yaşamış Selef-i Sâlihîn'in yolunda gitmiyorlar, İbn Teymiye'nin ve Muhammed İbn Abdilvehhab'ın peşinden gidiyorlar. Onların Selefîliği kuruntudan ibarettir.

12. Tevessül ve istigasenin cevazına dair o kadar kitap, resail ve makale yazılmıştır ki, listesi yapılsa bir kitap olur.

13. Ehl-i tevhidi ve Ehl-i Kıbleyi kolayca tekfir edenler büyük bir vebal altındadır ve mü'mini tekfir ettikleri için kendilerinin küfre düşmelerinden korkulur.

14. Kendi krallarına Celaletü'l-Melik'il-Muazzam diyorlar, sonra da Yâ Resulullah diyen Sünnî Müslümanı şirk ve küfürle suçluyorlar. Kardeşinin gözündeki saman çöpünü görüyor, kendi gözündeki merteği görmüyor.

15. Zayıf hadîs, mevzu hadîs demek değildir. Zayıf hadisten itikad, fıkıh, din hükmü çıkarılmaz ama Kur'ânla ve sağlam hadîslerle müeyyed amellerin tergibi ve teşviki konusunda onların zikr edilmesine rasih ve sika ulema izin vermişlerdir.

16. Ehl-i Sünnet Cadde-i Kübra-i İslamiye'dir. Vehhabîlik dar bir yoldur.

17. Bütün Ehl-i Sünnet ve Cemaat uleması, fukahası, müftüleri Vehhabîliğin bir bid'at fırkası olduğunda müttefiktir.

18. Vehhabîlerin itikadıyla Ehl-i Sünnetin itikadı arasında uyuşmazlıklar vardır.

19. Ehl-i Sünnet ile Vehhabîlik arasında ne kadar ihtilaflı mesele varsa, bunların tamamında Ehl-i Sünnet haklıdır, Vehhabîlik hatâlıdır.

Biz kimseyi şirk ve küfürle suçlamıyoruz. Bu, ulemanın, müftülerin işidir. Vehhabî kardeşlerimizden çok rica ve istirham ediyoruz: Lütfen taqiyye ve kitman yapmasınlar. Çok açık, çok mert şekilde Muhammed ibn Abdilvehhab'ı imam kabul ettiklerini, Ehl-i Sünneti sapıklıkla, bid'atle, şirk ve küfürle, irtidatla suçladıklarını beyan etsinler.

Vehhabîlerin dedikleri doğruysa şu 72 milyonluk Türkiye'de kaç gerçek mü'min kalır?

Ehl-i imanı, Ehl-i Tevhid-i, Ehl-i Kıbleyi, musalli ve mütedeyyin Müslümanları tekfir etmesinler, Allah'tan korksunlar. Peygamberin ruhaniyetinden hayâ etsinler, Mahkeme-i Kübra'yı düşünsünler, titresinler.

İslâm'a, Kur'ân'a, Tevhid'e rızaen lillah, hasbeten lillah, muhlisen lillah, garazsız ivazsız, dünyevî ücretsiz, petro-dolarsız hizmet etsinler.

Cadde-i Kübra'da, Sevad-ı Azam içinde olsunlar, darlıktan genişliğe çıksınlar.

Cumhur-i ulemaya muhalefet etmesinler.

Şazz, aykırı, aşırı fikir ve görüşleri bıraksınlar, dinde orta yolda olsunlar. Resulullah efendimiz (salat ve selam olsun ona) Ümmetimin çeşitliliği geniş bir rahmettir buyurmamış mıdır?
Pazar, 02 Ağustos 2009 13:35 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

İslamı tehdit eden büyük tehlike Fazlurrahman cılık


M. Şevket Eygi - Milli Gazete
   
mehmet-sevket-eygi.jpg
İslam’ı tehdit eden büyük tehlike Fazlurrahman'cılık
 

Ehl-İ Sünnet çok geniş bir dairedir. Ehl-i Sünnet usûlde (asıllarda), temellerde birdir. Ehl-i Sünnet dairesi içinde çeşitlilik vardır. Bu çeşitlilik esasta değildir.

Ayrıntılarda olan çeşitlilik Ümmet için geniş bir rahmettir.

Fazlurrahman'ın çıkarttığı Tarihsellik mezhebi veya fırkası Ehl-i Sünnet dairesi içinde değildir.

Cemalüddin Afganî İranlıdır, Şiîdir; taqiyye yaparak kendisini Afgan ve Sünnî olarak göstermiştir. Bu izahattan anlaşılacağı üzere Afganîcilik Ehl-i Sünnet dışı bir bid'at hareketi, mezhebi ve meşrebidir.

İslâm'ın, Kur'ân ve Sünnet'te yer alan ve bin dört yüz yıldan beri ulema tarafından tebliğ edilip öğretilen evrensel ve değişmez hükümleri, farzları, haramları, kesin emirleri ve yasakları vardır. Bunlarda değişim olmaz. Hükümleri Kıyamet'e kadar bakidir.

Bu kesin hükümler konusunda reformcu, yenilikçi, değişimci, Fazlurrahmancı, şucu, bucu ilahiyatçıların (böyle olmayanları tenzih ederim) yorumları, ileri geri konuşmaları, iddiaları, tezleri geçersizdir, bâtıldır.

İbadetlerde yani günlük beş vakit namazda, oruçta, zekatta, hacta değişiklik olmaz.

İslâm'ın ceza hukukuyla ilgili kesin hadleri vardır. Bunlarda değişiklik olmaz.

Kesin muamelât hükümlerinde değişiklik yapılamaz.

Örf ve âdetlerde değişiklik olabilir.

İslâm'ın ahlakla ilgili hükümleri ve öğütleri vardır. Bunlarda değişiklik olmaz.

Dinsiz Avrupalılar istemiyor diye, İslâm'ın zina ile ilgili hükümleri değiştirilemez.

Zina hem suçtur, hem de ahlaksızlıktır. Kıyamet'e kadar suç ve ahlaksızlık olarak kalacaktır.

İslâm'da cihad fî sebilillah vardır. Bu hüküm de Kıyamet'e kadar baki kalacaktır.

Hazret-i Âdem Safiyyullah'tan günümüze kadar Hak Teâlâ katında tek hak din olmuştur, o da İslâm'dır. Diyalogçular istiyor diye bu kesin hüküm inkar edilemez.

Hazret-i İbrahim Halilullah'tan günümüze kadar sadece bir İbrahimî din olmuştur. O da İslâm'dır. Üç İbrahimî din yoktur.

Bugün Türkiye coğrafyasında Ehl-i Sünnet ve Cemaat İslamlığını tehdit eden en büyük tehlike Fazlurrahmancılıktır.

Ehl-i Sünnet ve Cemaat İslâmlığı Kur'ân'a, Sünnet'e, icmâ-i ümmete uygun gerçek İslâmlıktır, Cadde-i Kübra'dır, cumhur-i ulema yoludur.

Fazlurrahman'ın İslâm, Kur'ân, din yorumu büyük ve ölümcül hatâlarla doludur. Bunları benimseyenlerin akıbetinden çok korkulur.

Fazlurrahman'ın bid'at ve dalalet mezhebini yaymak için çok büyük miktarda paralar harcanmakta, çok yüklü ücretler ödenmektedir.

Fazlurrahmancılık bir tür Protestanlıktır.

Aslında Fazlurrahmancılık bir mezhep değildir, sanki yeni bir dindir.

Vaktiyle Hindistan'da Mirza Gulam Ahmed Kadiyanî adında bir sahte peygamber türemişti. Kendisine çeşitli dillerde vahiy geldiğini iddia etmişti. Birkaç değişiklik dışında yeni bir şeriat getirmediğini, İslâm şeriatını uyguladığını söylemişti. Bu adama inananlar Kelime-i Şehadet'i şu şekle sokmuşlardı: Eşhedü en lâ ilahe illallah... Eşhedü enne Muhammeden Resulullah... Ve (hâşâ) eşhedü enne Mirza Gulam nebiyullah.

Pakistan İslâm Cumhuriyeti, Kadiyanîliğin bir İslâm mezhebi değil, İslâm dışı yeni bir din olduğuna dair fetva, karar ve kanun çıkartmıştır.

Pakistan'ın binden fazla icazetli ulema, fukaha ve müftüsü Fazlurrahman'ın sapık olduğunu, bir kısım Müslümanları saptırdığını beyan ve ilan etmişler ve onu kovmuşlardır.

Türkiye'de din hürriyeti vardır. Fazlurrahmancılar kendi inançlarını, kendi din anlayışlarını nasıl yayıyorlarsa, ben de Sünni bir vatandaş olarak Ehl-i Sünnet ve Cemaat İslâmlığını savunuyorum.

Ancak ortada şöyle anormal, adaletsiz, haksız bir durum vardır:

Fazlurrahmancılığın yayılması, Ehl-i Sünnet'i devirip hakim mezhep olması için büyük paralar harcanmakta, büyük ücretler ödenmektedir.

Bu büyük paralar, çoğunluğu Sünnî olan Müslünan halkın cebinden çıkmaktadır.

Buna hakları yoktur.

Asırlar boyunca Ehl-i Sünnet uleması, fukahası, meşayihi bu Din-i Mübini ihlasla, rızaen lillah öğretmiş ve yaymıştır. Az bir maaş alan olmuşsa o da geçinmek için ve geçineceği miktarda almıştır.

Bugün ülkemizde reform ve değişim hareketi, Fazlurrahmancılık cereyanı akıllara hayret veren meblâğlarla destekleniyor.

Reform ve değişim taraftarlarına, Afganîcilere, bazı Diyalogçulara astronomik ücretler ödeniyor.

Devletime asker olarak hizmet etmiş ve kendi çapında vergi ödeyen Sünnî bir vatandaş olarak bu anormalliği protesto ediyorum.

Fazlurrahmancılar samimî ve ihlaslı Müslümanlar ise kendi mezhep ve meşreblerinin hizmetlerini ve dâvetini ücretsiz olarak yapsınlar. Yaparlar mı hiç!..

Fazlurrahmancılar taqiyye yapmayı bıraksınlar ve açıkça, mertçe "Biz Fazlurrahmancıyız, biz tarihsellik ekolüne bağlıyız. Bu devirde nice muhkem âyetin ve sahih hadîsin (hâşâ) hükmü kalmamıştır..." desinler.

Bendeniz Sünnî bir Müslüman olduğumu çok açık bir şekilde beyan ediyorum, ikili oynamıyorum. Onlar da samimî olsunlar Ehl-i Sünnet gibi görünecek, saman altından Fazlurrahmancılık suları akıtacak... Böyle bir şey Müslümana yakışmaz.

Ehl-i Sünnet ile Fazlurrahmancılık kesinlikle bağdaşmaz, uzlaşmaz.
Pazar, 02 Ağustos 2009 13:32 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Tasavvuf Düşmanı Vehhabîler

mehmet-sevket-eygi.jpg       
M. Şevket Eygi - Milli Gazete
   
2009-07-08
Tasavvuf Düşmanı Vehhabîler
 

"İSLAM'da tasavvuf yoktur, tasavvuf şirk, küfür ve dalâlettir" gibi sözler Ehl-i Sünnet ve Cemaat ulemasına ait değil; Vehhabîlere aittir. Binaenaleyh bu gibi aşırı görüşler biz Sünnî Müslümanları bağlamaz ve bunlara asla itibar etmeyiz.

Gerçek İslâm tasavvufunun Hind'ten, Kadim Yunan'dan, şuradan buradan geldiğini iddia edenler de yalan söylüyor.

Tasavvuf İslâm'ın ahlâk, zühd, bâtın boyutudur. Gerçek tasavvuf yüzde yüz Kitab'a, Sünnete, Şeriata uygundur.

İmamı Gazalî hazretlerinin, el-Munkizu min ed-dalâl kitabında buyurduğu gibi İslâm'ı en iyi anlayanlar, en iyi yaşayanlar, en takvalı ve kâmil Müslümanlar sûfîlerdir.

Evliyaurrahman'ın çoğu sûfîler içinden çıkmıştır. Gerçek sûfîler her asırda yeryüzünde Allah'ın şâhidleri olmuşlardır.

Gerçek sûfîler Resûl-i Kibriya aleyhissalatü vesselam Efendimizin vekilleri, varisleri, halifeleri olmuşlar ve onun sünnetini yaşamış ve yaşatmışlardır.

Gerçek sûfîler kuru lâfla değil, hâl ile İslâm'ı tebliğ etmişler ve nice insanın hidâyetine vesile olmuşlardır.

Gerçek sûfîlere bakan onlarda İslâm'ı görür.

Gerçek sûfîler insanın en büyük düşmanı olan nefs-i emmâre ile büyük cihad yapmışlardır.

Gerçek sûfîler yalancı, aldatıcı, azdırıcı dünya tuzaklarına düşmemişler ve Müslümanları da bundan korumak için çalışmışlardır.

Gerçek sûfîler emr-i mâruf ve nehy-i münker yapmışlardır.

Gerçek sûfîler İslâm'ın baş emri olan beş vakit namazı dosdoğru kılmışlardır.

Gerçek sûfîler Kur'ân'ın ve Sünnet'in askerleri olmuşlardır.

İhlâs, sıdk, vefa, seha, mürüvvet, fütüvvet gerçek sûfîlerin hasletleridir.

Tasavvuf düşmanları bazı meczubîn'in şatahatını ön plana çıkararak saldırıyor. Şathiyat örnek olmaz. Tasavvuf şathiyat değildir.

Cihan tarihinin gördüğü en büyük ve doğru devlet olan (Kuruluş ve yükseliş devrini kasd ediyorum) Osmanlı'ya bakalım. Sultan Osman Gazi Han'dan, Son Padişah Vahidüddin Han'a kadar bütün Selâtin-i Osmaniye (nevverallahu merakidehum) tasavvuf ve tarikat mensubu idiler, bir veya birkaç şeyhe intisabları vardı. Tasavvuf ve tarikat olmasaydı Devlet-i Aliyye 600 sene değil, 60 sene pâyidar olamazdı.

Osmanlı sultanları dünya sultanı olarak mâneviyat sultanlarına tâbi olmuşlardır. Onların büyüklükleri ve sultanlıkları buradadır.

Selâtin-i Osmaniye'nin çoğu büyük velidir. Bu velayete tasavvuf ve tarikat sayesinde nâil olmuşlardır.

Osmanlı devleti sadece ordularıyla değil şeyhleri ve dervişleriyle de fütuhat yapmıştır.

Gazi Sultan MehmedHan-ı Sâni efendimiz henüz 21 yaşında iken İstanbul'u, biiznillahi teala, şeyhi ve mürşidi Akşemseddin hazretlerinin dua ve himmeti ile almıştır.

Asıl bid'at, Vehhabîlerin ve diğer bazı ehl-i bid'atin tasavvufu ve tarikati inkar etmeleri, bid'at saymaları, sûfileri müşrik ve kâfir ilan etmeleridir.

Tasavvufu kaldırın, Osmanlı'dan ne kalır?

Vehhâbîlik hareketi Osmanlı İslâm devletine ve Hilafet-i İslâmiyeye karşı tuğyan ve isyandır.

Vehhâbîlerin Osmanlılar gibi fütuhatı var mıdır?

Vehhâbîler, baştan beri İngiliz ve düvel-i muazzama-i Salîbiyye tarafından desteklenmiştir ve el'an desteklenmektedir.

Bugün ABD ayakta duruyorsa Vehhâbîlerin ABD bankalarında sakladıkları bir trilyon dolarla durmaktadır.

Tarih boyunca Fahr-i Kâinat Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimize en büyük saygıyı Osmanlı sultanları, Osmanlı devlet ricali, Osmanlı Müslümanları göstermiştir.

Resûlullah'ın kubbesini yıkacağız, nâşını kabrinden alıp başka yere gömeceğiz, toprağını da düzleyeceğiz diyen Vehhâbîlerde Peygamber-i zîşan efendimize hürmet var mıdır?

Tarih boyunca Hulefa-i Râşidin (radiyallahu aleyhim ecmain) devrinden sonra Tevhid bayrağını en fazla yüceltmiş, en fazla fütuhat ve i'lâ-i kelimetullah yapmış devlet ve topluluk Osmanlı'dır.

Osmanlı atalarımız Din-i Mübin-i İslâm, Kur'ân, Sünnet ve Şeriat-ı garra-i Ahmediyye yolunda milyonlarca şehid vermiştir.

Bunca mü'mine, şehid, gaziye, fâtihe, din hizmetkârına, ulemaya, meşayihe, mürşitlere, evliyaullaha; müşrik, kâfir ve sapık diyenler ne kadar hayâsız ve insafsız kişilerdir.

Onlardan petro-dolarlar alıp mü'min, muvahhid, muhlis ecdadını sövenlere yazıklar olsun.

Yâ Rabbi içimizdeki beyinsizler yüzünden bizi helâk etme.

Pazar, 12 Temmuz 2009 19:30 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Mevdudî - M. Şevket Eygi - Milli Gazete

         
mehmet-sevket-eygi.jpgM. Şevket Eygi - Milli Gazete
   
2009-06-09
Mevdudî
 Son kırk yıl içinde, ülkemizdeki İslâmî uyanış hareketine Pakistanlı Mevdudî kadar etkisi olmuş bir kimse yoktur. Kitapları dilimize tercüme edilmiş, fikir ve görüşleri desteklenmiş, ideolojisi ve doktrini benimsenmiş, reçetesi Türkiye'yi kurtaracak plan ve program olarak genç nesillere takdim edilmiştir.

Gençliğimde merhum Mevdudî'nin taraftarı ve hayranı idim. Hakkındaki tenkitleri öğrendikten sonra vaz geçtim. Aşırı hareket etmiyorum, "merhum" diyorum.

Mevdudî, klasik ve geleneksel mânada bir İslâm âlimi miydi? Bence değildi. Onun ağır basan tarafı Müslüman bir politikacı oluşuydu. Aktivist bir şahsiyetti. Bir parti lideriydi.

Pakistan'ın resmî ismi "Pakistan İslâm Cumhuriyeti"dir. Pakistan, kuruluş tarihinden bu yana hiçbir zaman gerçek mânada bir İslâm devleti olamamıştır. Bir İslâm devleti değildi ama anayasasında Şeriat'a aykırı kanun çıkartılamayacağı yazılıydı.

İşte Mevdudî böyle bir ülkede siyasî bir parti kurmuş ve uzun yıllar boyunca süren bütün gayret ve çabalarına rağmen başarılı olamamıştır. Partisi serbest seçimlerde çoğunluğun oyunu alamamış ve iktidara geçememiştir.

Mevdudî, başta kendi ülkesi Pakistan olmak üzere Ehl-i Sünnet uleması tarafından tenkit edilmiştir.

Mevdudî "Kur'ân'da Dört terim" adlı kitabında, üçüncü hicrî yüzyıldan sonra Müslümanların Kitabullah'ın dört ana terimi olan "Rab, İlah, Din, İbadet" konusunda doğru yoldan çıktıklarını iddia etmiştir. Onun bu haksız ve ağır iddiasına karşı çağımızın büyük Ehl-i Sünnet alimi Hindistanlı Ebu'l-Hasen en-Nedvî "İslâm'ın Siyasî Yorumu" (Bedir Yayınevi, 0212/519 36 18) adını taşıyan bir reddiye kaleme almış, Mevdudî'yi çürütmüştür.

Mevdudî hakkında Türkiye Müslümanlarının, doğru cevabını bulmak hususunda derin derin düşünmeleri gereken soru şudur:

Mevdudî'nin kendi vatanı Pakistan'da, bunca olumlu şartlara ve bol imkanlara rağmen başarılı olmayan ideolojisi, çare ve çözümleri, reçetesi Türkiye'de başarılı olabilir miydi?

Bence olamazdı. Zaten durum ortadadır.

Keşke, Türkiye'nin yakın tarihindeki İslâmî uyanış hareketi Mevdudî gibi bir aktivistin rengine boyanacağına, mesela Şeyh/İmam Şâmil'in 19'uncu asır Kafkasya'sındaki "Müridizm Hareketi"ne paralel bir meşrebte olsaydı.

Mevdudî'nin Ehl-i Sünnetten ayrıldığı birkaç noktayı arz edeyim.

İslâm'ı Anlamak kitabından imanın şartlarını beşe indiriyor, "Kadere iman" akidesini ve şartını zikr etmiyor.

Öncelikle bir din olan İslâm'ı, siyasî bir sistem olarak görüyor ve gösteriyor. Evet, İslâm'da din ve dünya ayrımı yoktur ama İslâm öncelikle dindir.

Ashab-ı kiramın bazısını ağır şekilde tenkit ediyor...

Tefhimü'l-Kur'ân'da şefaat meselesinde Vehhabîleri ve Selefîleri geçen bir aşırılığa sapmıştır.

Ülkemizde hayli Mevdudî hayranı bulunmaktadır. Onların, hayran oldukları ve doktrinini benimsedikleri zata yöneltilen tenkitleri bilmelerinde hayır ve yarar vardır.

Kim bilir, belki de, Mevdudî'nin başarısızlığında, Ehl-i Sünnete aykırı aşırı ve şazz fikir, yorum ve görüşleri rol oynamıştır.

DİNDE DEFORM

Cumhuriyet gazetesi yazarlarından Hikmet Çetinkaya diyor ki: "Türkiye'de devletin hâkim sistemi iki şeyi aradı durdu. Mümkünse İslâm'ı değiştirmek, ona gücü yetmezse Müslümanların din anlayışını değiştirmek. Kemalizm'in en önemli özelliklerinden biri dinde reformu amaçlaması idi. Bunda muvaffak olunamadı. Çünkü İslam'ın kitaba bağlı karakterleri böyle bir reformasyona ve deformasyona izin vermiyordu. Bu Müslümanlara da kabul ettirilemedi. Ağır baskı dönemleri yaşandı Türkiye'de ama dinde reform kabul görmedi." www.angelfire.com/ms/siyaset/index.html

Son yıllarda dinde reform faaliyetleri yoğunlaşmış ve hızlanmıştır.

Reform için çok büyük paralar harcanmakta, birtakım kimselere yüklü "ücretler" ödenmektedir.

Bazı reformcular, "hizmetlerine" karşılık dolar mültimilyoneri yapılmıştır.

Bundan yetmiş seksen sene önce medreseler kapatıldı. Bir gecede 40 bin medrese talebesi sokağa atıldı, camilerin yüzde sekseni kapatıldı, harap edildi, yıkıldı, satıldı, kiraya verildi, din hürriyeti ayaklar altına alındı, çok zulümler yapıldı ama İslâm yine yıkılamadı. Şu anda, gerçek İslâm'ın yerine "Yeni bir İslâm" türetilmeye çalışılıyor.

Ilımlı, light, fıkıhsız ve şeriatsız, sulandırılmış, ehlîleştirilmiş, beşerî bir hümanizma veya ideoloji haline getirilmiş yeni bir İslâm.

Avrupa Birliği standartlarına uygun bir İslâm.

Feminist bir İslâm.

Cihadsız bir İslâm.

Diyalogçu ve hoşgörülü bir İslâm.

Allah katında tek hak din olma özelliğinden arındırılmış bir İslâm.

Resmî ideolojiye ayarlanmış bir İslâm.

Kitaba, Sünnete, icmâya dayanan gerçek İslâm'ın yerine yepyeni bir İslâm çıkartmak istiyorlar.

Bu yeni İslâm için yeni tefsirler yazılıyor.

Yeni hadîs külliyatları hazırlanıyor. Ayıklanmış hadîsler...

Yeni ilmihaller hazırlanıyor.

Reformcu, yenilikçi, değişimci, naylon müctehid reformculara çuval çuval ücret ödeniyor.

Aman, Batılıların hoşuna gidecek yeni bir İslâm türetelim...

Parmaklarını Müslümanların gözlerine sokarak, sahih hadîslerin bugün geçerli olmadığını iddia ediyorlar.

Kur'ân ahkamı tarihselmiş, nice ayet bugün geçersizmiş.

Reformcular, yenilikçiler, değişimciler "Ayıklanmış bir İslâm" üretmek ve türetmek için çalışıyor. Bedavaya çalışmıyorlar. Yüklü ücretler.

Fazlurrahmancılar... Ankara Ekolü...

Afganîciler...

Sürü sepet müctehidleri var. Geçenlerde bunlardan biri uçakta abdestsiz namaz kıldığını iftiharla ilan etti. Gerçek İslâm ne diyor? Su bulamazsanız veya abdest alacak haliniz yoksa teyemmüm edersiniz. Abdestsiz, teyemmümsüz namaz kılınmaz. Böyle ictihad olmaz.

Bu dinde reform hareketi gerçek İslâm'a zıttır. Bunda hiç şek ve şüphe yoktur.

İslâm'ın, Kitaba ve Sünnete mutabık ve uygun en doğru yorumunu icazetli ulema, fukaha, müfessirîn, muhaddisin, eimme-i müctehidîn, Selef-i Sâlihîn yapmışlardır.

Reformcuların, Fazlurrahmancıların, Afganîcilerin, bid'atçilerin yorumları, bazısı küfre ulaşan vahim yanlışlarla doludur.

Müslümanlar Müslümanlar Müslümanlar!.. Reformcuların yalanlarına kanmayınız aldanmayınız. Cumhur-i ulema yolundan, dinde Sevad-ı A'zamdan kıl kadar ayrılmayınız.

Avrupa Birliği standartlarına uydurulmuş İslâm gerçek İslâm değildir.

Kur'ân'a ve Sünnete dayanan gerçek İslâm'a bağlı kalınız.

Reformcuların tuzaklarına düşerseniz ebedî saadetinizi yitirmek felaketine uğrayabilirsiniz.
Çarşamba, 10 Haziran 2009 10:05 tarihinde güncellendi

Sayfa 5 - 11

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.