NAMAZIN ÖNEMİ
Farzlar her ne kadar hepsi yakınlık
getirici olsa da en faziletlisi ve en mükemmeli namazdır.
Belki sen ‘muhakkak
namaz müminleri miracıdır’
‘Kulun
rabbisine en yakın olduğu an namazdadır’ hadisi şerifle-rini işittin. Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi ve sellem) için olan
hususi vakit; ondan şu sözüyle tabir etti: ‘Benim Allah ile birlikte
vaktim var’ o vakit fakire göre namazdadır. Namaz, kötülükleri yok
edicidir. Kötülükleri ve çirkinlileri nehy eden namaz dır. Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi ve sellem) kendisinde rahatı taleb ettiği namazdır. Çünkü
şöye derdi:
‘Ey bilal
beni rahatlandır.’
Namaz dinin
direğidir. İslam ile küfür arasını ayıran namazdır.
ALEMİ HALKIN ÜSTÜNLÜĞÜ
Sözün aslına dönelim, alemi halkın alemi
emir üzerine olan üstünlüğünden bahsedelim:
Bilki alemi emir burada yani dünya
hayatında bol nasine kavuştu, ve müşahade hasıl elde etti. Yarın cennette
muamele alemi halk üzere vaki olacak, onun için keyfiyeti olmaksızın ru’yet
hasıl olacak. Bununla beraber müşahadenin alakalandığı, vucub zıllerinden bir
zıldir. Ahirette görülen Vacibul Vucuddur.[1]
Müşahade ile ru’yet arasındaki fark zılliyet ile asalet arasındaki fark, alemi
hakl ile alemi emir arasındaki fark gibidir.
Bilki müşahade velayetin meyvesidir,
ru’yet nübüvve-tin meyvesidir. Peygamberlerin (onlar üzerine salat ve selam
olsun) umumi tâbileri için hasıl olur. Aynı şeklide velayet ve nübüvvet
arasındski farklılık buradan anlaşılır.
Tenbih: her arifki onun münasebeti
alemi emre daha fazladır, onun adımı velayet kemalatlarında daha ziyadedir.
Alemi halka münasebeti çok olan arifin adı mı nübüvvet kemalatında dah boldur.
Bundan dolayı İsa (aleyhisselam) için velayette daha fazla adım oldu, Musa
(aleyhisselam) için nübüvvette daha fazla adım oldu. Zira emir tarafı İsa
aleyhisselamda galibdir. Bunun için ruhanilere katıldı. Halk tarafı Musa
aleyhisselamda galib oldu, bu yüzden müşahade ile yetinmedi bilakis göz
görmesini taleb etti.[2]
İşte bu, nübüvvet kemalatında peygamberlerin adımlarının farklı olmasının
sebebidir. (bunun açıklamasını geride vaad etmiştim). Velayet kemalatlarındaki
farklılıkta itibar edilen bazı latifelerinin üste veya altta olması
(peygamberlerin derecelerinin farklı olmasın da ölçü) değildir. Doğruyu ilham
eden Allahu subhanehudur.
Ey evlat!
Şeriat ve ahkam olan nübüvvet ilimleri nin beden ile alakası daha fazla olunca,
üzerlerine salat ve selam olsun peygamberlerin alemi halk ile münasebeti daha
fazla ve çokca olunca, bundan dolayı nübüvvet velayetle alakalı kurbiyet
makamlarına yükseldikten sonra halkı davet için inişten ibaret olduğunu zan
ettiler, yükselişin nihayeti ve kurbiyetin neticesinin şu makama olduğunu
bilmediler. Daha evvel hasıl olan yakınlık uzaklık suretinde tasavvur edilen şu
yakınlı ğın zıllerinden bir zıl idi.
Daha evvel
hasıl olan yük seliş zahirde iniş gibi görünen şu yükselişin akislerinden bir
akis idi. Bakmazmısın! dairenin merkezi, dairenin çevresine nisbetle en uzak
noktadır. Halbuki hakikatte merkez noktasından çevreye daha yakın nokta
bulunmadı. Zira çevre icmali olan şu noktanın tafsilidir. Şu nisbet diğer
noktalar için hasıl olmadı. Bakışları suret üzere aid olan avam şu yakınlığı
bulma ya, onu idrak etmeye kadir olamaz. Bu yüzden şu noktanın uzak olduğu ile
hükm ettiler, onun yakınlığı ile hükmetmeyi cehli mürekkeb zan ettiler. Bu
hükümle hükmedeni ahmaklığa nisbet ettiler, ve onu cahil kabul ettiler.
‘Allahu Teala, onların
vasıfladıkları şeylerden uzaktır’.
MUTMEİNNE NEFİS
Bilinmesi
gerekir ki nefsi mutmainne, velayeti kübra kemalatlarının levazımından olan
göğsün açılması hasıl olduktan sonra, makamından yükselip göğsün tahtına çıkar.
Orada onun için tenkim ve saltanat hasıl olur. Kalb memleketleri üzerini istila
eder.
Göğsün tahtı, hakikatte velayeti kübra mertebesinde
yükseliş makamlarının tamamının üstündedir. Şu tahta doğru yükselenin nazarı,
batınların en batınına doğru nüfuz eder, gayıbların gaybına doğru sirayet eder.
Evet! Bir şahıs mekanların en yükseğine çıkınca onun bakışı uzakların en
uzağına ulaşır.
Şu mutmeinne,
temkin bulduktan sonra aynı şekil de akıl makamın-dan çıkar ve ona katılır ve
ona eklenir. O vakitte onun için aklı mead ismi gelir. Her ikisi ittifakla
belki birleşerek meşguliyetlerine (zikir ve fikir) yöne-lirler.
Ey evlat! Şu
mutmeinne de muhalefet imkanı, azgınlık mecali kalmaz, belki o tamamıyla
matluba yönelicidir, tamamıyetiyle maksuduna vurgundur. Onun rızasını elde
etmekten başka himmeti yoktur. Allahu Teâlâya ibadetten ve taatten başka onun
için matlub yoktur. Sübhanellah!.
Evvela bütün
mahlukatın en şerlisi olan nefsi emmare itmi’nan, ve Hazreti Rahman’ın
rızasının husulünden sonra alemi emir latifelerinin reisi oldu, bütün
akranların başı oldu. Evet! Muhakkak sadık haberci (Peygamber aleyhisselam)
buyurdu:
‘Cahiliyetteki en
hayırlınız, fâkih olduğu vakitte islamda en hayırlınızdır’.
Bundan sonra
eğer azgınlığın ve ihtilafın sureti meyda-na gelse, onun kaynağı kalıp cüzleri
olan dört unsurun tabiatlarının ihtilafıdır. Eğer gazab kuvveti ise oradan
kaynaklanıcıdır. Eğer şehvet ise aynı şekilde oradan meydana çıkıcıdır. Eğer
hırs ve aç gözlülük ise orada bulunurlar. Eğer hasislik ve düşüklük ise orada
ortaya çıkıcıdırlar.[3]
Diğer hayvanlara bakmazmısın; onlarda şu nefsi emmare
bulunmamakla beraber şu alçak vasıflar mükemmel ve tam bir şekilde onlarda
mevcuttur. (Demek ki bunlar nefisten değildir.)
CİHAD-I EKBER
Cihadı ekberden
murad, kalıb ile cihad olması müm-kündür. Denildiği gibi nefis ile olan cihad
değil. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
‘Ufak cihaddan büyük cihada
döndük.’
Çünkü
nefis itmi’nan dere-cesine ulaştı. Razı olucu ve razı olunmuş oldu. Ondan
azgınlık ve muhalefetin sureti tasavvur olunmaz ki cihada ihtiyaç duyulsun.
Kalıp cüzlerinden olan azgınlık ve ihtilafın sureti evlayı terk etmeyi
istemekten, ruhsat verilmiş işleri işlemek-ten, azimeti terk etmekten
ibarettir. Haramı işlemeyi irad etmek, farzları ve vacibleri terk etmeyi irad
etmek değildir. Zira şu şeyler mutmeinne hakkında düşmanların nasibi oldu. [4]
Ey evlat!
Geride geçtiği gibi dört unsurun kemalatları her ne kadar mutmeinnenin
kemalatlarından üste olduysa da fakat bunların velayet makamıyla münase beti
vasıtasıyla ve alemi emre katılmasının olması vasıtasıyla sekir sahibi oldu, ve
istiğrak makamında bulundu. Şüphesiz nefiste muhalefet imkanı kalmaz.
Unsurların
nübüvvet makamıyla münasebeti daha çok olunca onda ayıklık galib oldu. Bu
zaruretten dolayı bazı menfaatleri ve ona bağlı bir takım faideleri elde etmek
için onlarda muhalefetin sureti kaldı. İyi anla!.[5]
Bilinmesi
gerekirki nübüvvet makamı son pey gamber (onun ve alinin üzerine salat ve selam
olsun) ile mühürlen-miş oldu. Fakat Sallallahu aleyhi ve sellemin tabileri
için, şu makam kemalatlarından tebaiyyetle kamil nasib vardır. Şu kemalatlar
ashabı kiram tabakasında diğerlerinkinden faha fazla idi. Şu nimet az şekilde
tabiine ve tebei tabiine geçti. Onlardan son ra gizlenmeye ve örtünmeye
başladı. Zıl olan velayet kemalatları açıldı galib oldu ve yaygın oldu. Fakat
umulan bin sene geçtikten sonra şu örtünmüş devletin yenilenmesi ve onun için
üstünlük ve yayılmanın hasıl olmasıdır. Ve asli kemalatların zahir olup zılli
olanların örtünmesidir. Allahın rızası üzerine olan Mehdi’nin şu yüksek nisbeti
revaçlandırması da umulur.
[1] Dünyada kalbin müşahede ettiği yani
görür gibi olduğu şey Mevla Teala zıllerinden bir zıldir, bir çeşit tecellidir.
Ahırette ise gözle görülen Mevla Tealanın kendisidir.
[2] ‘Ey Rabbim! Kendini bana göster
sana bakayım’ dedi.
[3] Bedenin istekleri normal ölçüde
uykusu, gıdası ve istiratı zaruridir. Bundan fazla olarak haddi aşması
azgınlığı aç gözlülüğü tabiatında olan huylarıdır. Mutmainne olan nefis bu
huylardan arındığı için ondan muhalefet ve itiraz ortaya çıkmaz.
[4] Nefis mutmeinne olunca ondaki
muhalefet ancak en faziletli olanı terk edip biraz daha az faziletli olanın
alması şeklinde olur. Yoksa emirlere
muhalefeti mümkün değildir.
[5] Sureta muhalefet olunca ona karşı
yapılan cihad ile kişinin derecesi artar. Mevlaya yakınlığı fazlalaşır.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|













