.

.

Kıyamet Alametleri

E-posta Yazdır PDF

EBUL FEREC İBNİ CEVZİ R.ALEYH

İbn-i Cevzî'yi, İbn-i Teymiyye'nin talebesi olan İbn-i Kayyim el-Cevziyye ile karıştırmamalıdır. İbn-i Kayyim 1292-1350 (H.691-751) târihleri arasında yaşamıştır. Aralarında bir buçuk asırlık bir zaman farkı vardır. Ayrıca îtikâd ve fikrî bakımdan farklı şahsiyetlerdir.

Ebü'l-Ferec Ehl-i sünnet, diğeri ise aşırı görüşleri dolayısıyla Ehl-i sünnetin başına ciddî gâileler açmış bid'at ehli biridir.

İbn-i Cevzî hazretlerinin doğum tarihi ihtilaflıdır. Kendisi bir yazısında şöyle demektedir: "Doğum tarihimi araştırmadım. Ancak, babam 1120 (H.514) senesinde vefât etmişti. Annem, babamın vefâtında benim üç yaşlarında olduğumu söyledi." Bu açıklamayla İbn-i Cevzî'nin doğumu 1117 (H.511) senesi olmaktadır.

İbn-i Cevzî Bağdât'ın Habîb Sokağında dünyâya geldi. Babası vefât ettiğinde, kendisi çok küçüktü. Ona annesi ve halası baktı. Beş yaşına basınca, halası, Ebü'l-Fadl bin Nâsır Mescidine götürdü. İbn-i Cevzî burada vâaz dinlemeye başladı. Küçük yaşta Kur'ân-ı kerîmi ezberledi.

Kendisi şöyle anlatır: "Hocam İbn-i Nâsır, beni küçüklüğümde birçok âlime götürdü. Onlardan ilim dinletti. Dinlediğim âlimlerin hepsinden bana icâzet (diploma) aldı. Hocalarımın büyüklüklerini bilen, onların hâllerine vâkıf olan arkadaşlarıma, hocalarımın herbirinden bir söz söyledim. Ders aldığım hocalarımın sayısı seksen yediydi."

Ebü'l-Ferec, Ebû Hâkim Nehrivânî'nin yanında yardımcıydı. İbn-üs-Senihal'in yaptırdığı medresede Ebû Hâkim, Ebü'l-Ferec'e fıkıh ve ferâiz okuttu. Bâb-ül-Özc'de Ebû Hâkim'in ders verdiği bir medrese vardı. Daha sonra Ebû Hâkim, bu medresede ders vermeyi tamâmen Ebü'l-Ferec'e bıraktı. Halîfe Müstadî, Ebü'l-Ferec'e çok hürmet ederdi. Ebü'l-Ferec halîfe için El-Mesbah-ül-Mudî' fî Devlet-il-Mustadî adlı eseri yazdı. Ayrıca En-Nasrü alâ Mısr adlı eseri de yazıp, halîfeye sundu. Bunun üzerine halîfe ona, Bâb-ı Bedr'de kendi huzûrunda vâaz etmesi için, 1172 (H.568) senesinde izin verdi. Ayrıca pekçok hediye gönderdi.

Ebü'l-Ferec, daha sonra Darb-i Dinâr'da bir medrese yaptırdı. Orada ilk dersi 1174 (H.570) senesinde verdi. Medresenin açıldığı ilk gün, çeşitli ilimlerden on dört ders verdiği bildirildi. Aynı sene kürsüde Kur'ân-ı kerîmi tefsîr etmesi son buldu. Binefşa'da bulunan medreseyi Ebû Câfer bin Sabbâg'dan teslim aldı. Vakıf defterine şöyle yazdı: "Burası İmâm-ı Ahmed bin Hanbel'in talebeleri için vakfedilmişti. Şimdi bana teslim edildi."

Medresede ders verdiği zaman, Kâdı'l-Kudât, Hacîb-ül-Bâb ve Bağdât fukahâsı hazır bulundu. Kendisine hilât giydirildi. Ebü'l-Ferec'in derslerini dinlemeye gelen halk, medresenin kapısında birikti. O da, üsûl ve fürû' hakkında birçok ders verdi. Anlatmasındaki güzellik, iknâ etme ve senetleri ortaya koymadaki üstünlüğü, bid'at ehli ve îtikâdı bozuk olanların kalplerine büyük bir üzüntü verdi.

Bir ara Eshâb-ı kirâm düşmanlığı çoğaldı. Mahzen sâhibi (Hazîne bakanı) halîfeye mektup yazdı. Mektupta; "Eğer sen İbn-i Cevzî'den yardım istemezsen, Eshâb-ı kirâm düşmanlarıyla mücâdele edemezsin." diye bildirdi. Halîfe de İbn-i Cevzî hazretlerine yardım etmesi için mektup yazınca, o da vâz kürsüsünden insanlara şöyle hitâb etti. "Emîr-ül-Mü'minîn'e Eshâb-ı kirâm düşmanlarının çoğaldığı haberi ulaşmış. Bid'at ehli olanları yok etmek için fermân çıkardı. Size söylüyorum. Halktan Sahâbeye dil uzatanları duyarsanız bana haber verin. Onun evini başına yıkayım. Ömür boyu hapse attırayım. Eğer vâizlerden birisi de Sahâbeyi zemmederse, onlara da aynı şekilde zemmetmeyi yasaklıyorum." Bu vâzın tesiri büyük oldu.Halk, Eshâb-ı kirâm düşmanlarından uzaklaştı.

1178 (H.574) senesi Âşûre günü, İbn-i Cevzî, halîfenin de hazır bulunduğu bir cemâate vâaz verdi. Vâaz esnâsında halîfeye hitâben "Allahü teâlâ seni insanların başına âmir olarak vazifelendirdi. Birinin sana teşekkür eden olmasını istemez misin?" deyip, hapistekilerin durumunu imâ edince, halîfe bütün tutukluları serbest bıraktı.

Ebü'l-Ferec beş medresede ders verdi. Yüz binden fazla kişi onun vâazları sebebiyle tövbe etti. Binlerce kişi Eshâb-ı kirâma düşmanlığı bıraktı. Vâazlarında o kadar insan toplanırdı ki, başka hiçbir âlimin vâazında böyle kalabalığa rastlanmazdı. Vâaz meclislerinde halîfe, vezîr, sahib-ül-mahzen (hazîne bakanı) ve büyük âlimler bulunurdu. Ebü'l-Ferec ibni Cevzî'nin vâaz meclislerinin benzeri yoktu. Onun verdiği vâazlar büyük faydalar sağladı. Gâfilleri uyandırdı. Câhiller onun sözlerinden çok şeyler öğrendiler. Günahkârlar onun meclisinde tövbe ettiler. Birçok müşrik, orada müslüman oldu.

İbn-i Cevzî hazretleri, her yedi günde bir, Kur'ân-ı kerîmi hatm ederdi.Cumâ namazı ve vâaz vermek hâriç, evinden hiç çıkmazdı.Helâl olduğu kesin olarak bilinmeyen şeyi yemezdi. Bu âdetini ömrünün sonuna kadar devâm ettirdi.

İbn-i Cevzî'nin sûreti latîf, görünüşü tatlı, sesi yumuşak, hareketleri ölçülü, latîfeleri çok güzel idi. Zamanını boşa geçirmezdi. Bir günde dört forma yazardı. Bir senede elli veya altmış cild kitap ortaya çıkardı. Her ilimden bilgisi vardı. Fakat tefsîrde a'yândan (büyüklerden), hadîste hâfızlardan, târihte geniş bilgisi olanlardandı. Hanbelî fıkıh ilminde imâmdı. Vâazlarında çok güzel kâfiye yapması, kendisine has bir alışkanlığıydı. Kitaba bakmadan konuşursa çok güzel, rivâyetle konuşursa çok edebli idi. Sıhhatini korumağı gözetirdi. Mizacı latîf idi. Aklında kuvvet, zihninde keskinlik ifâdesi vardı. Daha çok piliç yerdi. Meyve yerini tutan içeceklerden içerdi. Kıymetli elbiseler giyerdi. Elbiseleri, beyaz yumuşak kumaştan ve güzel kokuluydu. Yetim olarak büyüdü. Hazır cevap olan İbn-i Cevzî, tatlı espiriler yapardı."

İbn-i Cevzî, Rükn Abdüsselâm isminde bir zâtın iftirâsıyla Vâli tarafından hapse atıldı ve bir gemi ile Vâsıt'a getirildi. Vâli, İbn-i Cevzî için Derb-i Dinâr'da bir hücre ayırttırdı ve oraya hapsettirdi. İbn-i Cevzî, bu hücrede beş sene mahbus kaldı. Ona inanan halktan bir kısmı hücresine gelir, ondan vâaz dinlerlerdi. İbn-i Cevzî onlara bâzı şeyleri yazdırırdı.

İbn-i Cevzî hapisteyken elbisesini kendi yıkar, yemeğini kendi pişirirdi. Suyu kuyudan kendisi çekerdi. Hamama gitmeye veya başka bir şey için yanında bekçi olduğu hâlde dışarı çıkmasına izin verilmezdi. Yaşı sekseni geçmişti. Hapiste zamanını Kur'ân-ı kerîm okuyarak ve Allahü teâlâya ibâdet ederek geçirirdi. Akşam ile yatsı arasında üç-dört cüz Kur'ân-ı kerîm okurdu.

İbn-i Cevzî'nin çok sevdiği oğlu Yûsuf, o hapisteyken büyüdü ve vâaz vermeye başladı. Babası gibi çok güzel vâaz veriyordu. Vâazlarının güzelliğini halîfe Nâsır'ın annesi de duydu. Kendinin de bulunacağı bir mecliste vâaz vermesini, İbn-i Cevzî'nin oğlundan istedi. O da; "Babam, oğlunuz halîfe Nâsır tarafından hapsettirildi. Eğer onu serbest bıraktırırsanız, biz de sizin isteğinizi yerine getiririz." diye halîfenin annesine haber gönderdi. Bunun üzerine halîfenin annesi, halîfe Nâsır'dan İbn-i Cevzî'yi serbest bırakmasını istedi. O da İbn-i Cevzî'nin serbest bırakılmasını emretti. İbn-i Cevzî, hapisten kurtulunca Bağdât'a döndü. Bağdât halkı onu büyük bir sevinç içinde karşıladı. Cumartesi günü Ümmül Halîfe Türbesinin yanında vâaz vereceği halka duyruldu. Halk Cumâ namazından sonra türbenin etrâfında yer tutmaya başladı. O gece çok yağmur yağdı. Yollar su ile doldu. Halk, gece yağmur dinince hemen yerleri temizlediler. Kireç ve toprak serpip, yaygılar yaydılar. İbn-i Cevzî hazretleri, sabah erkenden vâaz kürsüsüne çıktı. Medreselerde ders veren âlimler ve büyük evliyâ da orada hazır bulundular. İbn-i Cevzî'nin sesi Allahü teâlânın bir lütfu olarak kalabalığın en sonundakine kadar gidiyordu.

İbn-i Cevzî, 1201 (H.597) senesi Ramazân-ı şerîf ayının yedisinde Cumartesi günü, Ümmül Halîfe Türbesinin yanında son vâazını verdi. Bu vâazdan sonra beş gün hasta yattı. Cumâ gecesi akşam ile yatsı arasında evinde vefât etti. İbn-i Cevzî'yi Ziyâeddîn bin Sekîne ve Ziyâeddîn bin el-Cübeyr seher vaktinde yıkadılar. Sabahleyin, bütün Bağdât halkı evin önüne toplandı. Dükkânların hepsi kapatıldı. Tâbutu vâaz verdiği yer olan Ümmül Halîfe Türbesinin altına götürüldü. Oğlu İbn-i Kâsım namazını kıldırdı.

Sonra Mensûr Câmiine götürüldü. Burada da cenâze namazı kılındı. Çok kalabalık vardı. Görülmemiş bir gündü. Ahmed ibni Hanbel'in kabrinin yanında kazılmış mezara, ancak Cumâ namazı vakti ulaşıldı. O sene Ramazan ayı Temmuz'a rastladığı için çok sıcaktı. İbn-i Cevzî'nin vefâtına insanlar çok üzüldü ve ağladılar. Ramazan ayı boyunca kabri yanında hatimler okuyarak geceleyenler oldu.

Peygamber efendimizin hadîs-i şerîflerini yazdığı kalemleri açarken çıkan küçük yonga parçacıklarını topladı ve kendisi: "Ben ölünce, beni yıkayacağınız suyu bunlarla ısıtınız." diye vasiyet etti. İbn-i Cevzî hazretlerinin vasiyeti yerine getirildi. Yonga parçacıkları suyun ısınmasına yettiği gibi, bir mikdâr da arttı."

İbn-i Cevzî buyurdu ki: "Kim kanâat ederse, geçimi iyi olur. Kim tama' ederse (dünyâ lezzetlerini haram yollardan ararsa), geçim sıkıntısı çeker."

"Hâin korkak, sâlih cesur olur."

"İyi niyetle mal kazanmak, mal kazanmamaktan iyidir."

"Dünyâ arzuları olmayan kimsenin sultanlarla görüşmesinde zarar yoktur."

"Dünyâ, Allahü teâlânın evidir. sâhibinin izni olmadan bu evde tasarrufta bulunan hırsızdır."

Bir gün münâcâtında buyurdu ki: "Yâ İlâhî! Senden haber veren dile azâb etme! Sana delâlet eden ilimlere bakan göze de azâb etme! Senin hizmetinde yürüyen ayağa, Resûlünün hadîslerini yazan ele de azâb etme! İzzetin hakkı için beni Cehennem'e atma! Cehennem ehli de, dünyâ da biliyordu ki, ben senin dînini muhafaza etmeğe çalıştım.

Yâ Rabbî! Senin için dökülen göz yaşlarına rahmet et! Sana kavuşamadığı için yanan ciğere rahmet et! Sana karşı âcizim, yalvarırım."

İbn-i Cevzî'nin bir hayli eseri vardır. Kendisi, üç yüz kırktan fazla olduğunu söylemektedir. Hadîs ve hadîsin bölümlerine dâir yazdığı kitaplar gibi kimse tasnif yapmamıştır. Bir eser yazarken, kitâbın tertîbini, bâblara ayrılmasını güzel yapardı. Toplama ve yazma konusunda çok kâbiliyetliydi.

Kendisi "İlk tasnif ve telif ettiğim eser, on üç yaşındayken Kur'ân-ı kerîm ilimleri ve Kur'ân-ı kerîm ilimleriyle ilgili tasniflerin tesbiti kitabıdır." demektedir.

Bilinen eserlerinin bazıları şunlardır:

1) Zâd-ül-Mesîr fî İlm-it-Tefsîr: Dört cildlik bir eserdir. 2) Teysîr-ül-Beyân fî Tefsîr-il-Kur'ân, 3) Teysîr-ül-Beyân fî Tefsîr-il-Garîh, 4) Garîb-ül-Garîb, 5) Nüzhet-ül-Uyûn, 6) El-İşâretü ilel Kırâat-il-Muhtâre, 7) Tezkiret-ül-Müntebihi fî Uyûn-il-Müştebeh, 8) Fünûn-ül-Efnân fî Uyûni Ulûm-il-Kur'ân, 9) Vird-ül-Egsân fî Fünûn-il-Efnân, 10) Umdet-ur-Râsih fî Ma'rifet-il-Mensûh ven-Nâsih, 11) El-Musaffâ, 12) Sebt-üt-Tesânif fî Usûl-id-Dîn, 13) Muntekâd-ül-Mu'temed, 14) Minhâc-ül-Vüsûl ilâ İlm-il-Usûl, 15) Beyân-ü Gaflet-ül-Kâil bi Kademi Ef'âlil İbâd, 16) Gavâmid-il-İlâhiyyât, 17) Meslek-ül-Akl, 18) Minhâc-ü Ehl-i İsâbe, 19) Es-Sirr-ül-Masûn, 20) Def'u Şübhe-tit-Teşbîh, 21) Er-Reddü alel Müteassıbil Anîd, 22) Telbîs-ül-İblîs, 23) El-Mugnî, 24) El-Vefâ.

KIZI O'NUN NİKAHI ALTINDA BULUNANDIR

Bağdât'ta Ehl-i sünnet ile bid'at fırkaları arasında mücâdele çıktı. Hangi tarafın haklı olduğu hakkındaki konuşma uzadı. İki taraf da İbn-i Cevzî'nin cevâbına râzı olup, hükmünü, geçmişi kapatacak bir belge olarak kabûl edeceklerdi. İçlerinden birisi İbn-i Cevzî'ye; "Âlemlere rahmet olarak gönderilen Resûlullah efendimizden sonra, insanların, yâni ümmetin en üstünü kimdir?" diye sordu. İbn-i Cevzî hiç düşünmeden; "Kızı, O'nun nikâhı altında bulunandır." dedi. İki taraf da bu söze râzı oldular. Çünkü hazret-i Ebû Bekr'in kızı, Peygamber efendimizin nikâhı altında ve Resûlullah efendimizin kızı da hazret-i Ali'nin nikâhı altında idi. Bu cevâbı her iki taraf da kendilerine çektiler.


E-posta Yazdır PDF

KIYAMET - MEHDİ NİN ALAMETLERİ -2

MEKKE’DE İNSANLARIN TOPLANMASI VE MEHDİYE BİAT ETMELERİ

986- Amr ibni Şuayb, babasından, o da dedesinden rivayetle nebi s.a.v şöyle buyurdu:

“Zilka’de ayında kabileler savaşır, o sene hacılar yağmalanır. Mina’da kargaşalık olur. Çok fazla ölüm olur. Kanlar akar, hatta büyük şeytana kadar kanlar akar. Sahibleri/emirleri kaçar, rükün ile makam arasına gelir. Kendisi istemediği halde ona bey’at ederler. Şöyle derler –şayet istemezsen, boynunun  vururuz.- Bedir ehli sayısın-ca kişi ona bey’at eder. Yer ve gök sakinleri ondan razı olur.” 

987- Abdullah ibni Amr r.anhuma’dan, şöyle dedi:

“İnsanlar, imamları olmadığı halde  birlikte hac yaparlar, birlikte Arafata çıkarlar. Mina’ya indiklerinde, köpekler gibi dalaşırlar ve kabileler birbiriyle savaşır, hatta büyük şeytana kadar kan akar. En hayırlılarına sığınırlar, ona gelirler. O, yüzü Kabe’ye yapışık halde ağlıyordur. Sanki ona ve kanına bakıyorum. Gel sana bey’at edelim derler.

O da: Vay size, nice  ahitler bozdunuz, nice kanlar döktünüz. İstemediği halde onunla bey’at ederler. Şayet ona kavuşursanız, onunla bey’at edin, zira o, yerde Mehdidir, semada mehdidir.”

989- Şehr ibni Huşeb r.a. şöyle demiştir: Resulullah s.a.v buyurdu:

“Zil-ka’de de kabileler savaşır, Zil-hicce de hacılar yağmalanır, Muharrem de semadan bir münadi çağırır.”

990- İbni Ebi Muayt, ibni Abbas’tan r.anhuma şöyle dediğini işitti:

“İnsanlar ümit kestikten sonra Allahu teala Mehdi’yi gönderir. Hatta şöyle derler –Mehdi yok. Onun yardımcıları, Şam ehlinden bir takım insanlardır. Sayıları 315 kişidir, Bedir ashabı kadar. Şam’dan ona gelirler, taki onu Mekke batnından (merkezinden) Safa yakınında olan evinden çıkartırlar ve istemediği halde ona bey’at ederler. Onlara makamın yanında, iki rekat misafir namazı kıldırır, sonra minbere çıkar.”

991- Ebu Hureyre’den r.a.;  şöyle demiştir:

“Mehdi’ye rükün ve makam arasında bey’at edilir. Uyuyanı uyandırmaz, kan dökmez.”

994- Ma’mer, Katade’den r.a, Resulullahın s.a.v şöyle dediğini rivayet etti:

“Medine’den Mekke’ye çıkar, insanlar aralarından onu çıkartırlar ve istemediği halde rükün ve makam arasında ona bey’at ederler.”

996- Ali’den r.a; şöyle demiştir:

“Şuayb bin Salih’in olduğu bayraklı ordu, Süfyaninin atlılarını hezimete uğratınca, insanlar Mehdi’yi temenni /bulmak istediler. Onu araştırdılar. Mekke’den çıktı, yanında Nebi s.a.v in sancağı vardı. İnsanlar çıkışından ümit kestikten sonra onlara iki rekat namaz kıldırdı. Zira belaların vakti uzamıştı. Namazını bitirince, insanlara döndü: Ümmeti Muhammed’in, özellikle ehli beytinin üzerine belalar geldi. Bizi kahrettiler ve üzerimize azdılar. Dedi.” 

998- Zühri’den şöyle dediği rivayet edildi:

“Yakında Mehdi, istemediği halde Mekke’den çıkartılacak. Fatıma’nın evlatların-dandır, ona bey’at ederler.”

999- Ebu Cafer’den; şöyle demiştir:

“Sonra Mehdi, yatsı vaktinde Mekke’de zuhur eder. Yanında Resulullahın s.a.v sancağı, gömleği, kılıcı, alamatleri, nur ve beyan vardır. Yatsıyı kılınca yüksek sesiyle nida eder: Ey insanlar, size Allahı hatırlatırım. Rabbinizin huzurundaki makamınızı hatırlatırım. Muhakkak huccet aldı, nebileri gönderdi. Kitabı indirdi. Ona hiçbir şeyi şirk koşmamanızla, ona ve resulüne taatle size ikram etti…

Allahu teala Hicaz arazisini Mehdi için feth eder. Beni Haşim’den hapiste olanları çıkartır. Siyah sancaklar Kufe’ye iner. Mehdi’ye bey’at için elçi göndedirler. Mehdi ordularını âfaklara gönderir. Zulum ve ehlini yok eder, beldeler onun için müstekim/tam teslim olur. Allahu teala onun elleriyle Kostantınıyye’yi fetheder.”



1000- Abdullah ibni Mes’ud dan r.anhuma, şöyle dediği rivayet edildi:

“Ticaret ve yollar kesilince, fitneler çoğalınca, değişik memleketlerden yedi alim, aralarında sözleşme olmaksızın çıkarlar. Her birine üçyüzon dan fazla kişi bey’at eder. Taki Mekke’de toplaşırlar. Yedi alim karşılaşırlar. Şöyle derler – sizi buraya ne şey getirdi?-

Elinde şu fitnelerin son bulacağı, kendisi için Kostantınıyyenin fetholunacağı, kişi ile bey’at etmek için geldik, derler.  İsmi ile, babasının ve annesinin ismi ile, hılyesi/şemali ile onu tanıdık. Yedi alim bunun üzerine ittifak eder. Onu araştırırlar ve Mekke’de ona kavuşurlar. Ona derler: Sen falanoğlu falansın!

-Hayır, ben ensardan biriyim, der. Onlardan kaçar. Onu ilim ve marifet ehline vasfederler. Onlar da, aradığınız o kişiydi derler. Medine’ye kaçmıştır. Onu Medine’de aralar. Onları geride bırakıp Mekke’ye gider. Onlar da onu mekke’de aralar ve bulurlar.

-Sen filanoğlu filancısın, annen filan kızı filancıdır. Sende şöyle şöyle alametler var. Bizden bir keresinde kaçtın. Elini uzat sana bey’at edelim, derler.

-Ben sizin aradığınız adamınız değilim, ben ensardan filanoğlu filanım, der. Bize gelin size arkadaşınızı göstereyim, der ve onlardan kaçar. Onu Medine’de aralar. Tekrar Mekke’ye gelir, onu Ruknu yemani yakınında bulurlar.

-Şayet elini bey’at için uzatmazsan günahımız boynunadır, kanımız ensendedir, elini uzat sana bey’at edelim, derler…

Makam ile Rukun arasında oturur, elini uzatır, onlarla bey’at eder. ALlahu teala sevgisini insanların kalbine atar.”



MEHDİ’NİN MEKKE’DEN ÇIKIŞI, BEYTİ MAKDİSE VE ŞAMA GELİŞİ

1002- Said ibni Esved’den, şöyle dedi:

“Yola çıkar, taki Eyliya/Kudus’e iner. Diğer bazı kişiler ona bey’at eder. Sonra pişman olur. Ondan bey’atını bozmasını ister, o da bey’atını bozar ve bu ahdi bozmasını emredeni ve onu öldürür.”

1005- Ali’nin r.a şöyle dediği işitildi:

“Karşılaştıkları düşmanları, Allahın izniyle hezimete uğratırlar. Allah yolunda levmedenin levmine aldırmazlar. Şamdan onlara karşı yedi sancak çıkar, onları da hezimete uğratırlar. Oraya malik olur. İnsanların mahabbeti ona döner. Onlardan sonra artık Deccal çıkar.”

1008- Velid ibni Müslim’den…

“Mehdi, Süfyani ve Kelb kabilesi, bey’atı bozduklarında Beyti Makdis’te sava-şırlar.  Süfyani esir olarak getirilir ve Racceh kapısında kafası kesilir. Sonra kadınları ve ganimetleri satılır.”

1009- Ali r.a. şöyle demiştir:

“Süfyani, Mehdi’ye karşı ordu gönderir, Beyda mevkisinde yere batırılırlar. Bu haber şam ehline ulaşınca, halifelerine şöyle derler: Mehdi zuhur etti, onunla bey’at et ve taati altına gir. Değilse seni öldürürüz. Mehdi’ye bey’at ettiğini bildirir.

Mehdi Beyti Makdis’e iner, hazineler ona intikal eder. Arab, acem, darul harb ve rum ahalisi ve diğerleri savaşmaksızın taati altına girer. Hatta Kostantınıyye/İstanbulda ve başka yerlerde mescidler bina eder.

Ondan evvel ehli beyt’ten bir kişi doğu tarafında çıkar, boynunda sekiz ay kılıç taşır (savaşır), Beyti Makdis’e ulaşamadan öldürülür.”


1021- Hakem bin Nafi’ den:

“Onunla bey’at eder, üç sene sonra Mehdi Mekke’ye döner. Sonra Kelb kabilesinden bir adam çıkar, İrem arazisindekiler de istemedikleri halde onunla çıkar, Mehdi’ye karşı Beyti Makdis’e yürürler. On ikibin kişidirler. Mehdi, Süfyani’yi yakalar ve Cirun kapısında öldürür.”


MEHDİ ZAMANINDA BOLLUK

1022- Ka’b tan:

Mehdi, Rumlarla savaşmaya asker gönderir. Antakya’da bir mağaradan sekinet olan tabutu çıkartır. Onda, Allahu tealanın Musa a.s a indirdiği Tevrat vardır. İsa a.s, Allahu teala tarafından indirilen İncili de bulur. Onlar arasında hüküm verir.”



1023- Ka’b tan, şöyle rivayet edildi:

“Mehdi’ye böyle isim verilmesi, işi düzelttiği içindir. Antakya arazisinden Tevrat ve İncili çıkartır.”

1024- Cafer ibni Yesarı Şami’den, şöyle rivayet edildi:

“Mehdi’nin zumlu reddi (hak sahibine hakkını vermesi), o dereceye ulaşır ki, şayet birinin dişi altında bir hak saklı olsa, onu çıkartıp sahibine verir.”

Pazar, 14 Mart 2010 21:29 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

KIYAMET - MEHDİ NİN ALAMETLERİ -1

Bu bölümde, son zamanlarda çok konuşulan Mehdi meselesini,  yorumsuz aktarıyoruz....

Pazar, 14 Mart 2010 21:36 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

KIYAMETİ BEKLEYİN......

  yildirim3y.jpg Rezilliğin böylesi görülmedi.

Aile içinde tecavüze uğrayan küçük kız kardeş hamile kalınca anne ve teyzeler ne yaptı? Derin bir nefes alıp öyle okuyun...

Antalya'da bir evde, aile içinde tüyleri ürperten akılalmaz olaylar yaşandı...

14 yaşındaki genç kıza ağabeyi tecavüz etti, hamile kalan kız 6,5 aylık bebeğini teyzesinin vurduğu iğneler sayesinde düşürdü, annesi ise bebeği alıp boş bir arsaya gömdü.

Bunları öğrenen abla ise evden kaçıp küçük kardeşinin yaşadığı dramı polise anlattı. Anne ve teyze gözaltında, ağabeyi ise aranıyor.

ÖZ AĞABEYİ İLE URFA'YA GİTTİ VE...

Çaybaşı Mahalles'inde yaşayan 14 yaşındaki D.S. yaklaşık 6.5 ay önce öz ağabeyi 24 yaşındaki Ç.C.U ile birlikte Şanlıurfa'ya gitti. Ağabey küçük kardeşine 2 gün boyunca tecavüz etti, ardından da olayı kimseye anlatmaması için tehdit etti.

KÜÇÜK KIZ KORKTU, GİZLEDİ AMA HAMİLE KALDI

Küçük kız, korktuğu için kimseye bir şey söyleyemedi, ancak hamile kaldı. Küçük kızın karnı şişince, Suriyeli bir adamla evli olan 59 yaşındaki anne A.E. duruma müdahale etti.

Doktora götürülen kızın, 6,5 aylık hamile olduğu da ortaya çıktı. Genç kız, bunun üzerine ağabeyinin kendisine tecavüz ettiğini annesine anlattı. Bunu öğrenen anne A.E., 20 gün önce oğlunu evden kovdu. Tecavüzcü ağabey Antalya'dan ayrılarak Muğla'ya gitti.

İĞNELERLE BEBEK DÜŞÜRTÜLDÜ

Anne ise teyzesi 72 yaşındaki S.T.'yi eve çağırarak durumu anlattı. Yaşlı kadın, küçük kıza iki gün üst üste henüz ne olduğu belirlenemeyen iki iğne vurdu. Aşırı kanaması olan ve sancı çeken D.S. öz ağabeyinden olan 6,5 aylık bebeğini düşürdü.

BÜYÜK ABLA POLİSE İHBAR ETTİ

Anne A.E. ise bebeği alarak evlerine yakın olan Çaybaşı Mahallesi, 1345 Sokak'taki boş arsaya gömdü. Küçük kıza da olanları kimseye anlatmamasını tembihledi. D.S. başına gelen olayları 22 yaşındaki ablası G.S.'ye anlattı. Duyduklarına inanamayan abla, önce evden kaçtı, ardından da Yenikapı Polis Merkezi'ne gidip polise başvurdu. Kardeşinin başına gelenleri anlatan G.S. yardım istedi. Polis, Cumhuriyet Savcılığı'ndan izin alarak eve baskın düzenledi.

BEBEK BULUNDU, TECAVÜZCÜ ABİ ARANIYOR

Baskında, anne ve teyze gözaltına alınırken, gösterdikleri arsada yapılan aramada küçük kızın düşük yaptığı bebek bulundu. Bebek, Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Adli Tıp Kurumu morguna kaldırılırken, anne ile teyze, Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği'ne teslim edildi.

Küçük kız ise Çocuk Şube Müdürlüğü'nde uzman pedagog eşliğinde ifade verdikten sonra koruma altına alınarak Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu'na yerleştirildi. Polis, her yerde tecavüzcü ağabey Ç.C.U.'yu arıyor.

Kaynak:Internet Haber
Pazar, 02 Ağustos 2009 13:30 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

AHIR ZAMAN - 2

akm--.jpg

AHIR ZAMAN HALLERİ -2 

 

Halid ibin Velid r.a. şöyle dedi: “Fitne, bir arazide olup orda masıyetler işlenir ve ordan çıkıp masıyet işlenmeyen yere gitmek istersin de onu bulamazsın.”

 

Ali r.a., imandan soruldu: “Fitne olur da, onu elinle ve lisanınla değiştiremezsin.”

 

Ubeyde ibni Umeyr şöyle dedi: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hucre ehline (ailelerine) çıkıp buyurdu: “Ey Hucre ahalisi! Ateş yanaştı,  fitneler geldi; sanki onlar karanlık gece parçaları gibi. Şayet benim bildiğimi bilseniz, elbette az güler çok ağlardınız.”

 

Zeyneb binti Cahş radıyellahu anhâ validemiz dedi: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir gün korkulu yüzü kızarmış bir halde çıktı, şöyle diyordu: “Lâ ilâhe illellah, yazık (veyl) araplara yakınlaşan şerden. Bu günü ye’cüc ve me’cüc ün seddi şunun gibi yıkıldı/delindi (baş parmağını ve yanındakini halka yaptı.) Dedimki: Ey Allahın Resulü! İçimizde salihler olduğu halde helak olurmuyuz?

Buyurdu: “Evet, kötülükler çoğaldığı zaman.”

               

Ebu Hureyre’den r.a. rivayetle şöyle dedi: “Yazık (veyl) olsun araplara, altmış sene başında yakınlaşan şerden. Emanet ganimet olur, sadaka borç olur, şehadet tanıdıklar için olur, hüküm hevaya göre olur.”

Ebi Bekre’den r.a. rivayetle Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Yakında fitneler olacak, orda yan yatan oturandan daha hayırlıdır.oturan ayaktakinden daha hayırlıdır. Ayaktaki yürüyenden daha hayırlıdır. Yürüyen koşandan daha hayırlıdır.”

Adamın biri: Ya Resulellah! Bana ne emredersin? Dedi.

Buyurdu: “Kimin devesi varsa ona katılsın, kimin davarı varsa ona katılsın, kimin arazisi varsa ona katılsın,kimi bir şeyi yoksa kılıcına yaslansın, keskin tarafını taşa çarpsın. Sonra gücü yeterse kurtulmanın çaresine baksın.” 

Çarşamba, 03 Haziran 2009 04:06 tarihinde güncellendi

Sayfa 1 - 5

  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  4 
  •  5 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.