.

.

Diğer Meseleler

E-posta Yazdır PDF

ZEM ZEM SUYU

  zemzem.jpgZemzem'in bazı özellikleri:

 Hacer annemiz oğlu ismail için su ararken safa ve merve tepeleri arasında gidip gelmekte idi. Bir de baktı ki oğlu neşeli su ile oynuyor. Nasıl olduğunu anlamadı, suyun aktığını görünce etrafını çevirerek zem zem -dur dur- dedi. şayet akmasına müsaade etseydi, zemzem büyük bir ırmak olacaktı.

Asırlar boyu devamlşı akan bu mübarek su, cennetten fışkırmakta ve bütün  suların aslı ve efendisi olmaktadır. Evlerimizde mutlaka bulunduralım, Hicaza gidenlere ısmarlayalım, misafirlerimize ikram edelim, korkmayın ardı arkası kesilmez, zira Allahın hazinesine dayanıyor, İski nin barajına değil.

Zemzem Kabe'ye karşı ayakta içilir ve duası yapılır 'Allahım! senden menfaatli ilim, geniş rızık ve bütün hastaslıklardan şifa isterim.'  

Kabe'nin yanında bulunup dışarıya çıkmayan bir kişi zemzem ve hurma ile uzun zaman hayatını sürdürebilir. 

Bundan kısa zaman evvel - 6 sene kadar- zemzem kuyusunun yanına gidilir içeriye bakılırdı. Şimdi tavaf yerinin genişlemesi için kapatıldı.

Birde bu zaman bilimcilerinin ifadelerini inceleyelim:

1-) Avrupa`da labaratuarlarda yapılan araştırmaya göre Zemzem suyu diğer sulara göre çok daha az kükürt taşımaktadır.
2-) Yine aynı araştırmaya göre diğer sulara nazaran çok daha besleyicidir ve çok daha fazla mineral barındırmaktadır.
3-) Kaynağı henüz bulunamamıştır. Nereden geldigi şu anki teknolojiye göre bile bilinemiyor. Yakınlarinda hiçbir kuyu yok ve denize de 80 km uzaklıkta. Bu şartlarda suyunu denizden veya başka bir kuyudan almasi imkansız. Nasıl oluyor da yıllardir suyu bitmiyor, bunu kimse bilmiyor.
4-) Açlığını gidermek için içen kişinin açlığını, susuzluğunu gidermek için içenin susuzluğunu giderir.
5-) Sadece birkaç metre derinliğindeki ufak bir kuyudan çıkan su, hac mevsimi boyunca milyonlarca hacının tüm su ihtiyacını karşılamaktadır ve hiçbir zaman ne azalma ne de kuruma göstermemektedir.
6-) Dünya Sağlık Örgütü (WHO)`nün raporlarına göre Dünya`daki en içilebilir ve sağlıklı sulardan biri.
7-) Amerika`da yapılan test sonuçlarına göre Dünya`da içinde mikroorganizma ve bakteri bulundurmayan TEK su zemzem suyu.

Pazartesi, 22 Eylül 2008 13:47 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

İtikaf Sünneti:

cami10.gifİtikaf

Tarifi: İtikaf, niyetle kendisinde bil fiil beş vakit farz namazın kılındığı mescitte beklemektir. Seçilen fetvaya göre, kendisinde beş vakit namaz kılınmayan mescitte caiz olmaz.

Kadının evinde namaz kılmak için tayin ettiği odasında itikafa girmesi sahihtir.

İTİKAFIN KISIMLARI

İtikaf üç kısımdır:

1- Nezredilende gereken vacib itikaf.

2- Ramazanın son on gününde sünneti müekkede olan itikaf.

3- Bu ikisinin haricindeki müstehab itikaf.

Oruçlu olmak sadece nezredilen itikafta şarttır.

Nafile itikafın en az müddeti (mescidin içinden) yürüyüp geçmeklede olsa az bir müddettir, müftabih olan budur.

 

Mu’tekifin mescitten çıkması:

Mescidden ancak dini bir ihtiyaç için çıkar, Cuma namazı gibi veya tabii bir ihtiyaç için idrar dökünmek gibi, veya zaruri bir ihtiyaç için mescidin yıkılması gibi. Zalim tarafından zorla çıkartılması, cemaatın dağılması, zorbalar tarafından kendine ve malına gelecek zarardan olan korku sebebi ile dışarı çıkması halinde hemen o anda başka bir mescide girer.

Özürsüz mescitten bir saat çıksa vacib olan itikaf bozulur. Diğerleri biter.

Mu’tekifin fiilleri:

Mu’tekifin yemesi, içmesi, uyuması, kendisine ve ailesine gerekli olan şeyleri satın alması mescidde olur.

Ticaret eşyasını mescitte  hazır etmesi mekruhtur. Ticaret için olan şeyleri alıp satması mekruhtur.

İbadet düşüncesiyle devamlı susması mekruhtur. Hayırlı olan sözlerinden başkasıda mekruhtur.

Cima etmesi ve cimaya çeken şeyleri yapması haramdır. İtikaf cima etmekle ve cimaya çeken şeyleri yapmak sebebiyle meninin gelmesiyle batıl olur.

 

Gece ve gündüzlerin nezredilmesi:

Gündüzleri nezretmekle geceleride itikaf etmesi ona lazım gelir. Geceleri peşpeşe olmasını nezretmekle gündüzlerinde itikafı gerekli olur; peşpeşe olmasını şart koşmasa da, zahirrivayede böyledir. İki günün nezri ile iki geceninde itikafı gerekir. Hassaten gece hariç gündüzlerin nezredilmesi sahihtir.

Bir ayın itikafını nezretse ve özellikle gündüzlere niyet etse veya özellikle gecelere niyet etse bu niyeti geçerli olmaz, ancak istisna ettiğini açıkça belirtse bu müstesnadır. (o zaman istisnasına göre amel eder)

 

İtikafın meşru’ olması, değeri ve hikmeti:

İtikaf kitab ve sünnetle meşru’ (sabit) dur. İtikaf ihlasla yapılırsa en şerefli amellerdendir. İtikafın güzelliklerinden bazısı; dünya işlerinde kalbi boşaltmak, nefsi mevlaya teslim etmek, mevlasının evinde ona ibadete yapışmak ve rabbisinin kalesine sığınmaktır.

Ata’ (Rahmetullahi aleyh) derki: mu’tekıf ihtiyacı için büyük bir kapıya gelip bekleyen bir kişi gibidir. Mu’tekif “affedilmedikçe buradan ayrılmam” der.

Pazartesi, 22 Eylül 2008 13:32 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Rızık ve Rızkı Elde Etmenin Sebepleri

 nimetlr.jpgRızık ve Rızkı Elde Etmenin Sebepleri

Âyet-i kerimede kalbin rızık hususunda sebeplere taalluk etmesinin ca­iz olduğuna ve bunun tevekküle aykırı olmadığına delil vardır. Her ne ka­dar rızık takdir edilmiş ve Allah'ın emir ve paylaştırması yerini bulacak ise de, Allah rızkı hikmete mebni sebeplere bağlı kılmıştır. Böylelikle yüce Al­lah sebeplere taalluk eden kalpler ile rablerin Rabbine tevekkül eden kalpleri birbirinden ayırt etsin. Sebebin, tevekküle aykırı düşmediğine dair açıklamalar daha önceden geçmiş bulunmaktadır. Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur: "Eğer siz Allah'a hakkı ile tevekkül edecek olsaydınız, tıpkı sa­bahleyin kursağı boş ve aç gidip de akşamleyin kursağını doldurmuş halde dönen kuşları rızıklandırdığı gibi sîzi de rızıklandırırdı." Bu hadisi Buhârî ri­vayet etmiştir.

Hz. Peygamber bu hadisi ile rızık talebi hususunda sabah gidip öğleden sonra çıkışın gerçek tevekküle aykırı düşmediğini haber vermektedir. İbnü'l-Arabi der ki: Fakat sufi şeyhler derler ki: Kişi ancak itaatler hususunda sa­bah ve akşam yola koyulur. İşte asıl rızkın gelmesini sağlayan sebep budur. Derler ki: Buna delil şu iki husustur: Birincisi, yüce Allah'ın: "Sen aile hal­kına namazı emret, kendin de ona sabırla devam et. Senden rızık istemeyiz, sana rızkı Biz veririz" (Tâ-Hâ, 20/132) buyruğudur. İkincisi de, yüce Allah'ın: "Güzel söz O'na yükselir, onu da salih amel yükseltir" (Fatır, 35/10) buyru­ğudur. Yüce Allah'ın rızkını, mahalli olan semadan inmesini sağlayan ancak yukarı doğru yükselen şeydir. Bu da hoş zikir ve salih ameldir. Yoksa, yer­yüzünde çalışıp çabalamak değildir. Çünkü yeryüzünde rızık diye birşey yok­tur. Sahih olan ise, buyrukların zahirini kavrayan fukahâya göre sünnetin sağ­lamca ortaya koyduğu husustur. O da dünyevî sebepler gereğince ekip biçmek, pazarlarda ticaret yapmak, malların bakımı, geliştirilmesi, mahsul elde etmeyi sağlayan şekliyle ziraatle uğraşmak gibi yollardır.

Asbab-ı kiram da Peygamber (sav) aralarında bulunduğu halde bu şekil­de hareket ederdi. Ebu'l-Hasen b. Battal der kî: Şanı yüce Allah kullarına ka­zandıkları şeylerin hoş ve temiz olanlarından infak etmelerini bir çok âyet-i kerime ile emretmiştir. Ve şöyle buyurmuştur: "Kim mecbur kalırsa, saldır­mamak ve haddi aşmamak şartıyla (yerse) onun üzerine günah yoktur", (el-Bakara, 2/173) Bu buyruğuyla darda kalan bir kimseye kazanmakla ve ken­disi ile gıdalanmakla emretmiş olduğu helal gıdayı bulamaması halinde, haram olan gıdayı ona helal kılmakta, semadan üzerine yiyecek birşeylerin inmesini beklemesini emretmemektedir. Eğer gıdasını sağlayacağı şeyleri ara­mak hususunda çalışıp çabalamayı terkedecek olursa, hiç şüphesiz kendisi­nin katili olur.

Rasûlullah (sav) da yiyecek birşey bulamadığından dolayı açlıktan kıvra­nır, bununla birlikte üzerine gökten yiyecek birşey inmezdi. O, kendi aile hal­kı için bir yıllık yiyeceklerini alıkoyardı. Allah fetihleri müesser kılıncaya ka­dar bu böyle devam etti. Enes b. Malik'in rivayetine göre, bir adam Peygam­ber (sav)'ın yanına deve ile gelerek, Ey Allah'ın Rasûlü diye sordu. Onu bağ­layıp mı tevekkül edeyim, yoksa serbest bırakıp mı tevekkül edeyim? Hz. Pey­gamber ona: "Onu bağla ve öylece tevekkül et" diye cevap vermiştir.

Denildi ki: Sufle ehli mescidde oturup, ziraatle uğraşmayan, ticaret de yap­mayan, kazançları olmayan, mallan bulunmayan fakir kimseler oldukların­dan dolayı bu görüşü savunanların Suffe ehlini kendilerine delil gösterecek­leri bir tarafları yoktur. Çünkü Suffe ehli, beldelerin kendilerine dar gelme­si esnasında İslâm'ın misafirleri idiler. Bununla birlikte gündüzün odun toplar, Rasûlullah (sav)'ın evine su taşır, geceleyin Kur'an okur ve namaz da kılarlardı. Buhârî ve başkaları onları bu şekilde anlatmaktadır. Dolayısıyla on­lar, rızkın sebeplerine yapışan kimselerdi. Hz. Peygamber'e bir hediye gel­di mi, onlarla beraber yerdi. Eğer gelen bir sadaka ise, kendisi ona el sür­mez, onlara verirdi. Fetihler çoğalıp İslâm yayılınca da -Ebu Hureyre ve baş­kaları gibi- Suffe'nin dışına çıktılar, emirlik, kumandanlık yaptılar. Yerlerin­de oturmadılar.

Diğer taraftan kendileri vasıtasıyla rızkın talep edildiği sebepler (yollar) altı türlüdür denilmiştir:

1- Bunların en üstünü, Peygamberimiz Muhammed (sav)'ın kazanç şek­lidir. O şöyle buyurmuştur: "Benim rızkım mızrağımın gölgesi altına yerleş­tirildi, Zillet ve küçülmüşlük de emrime muhalefet olana yazıldı." Bu hadi­si Tirmİzî rivayet etmiş ve sahih olduğunu ifade etmiştir. Yüce Allah, böy­lelikle Peygamberinin rızkını -faziletli olması dolayısıyla- kendi kazancına bağ­lı kılmış ve özel olarak ona kazanç türlerinin en faziletlisini ihsan etmiştir ki, bu da düşmana galip gelmek ve onu yenik düşürmek suretiyle rızkı almak şeklidir. Çünkü bu yol, en şerefli bir yoldur.

2- Kişinin kendi el emeğinden yemesi: Hz. Peygamber şöyle buyurmuş­tur: "Kişinin yediği en hoş şey, elinin emeğinden (yediği) dir. Ve şüphesiz Al­lah'ın Peygamberi Dâvud kendi el emeğinden yerdi." Bu hadisi de Buhârî ri­vayet etmiştir. Kur'an-ı Kerimde de (Hz, Dâvud hakkında) şöyle buyurul-maktadır:  "Biz ona sizin için giyecek (zırh) yapmak sanatını öğrettik." (el-Enbiya, 21/80) Hz. İsa'nın da annesinin eğirdiği yünün gelirinden yediği ri­vayet edilmektedir.

3- Ticaret. Bu da ashab-i kiramın çoğunun yaptığı işti. Özellikle de Mu­hacirlerin (Allah hepsinden razı olsun). Kur'an-ı Kerim ticaretin önemine, bir­den çok yerde delâlet etmektedir.

4- Ziraat ve ağaç dikmek. Biz buna dair açıklamalarımızı el-Bakara Sûre­si'nde (2/205. âyetin tefsirinde) açıklamış bulunuyoruz.

5- Kur'an okutmak, Kur'an öğretmek ve Kur'an İle tedavi (rukye) buna da­ir açıklamalar da Fatiha Sûresi'nde (Fazileti ve İsimleri bölümü, 4. başlıkta.) geçmiş bulunmaktadır.

6- Muhtaç düşmesi halinde ödemek suretiyle borç almak. Hz. Peygamber şöyle buyurmaktadır: "Kim ödemek isteğiyle başkalarından mal alırsa Allah ona ödetir. Kim de o malı telef etmek niyetiyle alırsa, Allah da onu telef eder." Bu hadisi Buhârî, Ebu Hureyre (r.a)'dan rivayet etmektedir.

 

Çarşamba, 10 Eylül 2008 05:39 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Hz. Peygambere Söven, Dil Uzatan...

kl.jpgHz. Peygambere Söven, Dil Uzatan Zimmet Ehlinin (gayrı müslim) Hükmü:

İlim adamlarının çoğunluğu, zimmet ehlinden olup da Peygamber efen­dimize söven, yahut üstü kapalı ifadelerle ona dil uzatan veya onun değe­rini hafife alan, yahut da Hz, Peygamber'e, kâfir olmasını gerektiren şekil­den başka türlüsüyle nitelendiren kimsenin öldürüleceği görüşündedir. Çün­kü biz ona zimmetin gereği olan himayemizi veya onunla ahidleşmeyi bu esas üzere yapmış değiliz. Şu kadar var ki, Ebu Hanife, es-Sevrî ve Küfelilerden onlara tabi olanlar şöyle demişlerdir: Böyle bir kimse öldürülmez. Çünkü onun içinde bulunduğu şirk hali bundan daha büyüktür. Ancak bu davranışından ötürü te'dip ve ta'zir edilir.

Çarşamba, 10 Eylül 2008 05:37 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

RIZKI CELBEDEN ÖMRÜ ARTIRAN ŞEYLER

nimetlr.jpgRIZKI CELBEDEN VE MEN EDEN ŞEYLERİN, RIZKI VE

ÖMRÜ ARTIRAN VE EKSİLTEN ŞEYLERİN BEYANI

HAKKINDADIR.

İlim talibi için bundan sonra azık temininden, azığını artıracak şeyleri bilmekten, ömrü artıran şeyleri, sıhhatı artıran şeyleri bilmekten ayrılığı yoktur ki, ilim talebi için boş kalsın. Bu konuların her biri hakkında alimler kitap yazdılar. Ben burada kısa yol üzere bazı-larını getirdim (yazdım.)

 

قَالَ رَسُولُ اللهِ  لاَ يَرُدُّ الْقَدَرَ اِلاَّ الدُّعَاءُ وَلاَ يَزِيدُ  فِى الْعُمْرِ اِلاَّ الْبِرُّ فَاِنَّ الرَّجُلَ لَيَحْرُمُ الرِّزْقَ بِالذَّنْبِ يًصِيبُهُ


Salı, 19 Ağustos 2008 13:09 tarihinde güncellendi

Sayfa 7 - 8

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.