HAZRETİ MUS’AB’IN MEDİNE’YE GÖNDERİLMESİ:
Medine’li Müslümanlar İslam dininin ve Kur'an’ın hükümlerini iyice öğrenmek için sahabelerden birinin gönderilmesini istediler. Peygamberimiz (Salallahu Aleyhi ve Sellem) bu talep üzerine Hazreti Mus’ab Bin Umeyr’i ilk hoca olarak vazifelendirdi.
Hazreti Mus’ab, henüz çok genç sayılacak bir yaşta, ana babasının sevgili evladı iken iman ile şereflenmesi sebebiyle onlardan çok eza ve cefa görmüş fakat sabır ve tahammül göstermişti.
Habeş diyarına hicret edenler arasında bulunduğu gibi, peygamberimize inanan ve yardım edenlerin, Mekke müşrikleri tarafınd an Şib-i Ebi Talib’te muhasara altında tutuldukları zamanda onlarla birlikte açlık ve sıkıntılara katlanmış, o vakitler inen ayetleri de ezberlemişti.
Hazreti Mus’ab Medine’ye varınca, Hazreti Esad Bin Zürare’nin evine misafir olmuştu, o zamana kadar Medine’deki Müslümanların sayısı kırk kadarı bulmuştu.
Reisleri olan Esad (Radıyellahu anh) ile hocaları olan Mus’ab (Radıyellahu anh) ile birlikte hepsi Cuma günleri Medine dışına çıkıp bir yerde cemaat ile namaz kılmaya başladılar.
Fakat Esad’ın (Radıyellahu anh) teyze oğlu ve Evs Kabilesinin reisi olan Sad Bin Muaz ile yine ileri gelen reislerinden olan Üseyd Bin Hudayr henüz imana gelmemiş olduklarından İslam dini oralarda tamamıyla yayılamı yordu.
Bir gün Mus’ab ile Esad (Radıyellahu anhüma), Beni Zafer hanelerinden birinde karşılıklı sohbet ederken, Üseyd Bin Hudayr bıçağı elinde olduğu halde onların üzerine geldi:
“Maksadınız nedir? Bir takım zayıf ve zavallıları aldatıp, azdırıyorsunuz” diye kızgınlık ve hiddet gösterdi.
Mus’ab (Radıyellahu anh) ona gayet nazikçe:
“Hele biraz durup otur. Maksadımızı iyi anla” dedi. Ve Useyd’de oturdu.
Mus’ab (Radıyellahu anh) Ona İslam dinini anlattı.
Biraz Kur'an’ı Kerim okudu. Kur'an’ın edebi, hoşluğu kendisine tesir ettiğinden Useyd:
“Ne güzel şey, bu dine girmek için ne yapmalı” diye sordu.
Mus’ab (Radıyellahu anh) ona İslam dinini anlatıp öğretti. Oda İslam ile şereflenip Müslüman oldu ve:
“Ben varayım size birini göndereyim. Eğer O’da iman ederse, artık İslam’a bu beldede iman etmedik kimse kalmaz” deyip gitti.
Bir müddet sonra Saad Bin Muaz’ı onlara gönderdi. Saad ise oraya kızgın bir halde geldi:
“Ey Esad, eğer seninle aramızda akrabalık olmasaydı, böyle kabilemiz içine soktuğunuz çirkin işlere sabır ve tahammül edemezdim” diye azarlayıp hiddet gösterdi.
Mus’ab O’na da:
“Hele biraz durunuz, oturunuz, dinleyiniz, iyi anlayınız da beğenirseniz kabul ediniz. Beğenmezseniz bizde size, çirkin gördüğünüz bu işi teklif etmekten vazgeçeriz” şeklinde yumuşak bir üslupla konuştu.
Onun üzerine Saad Bin Muaz oturdu, Mus’ab’ın sözlerine kulak verdi. Mus’ab ona İslam dininin ne demek olduğunu anlattı, Kur'an’ı Kerim’den biraz okudu.
Kur'an okunurken Saad’ın yüzünde iman belirtileri meydana geldi, hemen:
“Sizler bu dine girerken ne yapıyorsunuz” diye sordu.
Mus’ab ‘da (Radıyellahu anh) ona İslam dininin esaslarını bildirdi. O’da samimi bir kalp ile İslam dinine dahil olup Müslüman oldu.
Saad Bin Muaz bu şekilde iman edip kavmi nin yanına dönünce onlara:
“Ey topluluk beni nasıl bilirsiniz” dedi.
Onlar da:
“Sen bizim büyüğümüz ve en üstünümüzsün” dediler.
Bunun üzerine Saad:
“Öyle ise siz de Allah (Celle Celalühü) ve Resulüne (Salallahu Aleyhi ve Sellem) iman etmelisiniz. İman etmedikçe bundan böyle hiçbirinizle görüşemem” dedi.
Ve O gün Abdü-l Eşhel oğulları arasında iman etmedik kimse kalmadı.
Sonra Saad Bin Muaz ile Mus’ab Bin Umeyr (Radıyellahu anhüma), Esad Bin Zürare’nin evinde oturup diğer insanları da İslam dinine davet etmekle meşgul oldular.
Kısa zamanda Medine’de Beni Ümeyye Bin Zeyd’in evinden başka, İslam ile parlamadık bir ev kalmadı.
Evs ve Hazreç kabileleri arasında eskiden beri düşmanlık olduğu halde İslam dininin gelmesiyle birleştiler ve barıştılar.
Bu şekilde kuvvetlendiler ve civardaki komşu Yahudilere karşı üstünlük kazandılar.
AÇIKLAMA:
Bu ve benzeri misaller, islam tarihinde sayılamayacak kadar çoktur. mekke dönemindeki islamın tebliği, medine dönemindeki oterite desteğiyle tebliğ, civar memleketlere yapılan mektublu tebliğ, islam ordusuyla yapılan tebliğ ve cihad, ferdi olarak İslamı duyurmak için dünyanın her tarafına yayılmaları, sonra gelen ümmet için delil ve örnek olmuştur.
Bu asıllara ve islam kurallarına tabi olarak yapılan tebliğ mutlaka başarılı olur ve gönülleri fetheder. Eğer işe maddi bir karşılık veya nefsani bir haz katılırsa (İtibar kazanmak veya ben bu işi beceriyorum v.s.) o zaman tebliğin özüne sadık kalınmamış olur ki kişi bu amelinden ecir beklemesin, istiğfar etsin.
Nuh suresinde o yüce peygamberin tabliği ve çektiği sıkıntılar anlatılmakta ve yine taviz vermeden küffarın zıttına Hakkı açıkça tebliği anlatılmaktadır.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|













