|
“Diyanetten
Taharet” başlıklı çalışmamıza gelen tepkiler, nasıl bir yaraya parmak
bastığımızın alâmeti oldu. Konu bizim belirtmeye çalıştığımızdan çok
daha vahim buudlarda. Diyanet, Müslümanların vicdanında her geçen gün
derinleşen ve kangrenleşen bir yara.
Bir okuyucumuzun dediği gibi, Diyanet’i kaldırıp atmak çare değil.
Evet, Diyanet yarasına muhakkak bir neşter vurulmalıdır, icabında
büsbütün kaldırılıp atılmalıdır, ama yerine ne konulacağının da
hesabıyla… Bu hesap yapılmadıkça, Diyaneti kaldırıp atmak çözüm
olmayacaktır.
Diyanet, hesapsız ve kitapsızca kaldırılıp atılacak olursa, ardından
bir kaos ve curcuna başgösterecektir. Camilerin vakıflara ve derneklere
havale edildiğini düşünelim; bugünkü mânâsıyla bu teşekküllere havale,
“özelleştirme” demektir. Özelleştirme ise, bölünme, parçalanma ve
bugünkünü aratır bir çirkef iklimi…
Halbuki yapılması gereken özelleştirme benzeri bir şey değil,
“özerkleştirme”dir. Diyanet, hükümetin bir bakanlığına bağlı bir
memuriyet makamı olmaktan çıkarılmalı ve tıpkı Yök gibi hükümet üstü
bir kurum olmalı veya futbol federasyonu gibi, hükümetten bağımsız,
“özerk” bir statüye kavuşturulmalıdır.
Diyanet kelimesi, tarihçesi boyunca kabaran diyanet dosyası sayesinde,
kirlenmiş ve kokuşmuştur. İşe, bu kavramı atarak başlamak lâzımgelir.
Onun yerine “Din İşleri Reisliği”, ne güzel bir alternatiftir. Bu
reisliğin rütbesi de, dediğimiz gibi hükümetüstü, siyasetüstü, yasama
organına paralel bir mevkide, kendi mevzuunda her şeyin üstünde
olmalıdır.
Laikliğin bir gereği olarak, devlet dinden elini çekmelidir. Nasıl ki,
sivil devlet olmak, askerlik uğraşını askerlere bırakmayı gerektirir.
Aynı şekilde laik devlet olmak da, din işlerini din adamlarına
bırakmayı gerektirir. Onun için, Din İşleri Reisliği, tıpkı modern
devletlerde ordunun yeri gibi, okuluyla, akademisiyle, cami ve imam
varlığıyla “özerk” bir kurum olmalı ve her önüne gelen Din İşleri
Reisi’ne iş buyuramamalıdır. Asker nasıl siyasetin dışında
tutulmalıysa, din işleri reisliği de aynı şekilde siyasetin dışında
tutulmalıdır.
Din İşleri Reisliği’nin kapısında “din ve dünya işleri ayrı değildir,
din, ahıret için dünyayı tanzim edici bir İlahî ölçüler manzumesidir;
her kim dine inanıyorsa, bu manzumeye uyar, her kim dine inanmıyorsa
uymaz; devletin, din ile dindar arasında vasıtalık görevi ve din işleri
reisliğine din dikte etme hakkı yoktur; laiklik de bu kadardır…”
düsturu yer almalıdır.
Din İşleri Reisliği, sadece ülke içine yönelik olarak değil, bütün
İslâm âlemine ve bütün insanlığa yönelik olarak proğramlanmalıdır.
Dinin asliyeti olması gereken millî din anlayışımız, tüm insanlığa ilân
edilmeli, Avrupa’dan Asya’ya, Afrika’dan Amerika’ya kadar her diyarda
bu ilânını öğretici ve hizmet götürücü olarak uygulamalıdır. Hâsılı Din
İşleri Reisliği, sadece ülke içinde değil, tüm dünyadaki dindarları
bağlayıcı bir uzmanlık ve fetvâ makamı olmalıdır.
Kızılay ve Yeşilay gibi kuruluşlar, millî şefkat ve hayır elimiz
olarak, Din İşleri Reisliği’ne bağlanmalıdır. Dünyanın her köşesindeki
Müslümanlara ve muhtaçlara bu şefkat ve hayır ellerimiz uzanmalı ve her
uzandığı noktada Din İşleri Reisliği’nin broşürlerini bırakmalıdır. Ve
bu kuruluşlar Kızılay ve Yeşilay’la sınırlandırılmak zorunda da
değildir; devlete ait tüm yardım ve hayır kuruluşları bu kapsama
girebilir…
Din İşleri Reisliği, bugünkü diyanetin uyduruk ve üfürük dini yerine
gerçek İslamiyet ölçülerince oluşturulmalı ve bu ölçülerin dışında
kalan hiçbir mezhep, tarikat, cem evi vesaire arayışlarla ne dost, ne
de düşman olarak hiçbir ilgisi bulunmamalıdır. Aksine, bu ölçülere uyan
bütün tarikat, cemaat ve oluşumları içine almalı ve bünyesinde temsil
payesiyle onurlandırmalıdır.
***
Bu türlü bir reforma reform mu yoksa inkılap mı denir bilemeyiz ama,
bundan doğacak binbir faydayı tek tek sayabiliriz. Her şeyden önce,
din, bazıları için “birinci tehdit” olmaktan çıkar. Daha da önemlisi,
lider ülke olmak kurusıkı lâflarla değil, yepyeni bir insaniyet hamlesi
ve bu hamlenin örnekleştirilmesiyle olur. Ve bunun birinci şartı da
diyanetin ve onun sahte din politikasının lağvedilmesi ve din işlerinin
“özerk” bir statüye kavuşturulmasıdır.
|