.

.

Alimler

E-posta Yazdır PDF

ŞEHİD HIZIR EFENDİ

Şehid Hocamız Hızır Efendi r.aleyh

Allahu tealaya hamd olsun, Habibi s.a.v, âl ve ashabına salat ve selam olsun....

Hızır Efendi r.aleyh cemaatimizin önemli şahsiyyetlerinden biridir. Efendi hazretlerimizin k.s. damadı idi. Hanımı da kendinden bir kaç sene sonra vefat ertti, şehitlikte sakızağacı kabristanlığında yanyana yatmaktadırlar. Allahu teala dünyada ve kabirde beraber eylemiş, ahırette de ayırmasın.. Âmin....

Hızır efendi ile özel bir çok hatıramız vardır. Kendisi tasavvuf konusunda çok kabiliyyetli idi, ancak kendini saklardı, herkese fazla sır vermezdi.
İlim bakımından da mükemmel idi, sohbetleri son derece etkiliydi. Bir gece bu fakirin imam olduğu gecekondu mahallesine bir kaç hoca arkadaşıyla gelmişlerdi. Yatsıdan sonra geç saatlere kadar sohbet etti, camide durmayan cemaat gık demeden gece yarısına kadar sohbetini dinledi...

Hızır efendi aynı zamanda çok vefakârdı, ihvanını mutlaka ara sorardı... Bir keresinde bu fakir hasta olmuştum, bir müddet cemaatten uzak kalmıştım, beni arayıp Üsküdar-Örnek mahalledeki rahmetli babamın evinde bulup ziyaret ettiler, ihtiyaçlarımı giderdiler... Allah rahmet eylesin.

Hızır efendinin aile içi davranışları da son derece mükemmeldi... Hanımı hasta olduğundan bir çok ev işlerini dahi Hızır Efendi görürdü, yine de cemaat hizmetlerini aksatmazdı....

Edebiyyat fakültesine gittiğimiz senelerin sonlarında Hızır Efendinin de orda olduğunu öğrendik, daha sonra kıyafet meselesi yüzünden dışardan devam ile okulu bitirmişti. Askerliğini sakallı olarak yapmış derlerdi.
Fakültede bulunan bir öğretim görevlisi, aynı zamanda başka bir şeyhin de damadıymış. Hızır Efendi ile onu bir mescitte münazara için davet etmişler. Karşılaştıkları zaman Hızır Efendi sormuş, islami eserlerden hangilerini okudunuz,..... Biz şu şu kitapları okuyruz ve okutuyoruz, siz hangilerini okudunuz....? Cevap verilmeyince, artık münazaraya gerek olmadığı anlaşılmıştı....

Hızır Efendi son senelerinde ortaya atılan bir çok dedikodudan (Şeyh olacak v.s.) son derece rahatsız oluyordu, bu yüzden şehid olmayı isterdi.... Son gittiği hac yolculuğunda ısrarla şehit olmak için dua ettiğini söylediler. Ve neticede arzusuna ulaştı, hem de cami içinde ve sohbet sonunda..... Allahu teala bizleri de şefaatine nail eylesin.
Şehid olduğu günlerde dervişlerden biri şöyle bir rüya görmüş: Hızır efendi ahırete gidince ahıret ehli onu karşılamışlar, öyleki 15 günden fazla olduğu halde daha henüz tebrik için gelenler yarıya gelmemiş... Hüsnü zannımız odur ki ahır zamanda alim ve şehit olan kişiler, evvelki dönemlerde olmayan bir çok özelliklere nail olacaklardır.
"Ümmetimin evveli mi yoksa sonu mu hayırlıdır bilinmez" hadisi şerifi bunu ifade eder...

İlk zamanlarında Hızır Efendi Fatih camisinde bir ay boyunca sabah namazını kılmak için düzenli olarak gidermiş, zira bunu yaparsa Hızır a.s. ile görüşeceğini öğrenmişti. Son gün yolda giderken karşısına biri çıkıp "Senin Hızır'ın orda" diyerek ismailağa camiini göstermiş... Hemen dönüp gelerek Efendi Hazretlerine intisap etmiş.

Bir gün Efendi Hazretlerine bir soru sorulmuş, Efendi Hazretlerimiz direk cevap vermek istemez, hemen fıkıh kitabına müracaat ederdi. Buyurmuş ki "Damad'ı getirin"... Orda bulunan bilgisizlerden biri koşup Hızır Efendiye "Efendi hazretleri seni istiyor" demiş. Hızır Efendi de hemen koşup gelmiş efendi Hazretlerinin karşısına.... Efendi hazretleri niçin geldiğini sormuş, Siz emretmişsiniz Efendim, deyince, Efendi hazretleri gülmüş..... Yani Damad isimli kitabı getirin de meseleye bakalım buyurmuşlar, ama ilimden haberi olmayan bir kardeş gidip Efendi Hazretlerinin Damadı nı çağırmış......
Allahu teala her yerde işlenecek edebi bize bildirsin.... Gününüz mübarek olsun....
E-posta Yazdır PDF

ŞEHİD BAYRAM HOCAMIZ

Şehid Bayram Hocamız

Allahu tealaya hamd olsun, Habibi Muhammed Mustafa'ya salat selam ve tazim olsun.

Muhterem kardeşlerimiz! Bir çok kardeşimiz Bayram hocamızla alakalı hatıralarımızdan bir şeyler yazmamızı bizden istiyordu, bu gece (25 Ramazan gecesi saat 00.28 de) bir şeyler yazayım dedim ve aklıma gelen hatıralarımızdan bir nebze olsun bahsetmek istedim.
Şehid Bayram hocamızı ilk zamanlarında İsmailağa'da gördüğümüzde kendisi vazifeli olduğu camiden gelirdir sabahları yapılan hatmi hocaya katılır ve sırası gelen günlerde ateşli ateşli mektubat okurdu...

İlerleyen zamanlarda halinde tasavvufi bir değişiklik görülmeye ve artık tasavvufla alakalı mektupları okur olduğunu görmeye başladık. Bu hal epey devam etti, öyle ki artık mektubat okuma işi nerdeyse ona kalmıştı.
Rahmetli hocamız kürsüye çıkınca bir başka olurdu, bazen coşar bazen hüngür hüngür ağlardı ve cemaati de ağlatırdı.
Bir keresinde yine hislerine kapılmış ve bir müddet kürsüde iken ağlamaya başlamıştı. Efendi hazretlerimiz k.s. "Orası ağlama yeri değildir" diye ikaz edince hemen topralanıp sohbete devam etti ve daha sonraki günlerde bu hali ondan alındı, artık nadiren hislerine yeniliyordu, mektubatın zor ve hiç okunmayan bölümlerini okuyordu.

Efendi Hazretlerimiz k.s. seferde hac veya umre ziyaretinde olduğu zaman pazar sohbetini hoca efendiler sırayla yaparlardı (şimdi birileri konmuş kimseye koklatmıyor, düzelir inşaallah). Bir pazar sohbetinde saatlerce süren sohbette Rahmetli Bayram hocamız coşmuştu, öyleki cemaati bazen güldürüyor bazen ağlatıyordu, kendisi de aşka gelmiş sünnetin ihyasından ve Efendi hazretlerini taklitten bahsederken gömleğinin yakalarını ve manşetlerini söküp attı ve uymak-ittiba için bu ilavelerden de geçmek lazım geldiğini bizzat fiili ile gösterdi.

Bayram hocamızla özel sohbetlerimiz hasbıhallerimiz olurdu. Bir keresinde kendisine dedim ki: Hocam şu arapça ibareleri bir türlü düzgün hatasız okuyamıyorum, ne yapayım nasıl hallediym... dedim.
Rahmetli dedi ki: Ali hoca düzenli derslere devam edersen hallolur.... Nitekim bir müddet sonra iş kendi kendine halloldu ve harekesiz ibareler bizlere çok kolay oldu, elhamdulillah.

Bir gün medresemin bir ihtiyacı olmuştu, zenginlerden (Allah onları ıslah eylesin ve en isabetli yerlere vermelerini nasip eylesin) istediğimiz meblağı bulamamıştım. Yolda bayram hocamızı gördü ve kendisine ilim medresesinin ve talebelerin hallerinden ihtiyacından bahsettim, çaresizliğimi anlatmaya çalıştım... Bir de ne göreyim rahmetlinin gözleri dolmuş, cebindeki bütün parasını çıkartıp bana verdi ... Al bundan başka param yok... dedi. Ben şaşırmıştım, gayem dertleşmek ve içimi dökmek idi, ama o bunu kendi üzerine aldı ve hemen gereğini yaptı.... Allah rahmet eylesin.....

Bayram hocamız gerçekten çok hisli hassas aşık biriydi... Bir gün Sütlüce'deki adakçı abimizin yerine gitmiştim. Kapıda duran abi : Bayram hocam içerde.. dedi. Ben de hemen gireyim de selam vereyim dedim, bir de ne göreyim Bayram hocamız koyunları karşısına almış kendisi de Rahman suresini okuyordu, koyunlar sessizce dinliyorlardı. yanına yanaştım ve sessizce bekledim. Okuyuşunu bitirince selamlaştık musafaha ettik ve dedi ki: Ali hoca insanlara derdimi anlatamıyorum, hiç olmazsa bu hayvanlar beni dinliyor.... dedi...

Bir gün ismailağanın şadırvanında kendisiyle karşılaştık, selam ve bir iki sözden sonra... Hocam ben niçin kitap tercüme ediyorum, biliyormusun, dedim. Neden? dedi.
Dedim ki; Hocam medresedeki erkek talebelerim hanımların tercüme ettiği eserleri almış okuyorlar. Biz erkek olduğumuz halde bu iş nasıl olur. Erkek hocaların şerefini korumak için bu işe giriştim... dedim.
Bayram hocamız bir güldü ki , evet doğru söylüyorsun, hanımlar öyle kitaplar okuyor ki nerdeyse yakında sokağa çıkamayacağız dedi.... hep beraber yine gülüştük...

Bayram hocamız bazı sohbetlerinde ince siyasi konulara da işaretler verirdi, cemaatimizin gidişatı ve selameti hakkında ipuçları verirdi, şimdi bunları daha iyi yorumlayabiliyoruz.... Bu hususlar bir müddet daha kapalı kalacaktır. Bir sözünü söyleyeyim : Efendi Hazretleri sağ olsun da konuşamasın, sağ olduğunu bilelim, bu bize yeter.....

Hocalar arasında elbette bazı kıskançlıklar olur, bu husus Bayram hocamız hakkında da oluyordu. Bir gün Bayram hocamızın bozuk kişilerin eserlerini okuttuğu şeklinde bir söz kulağıma geldi, hemen kendisini haberdar ettim.. Yanımda Efendi Hazretlerimizi k.s. telefonla arayıp böyle bir söz konuşulduğunu haber verdi.. Efendi Hazretlerimiz k.s. asla bunun doğru olmadığını ve kendisinden razı olduğunu Bayram hocamıza söyledi....

Şu an bu kadarla yetinelim... Bereket olur inşaallah.. Selam ve dua ile geceniz mübarek olsun...
E-posta Yazdır PDF

EY BALIKLAR! REİSİNİZ KİM?

balk2.gifHızır Efendinin Hallerinden

Zuhurat ve keramete hiç kıymet vermediği halde lüzumunda salahiyetini ortaya koyardı. Malatya'nın Darende ilçesinde emr-i bil-maruf için gittiklerinde, bir havuz kenarında istirahat ediyorlardı. Abdulmetin hoca şakayla karışık Hızır Efendi'ye havuzdaki balıkları göstererek;
__ Hocam sen bizim kafile reisimizsin! Şu balıkların da bir reisi olmalı. Ona seslen senizde yanımıza gelse! dedi.
Hızır Efendi ısrara dayanamayıp balıklara;
__ Ey balıklar! Ben Mahmut Efendi Hazretleri'nin damadı Hızır Şu anda ben bu cemaatin reisiyim. Sizinde reisiniz kimse çıksın şuracıkta önümüze gelsin, diye seslendi.
O anda arkalardan büyükçe bir balık çıkıp öne doğru gelip başını sudan çıkarıp Hızır Efendi'ye bakmaya başladı. Bu manzara karşısında cemaat hayrete düşmüş, Hızır efendi ise mahcup duruşu ile tebessüm ediyordu.
Dinin temizlik olduğunu kendine has bir uslüpla ihsas ettiren Hızır Efendi sabunla elini yıkadığında sabunu da yıkar yerine koyardı. Cemaatine de, ''lavaboda ağzınızı çalkaladığınızda ilk aldığınız suyu yutun ki yemek kırıntıları lavaboya dökülmesin'' buyururdu.


Perşembe, 07 Ağustos 2008 11:19 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Hızır Efendinin Şehadeti r.aleyh


hzr_efendi2.gifBirçokların cefasına katlanmayı, terk etmekten daha hafif gördüğü dünya, onun gözünde bir bedenin sığacağı mezardan ibaretti. Şehitlik mezarlığında bir mezarı olmadığı için üzüldüğünden bu dünyada gam çektiği başka birşeyi yoktu. Sonunda çok istediği şehitliği de, mezarıda genç yaşında elde etmiş, giderken geride bıraktığı sevdiklerine, bağlı bulunduğu asil yolun mensubuna neler bahşaettiğini öğreten temiz bir hayat hediye etmiştir.

Perşembe, 07 Ağustos 2008 09:55 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Muhammed Sabunî

 Suriyeli Alim Muhammed Sabûnî!

 

Bu Zat aslen Suriyeli olup ordaki sıkıntılar nedeniyle Suuda geçmiş ve ilmi çalışmalarına orda devam etmektedir. Efendi Hazretleriyle tanışmış hatta ona intisab etmiştir.

İstanbula geldiğinde İsmailağa’ya gelmişti, bizler Efendi Hazretleriyle birlikte usul dersine hazırlanıyorduk. Dersi okuyacak olan Şaban Efendiyi bekliyorduk. O sıra Muhammed Sabunî okuduğumuz kitabı ve ilmin nevisini sordu. Mir’at isimli en ağır konuları ihtiva eden usul kitabı olduğunu söylediler. Sabunî eline kitabı alıp şöyle bir göz gezdirdi. Biraz sonra bizlere dönüp, -İşte ilim budur- dedi.

Cuma, 01 Ağustos 2008 18:47 tarihinde güncellendi

Sayfa 1 - 3

  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.